B.Esaslar
18.Bu davada, ele alınacak süre, 17 Eylül 1993’te başlamış ve başvuranın mahkum
edildiği 17 Aralık 2003 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla, 10 yıl 3 ay sürmüştür. Bu süre
içinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tutuklu yargılanma süresini, “suçun
niteliği, kanıtların durumu, dava dosyasının içeriği ve tutukluluk süresi” gibi klişe ve benzer
ifadelerle uzatmıştır. Ayrıca iki defa, davanın karara bağlanacağını ifade etmiştir.
19.AİHM, belirli bir davada, suçlanan bir kişinin tutuklu yargılanmasının makul süreyi
aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal yargı mercilerinin görevi olduğunu tekrarlar. Bu
bağlamda, masumiyet karinesi ilkesini gerektiği gibi dikkate alarak, bireysel özgürlüğe saygı
kuralından sapmayı haklı çıkaran bir kamu yararı gereğinin bulunduğuna ilişkin lehte ya da
aleyhteki tüm kanıt ve olguları incelemeleri ve bunları, serbest bırakılma başvurularına ilişkin
kararlarında ortaya koymaları gerekmektedir. AİHM’nin, AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal
edilip edilmediğini belirlemesinin, bu kararlarda verilen gerekçeler ve başvuranın temyiz
başvurularında belirttiği kanıt ve olgular temelinde olması gereklidir (bkz. Assenov ve
Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments Decisions 1998-VIII, §
154).
20.Yakalanan kişinin bir suç işlediğine dair makul şüphenin bulunması, devam eden
tutukluluk hali için bir sine qua non’dur, ancak belirli bir süreden sonra bu yeterliliğini
kaybeder. Bu durumda AİHM’nin, yargı mercileri tarafından belirtilen diğer gerekçelerin,
özgürlüğün elden alınmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini belirlemesi gereklidir
(bkz. diğerlerinin yanı sıra, Ilıjkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve
Labita – İtalya, [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).
21.AİHM, başvurana atılan suçun niteliğinin ciddiyetini ve ilgili cezanın ağırlığını not
eder. Ancak, kaçma tehlikesinin, yalnızca alınması sözkonusu olan cezanın ağırlığı temelinde
değil, bu tür bir tehlikenin bulunduğunu teyit edebilecek veya tutuklu yargılanmayı haklı
çıkaramayacak kadar hafif gösterebilecek, diğer birkaç unsuru dikkate alarak incelenmesi
gereklidir (bkz. Muller – Fransa, 17 Mart 1997 kararı, Reports 1997 II, § 43; Letellier –
Fransa, 26 Haziran 1991, Seri A no. 207, § 43). Bu bağlamda, yerel mahkemelerin
başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatılmasına ilişkin kararlarında, bu tür gerekçelere
yeterince yer verilmediğini not eder.
22.Davanın karara bağlanma aşamasında olması gerekçesine gelince, AİHM, yerel
mahkemenin bu gerekçeyi son olarak dile getirmesi ve davayı karara bağlaması arasında üç
yıldan fazla bir sürenin geçtiğini not eder.
23.Son olarak, genelde, “kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç belirtilerinin
bulunduğuna ve sürekliliğine ilişkin bir unsur olsa da, bu davada yine de, tek başına,
başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresini haklı gösteremez (bkz. yukarıda anılan
Letellier; Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri A no.241-A; Mansur – Türkiye, 8
Haziran 1995 kararı, Seri A no.319-B, § 55, ve Demirel – Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28
Ocak 2003 kararı).
24.Yukarıdaki mütalaalar, AİHM’nin, başvuranın, 10 yıl 3 aydan fazla süren,
mahkumiyet almadan önceki tutukluluk halinin uzunluğunun, mahkemenin klişe
gerekçelendirmesi ile birlikte ele alındığında, makul süre şartını aştığı sonucuna varması için
yeterlidir.
3