C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SÜRMELĐOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 17940/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 17940/03 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Nimet Sürmelioğlu’nun (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM)  
13 Mayıs 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara barosu avukatlarından T.N.  
Cuhruk ve . Sarıhan tarafından temsil edilmektedir.  
12 Aralık 2006’da AĐHM bavurunun kısmen kabuledilemez olduğuna ve Hükümete  
yargılamanın uzunluğuna ilikin ikayetin tebliğ edilmesine karar vermitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1952 doğumlu olup Kayseri’de ikamet etmektedir.  
30 Haziran 1980 yılında bavuranın erkek ve kız kardeleri bir miras davası çerçevesinde  
Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bavuranın ve ölen babalarının einin yirmi beꢀ  
tapuluk miras payının iptali istemiyle bavurmulardır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 8 Haziran 1981 tarihinde tapuların tapu sicilinde kaydı olmadığını  
tespit etmive bu talebi reddetmitir.  
11 Mart 1982 tarihinde davacıların temyize gitmesi üzerine Yargıtay Đlk derece mahkemesinin  
kararını bozmutur.  
15 Haziran 1982 tarihinde Yargıtay bavuran tarafından yapılan kararın tashihi bavurusunu  
reddetmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 6 Aralık 1982 tarihli karar ile Yargıtay’ın geri gönderdiği karara  
uygun hareket etmitir. Mahkeme davacıların talebini yerinde bulmuve tapuların adlarına  
kaydedilmesine karar vermitir.  
Bavuran 22 ubat 1983 tarihinde bahse konu bu karar üzerine temyize gitmitir.  
Yargıtay 5 Temmuz 1983 tarihinde Đlk derece mahkemesinin davada davalının tenkis defini  
dikkate almadığı için ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Yargıtay 8 Aralık 1983 tarihinde davacıların kararın tashihi bavurularını reddetmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 21 Aralık 1983 tarihinden 27 Aralık 1990 tarihine dek yirmi kadar  
duruma gerçekletirmive bu durumalarda tarafları ve görgü tanıklarını tekrar tekrar  
dinlemive ihtilaf konusu taınmazların değerini saptamak amacıyla bilirkii incelemeleri  
istemitir. Bilirkii raporları 16 Kasım 1984, 19 Eylül 1989, 15 Mayıs ve 2 Aralık 1990  
tarihlerinde tamamlanmı, fakat bavuranlar bu raporlara karı çıkmılardır.  
Mahkeme 18 ubat 1991 tarihinde dava dosyasında yer alan unsurların tamamını ve bilirkii  
raporlarını dikkate alarak ihtilaf konusu taınmazların değerini belirlemive davacıların  
bavuranın hissesine düen 1.677.166 TL.’yi bavurana ödemesine karar vermitir.  
2
Tarafların temyize gitmeleri üzerine Yargıtay 11 ubat 1992’de tasarruf nisabının yanlıꢀ  
hesaplandığını saptayarak kararı bozmutur.  
Asliye Hukuk Mahkemesi geri gönderilen karar üzerine 26 Ekim 1992 tarihinde mirasçıların  
hisselerine göre taınmazların tapuya tescil edilmesine karar vermitir. Bavuranın mirastaki  
payı 9/16 olarak belirlenmitir.  
25 Mayıs 1993 tarihinde Yargıtay durumalar sırasında davalıların tenkis definden  
vazgeçtiklerini gözlemlemi, ilk derece mahkemesi hakimlerinin karar vermeden önce bu  
konuda yorum yapmadıkları gerekçesiyle kararı bozmutur.  
Yargıtay 22 Aralık 1993 tarihinde bavuran tarafından yapılan tashih bavurusunu  
reddetmitir.  
27 Ocak 1994 tarihinden 7 Mayıs 1998 tarihine dek mahkeme otuz altı duruma  
gerçekletirmi, bu durumalar boyunca esas olarak tarafları yeniden dinlemive yeni bilirkii  
incelemeleri talep etmitir. Bu bağlamda, 20 Nisan ve 24 Mayıs 1995’te bilirkiilerin,  
mahkeme üyelerinin ve tarafların avukatlarının katılımıyla ilgili yerlere keifte  
bulunulmutur. Bilirkii raporları mahkemeye ve taraflara 7 Mart ve 1 Aralık 1997  
tarihlerinde iletilmitir.  
Mahkeme 23 Haziran 1998 tarihinde daha önceki 26 Ekim 1992 tarihli kararını yinelemitir.  
Yargıtay Genel Kurulu 21 Ekim 1998 tarihinde 23 Haziran 1998 tarihli kararı onamıve  
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göndermitir.  
Yargıtay Genel Kurulu 2 Haziran 1999 tarihinde davacılar tarafından geç bavuru yapıldığı  
gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talebini reddetmitir.  
Yargıtay 8 Kasım 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin 23 Haziran 1998 tarihli kararını  
bozmutur.  
Đlk derece mahkemesi 1 Kasım 2001 tarihinde onanan 27 Eylül 2001 tarihli bir karar ile maddi  
hatanın düzeltilmesinin ardından 15 Mayıs 2001 tarihli yeni bilirkii raporuna dayalı olarak  
ihtilaf konusu taınmazların davacılar adına tapuya tescil edilmesi karılığında bavurana  
4.291.858.500 TL ödenmesine karar vermitir.  
Yargıtay 18 Nisan 2002 tarihli bir karar ile ilk derece mahkemesinin bu kararını onamı, 18  
Kasım 2002’de kararın tashihi bavurusunu reddetmitir. Böylece 27 Eylül 2001 tarihli karar  
(1 Kasım 2001’de düzeltilmitir) nihai hale gelmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargı sürecinin uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»  
ilkesinin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
3
Hükümet ilk olarak AĐHM’nin ratione temporis bakımından yetkisizliği hakkında  
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu bağlamda bavuranın erkek ve kız  
kardelerinin ilk derece mahkemesine bavuruda bulundukları 30 Haziran 1980 tarihinden  
Türkiye’nin bireysel bavuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihine kadar geçen süre  
zarfında AĐHM’nin yetkili olamayacağını belirtmektedir.  
Hükümet gibi AĐHM de sözkonusu ikayete ilikin ratione temporis yetkisinin Türkiye  
tarafından bireysel bavuru hakkının tanındığı 28 Ocak 1987’den itibaren geçerli olacağını  
değerlendirmektedir. (Bkz. özellikle Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye, 25 Mart 1996, Cankoçak-  
Türkiye no: 25182/94 ve 26956/95, 20 ubat 2001; ahiner-Türkiye no: 29279/95).  
Sonuç itibarıyla AĐHM dikkate alınması gereken dönemin 28 Ocak 1987 tarihinde baladığını  
kaydetmektedir. Ancak, bu tarih itibariyle davanın 6 yıl 8 aydır sürmekte olduğunu da göz  
önünde bulunduracaktır.  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği ve altı ay kuralına riayet edilmediği yönünde de  
itirazlarını da yapmakta ve AĐHM’yi ikayeti kabuledilemez bulmaya davet etmektedir.  
Hükümet yazılı görülerinde bavuranın AĐHM önünde yapmıolduğu ikayeti iç hukuktaki  
mahkemeler nezdinde dile getirmediğini savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM daha önce de yargı sürecinin uzunluğuna ilikin Hükümet tarafından dile getirilen  
benzer itirazların bavuranların iç hukukta etkili bir bavuru yolu bulamaması nedeniyle  
reddettiğini hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 mutatis  
mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995). Bu bavuruda Hükümet  
tarafından sunulan görüler bu içtihadın dıına çıkılmasına olanak tanımamaktadır.  
Altı ay kuralına riayet edilmemesi ile ilgili AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi gereğince iç  
hukukta 18 Kasım 2002 tarihinde alınan nihai kararın ardından altı ay içinde 13 Mayıs 2003  
tarihinde AĐHM’ye bavurunun yapılması doğrultusunda ikayetin kabuledilemez ilan  
edilemeyeceğini tespit etmektedir.  
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavurular kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
1. Dikkate alınacak dönem  
Hükümet sözkonusu sürecin 30 Haziran 1980’de balayıp 18 Kasım 2002’de tamamlandığını  
gözlemlemektedir. Bu süreç yirmi iki yıl dört buçuk ay sürmütür. Hükümet buna karılık  
AĐHM tarafından dikkate alınması gereken sürenin 28 Ocak 1987 yılından itibaren  
baladığını, bunun yaklaık on beyıl dokuz ay olduğunu yinelemektedir.  
Bu son hususta bavuran Hükümet tarafından sunulan görülere karı çıkmamaktadır. Ancak  
bavurana göre AĐHM –Hükümetin savunduğu ekliyle- dikkate alınması gereken dönemi 28  
Ocak 1987 yılı olarak saptasa bile sözü edilen süreç aırıdır.  
4
Sonuç olarak dikkate alınması gereken son tarih Yargıtay’ın kararını aldığı 18 Kasım  
2002’dir. Yargı süreci iki dereceli mahkemede on üç kez ele alınarak yaklaık on beyıl  
dokuz ay sürmütür.  
2. Yargı sürecinin uzunluğunun makul yapısı  
Hükümet yargı sürecinin uzunluğunun aırı olmadığını gözlemlemekte ve AĐHM’den ikayeti  
dayanaktan yoksun bularak kabuledilemez ilan etmesini talep etmektedir. Hükümet öncelikli  
olarak ilk derece mahkemesinde verilen yedi hüküm, Yargıtay’da, düzeltme kararları dahil  
alınan on bekarar (mirasçı veya mirasçıların tespiti, ilk derece mahkemesinde dava  
konusunun yeniden vasıflandırılması, dava konusu arazilerin çokluğu, bilirkii  
incelemelerinin çokluğu, taınmazların değerini saptamak için karı bilirkii incelemeleri,  
mirasçıların hisselerinin tespiti amacıyla bilirkiilerin arazide inceleme yapmaları)  
çerçevesinde sözkonusu davanın karmaık bir yapısının olduğunun altını çizmektedir.  
Hükümet ayrıca iç hukukta alınan karar sayısının çokluğunun esasen kendi tasarruflarındaki  
her bavuru yolunu kullanan bavuranların tutumundan ileri geldiğini gözlemlemektedir.  
Temyiz mahkemesi olarak hareket eden Yargıtay önündeki dava süresi, özellikle tarafların  
sistemli bir ekilde ilk derece mahkemesinde itirazda bulunmaları ve düzenlenen bilirkii  
raporlarına sürekli itiraz etmelerinden kaynaklanmıtır. Ayrıca çağrıldıkları halde kimi  
durumalara katılmayan bavuranın ve avukatlarının tutumu da yargıyı geciktirmitir.  
Bavuran Hükümetin görüüne karı çıkmaktadır. Bavurana göre yargı sürecinin  
uzunluğunun temel nedeni iç hukuktaki mahkemelerin dava konusunun vasıflandırılmasındaki  
ve usul hukuku uygulamaları ile sözkonusu taınmazların değerlerinin hesaplanmasında  
yapılan maddi hatalardır. Bavuran bilhassa yargılamanın baında tenkis definin yalnızca ilk  
derece mahkemesi iki hüküm, Yargıtay da iki karar verdikten sonra hesaplanmaya  
balandığının altını çizmektedir. Dahası hesaplamanın yanlıyapılması yeni bilirkii  
incelemelerini gerektirmive gecikmelere yol açmıtır.  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler önündeki tutumuna ilikin, iç hukukta kendini tatmin  
etmeyen kararlara itirazda bulunmak için kendi tasarrufunda bulunan bavuru yollarını  
kullanğını belirtmekte, bazı durumalara katılmamasının yargı sürecini etkilemediğini ileri  
sürmektedir. Bavuran özellikle 1997 ve 1998 yıllarında yapılan durumalara katılmadığını,  
mahkemenin kararında ısrar etmesi ve davanın bilirkii yoluyla inceleniyor olması  
doğrultusunda bu durumalara katılmayı gerekli görmediğini ifade etmektedir.  
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın karmaıklığı,  
bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve bavuran için neyin tehlikede olduğu gibi, içtihadında  
yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında  
Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 30979/96).  
AĐHM davanın özellikle ilgili arazilerin sayısının yüksekliği (toplam yirmi be), sözkonusu  
miras hisselerinin belirlenmesinin gerekmesi, mirasçıların hisselerinin hesaplanması, hak  
sahiplerinin saptanması ve kimliklerinin belirlenmesi ve bunlara dair birçok bilirkii  
incelemelerinin yapılması ölçüsünde belirli bir karmaık yapısının olduğunu tespit etmektedir.  
Bununla birlikte davanın karmaık yapısı yargı sürecinin uzunluğunu haklı göstermez.  
5
AĐHM bavuranın tutumu ile ilgili olarak adı geçenin normal bir tutum gösterdiğini, ayrıca,  
yapmıolduğu bavuruların yerinde olduğunun ortaya çıkmıolması sebebiyle bu bavuruları  
yapmakla suçlanamayacağını gözlemlemektedir (Bkz. Piron-Fransa kararı, no: 36436/97, 14  
Kasım 2000). AĐHM ayrıca bavuranın ve/veya avukatlarının her seferinde iç hukuktaki  
mahkemeler huzuruna çıkmamalarının haklı gerekçelerinin olduğunu ve davanın o dönemde  
henüz hüküm aamasına gelmediğini saptamaktadır. Bilirkii raporlarının tamamlanması  
beklenirken durumalar mahkeme tarafından ertelenmitir.  
Ulusal mercilerin tutumuna gelince AĐHM, yargı sürecinde onlardan kaynaklanan birçok  
gecikme olduğunu tespit etmitir. AĐHM genel olarak dava koullarının bütünü ıığında, on  
beyıl dokuz ay, hatta sürecin tamamı dikkate alındığında yirmi iki yıl devam eden ve  
mirasın paylaılması tahririne dayalı süre ile AĐHS’nin 6/1 maddesinde yer alan makul süre  
koulunun aıldığına itibar etmektedir. Dolayısıyla bu sürecin yavailemesi yalnızca ulusal  
mercilerin sorumluluğundadır.  
AĐHM bundan önce de bu bavurudakine benzer sorunları ortaya koyan davaların ele  
alındığını ve bunların 6/1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz. sözü  
edilen Frylender kararı). AĐHM 6/1 maddesinin Sözlemeci Devletlere kendi yargı  
sistemlerini, mahkemelerinin özellikle makul süre de dahil, AĐHM’nin bütün gerektirdiklerini  
karılayacak ekilde gerekli yükümlülüklerin her birini düzenlemesi görevini yüklediğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no:  
25444/94, sözü edilen ahiner kararı).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemive Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını  
belirlemitir. Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM  
sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aırı ve «makul süre» kouluna aykırı olduğu  
sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran uğradığı maddi zarar için 1.755.171 Euro, manevi zarar için ise 100.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmitir.  
AĐHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu  
talebi reddetmektedir. Buna karın, bavuranın manevi açıdan haksızlığa uğradığına itibar  
eden AĐHM bavurana hakkaniyete uygun 7.500 Euro manevi tazminat ödenmesini  
kararlatırmıtır.  
6
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran rakam telaffuz etmeksizin yargı giderlerinin karılanmasını talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini  
kanıtlağı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bu nedenle, bavuranın  
yargı giderlerine ilikin talebini reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin bavurana manevi tazminat olarak 7.500 (yedi bin beꢀ  
yüz) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 19 ubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7