re’sen tayin edilen bir avukat tarafından temsil edilmesi hakkını kendi isteğiyle açık ya da üstü
kapalı bir şekilde reddetmesini engellemediğini hatırlatmaktadır (mutatis mutandis, Hakansson
ve Sturesson-Đsveç, 21 Şubat 1990 tarihli karar ve Sejdovic-Đtalya, no: 56581/00). Ancak benzeri
bir vazgeçme ikircil olmamalı ve önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemelidir. AĐHM,
sanığın, AĐHS’nin 6. maddesinin güvence altına aldığı bir haktan vazgeçmesinin sonuçlarını
makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerektiğine kanaat getirmektedir (mutatis
mutandis Jones-Birleşik Krallık (karar), no: 30900/02 ve Pfeifer ve Plankl-Avusturya, 25 Şubat
1992 tarihli karar).
Oysa bu durumda AĐHM, başvuranın 26 Aralık 1994 tarihinde Alaşehir Cumhuriyet
Başsavcılığı huzurunda, jandarmaların kendisine kötü muamele yapılacağı yönünde tehdit
etmesinden dolayı, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ve sorgu hakiminin yaptığı sorgulamalar
sırasında kendi isteğiyle hareket edemediğini beyan ettiğini tespit etmektedir. Başvuranın
mesleki eğitimi olmadan ve düşük gelirli bir ortamdan geldiğinden, ölüm cezası alma olasılığının
olduğu cezai yargılama sırasında avukat yardımı talep etmemesinin sonuçlarını makul olarak
değerlendirebileceği düşünülemez.
Kuşkusuz, başvuranın karşılaştığı güçlüklerin bilincinde olan ulusal makamlar,
başvuranın re’sen tayin edilen avukattan ücretsiz olarak temsil edilmesini istemesinin mümkün
olduğunu bilmesi için daha aktif bir tutum edinmiş olsalardı, savunma haklarının etkili bir
şekilde kullanılmasındaki engeller aşılabilirdi. Ancak ulusal makamlar pasif kalmış ve böylece
adil yargılamayı sağlama yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir (Padalov-Bulgaristan, no:
54784/00 ve mutatis mutandis, Cuscani-Birleşik Krallık, no:32771/96).
AĐHM bu unsurları gözönüne alarak, başvuranın re’sen tayin edilen avukatın kendisini
temsil etme hakkını reddettiğinin ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Oysa AĐHM,
başvuranın aldığı cezanın ciddiyet seviyesini dikkate alarak, hukuki menfaatlerin, adil
yargılanmadan faydalanması için başvuranın, aleyhindeki cezai yargılama çerçevesinde ücretsiz
adli yardımdan faydalanmasını gerektirdiğine kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak AĐHS’nin 611 ve 3 –c maddesi ihlal edilmiştir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yargılamanın adil olmasına ilişkin şikayetlerin
esasına daha önce cevap verdiğine kanaat getirerek aynı açıdan dile getirilen diğer şikayetleri
incelemeye gerek olmadığını gözönünde tutmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, şayet 6. madde ihlal edilerek mahkum edilmeseydi, bahçıvan ve işçi olarak
çalışmaya devam etmiş olacağını savunmaktadır. Başvuran maddi tazminat adı altında 25.000
Euro ve manevi tazminat adı altında ise 100.000.000 Euro istemektedir.
Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun ve abartılı olduğunu belirtmektedir.
AĐHM, adil tazmin ödenmesi için temel alınacak tek unsurun, başvuranın AĐHS’nin 6.
maddesinde yer alan güvencelerden faydalanamamış olmasında yattığını belirtmektedir.
Kuşkusuz AĐHM, aksi durumda davanın nasıl sonuçlanacağı konusunda yorum yapamaz. Ancak
AĐHM, başvuranın gerçekten şansını kaybettiğini düşünmenin makul dışı olmayacağına kanaat