AİHM, başvuranın ilk kez 10 Aralık 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 14 Aralık
2 0 0 1 t a r i h i n e k a d a r g ö z a l t ı n d a k a l d ı ğ ı n ı g ö z l e m l e m e k t e d i r . B u t a r i h t e b a ş v u r a n C u m h u r i y e t
Başsavcılığı tarafından dinlenmiş ve daha sonra yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. DGM yedek
hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine
nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yedek
hakimin izni alınarak Jandarma Komutanlığına götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmiştir.
Böylelikle başvuran kendini yaklaşık on gün boyunca gözaltına benzer bir durumda bulmuştur.
AİHM’nin Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından
sonra Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil
etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için güvenlik
güçlerine teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek
anlamına gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir kaç
saat sonra yemden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 -c maddesi amacına uygun olma gereklilikleri
ile bağdaşmamakta ve sorgulanan kişiyi gerekli bütün güvencelerden mahrum bırakmaktadır.
Dolayısıyla AİHS’nin 5§ 1 c) maddesi ihlal edilmiştir.
2. AÎH S ’nin 5§4 M addesi
Başvuran 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tutuklu yargılanma
süresinden soma Jandarma Komutanlığına götürülmesine itiraz etmek için etkili başvuru
yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.
Hükümet, yedek hakimin sorgulama için Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi kararına
başvuramn itiraz edebileceğini ileri sürmektedir. .
AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, iç hukukta mahkemeyi 5. maddeye dayanan şikayetin
içeriğini tanımaya yetkili kılan başvuru yolunun bulunmasını ve uygun telafi yolunun
sunulmasını güvence altma aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu teoride olduğu kadar
uygulamada da “etkili” olmalıdır.
AİHM, 5§1 c) maddesi ile ilgili yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönüne alarak,
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin, bu kanun gereğince alınan kararların
etkili her türlü hukuki kontrolünü kapsamadığını not etmektedir.
Dolayısıyla AÎHM, AÎHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
3. AÎHS’nin 5§5 maddesi
AİHM, 5. maddenin 5. paragrafına riayet edildiğini hatırlatmaktadır. Zira 5. maddenin 1,
2, 3 veya 4. paragraflarına aykırı koşullarda gerçekleştirilen özgürlükten mahrum bırakmadan
doğan zararın tazmini istenebilir (Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar). 5. paragrafta
belirtilen tazminat hakkı, diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin ulusal makamlar ya da
AÎHS kurumlan tarafından ortaya konulduğu takdirde sözkonusu olabilir (N.C.-İtalya, no:
24952/94). Bu durum işbu davada da mevcuttur.
Bu durumda AİHM, başvuranın Jandarma Komutanlığı’na götürülmesi ve bu bağlamda
etkili başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 5. maddesinin 1 c) ve 4 paragraflarının
4