AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MEDENİ KAVAK- TÜRKİYE DA VASİ  
(Başvuru no:13723/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
3 M A Y IS 2 0 0 7  
İşbu karar Sözleşme nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 13723/02 başvuru noTu davanın nedeni, Türk  
vatandaşı Medeni Kavak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 13 Şubat  
2002 tarihinde, Avınpa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34..  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak, AİHM  
önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.  
\
OLAYLAR  
'}  
1 9 6 6 d o ğ u m l u b a ş v u r a n D i y a r b a k ı r ’ d a i k a m e t e t m e k t e d i r .  
Başvuran 10 Aralık 2001 tarihinde yasadışı örgüte mensup olduğu iddiası nedeniyle  
yakalanmıştır.  
Başvuran 14 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dinlenmiştir. Başvuran daha sonra DGM yedek hakimi  
huzuruna çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Ardından  
başvuran Diyarbakır Cezaevi’ne götürülmüştür.  
(
Aynı gün DGM yedek hakimi, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Cumhuriyet  
Başsavcılığının talebi üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınması gereken ek tedbirlere  
ilişkin 430 sayılı Kanun Hükmünde Karamamenin 3 c) maddesine dayanarak, on günü  
geçmemek kaydıyla başvuranın sorgulanmak üzere Diyarbakır Jandarma Komutanlığıııa  
götürülmesine izin vermiştir.  
DGM 20 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na götürülmesinin  
mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle başvuramn avukatının itirazını reddetmiştir.  
Başvuran 11 Haziran 2002 tarihinde serbest bırakılmış ve 29 Nisan 2003 tarihinde  
aleyhinde yapılan suçlamalardan beraat etmiştir.  
Başvuran 13 Kasım 2003 tarihinde, 466 sayılı Kanuna dayanarak yasaya aykırı olarak  
tutulduğu gerekçesiyle tazminat talebinde bulunmak için Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
başvurmuştur.  
^
Ağır Ceza Mahkemesi 17 Eylül 2004 tarihinde, başvuranın 183 gün boyunca özgürlükten  
mahrum bırakıldığını ve bu dönem boyunca maaşını kısmen almaya devam ettiğini belirtmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın uğradığı gelir kaybını hesapladıktan sonra, uğranılan maddi  
zarar için başvurana î.400.185.474 TL ödenmesine hükmetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi  
başvuranın aynı zamanda 2.000.000.000 TL tutarında manevi zarara uğradığını belirtmiştir.  
Başvurana ödenmesi gereken toplam tazminat tutarı 3.400.185.474 [yaklaşık 1.885 Euro] TL’dir.  
Yargıtay 16 Şubat 2006 tarihinde bu kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I . A İ H S ’N İ N 5. M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I H A K K I N D A  
Başvuran, Jandarma Komutanlığı’nda tutulmasından ve bu tedbire itiraz etmek için etkili  
başvuru yolunun yanısııa tazminat hakkının da bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.  
Başvuran AİHS’nin 5§3, 4 ve 5 maddesi ile 13. maddesini ileri sürmektedir.  
2
Başvuran 23 Eylül 2004 tarihli görüşlerinde tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi  
olmakta ve AİHS’nin 5§3 maddesini ileri sürmektedir,  
AİHM, bu şikayetleri AİHS’nin 5§1 c), 3, 4 ve 5 maddesi açısından incelemenin yerinde  
olacağına kanaat getirmektedir.  
A , K a b u l e d i l e b i l i r l i k H a k k ı n d a  
/
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümefe göre  
başvuran, kanuna aykırı olarak yakalanan ya da tutulan kişilere tazminat verilmesine ilişkin 466  
sayılı Kanuna dayanarak zararının tazminini isteyebilirdi, Bu bağlamda Hükümet, başvuran  
beraat ettiğinden dolayı bu kanundan yararlanmak için koşulların oluştuğuna dikkat çekmektedir.  
Başvuran Hükiimefin argümanına itiraz etmekte ve tazminat davası açtığına dikkat  
çekmektedir. Başvuran bu başvurunun etkili olmadığını eklemektedir. Zira yargılama uzun  
olmakla birlikte verilen tazminat miktarı uğranılan zararı telafi edecek nitelikte değildir.  
AİHM bu itirazın, 5§5 maddesine dayandırılan şikayetin neden olduğu sorunlarla  
yakından bağlı olan sorunlar ortaya çıkardığını not etmektedir. Dolayısıyla AİHM itirazı esasla  
birleştirmeye hükmetmektedir.  
AİHM, tutuklu yargılanma süresi (5§3 maddesi) konusunda ise, başvuranın bu şikayeti  
ilk kez 23 Eylül 2004 tarihli görüşlerinde dile getirdiğini not etmektedir. Oysa başvuran 11  
Haziran 2002 tarihinde, yani şikayet mahkemeye sunulmadan altı ay sonra serbest bırakılmıştır.  
Dolayısıyla başvuru gecikmeli yapılmış olup, AİHS’nin 35§1 ve 4 maddesi uyarınca  
reddedilmelidir.  
AİHM, diğer şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini tespit etmektedir.  
Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa Dair  
1 . AÎHSnm 5§J c) Maddesi  
Başvuran ıncommımicado, yani sorgulamadan sorumlu jandarmaların tamamen insafına  
kalmış bir şekilde Jandarma Komutanlığı’nda tutulu bulundurulduğuna dikkat çekmektedir.  
Hükümet, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na getirilmesinin ve burada tutulu  
bulundurulduğu sürenin, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ulusal mevzuata  
uygun olduğunu savunmaktadır. Sözkonusu tutulu bulundurma, klasik gözaltı olarak  
değerlendirilemez. Hükümet, konuya ilişkin mevzuatın AİHM içtihadına göre değiştirildiğine  
dikkat çekmektedir.  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş ve  
AİHSnin 5§1 -c maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir {Karagöz-Türkiye, no: 78027/01 ve  
Dağ ve Yaşar-Türkiye, no: 4080/02). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten  
sonra Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat  
getirmektedir.  
3
AİHM, başvuranın ilk kez 10 Aralık 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 14 Aralık  
2 0 0 1 t a r i h i n e k a d a r g ö z a l t ı n d a k a l d ı ğ ı n ı g ö z l e m l e m e k t e d i r . B u t a r i h t e b a ş v u r a n C u m h u r i y e t  
Başsavcılığı tarafından dinlenmiş ve daha sonra yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. DGM yedek  
hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine  
nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yedek  
hakimin izni alınarak Jandarma Komutanlığına götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmiştir.  
Böylelikle başvuran kendini yaklaşık on gün boyunca gözaltına benzer bir durumda bulmuştur.  
AİHMnin Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından  
sonra Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil  
etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için güvenlik  
güçlerine teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek  
anlamına gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir kaç  
saat sonra yemden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 -c maddesi amacına uygun olma gereklilikleri  
ile bağdaşmamakta ve sorgulanan kişiyi gerekli bütün güvencelerden mahrum bırakmaktadır.  
Dolayısıyla AİHSnin 5§ 1 c) maddesi ihlal edilmiştir.  
2. AÎH S nin 5§4 M addesi  
Başvuran 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tutuklu yargılanma  
süresinden soma Jandarma Komutanlığına götürülmesine itiraz etmek için etkili başvuru  
yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.  
Hükümet, yedek hakimin sorgulama için Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi kararına  
başvuramn itiraz edebileceğini ileri sürmektedir. .  
AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, iç hukukta mahkemeyi 5. maddeye dayanan şikayetin  
içeriğini tanımaya yetkili kılan başvuru yolunun bulunmasını ve uygun telafi yolunun  
sunulmasını güvence altma aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu teoride olduğu kadar  
uygulamada da “etkili” olmalıdır.  
AİHM, 5§1 c) maddesi ile ilgili yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönüne alarak,  
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin, bu kanun gereğince alınan kararların  
etkili her türlü hukuki kontrolünü kapsamadığını not etmektedir.  
Dolayısıyla AÎHM, AÎHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
3. AÎHSnin 5§5 maddesi  
AİHM, 5. maddenin 5. paragrafına riayet edildiğini hatırlatmaktadır. Zira 5. maddenin 1,  
2, 3 veya 4. paragraflarına aykırı koşullarda gerçekleştirilen özgürlükten mahrum bırakmadan  
doğan zararın tazmini istenebilir (Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar). 5. paragrafta  
belirtilen tazminat hakkı, diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin ulusal makamlar ya da  
AÎHS kurumlan tarafından ortaya konulduğu takdirde sözkonusu olabilir (N.C.-İtalya, no:  
24952/94). Bu durum işbu davada da mevcuttur.  
Bu durumda AİHM, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi ve bu bağlamda  
etkili başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 5. maddesinin 1 c) ve 4 paragraflarının  
4
ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Geriye başvuranın uğradığı zarar için tazminat isteme  
olanağına sahip olup olmadığını belirlemek kalmaktadır.  
AİHM, başvuranın 29 Nisan 2003 tarihinde aleyhinde yapılan suçlamalardan beraat  
ettiğini not etmektedir. Başvuran beraat ettikten soma 466 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda tazminat davası açmıştır. 17 Eylül 2004 tarihinde  
başvurana özgürlükten mahrum bırakılmasından doğan maddi ve manevi zararlar adı altında  
3.400.185.474 TL (yaklaşık 1.885 Euro) tazminat ödenmiştir. Bunun için Ağır Ceza Mahkemesi  
sadece beraat kararına dayanmıştır. Sonuç itibariyle 466 sayılı Kanun, yasalara uygun olarak  
yakalandıktan ya da tutulu bulundurulduktan soma beraat eden herkesin uğradığı zararların  
Devlet tarafından ödenmesini düzenlemektedir. Dolayısıyla bu kanun uyarınca tazminat  
Ö d e n m e s i, tu tu lu b u lu n d u rm a n ın m e ş ru iy e tin i s a ğ la m a y ı a m a ç la m a m a k ta d ır. S o n u ç o la ra k ,  
başvuran, Jandarma Komutanlığina götürülmesi ve bu bakımdan başvuru yolunun bulunmaması  
nedeniyle tazmin edilmemiştir.  
Bundan dolayı AÎHM, mevcut davanın özel koşullarında, Türk hukukunun, manız  
kalınan özgürlükten yoksun bırakılma için başvurana tazminat hakkı sunmadığına kanaat  
getirmiştir. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmekte ve AİHS’nin 5§5  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A . T a z m i n a t  
Başvuran uğradığı manevi zarar için 20.000 Euro istemektedir.  
Hükümet bu tutara itiraz etmektedir.  
AİHM manevi zarar için başvurana 2.500 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat  
getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için 1.800 Euro istemektedir.  
Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.  
AİHM içtihadına göre bir başvurana, sadece gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda  
oldukları sabitlenen masraf ve harcamalar geri ödenebilir.  
AİHM, elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak,  
yapılan bütün masraflar için başvurana 1.000 Euro’dan adli yardım adı altında daha önce ödenen  
7 1 5 E u r o ç ı k a r ı l a r a k g e r i k a l a n m i k t a r ı n ö d e n m e s i n i n y e r i n d e o l a c a ğ ı n a k a n a a t g e t i r m e k t e d i r .  
C . G ecik m e fa izi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankasinm maıjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ön itirazını esasla birleştirmeye ve  
itirazı reddetmeye;  
2 . B a ş v u ru n u n 5 § c ), 4 v e 5 m a d d e s in e iliş k in ş ik a y e tle rin kabıdedilebilir, geri kalan kısm ının  
kabuledilemez olduğuna;  
3 . A İH S ’n in 5 § 1 -c , 4 , 5 m a d d e s in in ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz  
kum üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi  
tazminat için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ve masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’dan  
adli yardım adı altında alınan 715 (yedi yüz on beş) Euro düşürülerek kalan miktarın,  
miktarlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli oîan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda  
faiz uygulanmasına;  
5 . A d il ta z m in e iliş k in d iğ e r ta le p le rin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüztiğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine  
uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.