t)  
*
AVRUPA  
KONSEYİ  
COUNCIL  
O F E U R O P E  
,
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
MÖREL-TÜRKİYE  
(Başvuru no. 33663/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
14 H aziran 2007  
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. Maddesi 'nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
o lu p , ş e k li b a z ı d ü z e ltm e le r e ta b i o la b ilir .  
_____________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı  
tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı  
bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Erkan Mörel adlı Türk vatandaşının (“başvuran”), İnsan Haklarının ve  
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AÎHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’ne (“AİHM”) 12.08.2002  
tarihinde yapmış olduğu 33663/02 noTu başvurudur.  
Başvuran İstanbul Barosuna bağlı avukat H. Kaplan tarafından temsil edilmiştir.  
Başvuran, yetkili makamların kendisine tebliğ etmeden arazisini kamulaştırmaları  
nedeniyle arazisinden mahrum bırakıldığından şikayetçi olmuştur.  
AİHM, 23,09.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AÎHSnin 29 § 3.  
Maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar venniştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN AYRINTILARI  
1 9 4 4 d o ğ u m lu b a ş v u r a n İ s ta n b u l’ d a ik a m e t e tm e k te d ir .  
Başvuran Çorlu’daki 255.951 m2 arsanın ortak sahiplerinden Ayşe Saide Ergun’un  
torunudur. Başvuranın payı sözkonusu arsanın 4000 m2>lik kısmına tekabül etmektedir.  
Başvuranın miras hakkı, 07.03.1973, 12.07.1974, 05.01.1982 ve 12.02.1996 tarihli dört ayrı  
mahkeme kararı ile tasdik edilmiştir. Ancak sözkonusu arsanın tapusu Ayşe Saide Ergun  
adına kaydedilmiştir.  
Milli Savunm a Bakanlığı 06.04.1 988 tarihinde Çorlu B e l e d i y e s i n i sözkonusu arazinin  
kamulaştırtacağı yönünde bilgilendirmiştir. Belediye'ye tapu senedinin üzerinde yazan arazi  
sahiplerinin adlarım bildirmiş, bu kimselerin adreslerinin belirlenmesi için ilgili vergi  
beyannamelerini talep etmiştir. Öte yandan tapu senedinde yalnız arazilerin ilk sahiplerinin ilk  
adları ile babalarının ilk adları belirtilmiştir.  
Belediye, 22.04.1988 tarihli yazısında, yalnız bazı arazi sahiplerine ait vergi  
beyannamelerini sunabilmiştİr. Bakanlığa, bazı arazi sahiplerinin kimlikleri ile ilgili yeterli  
bilgiindirmediklerinden, bu kimselerin vergi beyannamelerini bulamadıklarım bildirmiştir.  
Çorlu’daki köy muhtarı, tapu dairesi, nüfus müdürlüğü, jandarma ve emniyet müdürlüğü  
d e , B a k a n l ı ğ a , a r a z i s a h i p l e r i n i n s o y a d l a r ı i l e n ü f u s k a y ı t l a r ı k e n d i l e r i n e b i l d i r i l m e d i ğ i İ ç i n b u  
kimselerin adreslerini tespit edemediklerini bildirmişlerdir.  
03.05.1988 tarihinde yerel gazetede sözkonusu arazinin kamulaştınldığı beyan edilmiştir.  
Ayrıca arazinin değerini bilirkişi kumlunun 05.05.2005 tarihinde tespit edeceği de  
belirtilmiştir. Bu tarihte bilirkişi kurulu arazinin değerini 255.951.000 TL olarak tespit  
etmiştir.  
Belediye, 26.12.1988 ve 10.01.1989 tarihlerinde, hoparlörler aracılığıyla, şehirde, arazinin  
kamulaştınldığmı ilan etmiştir. 28.12.1988 tarihinde, başka bir yerel gazetede, kamulaştırma  
tazminatının, aralarında başvuranın büyükannesi de olduğu arazinin sahipleri adına açılmış bir  
banka hesabında tutulduğu ilan edilmiştir. Aynı ilan 1989 yılının Ocak ayında ulusal bir  
gazetede de yayınlanmıştır. Tüm bu yayınlarda yalnızca arazinin ilk sahiplerinin ilk adlan ile  
babalarının ilk adlan belirtilmiştir.  
30.07.1991 tarihinde sözkonusu arazi Hazine adına kaydedilmiştir.  
10.11.1996 tarihinde başvuran ile sözkonusu arazinin ortak sahipleri olan bazı mirasçılar  
arazilerinin kamulaştırıldığının farkına varmışlardır.  
1
Başvuran, diğer dört mirasçı ile beraber, 23.11.1996 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı  
hakkında Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesine ek tazminat için dava açmıştır.  
Bakanlık, mahkemeden, yasal zamanaşımı süresini aştığı gerekçesiyle, davayı  
reddetmesini talep etmiştir. Davacılar yetkili makamların kendilerini arazilerinin  
kamulaştırdığından haberdar etmediklerini ileri sürmüşlerdir. Tebligatların vefat etmiş  
yakınlarının adına gönderilmesi nedeniyle hukuki hiçbir geçerliliklerinin olmadığını iddia  
etmişlerdir.  
1 9 9 7  
yılının Kasım ayında mahkeme tarafından atanmış bir grup bilirkişi arazide keşfe  
çıkmış, davacılara ödenmesi gereken toplam ek tazminatın 44.450,601.360 TL olduğu  
sonucuna varmışlardır. Başvuranın payı 2.247.668.465 TL olmuştur.  
Mahkeme, 18.02.1998 tarihinde, Bakanlığın, Kamulaştırma Kanunıinun 13. Maddesinde  
belirtilen tebligat kurallarını ihlal ettiğini belirtmiştir. Yetkili makamların, kamulaştırmayı,  
Kamulaştırma Kanunıinun 7. Maddesinde öngörüldüğü gibi geniş bir araştırma yapmaksızın,  
yalnız bir gazetede yayınlayarak duyurduğunu kaydetmiştir. Ayrıca yetkili makamların noter  
kanalıyla bir ihbarname çekebileceklerini kaydetmiştir. Bu nedenlerle, Çorlu Asliye Hukuk  
Mahkemesi, Bakanlığın ön itirazım reddetmiş ve davacıların, kamulaştırma tazminatının, pek  
çok arazi sahibinin sözkonusu araziyle ilgili mülkiyet haklarından vazgeçtikleri farz edilen  
tarih olan 05.07.1989 tarihinden itibaren işleyecek bir faiz oranı ile beraber artırılması talebini  
onamıştır, 1997 yılının Kasım ayma ait bilirkişi raporuna dayanarak başvurana 2.247.668.465  
TL1ödenmesine karar vermiştir.  
Yargıtay 05.11.1998 tarihinde, faiz oranının işlemeye başlayacağı tarihi değiştirerek ilk  
derece mahkemesinin kararım onamıştır, Yargıtay faizin, arazinin Bakanlığa devredildiği tarih  
olan 26.12.1996 tarihinde işlemeye başlamasına karar vermiştir.  
Bakanlığın talebi üzerine, Yargıtay 5. Dairesi, 22.02.1999 tarihinde, 05.11.1998 tarihli  
karan düzeltmiştir. Yetkili makamların Kamulaştırma Kanunıinun 7. Maddesinde öngörülen  
işlemleri yerine getirmesine rağmen, arazi sahiplerinin adreslerini tespit edemedikleri  
kaydetmiştir. Mahkeme, bu araziler için vergi beyannamesi sunulmadığının, 22.04.1988  
tarihli Çorlu Belediyesinin yazısında da teyit edildiğini belirtmiştir. Yargıtay sonuç olarak  
05.11.1998 tarihli kararını düzeltmiş, ilk derece mahkemesinin kararım ise bozmuştur.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 15.06.1999 tarihinde Yargıtay’ın gerekçesini takip etmiştir.  
Tüm gerekli soruşturmalar tamamlandıktan sonra bile adreslerin tespit edilememesi  
nedeniyle, Bakanlığın arazi sahiplerine yayın yoluyla tebliğde bulunması gerektiğine karar  
vermiştir. Dolayısıyla yasal zamanaşımı süresine uyulmadığı için başvuranın davasını  
reddetmiştir.  
Yargıtay 07.10.1999 tarihinde 15.06.1999 tarihli kararı onamıştır.  
Başvuran ve diğer mirasçılar 05.05.2000 tarihinde davanın yeniden açılması talebinde  
bulunmuşlardır.  
Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi 15.02.2001 tarihinde Çorlu Belediyesi ve Çorlu Vergi  
Dairesine, arazi sahipleri ile mirasçıların sözkonusu arazi için hiç vergi ödeyip  
ödemediklerini sormuştur. Bu yazıda geçen tüm adlar tam olarak bildirilmiştir  
1 9 8 6 y ı l ı n d a n i t i b a r e n t ü m e m l a k v e r g i b e y a n n a m e l e r i b e l e d i y e l e r e v e r i l d i ğ i n d e n , Ç o r l u  
Vergi Dairesi, Bakanlığa, Belediyeye başvurması tavsiyesinde bulunmuştur. Öte yandan 1986  
yılından önce verilen vergi beyannameleri kağıtların geri dönüşüm yoluyla yeniden  
kazanılmaları için imha edilmiştir.  
Aynı tarihte Çorlu Belediyesi, mahkemeyi, sözkonusu araziye ait ve bazı adresleri içeren  
1986, 1990, 1994 v e 1998 y ı l l a r ı n a a i t ver gi b e y a n n a m e l e r i n i n e l l e r in d e o l d u ğ u h u s u s u n d a  
bilgilendirmiştir. Belediye, yazısına, 1986 yılına ait on altı emlak vergi beyannamesinin  
kopyasını da eklemiştir. Bu beyannamelere göre, Ayşe Saide Ergun’un oğlu Sermet Ergun ile  
118.02.1998 tarihinde yaklaşık 9.923 A B D D oları karşılığı.  
2
başvuranın amcası, diğer ortak arazi sahipleriyle beraber 11.682 m2 arazi için toplam 2.175  
TL ödemiştir.  
Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi davacının kararın düzeltilmesi talebini 23.02.2001  
tarihinde reddetmiştir.  
Yargıtay, 24.01.2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yetkili  
makamların arazi sahiplerini tapu kayıtlarındaki bilgilere dayanarak bulmaya çalıştığını  
gözlemlemiştir. Arazinin ilk sahiplerinin vefat ettiklerinin, mirasçıların ise bu arazilerle ilgili  
vergi yükümlülüklerini yerine getirdiklerinin açık olduğunu kaydetmiştir. Ancak Yargıtay,  
vergi dairesinin yetkili makamları arazi sahiplerinin adları ve adresleri ile ilgili  
bilgilendirmemesinin, Milli Savunma Bakanlığı’nın Kamulaştırma Kanunu’nun 7. Maddesi  
ile uyumlu olarak yaptığı tebligatı geçersiz kılmadığı sonucuna varmıştır.  
HUKUKA İLİŞKİN  
Başvuran, yetkili makamlar arazisini kendisine tebliğ etmeden kamulaştırdıkları için,  
AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokoldün 1. Maddesi kapsamında mülkiyetin çekişmesiz kullanımı  
hakkından mahrum kaldığından şikayetçi olmuştur.  
Ayrıca Yargıtay davasını yasal zamanaşımı süresine uymadığı gerekçesiyle  
reddettiğinden, AİHS’nin 6. Maddesi kapsamında adil yargılanmadığından şikayetçi olmuştur.  
AİHSnin ilgili maddeleri şöyledir:  
M adde 6  
“Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda ... bir mahkeme tarafından  
davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”  
Ek I NoMu P ro to k o lM ad d e 1  
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının Ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. “  
AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeder. Ayrıca başvurunun başka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak  
değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek  
durumundadır.  
I. A İH S ’Y E E K 1 N O ’L U P R O T O K O L ’Ü N 1 . M A D D E S İN İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I  
Başvuran, arazisinden haksız yere mahrum bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Yetkili  
makamların bu arazinin kamulaştırılması için yeterli tazminat ödemediğini savunmuştur.  
Ayrıca bu arazinin kamulaştınlacağını kendisine bildirmeyerek ve bunun ardından ek  
tazminat davasını yasal zamanaşımı süresine uymadığı gerekçesiyle reddederek, kaybının  
telafisi için elindeki tek fırsata engel olmuşlardır.  
Hükümet kamulaştırmanın Milli Savunma Bakanlığı tarafından 2946 Sayılı Yasa uyarınca  
kamu yararına uygulandığını belirtmiştir. Ayrıca yetkili makamların arazi sahiplerinin  
kimlikleri ve adreslerini araştırırken titizlik gösterdiğini savunmuştur. Ancak ilgili bilgi elde  
3
edilemediği için, kamulaştırmanın, yayın kanalıyla, ailedeki yakınların adları geçilerek  
bildirilmesi gerekmiştir. Bununla beraber kamulaştırılan arazinin ada ve parsel numaraları bu  
yayınların her birinde belirtilmiştir.  
AİHM, mülkiyet hakkının teminatını veren 1. Madde’nin üç ayrı kuralı ihtiva ettiğini  
yineler (bkz. James ve Diğerleri - İngiltere). İlk paragrafın ilk cümlesinde belirtilen genel  
nitelikteki ilk kural, mülkiyetin çekişmesiz kullanımı ilkesini ortaya koyar. Aynı paragrafın  
ikinci cümlesinde geçen ikinci kural, mülkten mahrum kalmayı kapsar ve bu kavramı belirli  
koşullara bağlar. İkinci paragrafta geçen üçüncü kural Sözleşmeye Taraf Devletler’in, diğer  
yetkilerinin yanı sıra, mülkün kullanımını kamu yararıyla uyumlu olarak denetleme yetkisi  
bulunduğunu kabul eder. Mülkiyetin çekişmesiz kullanımı hakkının engellendiği özel  
durumları konu eden ikinci ve üçüncü kurallar, ilk kuralda belirtilen genel ilkeler ışığında  
yorumlanır.  
Mevcut davada, AÎHS’ye Ek 1 NoMu Protokolün 1. Maddesi kapsamında “mülkiyetin”  
çekişmesiz kullanımı hakkının engellendiği tartışamamaktadır. Ayrıca bu engellemenin  
“kanunen öngörülmüş” olduğu ve A İH S’ye Ek 1 N o ’lu P rotokolün 1. M addesi’nİn koştuğu  
üzere meşru bir amaç güttüğü, başka bir deyişle “kamu yararına” olduğu da  
tartışamamaktadır.  
(
Öte yandan, taraflar bu engellemenin meşruluğu üzerine fikir birliğinde değillerdir.  
Dolayısıyla AÎHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nde belirtilen ikinci kuralda  
belirlenen amaçlar doğrultusunda orantılılık ilkesine uyulup uyulmadığını belirlemek  
durumundadır.  
Mülkiyetin çekişmesiz kullanımının engellenmesi, kamu yararının talepleri ile bireyin  
temel haklarının korunması koşullan arasındaki adil dengeyi kurmalıdır (diğerlerinin yanı sıra  
bkz. Sporrong ve Lönnroth - İsveç). Bu dengeyi kurma endişesi AİHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi’nİn bütününde yansıtılmıştır, dolayısıyla ikinci cümleyi ihtiva  
etmektedir. Özellikle, başvurulan yollar ile ulaşılmak istenen amaç arasında, bir kimseyi  
mülkünden mahrum bırakmak pahasına da olsa, ne şekilde olursa olsun makul bir orantılılık  
ilişkisi bulunması gerekmektedir (bkz. Pressos Compania Naviera S.A. ve Diğerleri -  
Belçika).  
Bu bağlamda, AİHM, mülke değerine yakın makul bir meblağ ödenmeden el  
konulmasının genellikle orantısız engelleme teşkil ettiğini, tazminatın hiç ödenmemesinin ise  
AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında yalnız istisnai durumlarda haklı  
görülebileceğini zaten saptamıştır (bkz. The H o l y M o n a s t e r i e s - Yunanistan; T h e F o r m e r  
King of Greece ve Diğerleri Yunanistan, [BD], 25701/94 ve Jahn ve Diğerleri - Almanya  
[BD], 46720/99, 72203/01 ve 72552/01 ).  
(
AİHM, mevcut davada öncelikle sözkonusu kamulaştırmanın uygun biçimde tebliğ edilip  
edilmediğini incelemesi gerektiği kanısındadır.  
AİHM, Bakanlığın sözkonusu araziyi kamulaştırma kararını müteakiben, Çorlu’daki  
Belediye, köy muhtarı, tapu dairesi, nüfus müdürlüğü, jandarma ve emniyet müdürlüğüne  
arazi sahiplerinin tapu belgesine kaydedilmiş adlarının bildirildiğini ve bu kişilerin  
adreslerinin bulunması için araştırma yapmalarının istendiğini kaydeder. Bu makamların  
kayıtlarında istenen bilgiyi bulamamaları sonucunda, kamulaştırma yayın kanalıyla  
duyurulmuştur. Ancak bu yayınlarda bulunan bilgiler, gerçek sahiplerin yakınlarının yalnız ilk  
adları ile babalarının ilk adları bildirildiğinden, tam değildir.  
AİHM, davadaki bir takım unsurların, Hükümet’in gözlemlerinin tam tersine, Türk  
makamlarının arazi sahiplerinin adlarını ve adreslerini belirleme ve arazilerinin  
kamulaştırılmasını onlara tebliğ etme görevlerini titizlikle yerine getirdikleri hususunda şüphe  
uyandırdığını gözlemler.  
İlk olarak, AÎHM, Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988 yılında ilk olarak ilgili vergi  
beyannamelerini sorduğunda, Belediyenin bunları bulamadığını kaydeder. Ancak 13 yıl sonra,  
4
2001’de, mahkeme aynı istekte bulunduğunda, Belediye mahkemeye, arazinin 1986, 1990,  
1 9 9 4 v e 1 9 9 8 y ılla rın a a it v e rg i b e y a n n a m e le rin in e lle rin d e o ld u ğ u n u b ild irm iştir. A rd ın d a n  
başvuranın yakım Sermet Ergun ile oıtak arazi sahiplerinin yaptığı 1986 yılına ait on altı  
emlak vergisi beyannamesini mahkemeye sunmuştur.  
İkinci olarak, başvuranın miras hakkını kabul eden mahkeme kararlarına göre, yayınlarda  
yalnız ilk adı ile bahsedilen Ayşe Saide Ergun 1885 doğumludur. Dolayısıyla bu başvuruya  
sebebiyet veren olaylar zamanında vefat etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bununla birlikte  
yetkili makamlar pek çok tebligat göndermiş, bu kişiye ulaşmaya çalışmışlardır.  
Üçüncü olarak, AİHM, bilgileri güncellemenin ve nüfus kayıtları arşivlerini düzenlemenin  
devletin görevi olduğu kanısındadır. Sözkonusu arazi sahiplerinin, 1934 yılında 2525 Sayılı  
Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana soyadına sahip oldukları göz önünde  
bulundurulduğunda, yetkili makamların onların tam adlarını tespit edememeleri kabul  
edilemezdir.  
Dolayısıyla AİHM yetkili makamların başvuranlara arazinin kamulaştırılmasıyla ilgili  
tebligat göndermekte titizlik göstermedikleri sonucuna varmıştır.  
Bu bulgular ışığında, başvuranın, mülkünden kanuni olarak mahrum edildiği bu durumda,  
orantısız ve aşırı bir yük altına girmesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.  
AİHM, 18.02.1998 tarihinde Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Bakanlığın yasal  
zamanaşımına uyulmasına ilişkin ön itirazını reddettiğini gözlemler. Ayrıca Çorlu Asliye  
Hukuk Mahkemesi başvurana arazisinin kamulaştırılması için ödenen tazminatın yeterli  
olmadığına karar vermiş, Milli Savunma Bakanlığının ek bir meblağ ödemesini emretmiştir.  
Bu karar Yargıtay’ın 05.11.1998 tarihli kararıyla onanmıştır. Öte yandan Bakanlığın talebi  
üzerine Yargıtay kararını düzeltmiştir. Sözkonusu tebligatın yasalarla uyumlu olarak  
yapıldığına karar vermiştir. Ardından Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın davasının  
yasal zamanaşımı süresini aşarak açıldığına karar vererek başvuranın ek tazminat talebini  
reddetmiştir.  
(
AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddetmelerinin başvuranı kamulaştırılan  
araziye ek olarak fazladan zarara uğrattığını gözlemler. Bu nedenle, başvurana arazisi  
karşılığında yeterli bir tazminatın ödenmemiş olduğu, sözkonusu engellemenin ise kanunen  
öngörülmüş olsa bile, kamu yararının talepleri ile bireyin temel haklarının korunması  
koşulları arasındaki adil dengeyi kuramamış olduğu sonucuna varmıştır.  
Sonuç olarak AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ııin ihlal edilerek,  
uygun bir tazminat ödenmeksizin başvuranın arazisinden mahrum bırakıldığı kanısındadır.  
Bu nedenle bu Madde ihlal edilmiştir.  
^
II. A İH S ’N İN 6. M A D D E S İ’NİN İHLAL ED İL DİĞ İ İDDİA SI  
Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi uyarınca, Yargıtay’ın davasını yasal zamanaşımı  
süresine uymadığı için keyfi olarak reddetmesi nedeniyle adil yargılanmadığından şikayetçi  
olmuştur. Eksik tebligatın sonucu olarak, ulusal mahkemelerin belirlediği kanimi haklarına  
kavuşmasının engellendiğini Öne sürmüştür.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AİHM, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne ilişkin bulgular ışığında, 6 § 1.  
Madde kapsamında davanın esaslarının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar  
vermiştir.  
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
5
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A . T a zm in a t  
Başvuran, ulusal mahkemenin 18.02.1998 tarihli kararında kullandığı bilirkişi raporlarına  
dayanılarak yapılan hesaplamalara göre, arazisinin değeri ve gelir kaybına karşılık ve 1997  
yılından itibaren işlemeye başlayacak olan faizle beraber maddi tazminat olarak 96.587 Euro  
talep etmiştir. Ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmişlerdir.  
Hükümet başvuranın maddi tazminat talebinin abartılı ve temelsiz olduğunu savunmuştur.  
Başvuranın taleplerini dayandırdığı bilirkişi raporunun bağlayıcı olmadığını ileri sürmüştür.  
B u r a p o r u n y a l n ı z c a a r a z i n i n d e ğ e r i n i t e s p i t e t t i ğ i n i , b a ş v u r a n ı n s ö z k o n u s u a r a z i n i n s a h i b i  
olduğunu tasdik etmediğini öne sürmüştür. Ayrıca, AİHM’nin mevcut davada AİHS’nin ihlal  
edildiğini tespit etmesi durumunda, bunun başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği her türlü  
manevi zarar için başlı başına yeterli tazmin teşkil edeceğini belirtmiştir.  
Ulusal mahkemelerin 18.02.1989 ve 05.11.1989 kararlarına dayanarak, Aka - Türkiye  
kararında kullanılan hesaplama yönteminin aynısını uygulayarak ve ilgili ekonomik verileri  
göz önünde bulundurarak, AÎHM, başvuranlara, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirasına çevirerek 30.400 Euro maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, başvuranın manevi zarara uğradığını gözlemlemiştir. Tarafsızlık esasıyla hareket  
ederek, mevcut davanın koşullarında bir ihlal tespit etmenin yeterli tazmin teşkil edeceği  
sonucuna varmıştır.  
B . Y a rg ıla m a g id erleri  
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler ile AİHM’de açılan davalar için yargılama gideri  
olarak 7000 Euro talep etmiştir. Ayrıca avukatlık ücreti olarak 5000 Euro talep etmiştir. Bu  
bakımdan kendisi ile temsilcisi arasında imzalanan sözleşmeye atıfta bulunmuştur. Ancak bu  
giderler için herhangi bir fatura ya da makbuz sunmamıştır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada, AİHM, sahip  
olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvurana, yargılama gideri olarak  
4000 Euro ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AÎHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2 . A İH S ’y e E k 1 N o ’lu P ro to k o l’ü n 1 . M a d d e s i’n İn ih la l e d ild iğ in e ;  
3. A İH S ’nin 6. M addesi kapsam ında yapılan şikayeti incelenm esinin gerekli olm adığına;  
6
4 . İh la lin te s p it e d ilm e s in in , b a ş v u ra n ın m a ru z k a ld ığ ı m a n e v i z a ra rın a d il ta z m in i iç in b a ş lı  
başına yeterli olduğuna;  
5. (a) Sorum lu D evlet’in, aşağıdaki m eblağları, A İH S’nin 44 § 2. M addesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevirerek başvurana ödemesine:  
( i )  
(ii)  
(iii)  
30.400 Euro (otuz bin dört yüz Euro) maddi tazminat;  
yargıla m a giderleri için 4.000 Euro (dört bin Euro);  
yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin tiç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
6 . B a ş v u r a n la r ın a d il ta z m in ta le p le r in in g e r i k a la n ın ı reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3 . f ık r a la r ı u y a r ın c a 1 4 .0 6 .2 0 0 7 ta r ih in d e y a z ılı o la r a k te b liğ e d ilm iş tir .  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Bostjan M. ZUPANC1C  
Başkan  
7