Baꢀvuranın yargılamanın adilliğine iliꢀkin ꢀikayetiyle ilgili olarak, AĐHM, yerel
mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel koꢀullarına dayanılarak verildiğini
gözlemlemektedir. AĐHM, yerel mahkemelerin dava konusu olayları saptarken veya iç
hukuku yorumlarken keyfi ya da makul olmayan bir ꢀekilde hareket ettikleri sonucuna varmak
için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Bu bakımdan, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali
sözkonusu değildir. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca,
sözkonusu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar
verir.
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca yargılamanın uzun sürdüğüne iliꢀkin ꢀikayetin
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir
niteliktedir.
Sözkonusu davada gözönünde bulundurulması gereken süre, 24 Kasım 1999 tarihinde
baꢀlayıp 14 Nisan 2006 tarihinde sona ermiꢀtir. Bu nedenle yargılama, iki aꢀamalı yargıda altı
yıl dört ay sürmüꢀtür.
Hükümet, yargılamanın makul süreyi aꢀmadığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın
avukatının birkaç kez süre uzatma talebinde bulunması ve altı duruꢀmaya katılmamasının da
yargılamanın uzun sürmesine yol açtığını iddia etmiꢀtir. AĐHM, yargılama süresinin makul
olup olmadığı konusunun davanın koꢀulları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile
ilgili makamların tutumu ve tartıꢀmada baꢀvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütlere
atfen değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender / Fransa, no. 30979/96). AĐHM,
sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 6/1 maddesinin
ihlalini tespit etmiꢀtir (Frydlender, yukarıda kaydedilen).
AĐHM, sözkonusu davada, Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı
vermesinin üç yıl dokuz ay sürdüğünü gözlemlemektedir. Bunun ardından, dosyanın
gönderildiği Đzmir Aile Mahkemesi on üç ay sonra görevsizlik kararı vermiꢀtir. Bunun
sonucunda, davanın esasına iliꢀkin ilk karar beꢀ buçuk yıl sonra verilebilmiꢀtir. AĐHM’ye
göre, baꢀvuranın avukatının bazı duruꢀmalara katılmaması yargılamanın uzamasını haklı
çıkaramaz. Temyiz aꢀamasında önemli bir gecikme olmamasına rağmen, AĐHM,
yargılamanın ilk aꢀamasında geçen beꢀ yıl altı aylık süreyi çok uzun bulmuꢀtur. Konuyla ilgili
içtihadını gözönünde bulunduran AĐHM, sözkonusu davada toplam yargılama süresinin
(özellikle ilk derece mahkemesi önünde geçen sürenin) çok uzun olduğu ve “makul süre”
ꢀartını yerine getirmediği kanaatindedir. Buna göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
Adil tatmin hususunda, baꢀvuran maddi tazminat olarak 10,000 Türk Lirası (yaklaꢀık
4,600 Euro), manevi tazminat olarak 10,000 Türk Lirası talep etmiꢀtir. Hükümet, bu taleplere
itiraz etmiꢀtir. Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı
bulunmadığını kaydeden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, baꢀvuranın
manevi zarar görmüꢀ olabileceği kanaatindedir. Dolayısıyla, sözkonusu dava koꢀularını göz
önünde bulunduran AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 3,000 Euro manevi tazminat
ödenmesine karar vermiꢀtir. .
Baꢀvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama
masraf ve giderleri için 10,000 TL talep etmiꢀ, ancak iddiasını destekleyici herhangi bir belge
sunmamıꢀtır. AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı
3