CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
İKİNCİ DAİRE  
TALAT TEPE – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 31247/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Aralık 2004  
Bu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik  
kazanacaktır. Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Talat Tepe-Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), yargıçlar  
Sn. J.-P. Costa, Başkan,  
Sn. A. B. Baka,  
Sn. I. Cabral Barreto,  
Sn. K. Junwiert,  
Sn. A. Mularoni,  
Sn. E. FurSandström, ve  
geçici yargıç Sn. F. Gölcüklü ile Sekreter Sn. S. Dollé’nin katılımı ile 30 Kasım 2004  
tarihinde yaptığı gizli müzakereler sonucunda ve anılan tarihinde aşağıdaki karara  
varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ( “Sözleşme”) eski 25. maddesi  
uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine Türk vatandaşı Talat Tepe (“başvuran”) tarafından 8  
Ocak 1996 tarihinde yapılan başvurudan (no. 31247/96) kaynaklanmaktadır.  
2. Başvuran, Londra’da çalışan A. J. Stock, M. Müller, T Otty ve J. Gordon isimli  
avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM dava  
işlemleri için herhangi bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, uzun süreli polis gözaltı esnasında polis memurları tarafından  
işkenceye maruz kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca, alıkonulmasının kanunsuz  
olduğundan ve makul bir şüpheye dayanmadığından şikayetçi olmuştur.  
AİHS’nin 3, 5, 6, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmuştur.  
4. Başvuru, Sözleşme’nin 11. Protokolü yürürlüğe girdiğinde; 1 Kasım 1998’de  
AİHM’ye iletilmiştir. (11. Protokol, madde 5 § 2)  
5. Başvuru AİHM’nin 1. Dairesi’ne verilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü, 52 § 1). Bu  
Daire’de davaya bakacak olan Daire (AİHS madde 27 § 1), İç Tüzük 26 § 1’in  
öngördüğü şekilde oluşturulmuştur. Türkiye ile ilgili olarak seçilmiş olan yargıç  
Türmen davadan ayrılmıştır (İç Tüzük 28). Hükümet, yerine geçici yargıç  
olarak F. Gölcüklü’yü atamıştır (AİHS madde 27 § 2 ve İç Tüzük 29 § 1).  
6. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM, Dairelerin iç düzenlemesini değiştirmiştir. (İç  
Tüzük 25 § 1). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İç Tüzük 52  
§ 1).  
7. 22 Ocak 2002 tarihli bir kararla AİHM başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.  
8. Başvuran ve Hükümet esasa ilişkin görüşlerini bildirmiştir. ( İç Tüzük 59 § 1)  
9. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM Daireleri’nin düzenlemesini tekrar değiştirmiştir  
(İç Tüzük 25 § 1). Dava, yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İç Tüzük 52  
§ 1).  
OLAYLAR  
1. DAVA ŞARTLARI  
10.Başvuran 1961 doğumludur ve halen İstanbul’da yaşamaktadır.  
A. Başvuranın yakalanmasına ve polis gözaltında tutulmasına ilişkin  
olaylar  
11.6 Ağustos 1992 tarihinde, iki PKK mensubunun polise verdiği bilgiye  
dayanarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı şüphesiyle, başvuran dahil  
olmak üzere beş kişinin yakalanması emrini vermiştir. Bu emirde, Hersan Polis  
Karakolu’na yapılan saldırı da dahil olmak üzere, PKK tarafından  
gerçekleştirilen birkaç terör eylemine değinilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı,  
üç ayda bir soruşturmanın gidişatından haberdar edilmek istediğini belirtmiştir.  
12.9 Temmuz 1995 tarihinde saat 5.40’ta, polis, başvuranı yurt dışına çıkış  
yasağı olduğu gerekçesiyle İstanbul Atatürk Havaalanı’nda yakalamıştır.  
Başvuran, saat 10.00 civarında Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmiştir.  
13.11 Temmuz 1995 günü saat 14.00’te başvuran, İstanbul Emniyet  
Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıştır. Aynı gün, İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, başvuranın gözaltı süresini 9 Temmuz  
1995’ten itibaren olmak üzere on gün uzatması için İstanbul Emniyet  
Müdürlüğü’ne yetki vermiştir.  
14.17 Temmuz 1995 tarihinde başvuran, İstanbul Haseki Hastanesi’nde bir doktor  
tarafından muayene edilmiştir. Doktor, raporunda başvuranın vücudunda  
patolojik bir bulguya rastlanmadığını ve nihai sağlık raporunun Adli Tıp  
Kurumu tarafından düzenleneceğini belirtmiştir.  
15.18 Temmuz 1995 günü yaklaşık olarak saat 6’da, başvuran İstanbul Atatürk  
Havaalanı’na götürülmüştür. Başvuran ve kendisine refakat eden polisler bir  
uçakla Bitlis’e gitmiştir. Saat 2’de Bitlis Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis  
memurlarına teslim edilmiştir. Aynı gün, Bitlis Cumhuriyet Savcısı, başvuranın  
gözaltı süresinin üç gün daha uzatılması emrini vermiştir.  
16.Başvuran, dövülmek, elektrik verilmesi, gözlerinin bağlanması, sözlü hakaret,  
hortumla soğuk su tutulması, çırııplak soyulmak ve yiyecek verilmemesi  
suretiyle Bitlis Emniyet Müdürlüğü’nde kötü muameleye maruz bırakıldığını  
iddia etmiştir.  
17.19 Temmuz 1995 tarihinde, başvuran, teröristlerle olan farklı buluşma  
noktalarını tespit için değişik yerlere götürülmüştür. Polis memurları tarafından  
Hersan Polis Karakolu’na yapılan saldırıyı ve başvuranın teröristlere nasıl  
yardım ettiğini tarif eden bir kroki hazırlanmıştır. 19 Temmuz 1995 tarihinde  
başvuran tarafından imzalanan ifadede, başvuran, PKK mensuplarına yardım  
ettiğini itiraf etmiştir. İtirafından sonra tekrar kötü muameleye maruz  
bırakıldığını iddia etmiştir.  
18.20 Temmuz 1995 tarihinde başvuran Bitlis’te bir doktor tarafından muayene  
edilmiş ve doktor, raporunda başvuranın vücudunda zor kullanmayla alakalı  
dövülme veya tahribat olmadığını belirtmiştir. Başvuran, doktorun kendisiyle  
konuşmadığını ve kendisini muayene etmediğini iddia etmiştir.  
19.Aynı gün, başvuran, önce Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Cumhuriyet Savcısı, başvurana ilişkin 1992  
tarihli soruşturma dosyasını 1995 tarihli yeni soruşturma dosyasına ekleme  
kararı almıştır. Başvuran, polisteki ifadesinin tehditle alındığını ifade etmiş ve  
sağlık raporunun güvenilirliğini reddetmiştir. Ayrıca, kendisine yöneltilen bütün  
iddialara itiraz etmiştir. Daha sonra, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Polisteki ifadesinin tehditle alındığını yinelemiş  
ve kendisine yöneltilen iddiaları reddetmiştir. Başvuranın bir mesleği ve belirli  
bir adresi olduğunu dikkate alarak, hakim, dava dosyasında başvuranın tutuklu  
yargılanmasını gerektiren bir durum olmadığına karar vermiş ve tahliyesine  
karar vermiştir.  
20.23 Temmuz 1995 tarihinde başvuran, başka bir doktora muayene olma  
girişiminde bulunmuştur. Bunun sonucunda alınan 15 Ağustos 1995 tarihli  
sağlık raporu şu şekildedir (çeviri):  
“Rapor:  
1961 Mutki Bitlis doğumlu olan Talat Tepe, 9 Temmuz 1995 tarihinde gözaltına  
alınmış, on gün İstanbul ve iki gün Bitlis’te olmak üzere toplam on iki gün gözaltında  
tutulmuştur. İstanbul’da polis nezaretinde olduğu sürede, iletişim araçlarından  
mahrum bırakılmış ve taleplerine rağmen ziyaretçileriyle görüşmesine izin  
verilmemiştir.  
Bitlis’te yaklaşık kırk saat fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmıştır.  
Tamamen çıplak halde sorgulanmıştır. Beton zemini olan soğuk ve kirli bir hücrede  
tutulmuştur. Tuvalet ve sıhhi olanakları sınırlandırılmıştır. Saldırgan sözlere ve  
davranışlara maruz kalmıştır. Ölümle tehdit edilmiştir. Psikolojik baskıya katlanmak  
zorunda kalmış, bu da umutsuzluğa kapılmasına sebep olmuş ve özgüvenini  
zedelemiştir (sürekli olarak mahkemeye çıkarılacağı, sonra idama mahkum edileceği;  
tahliye edilse dahi öldürüleceği söylenmiştir, vb). Sorgulaması sırasında dört beş defa  
dövülmüştür. Vücudunu saran elektrik kablolarıyla arka arkaya altı defa özellikle  
bacaklarına ve ayaklarına olmak üzere elektrik verilmiştir. Üzerine hortumla soğuk su  
tutulmuştur. Hayaları sıkılmıştır. Mağdurun hayatını tehlikeye atan ve çok acı veren,  
fakat vücutta her zaman iz bırakmayan bir işkenceye maruz bırakılmıştır.  
İstanbul’da iken yiyecek parasını kendisi karşılamıştır. Bitlis’te 40 saatlik gözaltı  
süresinde, işkence nedeniyle bitap düşğü için kendisine verilen yiyeceği  
yiyememiştir.Kendisine su verilmemiş ve işkenceden sonra su içmenin sağlığı  
ısından zararlı olacağı söylenmemiştir.  
Tahliyesinden önce Bitlis Devlet Hastanesi’ne getirilmiş, burada sağlığının iyi  
olduğuna dair bir sağlık raporu verilmiştir. Bu rapor etraflı bir fiziki muayene  
yapılmaksızın verilmiştir. 23 Temmuz 1995 tarihinde işkence mağdurunun omuz ve  
sırtında ağrı hasıl olmuştur. Bitkinlikten ve şiddetli baş ağrısından yakınmıştır.  
Rüyalarında tekrar tekrar sorgulandığını görmüştür. Sık sık tuvalete gitmek için  
uykudan uyanmış ve rüyalarında tekrar tekrar sorgulandığını görmüştür. Mağdurun  
bitkinliği ve baş dönmesi ilk muayenede kolayca tespit edilmiştir.  
Kan ve idrar testleri normal çıkmıştır. Nörolojik konsültasyon sonucunda, boyun  
hareketlerinin ağrılı olduğu gözlemlenmiş; sol C5 dermatomda hipoestezi ve  
hipoaljezi tespit edilmiştir. Serviks BT muayenesinde medüler veya omurilik  
kompresyonu gözlemlenmemiştir. Başvuranın şikayetlerinin serviks bölgesine  
uygulanan travmadan kaynaklandığı şünülmüştür. Antienflamatuar tedavi  
görmekte ve müşahade altında tutulmaktadır.  
Psikiyatrik konsültasyon sonucunda travmaya bağlı uykusuzluk tespit edilmiştir.  
Psikoterapiye ihtiyacı olmadığı belirtilmiştir.  
Sağlık durumunu dikkate alındığında, yedi (7) gün istirahatı uygundur.  
15 Ağustos 1995  
Dr. Emel Gökmen (imza)”.  
21.24 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı aynı  
mahkemede, başvuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 31. ve 169. maddelerine ve  
Terörizmin Önlenmesine ilişkin 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesine aykırı  
olarak, yasadışı silahlı örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlayan bir  
iddianame hazırlamıştır.  
22.6 Haziran 1996 tarihinde Diyarbakır DGM, başvuranı delil yetersizliği  
nedeniyle beraat ettirmiştir.  
A. Yerel makamlarca yürütülen soruşturma  
23.12 Temmuz 1995 tarihinde, başvuranın avukatları, Adalet Bakanlığı’na,  
başvuranın polis gözaltında çok uzun süre tutulmasına ilişkin şikayetin ifade  
edildiği dilekçeler yazmıştır.  
24.18 Temmuz 1995 tarihinde, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet  
Savcısı’ndan başvuranın avukatlarınca yapılan şikayetleri soruşturmasını arz  
etmiştir.  
25.27 Temmuz ve 1 Ağustos 1995 tarihlerinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı,  
başvuranın avukatlarından beyanat almıştır. Müvekkillerinin Bitlis Emniyet  
Müdürlüğü’ndeki uzun gözaltı süresinden ve maruz kaldığı kötü muameleden  
şikayetçi olmuşlardır.  
26.17 Ağustos 1995 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı başvuranın beyanatını  
almıştır. Başvuran, gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuş ve bu  
süreyi kanunsuzca uzatma yetkisini veren İstanbul DGM Cumhuriyet  
Savcısı’nı eleştirmiştir. Ayrıca, Bitlis Emniyet Müdürlüğü’nde yapıldığını iddia  
ettiği kötü muamelenin ayrıntılarını sunmuştur. Bu muameleden sorumlu  
olduğunu iddia ettiği iki polisi tanımlamış ve bunlardan birinin kendisini  
havaalanından Emniyet Müdürlüğü’ne getiren polis memuru olduğunu  
söylemiştir. Kendisini 20 Temmuz 1995 tarihinde muayene eden doktorun  
hiçbir soru sormadığını ve yalnızca vücudunun üst kısmını muayene ettiğini  
ifade etmiştir. Ancak, kendisine uygulanan muamelenin vücutta iz bırakacak  
türden olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, doktora şikayetlerini anlatamamıştır zira  
polislerin de o esnada odada olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Diyarbakır  
DGM’deki dava dosyasında bulunan belgeler hariç, iddialarını ispatlayacağı  
hiçbir kanıt veya tanık bulunmadığını ifade etmiştir.  
27.18 Ağustos 1995 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranın işkence  
iddialarını soruşturması için Bitlis Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı göndermiştir.  
28.29 Ağustos 1995 tarihinde Bitlis Cumhuriyet Savcısı, başvuranı havaalanından  
Emniyet Müdürlüğü’ne getiren iki polis hakkında Bitlis Emniyet  
Müdürlüğü’nden bilgi talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın dava dosyasının bir  
kopyasını rica ettiği yazıyı da Diyarbakır DGM’ye göndermiştir. Başvuranın  
Bitlis Emniyet Müdürlüğü’ndeki gözaltı süresince oluştuğunu iddia ettiği  
işkence izlerinin bir adli tıp doktoru tarafından muayene edilmesi için İstanbul  
Cumhuriyet Savcısı’na da bir yazı göndermiştir.  
29.8 Eylül 1995 tarihinde Bitlis Emniyet Müdürlüğü, Bitlis Cumhuriyet Savcısı’na,  
başvuranı havaalanından alıp Emniyet Müdürlüğü’ne getiren polislerin ve  
gözaltında kendisini sorgulayan polislerin isimlerini bildirmiştir. 14 Eylül 1995  
tarihinde, beş polis memuru Bitlis Cumhuriyet Savcılığı huzuruna çağrılmıştır.  
Beş polis, ifadelerinde başvuranın iddialarını reddetmiştir.  
30.24 Ekim 1995 tarihinde Bitlis Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır DGM Cumhuriyet  
Savcısı ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı’na arz ettiği taleplerini yinelemiştir.  
31.8 Ocak 1996 tarihinde Bitlis Cumhuriyet Savcısı polis memurlarının  
kovuşturulmasına ilişkin görevsizlik kararı çıkarmıştır. Memurin Muhakematı  
Kanunu uyarınca dava dosyasını Bitlis Valiliği’ne göndermiştir.  
32.29 Ocak 1996 tarihinde Emniyet Müdürü Yardımcısı, soruşturmacı sıfatıyla  
polislerin  
ifadelerini almış ve 1 Şubat 1996 tarihinde bir rapor  
hazırlamıştır. 6 Şubat 1996 tarihinde Bitlis İl İdare Kurulu Müdürlüğü,  
soruşturmacının başvuranın ifadesini almadığı gerekçesiyle rapora itiraz  
etmiştir.  
33.18 Mart 1996 tarihinde soruşturmacının yazdığı bir istinabe müzekkeresini  
takiben İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bir polis memuru, başvuranın yine  
aynı iddiaları ve şikayetlerini kapsayan ifadesini almıştır.  
34.10 Nisan 1996 tarihinde başvuran İstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından  
muayene edilmiştir. Doktor raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir travmatik  
patolojik ize rastlanmadığını belirtmiştir. Ancak, sonuç itibarıyla yaralarının o  
vakte kadar iyileşmiş olabileceğini de belirtmiştir.  
35.Nihai raporunda, polislerin ifadeleri ile 17 ve 20 Temmuz 1995 ve 10 Nisan  
1996 tarihli sağlık raporlarına dayanarak, soruşturmacı, işkence iddialarını  
destekleyen hiçbir kanıt olmadığından polis memurlarına yönelik hiçbir  
kovuşturma veya disiplin işlemi yürütülmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.  
36.18 Nisan 1996 tarihinde Bitlis İl İdare Kurulu Müdürlüğü, beş polis memuruna  
suç yüklenmemesi gerektiğine karar vermiştir. Kararında, başvuranın 19  
Temmuz 1995 tarihinde sorgulandığını ve 20 Temmuz tarihinde Bitlis Devlet  
Hastanesi’nde bir doktor tarafından muayene edildiğini, aynı tarihli bir sağlık  
raporunun başvuranın vücudunda herhangi bir ize rastlanmadığını belirttiğini  
ve sonuç olarak da 20 Temmuz 1995 tarihinde Diyarbakır DGM kararıyla  
başvuranın tahliye edildiğini belirtmiştir. İl İdare Kurulu Müdürlüğü, başvuranın  
iddialarının aksine, başvuranın işkenceye maruz kalmadığını ifade etmiştir.  
37.Başvuran, İl İdare Kurulu Müdürlüğü’nün kararını temyize götürme yoluna  
gitmemiştir. Karar, Danıştay tarafından ex officio incelenmiştir. 18 Mart 1998  
tarihinde Danıştay, polis memurlarının iddia edilen suçu işlediğini  
destekleyecek bir kanıt bulunmadığını belirterek Bölge İdare Mahkemesi’nin  
kararını onamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALAR  
38.İlgili yerel mevzuat AİHM’nin Tepe-Türkiye kararında özetlenmiştir (no.  
27244/95, §§ 115-122, 9 Mayıs 2003).  
HUKUK  
I.  
AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
39.Başvuran, polis gözaltında türlü kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını  
ve bunun AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğunu belirtmiştir:  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi  
tutulamaz. “  
A. AİHM huzurunda sunulan savunmalar  
1. Başvuran  
40.Başvuran, 23 Temmuz 1995 tarihinde tahliye edilmesini takiben bağımsız bir  
doktor tarafından muayene edildiğini belirtmiştir. Raporun muayeneden yirmi  
üç gün sonra hazırlandığını zira, doktorun değişik test sonuçlarını beklemek  
durumunda olduğunu belirtmiştir.  
41.20 Temmuz 1995 tarihli raporla ilgili olarak başvuran, kendisine yapılan  
muayenenin yetersizliğini sürekli vurgulamış olmasına rağmen, Hükümet’in,  
muayene esnasında orada bulunan ilgili doktordan veya diğer yetkililerden  
beyanat almadığını iddia  
etmiştir.  
42.Diyarbakır DGM’nin, tehditle verdiği ifadelerin güvenilir olamayacağı  
gerekçesiyle kendisini beraat ettirdiğini iddia etmiştir. Dolayısıyla, DGM dahi  
başvuranın polis gözaltında işkence gördüğü gerçeğini kabul etmiştir.  
43.Başvuran, soruşturmacının raporunun, tahkikatın yetersiz niteliğini gözler  
önüne serdiğini iddia etmiştir. Başvuranın 20 Temmuz 1995 tarihli rapora  
itirazına rağmen, soruşturmacının raporunun temel olarak burada yer alan  
bulgularla şekillendiğini söylemiştir. Ayrıca, polislerin verdiği ifadelerin hiçbiri  
hakkında yorum yapmasına fırsat verilmediğinden şikayetçi olmuştur. Üstelik,  
raporu hazırlayan soruşturmacı, şüphelilerden bağımsız değildir.  
2. Hükümet  
44.Hükümet başvuranın 20 Temmuz 1995 tarihli sağlık raporunun yetersizliğine  
ilişkin iddiasını doğrulamak için herhangi bir kanıt sunmadığını öne sürmüştür.  
45.15 Ağustos 1995 tarihli ve başvuran tarafından işkence iddialarını doğrulamak  
için sunulan sağlık raporunun kendi fiziksel durumundan ziyade, daha çok,  
kötü muamele iddialarını içerdiğini ifade etmiştir. Ayrıca, rapor, başvuran  
tahliye edildikten yaklaşık bir ay sonra hazırlanmıştır. Başvuranın sağlık  
muayenesinin 23 Temmuz 1995 tarihinde yapıldığını iddia etmiş olmasına  
rağmen bu iddiayı kanıtlayacak hiçbir şey yoktur.  
46.Ayrıca Hükümet, başvuranın iddialarının aksine, Diyarbakır DGM’nin kendisini  
beraat ettirmesinin sebebinin ifadelerinin güvenilir olmaması iddiası olmadığını  
öne sürmüştür. Mahkeme’nin kararında ifade edildiği gibi, başvuran beraat  
ettirilmiştir çünkü, mahkeme herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde  
başvuranın kendisine yöneltilen suçlardan hüküm giyebileceğine ikna  
olmamıştır.  
B. AİHM’nin Değerlendirmesi  
47.AİHM, 3. maddenin demokratik toplumların temel öğelerinden birini muhafaza  
ettiğini yineler. Terörle mücadele ve organize suç gibi çok güç durumlarda  
dahi, AİHS, işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezayı  
kesinlikle yasaklamaktadır. AİHS’nin ve 1 ve 4 sayılı Protokollerin birçok temel  
maddesinin aksine, 3. madde, istisnalara ilişkin herhangi bir hüküm  
içermemektedir ve milletin varlığını tehlikeye atan acil bir durum olduğunda  
dahi madde 15 § 2 uyarınca herhangi bir derogasyon sözkonusu olamaz (bkz.  
Selmouni-Fransa [BD], no. 25803/94, § 95, AİHM 1999-V, ve Assenov ve  
Diğerleri-Bulgaristan, 28 Şubat 1998, Hükümler ve Kararlar Raporları 1998-  
VIII, s. 3288 § 93).  
48.AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlali iddiasında kanıtları değerlendirirken,  
içtihadında “herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde” kanıt standardını  
benimsemiştir (Avşar-Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHM 2001-VII). Ancak bu  
tür bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımlar veya aksi ispat  
edilmemiş karinelerle elde edilebilir (Irlanda-İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı,  
seri A no. 25, s. 65, § 161).  
49.AİHM, görevinin ikincil niteliği konusunda hassas davranmaktadır ve herhangi  
bir davanın olayları tarafından kaçınılmaz hale getirilmediği durumlarda, bir ilk-  
derece mahkemesi rolü üstlenme hususunda dikkatli olması gerektiğini  
bilmektedir (bkz. örenğin, McKerr-İngiltere (karar), no.28883/95, 4 Nisan  
2000). Yine de 3. madde bağlamında iddiaların öne sürüldüğü bu davadaki  
gibi durumlarda, AİHM özellikle kapsamlı bir kontrol uygulamalıdır (bkz.  
mutatis mutandis, Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 kararı, seri A no. 336, §  
32, ve yukarıda anılan Avşar, § 283).  
50.Bu davada, başvuranın şikayetçi olduğu kötü muamele, bir tarafta, dövülme,  
elektrik verilmesi, hortumla soğuk su tutulması ve diğer tarafta, gözlerinin  
bağlanması, hakaret, çırııplak soyulma ve yiyecekten mahrum bırakılmaktan  
ibarettir. Yine de, davada bazı öğeler, başvuranın Bitlis Emniyet  
Müdürlüğü’nde alıkonulduğu esnada 3. maddeyle yasaklanan muamelelere  
maruz kalıp kalmadığı konusunda şüphe uyandırmaktadır.  
51.İlk olarak, 20 Temmuz 1995 tarihli sağlık raporu, başvuranın vücudunda kötü  
muameleye dair hiçbir iz bulunmadığını ifade etmektedir (bkz. 18. paragraf).  
AİHM bu raporda ayrıntı eksikliğinin farkındadır. Ancak, başvuranın bu  
rapordaki bulguları sorgulayabilecek ve iddialarını ispatlayıcı hiçbir belge  
getirmediğini de belirtmiştir.  
52.İkinci olarak, AİHM, başvuranın işkence iddialarını sağlamlaştıran tek kanıtın  
15 Ağustos 1995 tarihli sağlık raporu olduğunu belirtmiştir. Hükümet’in raporda  
birkaç çelişki tespit ettiğini ifade etmiştir (bkz. 45. paragraf). Sözkonusu  
rapordaki bulguların ciddiyetini hafife almamakla birlikte, AİHM, başvuranın  
sunduğu kanıtların standart bir sağlık raporuna benzemediği gerçeğini de göz  
ardı edemez. Raporda ne bir sağlık kurumu ismi bulunmaktadır ne de  
doktorun diploma numarası yer almaktadır. Ayrıca, başvuranın bir doktor  
tarafından muayene edilip edilmediği veya, nasıl, ne derece detaylı ve ne  
tarihte muayene yapıldığı belirtilmemiştir (bkz. 20. paragraf).  
53.Üçüncü olarak, AİHM başvuranın sağlık raporunu hiçbir yerel makama  
sunmaması ve soruşturmacı ve Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi  
alınırken bu rapora hiç değinmemesi karşısındaki şaşkınlığını belirtir. Özellikle  
17 Ağustos 1995 tarihinde, yani doktor tarafından görülmesinden yirmi beş ve  
sağlık raporunun hazırlanmasından iki gün sonra, Cumhuriyet Savcısı’na  
verdiği ifadesinde, iddialarını kanıtlamak için elinde kendi ifadelerinden başka  
hiçbir şey bulunmadığını öne sürdüğünü dikkate alır (bkz. 26. paragraf).  
Başvuranın yerel makamlara işkence iddialarıyla ilgili olarak sunabileceği ve  
bir iç hukuk yolu bulunmasına faydası olabilecek tek kanıtı sunmaması  
gerçekten ilginçtir.  
54.Sonuç itibarıyla, elindeki kanıt, başvuranın, herhangi bir şüpheye yer  
bırakmayacak şekilde kötü muameleye maruz bırakıldığı sonucuna varmasına  
olanak tanımadığından, AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin  
kanıtlandığını şünmemektedir.  
II.  
AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
55.Başvuran, polis gözaltında tutulmasının AİHS madde 5 §§ 1 (c) ve 3’ü ihlal  
ettiğini iddia etmiştir. Bu maddeler şöyledir:  
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen  
haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun  
bırakılamaz:  
(c)Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da  
suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran  
makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne  
çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya  
tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya  
yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir  
süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya  
hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir  
teminata bağlanabilir. “  
A. AİHS Madde 5 § 1 (c)  
56.Başvuran yakalanmasına dair makul bir şüphe bulunmadığını ve  
alıkonulmasının kanunsuz olduğunu belirterek şikayetçi olmuştur. İki PKK  
mensubunun suçlayıcı ifadelerinin 1992’ye, yani yakalanmasından üç yıl kadar  
önceye, dayandığını belirtmiştir. Bu ifadeler şüphelilerce ilk derece  
mahkemesinde nihayetinde geri çekilmiştir zira bu ifadelerin alınması tehditle  
gerçekleşmiştir. Ayrıca, başvuran Adalet Bakanlığı’nın 14 Şubat 1994 tarihli ve  
bir avukata yönelik herhangi bir suç faaliyeti iddiasının soruşturmasının bir  
Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesini gerekli kılan genelgesine rağmen  
sorguya çekildiğini iddia etmiştir.  
57.Hükümet, her iki şüphelinin de başvuranın yardımıyla PKK mensuplarınca  
Bitlis’te bulunan Hersan Polis Karakolu’na yapılan saldırıyı ayrıntılı olarak  
anlattığını belirtmiştir. Tehditle alındığını iddia ederek ifadelerini geri  
çekmelerine rağmen, verdikleri farklı ifadeler, başvurana karşı makul bir  
şüphenin bulunduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.  
58.AİHM, şüphenin “makuliyeti”ne dayanması gereken bir yakalamanın, Madde 5  
§ 1 (c)’de belirtilen keyfi yakalama ve alıkoymaya karşı önlem alınmasında  
temel bir nitelik teşkil ettiğini yineler. Makul bir şüphenin bulunması, objektif bir  
gözlemciyi, sözkonusu kişinin suç işlemiş olabileceğine dair ikna edebilecek  
olguların veya bilgilerin bulunduğunu varsaymaktır (Labita-İtalya [BD], no.  
26775/95,  
§
1555, AİHM 2000-IV). Ancak neyin makul olarak  
nitelendirilebileceği, olayların bütünüyle bağlantılıdır (bkz. Fox, Campbell ve  
Hartley – İngiltere, 30 Ağustos 1990 kararı, seri A no. 182, s. 16, § 32).  
59.AİHS 5 § 1 (c)’de ifade bulan makul şüphe, şüpheli şahsın suçunun derhal  
kesinleşmesi anlamına gelmemektedir. Soruşturmanın asıl maksadı, sanığa  
yönelik suçların gerçekliği ve niteliğinin kanıtlanmasıdır (bkz. Murray –  
İngiltere, 28 Ekim 1994, Seri A no. 300-A, s. 27, § 55). Madde 5 § 1 (c)  
paragrafı, polisin, yakalama anında veya başvuran gözaltındayken, suçlama  
yapmak için yeterli kanıt elde etmesi gerektiğini dahi öngörmemektedir (bkz.  
Erdagöz – Türkiye, 22 Ekim 1997 kararı, Raporlar 1997-VI, s. 2314, § 51).  
60.Ayrıca, özgürlüklerin herhangi bir şekilde kısıtlanması, yalnızca ulusal  
yasaların esasa ve usule ilişkin kurallarıyla değil, 5. maddenin temel  
maksadıyla, yani bireyin keyfi alıkonulmaktan korunmasıyla da bağdaşır  
durumda uygulanmış olmalıdır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Chahal – İngiltere,  
15 Kasım 1996 kararı, Raporlar 1996-V, s. 1864, § 118).  
61.Bu davada, AİHM, başvuranın yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık  
etmekten gözaltına alındığına işaret eder. Polis, Diyarbakır DGM tarafından  
verilen bir tutuklama emriyle harekete geçmiştir. Tutuklama emri, daha önce iki  
PKK mensubunca verilen bilgi üzerine çıkarılmıştır. AİHM, suç yaratabilecek  
ifadelerin 1992’ye dayanması ve daha sonra şüphelilerce geri çekilmesi  
gerçeğinin, başvurana ilişkin makul bir şüphenin varlığını silmediğini ve  
tutuklama emrinin meşruiyeti üzerinde bir etkisi olmadığına işaret eder.  
62.Bu davanın kendine özgü olaylarını dikkate alarak AİHM, başvuranın  
tutuklanmasının yasal olduğunu ve AİHS Madde 5 § 1 (c) kapsamında, bir suç  
işlemiş olduğuna dair makul şüpheyle gözaltına alınmış olduğu kanaatindedir.  
Başvuranın,  
Cumhuriyet  
Savcısı  
tarafından  
sorgulanmadığı  
için  
alıkonulmasına dair işlemlerin yerel hukuk açısından yasal olmadığını iddia  
etmesine cevaben (bkz. 56. paragraf), AİHM, 14 Şubat 1994 tarihli Adalet  
Bakanlığı genelgesinin yalnızca avukatlarca işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili  
soruşturmaların yürütülme şekline işaret ettiğini ekler ( bkz. Elçi ve Diğerleri –  
Türkiye, no. 23145/93 ve 25091/94, §§ 584-586, 13 Kasım 2003). Bu  
genelgeye aykırı olarak, polisin başvuranı gözaltındayken sorgulamış olması,  
yakalanması ve akabinde gözaltına alınmasına temel teşkil eden yerel hukuk  
kurallarını geçersiz kılmaz. AİHM, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı tarafından  
çıkarılan tutuklama emriyle yakalanıp alıkonulduğunu ve alıkonulmasının bir  
Cumhuriyet Savcısı tarafından uzatıldığını belirtir (karşılaştırmak için  
bkz.yukarıda anılan Elçi ve Diğerleri, § § 674-684).  
63.Yukarıda anlatılanların ışında, AİHM, AİHS Madde 5 § 1’in ihlal edilmediğine  
karar vermiştir.  
B. AİHS Madde 5 § 3  
64.AİHS Madde 5 § 3’e dayanarak başvuran, yargı yetkisini uygulayabilecek bir  
hakim veya başka bir yetkili huzuruna çıkarılmaksızın on iki gün boyunca  
gözaltında kaldığını belirterek şikayetçi olmuştur.  
65.Hükümet, başvuranın gözaltı süresinin o tarihte yürürlükte olan mevzuata  
uygun olduğunu ifade etmiştir. İlgili hukukta o zamanlardan beri AİHM’nin  
içtihadıyla uyumlu olarak değişiklikler yapıldığından yola çıkıldığında,  
başvuranın iddiaları temelsizdir.  
66.AİHM, genel itibarıyla, madde 5’in, Devlet’in, bireyin özgürlük hakkına keyfi  
olarak müdahale etmesini önlemeyi amaçladığını hatırlatır. Madde 5 § 3,  
keyfiyeti önlemeyi hedefler ve müdahalenin yargı tarafından denetlenmesini  
gerekli kılarak hukukun üstünlüğünü korumayı amaçlar (bkz. Sakık ve Diğerleri  
– Türkiye, 26 Kasım 1997 kararı, Raporlar 1997-VII, s. 2623, § 44).  
67.Madde 5 § 3’e uygun olması için, yargı denetiminin ivedi olması gereklidir.  
İvediliğin ise, kendine özgü nitelikleri sebebiyle her vakada başlı başına ele  
alınması gereklidir (bkz. De Jong, Baljet ve Van den Brink – Hollanda, 22  
Mayıs 1984 kararı, Seri A no. 77, ss. 24-25, § 51-52). Ancak, yorum  
hususundaki esnekliğin kapsamı ve ivedilik kavramının uygulanması oldukça  
sınırlıdır (Brogan ve Diğerleri – İngiltere, 29 Kasım 1988, Seri A no. 145_B, ss.  
334, § 62).  
68.AİHM birçok davada terör suçlarının soruşturulmasının şüphesiz yetkililere  
bazı sorunlar yaşattığını kabul etmiştir (bkz. şu kararlar: yukarıda anılan  
Brogan ve Diğerleri, s. 33, § 61, yukarıda anılan Murray, s. 27, § 58, Aksoy –  
Türkiye, 18 Aralık 1998 kararı, Raporlar 1998-VI, s. 2282, § 78 ve Demir ve  
Diğerleri – Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı, Raporlar 1998-VI, s. 2653, § 41).  
Ancak bu, soruşturmayı yürüten makamların, her terörist faaliyet bulunduğunu  
iddia ettikleri durumda, yerel mahkemelerden ve akabinde de AİHS’nin  
denetleyici kurumlarından bağımsız bir şekilde, Madde 5’e dayanarak kayıtsız  
şartsız yetki kullanabilecekleri anlamına gelmez (bkz. yukarıda anılan Murray,  
s. 27, § 58).  
AİHM, başvuranın, 8 Temmuz 1995’ten 20 Temmuz 1995’e kadar on iki gün  
boyunca polis gözaltında kaldığını belirtir. Brogan ve Diğerleri davasında yargı  
denetimi dışında cereyan eden dört gün altı saatlik gözaltının, amacı toplumu  
bir bütün olarak terörizme karşı korumak olmasına rağmen, AİHS Madde 5 §  
3’le ifade bulan süre ile ilgili olarak katı kısıtlamaların dışında kaldığını  
hatırlatır (bkz. yukarıda anılan Brogan ve Diğerleri, s. 33, § 62).  
69.Terör suçlarının soruşturulması yetkililere bazı sorunlar yaşatsa da, AİHM,  
yargı müdahalesi olmadan başvuranı on iki gün boyunca alıkoymanın gerekli  
olduğunu kabul etmemektedir.  
70.Dolayısıyla, AİHS Madde 5 § 3 ihlal edilmiştir.  
C. AİHS Madde 5 § 4  
71.Başvuran, AİHS Madde 13’e dayanarak polis gözaltının yasallığı ve süresine  
ilişkin işlem yapma imkanı bulamadığından şikayetçi olmuştur. AİHM  
başvuranın bu şikayetinin AİHS Madde 5 § 4 kapsamında ele alınması  
gerektiğini düşünmektedir:  
“4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden  
yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında  
kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini  
serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. “  
72 . AİHM, bir hukuk yolunun yeterli derecede açık ve kesin olması gerektiğini,  
aksinin ise, Madde 5 § 4’ün maksadının gerektirdiği etkinlikten ve bu hukuk yoluna  
erişimden yoksun bırakacağını yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. mutatis mutandis,  
Van den Droogenbroeck – Belçika, 24 Haziran 1982 kararı, Seri A no. 50, s.30, § 54,  
De Jong, Baljet ve Van den Brink, s. 19, § 39 ve Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8  
Haziran 1995 kararı, Seri A no. 319-A, s. 17, § 42).  
73. AİHM, Sakık ve Diğerleri – Türkiye davasında (26 Kasım 1997, Raporlar 1997-  
VII, § 53), sözkonusu tarihte, başvuranın DGM huzurunda gözaltı sürecinin  
yasallığını sorgulayabileceği etkili bir hukuk yolu bulunduğu hususunda ikna  
olmadığını hatırlatır. Eldeki davayla ilgili olarak da bu sonuçtan uzaklaşmak için bir  
sebep görmemektedir (bkz aynı zamanda Dalkılıç – Türkiye, no. 25756/94, § 27, 5  
Aralık 2002). Hakim huzuruna çıkarılmadan önceki süreyle ilgili olarak ise – on iki gün  
– AİHM bu noktada, o tarihteki ulusal yasalara uygun olan bu sürenin, Madde 5 § 4’te  
belirtilen “hızlı bir şekilde” ifadesi ile uyumlu olmadığını ekler (bkz. yukarıda anılan  
Sakık ve Diğerleri kararı, § 51).  
74. Sonuç itibarıyla AİHM, AİHS Madde 5 § 4’ün ihlal edildiğine karar vermiştir.  
III.  
AİHS MADDE 6’NIN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
75. Başvuran yaptığı işkence iddialına ilişkin olarak Türk makamlarının bağımsız ve  
tarafsız bir mahkemede işlem başlatmadığından ve bunun AİHS madde 6 § 1’e aykırı  
olduğundan şikayetçi olmuştur:  
Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda  
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,  
hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir”  
76. AİHM, başvuranın Madde 6 § 1 bağlamında olan şikayetinin yine başvuranın,  
soruşturma makamlarının, başvuranın gözaltı ve kötü muamele iddialarına ilişkin  
şikayetlerini ele alma şekli ve bunların etkili hukuk yollarına erişmedeki etkisine ilişkin  
daha genel kapsamlı şikayeti ile sıkı olarak bağlantılı olarak bağlantılı olduğuna  
dikkat çeker. AİHM, bu şikayeti, 13. maddede ifade bulan, Devletlerin, AİHS  
ihlallerinin bulunduğu durumlarda etkili hukuk yolu bulma şeklindeki daha genel  
nitelikli yükümlülükleri bağlamında incelemeyi uygun görmektedir.  
77. Dolayısıyla, AİHS Madde 6 § 1’in ihlal edilip edilmediğini belirlemenin gerekli  
olmadığını şünmektedir.  
IV.  
AİHS MADDE 13’ÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
78. Başvuran, alıkonulmasının yasallığı ve işkence iddiaları ısından ele  
alındığında, yerel hukukta başvurabileceği hiçbir etkili hukuk yolu bulunmadığı ve  
bunun da AİHS Madde 13’e aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur:  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal  
bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir. “  
79. AİHM, başvuranın, AİHS Madde 5 § 4 çerçevesinde, alıkonulmasına ilişkin hukuk  
yollarının etkisizliği ile ilgili, ve alıkonulmayla ilgili işlemlere ilişkin lex specialis olarak  
görülmüş olan şikayetini halihazırda incelemiştir (bkz. 71. ve 74. paragraflar).  
80. Başvuranın işkence iddialarıyla ilgili olarak başvurabileceği hukuk yollarının  
etkisizliği ile ilgili şikayetine istinaden Hükümet, içi hukukta etkili hukuk yollarının  
bulunduğunu öne sürmüştür. Ayrıca, hakkı ve imkanı olmasına rağmen, başvuranın,  
İl İdare Kurulu Müdürlüğü’nün kararını Danıştay’da temyiz ettirme yoluna gitmediğini  
ileri sürmüştür. Danıştay’ın davayı ex officio incelediğini ve gözaltında işkence  
yapıldığını doğrulayacak bir kanıt bulunmadığını belirtmiştir.  
81. AİHM, Madde 3’te ifade bulan hakkın niteliğinin, Madde 13 açısından da  
anlamları bulunduğunu yineler. Bir birey, Devlet görevlileri tarafından işkenceye  
uğradığı veya kötü muameleye maruz bırakıldığı şeklinde savunulabilir bir iddia  
ortaya koyduğu zaman, uygun durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak, “etkili  
hukuk yolu” kavramı, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasına ve şikayetçinin  
soruşturma sürecine etkin bir biçimde dahil olmasına olanak verecek biçimde,  
kapsamlı ve etkili bir soruşturmanın yapılması anlamına gelir (bkz. Aksoy, § 98).  
82. Devlet görevlilerince yapıldığı öne sürülen işkence veya kötü muamele  
iddialarında, yürütülecek soruşturmanın etkili olabilmesi için, genel olarak,  
soruşturmadan sorumlu olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylarda adı geçen  
kişilerle bağlantısının olmaması gerektiği söylenebilir. Bu, hiyararşik ve kurumsal bir  
bağlantının sözkonusu olmaması anlamına gelebileceği gibi, uygulamada bir  
bağımsızlık da demektir (diğerlerinin yanı sıra, bkz. Oğur – Türkiye [BD], no.  
21594/93, § 91, AİHM 1999-III).  
83. Bu davada sunulan kanıtlar temelinde, AİHM, başvuranın şüpheye yer  
bırakmayacak biçimde, polisler tarafından kötü muameleye uğradığının kanıtlandığı  
sonucuna varmamıştır. Ancak, önceki davalarda da ileri sürdüğü üzere, bu, Madde 3  
kapsamında yapılan şikayetin, 13. maddenin maksatları ısından “savunulabilir” bir  
şikayet olmasını engellemez (bkz. Yaşa – Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Raporlar  
1998-VI, s. 2442, § 112).  
84. AİHM, Bitlis Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan soruşturma dosyasının,  
Memurin Muhakematı Kanunu hükümleri uyarınca Bitlis Valiliği’ne gönderildiğine  
dikkat çeker. Soruşturma, Bitlis İl İdare Kurulu Müdürlüğü tarafından yürütülmüş ve  
akabinde şüpheli polis memurlarına yönelik herhangi bir kovuşturmanın yapılmaması  
gerektiğine karar verilmiştir. (bkz. 31. ve 36. paragraflar). AİHM, daha önceki birkaç  
davada da ileri sürdüğü gibi il idare kurullarınca yürütülen soruşturmanın bağımsız  
olamayacağını, zira bunların, valilerin veya onların yardımcılarının veya valilere bağlı  
olan icra organının bölgesel temsilcilerinden müteşekkil olduğunu yineler (diğerlerinin  
yansıra, bkz. yukarıda anılan Oğur, § 91, Yöyler – Türkiye, no. 26973/95, § 93, 24  
Temmuz 2003, ve Kurt – Türkiye (karar), no. 37038/97, 12 Haziran 2003).  
85. Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde, AİHM, adı geçen işlemlerin, Madde 13’ün  
gerektirdiklerini karşılayacak şekilde kapsamlı, etkili ve bağımsız olduğu kanısında  
değildir.  
86. Dolayısıyla, AİHS madde 13 ihlal edilmiştir.  
V. AİHS MADDE 14’ÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
87. Başvuran, Kürt kökeni nedeniyle, ayrımcılığa uğradığından ve bunun AİHS  
madde 14’e aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir  
ayırımcılık yapılmadan sağlanır. “  
88. Başvuran, gözaltı süresince, sorgusunun odak noktasının Kürtler ve PKK  
olduğunu öne sürmüştür. Sorgulamada yapılanın, belirli bir siyasi fikrin ve belirli bir  
azınlıkla bağlantılı olmanın cezalandırılması olduğunu belirtmiştir.  
89. Bu davada ortaya konulan olaylar ve dava öncesinde elde bulunan konular  
temelinde, AİHM, AİHS Madde 14’ün ihlal edildiğinin kanıtlandığını kanısında değildir.  
V.AİHS MADDE 41’İN UYGULANMASI  
90. AİHS Madde 41 şu şekildedir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,  
Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın  
tatminine  
hükmeder.  
A. Maddi Tazminat  
91. Başvuran, başarılı bir avukat olduğunu ifade etmiştir. Ancak, gözaltına alınması  
ve işkence sebebiyle pek çok müşterisini kaybetmiş, zira artık eski çalışma isteğiyle  
çalışamamıştır. Eski kazanımlarını kaybettiği gerekçesiyle 100,000 Amerikan Doları  
($) talep etmiştir. Ayrıca, gelecekte yapacağı kazanımları için 196,000 $ talep  
etmiştir. Gelecek kazanımlarını kaybetmesine dair talebi Ogden aktüariyel cetveli  
temel alınarak ve yirmi yıl daha çalışması varsayımıyla yapılmıştır  
92. Hükümet, aktüariyel hesaplamaların spekülatif ve haksız kazanım yapmayı  
amaçlayanlarca suistimal edilmeye açık olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, başvuranın  
gerçek kazancını kanıtlanmasına dair herhangi bir belge sunulmadığına dikkat  
çekmiştir. Dolayısıyla, farazi rakamlarla yapılan hesaplamalar spekülatiftir. Talep  
edilen miktarların haddinden yüksek olduğunu ifade etmiştir.  
93. AİHM, başvuranın gözaltı süresinde bir miktar kazanç kaybı olduğunun açık  
olduğu ve bunun 5. maddenin ihlali anlamına geldiğini düşünmektedir ve sağlığına  
kavuşmak ve müşterilerinin güvenini kazanmak için zamana ihtiyacı olduğu  
kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Elçi ve Diğerleri, § 721).  
94. Bu durumda AİHM, AİHS madde 41 uyarınca ve yaptığı tarafsız bir  
değerlendirme sonucunda başvurana 1,000 Euro maddi tazminat ödenmesine karar  
vermiştir.  
B.Manevi Tazminat  
95. Başvuran, 100,000 $ manevi tazminat talep istemiştir. Ayrıca, 14. maddenin  
ihlalinin de verilecek tazminatta % 100’lük bir artış anlamına gelmesi gerektiğini iddia  
etmiştir.  
96. Hükümet, bu miktarın sadece çok yüksek olduğunu değil, aynı zamanda herhangi  
bir temeli olmadığını da öne sürmüştür.  
97. AİHM, başvuranın yalnızca bir ihlal tespitiyle tazmin edilemeyecek bir stres  
yaşamış olduğunu düşünmektedir. Bu davadaki ihlallerin niteliğini dikkate alarak ve  
tarafsız bir değerlendirme yaparak 5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermiştir.  
C.Mahkeme Masrafları  
98. Başvuran, yerel işlemler ve Sözleşme işlemlerindeki masraflar ile sağlık giderleri  
için 38,694 $’in telafi edilmesi isteminde bulunmuştur:  
(a) İngiltere’de bulunan vekillerinin yaptığı çalışmalar için 10,801 Sterlin  
avukat ücreti. Bu, İngilizce’den Türkçe’ye ve Türkçe’den İngilizce’ye  
çevirileri ve bu dillerde verilen özetler ve aynı zamanda telefon  
konuşmaları, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi masraflarını kapsayan  
idari işlemleri içermektedir;  
(b) Yerel mahkemelerdeki işlemlerde tahakkuk eden adli masraflar için  
11,000 $;  
(c) Psikiyatrik tedavisi için 12,000 $.  
99.Hükümet, yerel mahkeme masraflarının bu davayla alakalı olmadığını öne  
sürmüştür. Gerçekten yapılan ve miktarı makul olan masrafların tazmin  
edilebileceğini, ancak, başvuranın yerel adli masrafları veya sağlık masraflarına kanıt  
olabilecek ve kabul edilebilecek hiçbir makbuz, belge ya da fatura sunulmadığını  
ifade etmiştir. Ayrıca, masraflar şişirilmiş ve gerçekte sözkonusu kadar masraf  
yapılmamıştır. Hükümet özellikle, Kürt İnsan Hakları Projesi(KİHP)’ne ilişkin olarak  
talep edilen masraf tazminine itiraz etmiştir.  
100. AİHM, 41. madde uyarınca, yalnızca gerçekten ve gerektiği için yapılan ve  
makul miktarda olan masrafların tazmin edilebileceğini belirtmiştir. Bu davanın,  
detaylı inceleme gerektiren karmaşık olgular ve hukuk konuları içerdiği kanısındadır.  
Ancak, başvuranın adli masrafları için talep ettiği toplam miktarın haddinden fazla  
olduğunu ve bu masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığının ortaya  
konulamadığını şünmektedir. Başvuran, psikiyatrik tedavisinin masraflarını  
kanıtlayacak herhangi bir belge sunmamıştır. Ayrıca, AİHM tarafından bir ihlal teşkil  
ettiğine kanaat getirilen husus için tazminat alabilmek amacıyla yürütülen işlemler  
esnasında iddia edilen yerel adli masraflar tahakkuk etmemiştir.  
101. Bu durumda, AİHM talep edilen toplam miktarın ödenmesine karar vermemiştir;  
yaptığı tarafsız değerlendirme ile ve başvuran tarafından sunulan ayrıntıları dikkate  
alarak 7,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
D.Gecikme faizi  
102. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1.AİHS Madde 3’ün ihlal edilmediğine,  
2.AİHS Madde 5 § 1’in ihlal edilmediğine,  
3. AİHS Madde 5 § 3’ün ihlal edildiğine,  
4.AİHS Madde 5 § 4’ün ihlal edildiğine,  
5. Başvuranın, AİHS Madde 6 § 1 bağlamında yaptığı şikayeti incelemenin gerekli  
olmadığına,  
6.AİHS Madde 13’ün ihlal edildiğine,  
7. AİHS Madde 14’ün ihlal edilmediğine,  
8. (a) Sorumlu Devlet’in masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 44 § 2  
maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde uygulanabilecek  
vergilerle birlikte başvurana ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine  
dönüştürülerek  
(i)  
ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilip  
başvuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere  
1,000 Euro (bin Euro) maddi tazminat,  
(ii)  
(iii)  
ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilip  
başvuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere  
5,000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat,  
ödeme tarihindeki kur üzerinden Sterlin’e çevrilip  
başvuranın adil tazmin talebinde belirtilen İngiltere’deki  
hesaba yatırılmak üzere 7,000 Euro (yedi bin Euro) manevi  
tazminat ödemesine,  
(b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek  
oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
9. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü 77 § 2 ve 3 uyarınca 21 Aralık  
2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. Dollé  
Sekreter  
J.-P. Costa  
Başkan