Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesini gerekli kılan genelgesine rağmen
sorguya çekildiğini iddia etmiştir.
57.Hükümet, her iki şüphelinin de başvuranın yardımıyla PKK mensuplarınca
Bitlis’te bulunan Hersan Polis Karakolu’na yapılan saldırıyı ayrıntılı olarak
anlattığını belirtmiştir. Tehditle alındığını iddia ederek ifadelerini geri
çekmelerine rağmen, verdikleri farklı ifadeler, başvurana karşı makul bir
şüphenin bulunduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
58.AİHM, şüphenin “makuliyeti”ne dayanması gereken bir yakalamanın, Madde 5
§ 1 (c)’de belirtilen keyfi yakalama ve alıkoymaya karşı önlem alınmasında
temel bir nitelik teşkil ettiğini yineler. Makul bir şüphenin bulunması, objektif bir
gözlemciyi, sözkonusu kişinin suç işlemiş olabileceğine dair ikna edebilecek
olguların veya bilgilerin bulunduğunu varsaymaktır (Labita-İtalya [BD], no.
26775/95,
§
1555, AİHM 2000-IV). Ancak neyin makul olarak
nitelendirilebileceği, olayların bütünüyle bağlantılıdır (bkz. Fox, Campbell ve
Hartley – İngiltere, 30 Ağustos 1990 kararı, seri A no. 182, s. 16, § 32).
59.AİHS 5 § 1 (c)’de ifade bulan makul şüphe, şüpheli şahsın suçunun derhal
kesinleşmesi anlamına gelmemektedir. Soruşturmanın asıl maksadı, sanığa
yönelik suçların gerçekliği ve niteliğinin kanıtlanmasıdır (bkz. Murray –
İngiltere, 28 Ekim 1994, Seri A no. 300-A, s. 27, § 55). Madde 5 § 1 (c)
paragrafı, polisin, yakalama anında veya başvuran gözaltındayken, suçlama
yapmak için yeterli kanıt elde etmesi gerektiğini dahi öngörmemektedir (bkz.
Erdagöz – Türkiye, 22 Ekim 1997 kararı, Raporlar 1997-VI, s. 2314, § 51).
60.Ayrıca, özgürlüklerin herhangi bir şekilde kısıtlanması, yalnızca ulusal
yasaların esasa ve usule ilişkin kurallarıyla değil, 5. maddenin temel
maksadıyla, yani bireyin keyfi alıkonulmaktan korunmasıyla da bağdaşır
durumda uygulanmış olmalıdır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Chahal – İngiltere,
15 Kasım 1996 kararı, Raporlar 1996-V, s. 1864, § 118).
61.Bu davada, AİHM, başvuranın yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık
etmekten gözaltına alındığına işaret eder. Polis, Diyarbakır DGM tarafından
verilen bir tutuklama emriyle harekete geçmiştir. Tutuklama emri, daha önce iki
PKK mensubunca verilen bilgi üzerine çıkarılmıştır. AİHM, suç yaratabilecek
ifadelerin 1992’ye dayanması ve daha sonra şüphelilerce geri çekilmesi
gerçeğinin, başvurana ilişkin makul bir şüphenin varlığını silmediğini ve
tutuklama emrinin meşruiyeti üzerinde bir etkisi olmadığına işaret eder.
62.Bu davanın kendine özgü olaylarını dikkate alarak AİHM, başvuranın
tutuklanmasının yasal olduğunu ve AİHS Madde 5 § 1 (c) kapsamında, bir suç
işlemiş olduğuna dair makul şüpheyle gözaltına alınmış olduğu kanaatindedir.
Başvuranın,
Cumhuriyet
Savcısı
tarafından
sorgulanmadığı
için
alıkonulmasına dair işlemlerin yerel hukuk açısından yasal olmadığını iddia
etmesine cevaben (bkz. 56. paragraf), AİHM, 14 Şubat 1994 tarihli Adalet
Bakanlığı genelgesinin yalnızca avukatlarca işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili
soruşturmaların yürütülme şekline işaret ettiğini ekler ( bkz. Elçi ve Diğerleri –
Türkiye, no. 23145/93 ve 25091/94, §§ 584-586, 13 Kasım 2003). Bu
genelgeye aykırı olarak, polisin başvuranı gözaltındayken sorgulamış olması,
yakalanması ve akabinde gözaltına alınmasına temel teşkil eden yerel hukuk
kurallarını geçersiz kılmaz. AİHM, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı tarafından
çıkarılan tutuklama emriyle yakalanıp alıkonulduğunu ve alıkonulmasının bir
Cumhuriyet Savcısı tarafından uzatıldığını belirtir (karşılaştırmak için
bkz.yukarıda anılan Elçi ve Diğerleri, § § 674-684).