.. •,.  
^
^
. .............  
C O N S E IL D E ^  
L 'E U R O P E ■ ^  
^
A V R U P A  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MAÇİN- TÜRKİYE DA VASİ (No 2)  
(Başvuru no:38282/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
24 Ekim 2006  
îşbu karar AÎHS'nin 44§2. maddesinde belirdien koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (38282/02) başvuru noTu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşı EmfUİlah Maçin’in (başvuran) 5 Eylül 2002 tarihinde Avrupa İnsan Haklan  
Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi5ne  
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş ve M. Beştaş  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
Başvuran, 1974 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 29 Eylül 1998 tarihinde PKK’ya üye olduğu şüphesiyle yakalanarak gözaltına  
alınmıştır.  
Başvuran, 5 Ekim 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimi  
karşısına çıkarılmıştır. Yedek hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
DGM Cumhuriyet Savcısı, başvuran ve diğer dokuz kişi hakkında PKK’ya yardım ve yataklık  
etmek suçlamasında bulunarak Türk Ceza Kanunu’nuıı 125. maddesi uyarınca  
mahkumiyetlerini talep etmiştir,  
DGM, 12 Ekim 1998 ve 3 Haziran 1999 tarihleri arasında, aralarında askeri bir yargıcın da  
bulunduğu üç yargıçtan oluşan bir heyet halinde toplanarak beş oturum yapmıştır.  
Bu duruşmalarda, Mahkeme, sanıkları dinlemiş ve avukatların savunmalarını alarak bir tanığı  
mahkemeye çağırmış ve başka bir yargılama çerçevesinde açılmış takibat dosyasının mevcut  
dava dosyasına aktarılmasını talep etmiştir.  
1 Temmuz 1999 ve 20 Kasım 2001 tarihleri arasında DGM, üç sivil yargıçtan oluşan bir heyet  
halinde toplanarak on yedi duruşma yapmıştır. Bu süreçte, başvuranla beraber bir tanık da  
dinlenmiştir. Tanık, başvuranın adıgeçen örgüte mensup olduğunu kabul etmiş ancak hiçbir  
silahlı eyleme katılmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, dosya aktarımına ilişkin talebini  
yineleyerek sanık avukatlarını ve Cumhuriyet Savcısının esasa ilşkin taleplerini dinlemiştir.  
DGM, 16 Ekim 2001 tarihinde başvuranın davasının diğer suçortakİânnm davasından  
ayr1 1masına hükmetmiştir.  
DGM, 20 Kasım 2001 tarihinde başvuranı Devlet’in hakimiyeti altında bulunan topraklardan  
bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlere iştirak etmekten suçlıı bularak ölüm  
cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir.  
Bunun üzerine başvuran Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
27 Mayıs 2002 tarihinde Başsavcının başvurana tebliğ edilmeyen mütalaasına istinaden  
Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
›
I, A İH S N İN 6 . M A D D E S İN İN İH L A L İ İD D İA S I H A K K IN D A  
Başvuran, bir yandan yargılamanın bir bölümünde askeri bir yargıcın yer almış olması, diğer  
yandan ise sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuıulu’na bağlı olmaları nedeniyle  
kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin kendisine adil bir dâva güvencesi  
sunabilecek nitelikte bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir.  
Başvuran, ayrıca savunma hakkıyla ilgili müşterek hukuk kurallarından daha az elverişli olan  
yargılama kurallarına tabi tutulduğunu Ve sözkonusu haklarının kısıtlandığım iddia  
etmektedir. Bunun dışında başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın DGM’nin karar görüşmelerine  
katılmasından şikayetçi olmaktadır. Öte yandan başvuran, DGM Cumhuriyet Savcısı’ııın  
mütalaasının kendisine tebliğ edilmediği iddiasında bulunmaktadır.  
Son olarak AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran, yargılama süresinin makul süre  
ilkesinin gereklerine uymadığı kanaatindedir.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A . K a b ııled ileb ilirlik h a k k ın d a  
Hükümet, şikayetlerini yerel mahkemelere taşımayı ihmal etmiş olması sebebiyle içhukuk  
yollarının tüketilmediği gerekçesiyle AİHM’yi başvuranın şikayetlerini reddetmeye davet  
etmektedir.  
Başvuran, Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.  
DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlık eksikliğine ilişkin şikayet hakkında AİHM, Özel —  
Türkiye davasında (no: 42739/98, § 25, 7 Kasım 2002) benzer bir itirazı reddettiğini  
hatırlatmaktadır. AİHM, daha önceki kararım değiştirmesini gerektirecek türden herhangi bir  
gerekçe görmediğinden Hükümet’iıı itirazını reddetmektedir.  
Başsavcının mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin 35  
§ 1. maddesinde zikredilen içhukuk yollarının tüketilmesi kuralının, içhukukun İddia edilen  
ihlale yönelik etkili bir başvuru imkanı tanıdığı varsayımına dayandığım hatırlatmaktadır.  
Mevcut durumda AİHM, olayların gerçekleştiği dönemde ulusal hukukun başsavcının  
mütalaasının tebliğini öngörmediğini ve Hükümet’iıı bu konuda başvuranın hangi türden bir  
başvuru imkanından yararlanabileceğini belirtmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle  
Hükümet’in İtirazı kabul edilmeyecektir.  
Yargılama süresine ilişkin şikayete gelince AİHM, daha önce de başka fırsatlarla Türk Hukuk  
düzeninin yargılaııabilirlere, AİHSnin 13. maddesinde yer alan anlamıyla yargılama süresi  
hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayacak etkin bir başvuru imkanı sağlamadığını tespit  
ettiğini hatırlatmaktadır {Tendik ve diğerleri - Türkiye, no: 23188/02, § 36, 22 Aralık 2005).  
Sonuç olarak, başvuranın şikayetini iletmeyi olanaklı kılacak türden bir başvuru yolunu haiz  
olduğu kanıtlanamamıştı!1. Bu nedenle Hükümet’in itirazını kabul etmek mümkün  
olmayacaktır.  
ÂÎHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan  
edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca sözkonusu şikayetler hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesi taşımamaktadır. Bu nedenle bu şikayetlerin kabuledilebilir olduğunu ilan etmek  
uygun düşecektir.  
Cumhuriyet Savcısı’nın DGM’nin karâr görüşmelerine katılması hususuna gelince AİHM,  
olayların gerçekleştiği sırada yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 381 ve 382. madddeleri  
uyarınca yalnızca karar veren üç yargıcın görüşmelere katılmasının mümkün olduğunu tespit  
etmektedir. Şayet tartışmalı yargılama esnasında Cumhuriyet Savcısının görüşmelere  
katılmış olsaydı yasaya aykırı bir durum ortaya çıkmış olurdu. Bu durumda başvuranın  
şikayetini yerel mahkemeler önüne taşıması faydasına olurdu. Dosya unsurlarından anlaşıldığı  
kadarıyla böylesi bir durum sözkonusu olmamıştır.  
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 35 § 1. ve 4. maddeleri uyarınca içhukuk yollarının  
tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayetin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir ( Teslim Töre -  
Türkiye, no: 50744/00, 10 Haziran 2004).  
Neticede AİHM, Hükümet tarafından ileri sürülen kabuledilemezlik itirazının başvuranın  
savunma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayet bakımından incelenmeye gerek olmadığı  
kanâatine varmıştır.  
Bu bakımdan AİHM, başvuranın tartışmalı yargılama boyunca bir avukat tarafından temsil  
edildiğini ve savunmasının dinlenildiğini ve avukatının müdafaasını verdiğini tespit  
etmektedir. AİHM ayrıca, başvuranın şikayetini genel bir biçimde dile getirdiğini ve iddia  
edilen ihlalle ilgili olarak hiçbir ayrıntı sunmadığım tespit etmektedir. Bu yüzden başvuranın  
şikayeti hiçbir temele dayanmamaktadır. Bu nedenle, başvuranın şikayeti açıkça temelden  
yoksun olduğundan AİHSnin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
B. Esâsa dair  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde askeri bir hakimin bulunması hususuna gelince AİHM,  
başvuranın aralarında bir askeri hakimin yer aldığı tiç hakimden müteşekkil bir Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Önünde takibata uğradığını tespit etmektedir. Bu yargılama esnasında,  
Anayasanın 143. maddesinin 18 Haziran 1999 tarihinde 4388 sayılı kanunla değiştirilmesini  
müteakip, askeri hakimler Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarılarak yerlerine  
sivil yargıçlar atanmıştır. Başvuranın davasına bakan askeri yargıcın yerine de sivil bir yargıç  
atanmıştır.  
Bununla beraber, bir ceza davası esnasında askeri bir hakimin yerine sivil bir hakimin atanmış  
olması mevcut davada ortaya çıkan kurumsal sorunun çözümlenmesi için tek başına yeterli  
olmayacaktır. Yargılama sürecinin meşruiyetine ilişkin şüphelerin hakim heyetinin  
değişmesinden sonra ortadan kalktığının kanıtlanması gerekmektedir (Öcalan - Türkiye, no:  
46221/99, § 115, ve mutatis mutandis Ceylan - Türkiye, no: 68953/01, 30 Ağustos 2005 ).  
Böylelikle, ceza yargılamasının devam ettiği esnada askeri hakimin sivil bir yargıçla  
değiştirilmiş olması, mevcut davada ortaya çıkan kurumsal sorunu çözmek için yeterli  
olmayacaktır. Zira, hakim heyetinin değişmesinden sonra, yargılamanın kurallara uygunluğu  
üzerindeki şüphelerin ortadan kalmış olduğunun kanıtlanması gereklidir (Öcaîan - Türkiye,  
ı i o : 4 6 2 2 1 / 9 9 , § 1 1 5 , v e m u t c ı t i s m u t a n d i s C e y l a n - T ü r k i y e (karar), no: 68953/01, 30 Ağustos  
2005).  
Bu nedenle, herbir durumda öncelikle askeri hakimin dahil olduğu yargılama sürecinde  
gerçekleştirilmiş işlemlerin niteliğini incelemek ve “ön” işlemler ile “ esasa dair” işlemler  
arasına bir ayrım koyarak sözkonusu “esasa dair” işlemlerin askeri hakimin sivil bir hakimle  
değiştirilmesinden sonra kurallara uygun bir biçimde yinelenip yinelenmediğini tepit etmek  
gerekir (Öcalan, adıgeçen, § 117).  
AİHM, dosya unsurlarının incelemesinden, DGM’nin askeri hakimin de bulunduğu beş  
duruşma yaptığım ve bu duruşmalar esnasında Mahkemenin sanıkları ve avukatlarını  
dinlediğini, duruşmaya bir tanık çağırdığını ve bir başka yargılama çerçevesinde açılmış bir  
takibat dosyasının mevcut dava dosyasına aktarılmasını talep ettiğini tespit etmektedir. Askeri  
hakimin yerine sivil bir yargıcın atanmasından sonra DGM on beş duruşma yapmış ve bu  
duruşmalar sırasında başvuranı ve adıgeçen suç örgütüne mensup olduğunu kabul eden bir  
tanığı dinlemiştir. DGM, dosya aktarımına ilişkin taleplerini yinelemiş ve sanık avukatlarını  
ve Cumhuriyet Savcısının esasa dair taleplerini dinlemiştir. Karar, yalnızca sivil yargıçlardan  
oluşmuş bu mahkeme tarafından verilmiştir. Sivil yargıçlar, olaylara ve hukuka ilişkin  
unsurların tamamını incelemişlerdir.  
Bu şartlarda, yargılamanın tamamı dikkate alındığında ve başvuramn şikayetini destekleyecek  
uygun delillerin bulunmayışı dikkate alındığında AÎHM, mevcut davada askeri hakimin  
yerine sivil bir yargıcın atanmış olması başvuranı mahkum eden mahkemenin bağımsızlığına  
ve tarafsızlığına ilişkin şüpheleri dağıttığını kabul edebilir (Sevgi Yılmaz - Türkiye (karar), no:  
623330/00, 20 Eylül 2005).  
DGM nezdinde görev yapan hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağlı  
olmaları hususuna gelince AİHM, îmrek — Türkiye ((karar), no: 57175/00, 28 Ocak 2003)  
davası çerçevesinde başvuranlar tarafından ileri sürülen sorun hakkında görüşünü belirtme  
fırsatım bulmuştu. AİHM, sözkonusu şikayeti DGM nezdinde görev yapan hakimlere  
anayasa ve yasalar tarafından sunulan güvenceleri ve hakimlerin bağımsızlık ve tarafsızlığını  
sorgulamaya açık hale getirecek ııyguıı delillerin ortaya konulmadığı hususunu gözönünde  
bulundurarak geri çevirmişti ( bkz. Falakoğlu - Türkiye, (karar), no: 77365/01, 5 Haziran  
2003). Mevcut davada da durum böyledir.  
Bu nedenlerle AÎHM, bu noktada AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna  
varmıştır.  
2. Başsavcı nın mütalaasının tebliğ edilmemesi hakkında  
AİHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde benimsediği kararında, bu soruna eğilme  
fırsatı bulduğunu ve 6 § 1. maddenin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır ( bkz.  
Göç - Türkiye, no: 36590/97, §§ 55-58). A İH M m evcut davada, daha önce benim senm iş  
çözümden uzaklaşmak için hiçbir neden görmemektedir.  
Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
AİHM, gözönünde bulundurulması gereken yargılama sürecinin 29 Eylül 1998 tarihinde  
başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve Yargıtay’ın başvurana ilişkin mahkumiyet kararını  
onadığı tarih olan 27 Eylül 2002 tarihi itibariyle sona erdiğini kaydetmektedir. Böylelikle, iki  
dereceden mahkemede gerçekleşen sözkonusu yargılamada iki dereceden karar alınmış ve  
dört yıl sürmüştür.  
AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin adli yargılamaların ivedilikle yapılmasını salık verdiğini;  
ancak daha genel bir ilke olan adaletin iyi idaresi ilkesine de büyük önem atfettiğini  
anımsatmaktadır. Dava koşullarından, yetkili makamların bu temel gerekliliğin çeşitli yönleri  
arasında gözetilmesi gereken adil dengeye uygun bir tutum sergiledikleri anlaşılmıştır.  
Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesi anlamında “makul sürenin” aşılmadığı kanaatine  
varmaktadır.  
Bu sebeple 6 § 1. madde ihlal edilmemiştir.  
I I . A İ H S N İ N 4 1 . M A D D E S İ N İ N U Y G U L A N M A S I H A K K I N D A  
A. T a z m i n a t  
Başvuran, maddi zararının değerlendirmesini AİHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran  
ayrıca uğradığını iddia ettiği manevi zararın tazmini için 30 000 Yeni Türk Lirası (YTL) [16  
285 (Euro)]talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı tespit  
edemediğinden bu talebi reddetmektedir. İddia edilen manevi zarara gelince AİHM, mevcut  
dava koşullarında ihlal tespitinin kendi başına yeterli bir adil tatmin teşkil edeceği  
kanaatindedir.  
B . M a s r a f v e h a r c a m a l a r  
Başvuran, AİHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar İçin 9 350 YTL  
[5 0 7 5 E u ro ] ta le p e tm e k te d ir. B a şv u ra n , ç a lışm a sa a tle rin i g ö ste re n b ir a lın d ı v e D iy a rb a k ır  
Barosu5nuıı belirlediği avukatlık ücret tarifesini göstergesini Mahkeme’ye sunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHMnin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini  
ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul oranda  
olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları dikkate alan  
AİHM, yukanda belirtilen kriterlerin ışığında, tüm masrafları için başvurana 1 500 euro  
ödenmesinin makul olduğuna hükmetmektedir.  
C . G ecikm e faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’mn marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE  
'1 . D iy a rb a k ır D e v le t G ü v e n lik M a h k e m e s in in b a ğ ım s ız lığ ın a v e ta ra fs ız lığ ın a , Y a rg ıta y  
Başsavcısinın mütalaasının tebliğ edilmemesine ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin  
kabuledilebilir olduğuna, bunun dışındaki şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2 . Y a rg ıta y B a ş s a v c ıs in ın m ü ta la a s ın ın te b liğ e d ilm e m e s in e iliş k in o la ra k A İH S ’n in 6 § 1 .  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3 . D iğ e r ş ik a y e tle re iliş k in o la ra k A İH S ’n in 6 § 1 . m a d d e s in in ihlal edilmediğine;  
4 . M e v c u t k a ra rın b a ş v u ra n ın m a ru z k a ld ığ ı m a n e v i z a ra r iç in b a ş lı b a ş ın a y e te rli b ir a d il  
tatmin teşkil ettiğine;  
5. a) A İH S’nin 44 § 2 m addesi gereğince karam ı kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden miıaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana masraf ve harcamaları  
için 1 500 Euro ( bin beş yüz ) ödenmesine;  
b) s ö zk o n u s u s ü re n i n b i t t i ğ i t a r ih t e n i ti b ar en ö d e m e n i n y a p ıl m a s ı n a k a d a r H ü k ü m e t  
tarafından, Avrupa Merkez Bankasinm o dönem için geçeıii olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6 . A d il ta z m in e iliş k in d iğ e r ta le p le rin reddine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 24 Ekini 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.