CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TALAY -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:34806/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34806/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Turan Talay’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Ekim 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1955 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.  
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Aralık 2001 tarihinde aldığı kararla bavuranı  
hapis cezasına mahkûm etmitir.  
Đlgili ahıs cezasını çekerken, birçok açlık grevi balatmıve sağlık durumu bozulmutur.  
29 Temmuz ve 24 Ekim 2002 tarihlerinde Adli Tıp Kurumunda muayene edilen bavurana  
Wernicke-Korsakoff Sendromu tehisi konulmuve cezasının altı ay süreyle ertelenmesi  
tavsiye edilmitir.  
Bavuran hakkında yapılan talebi inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Nisan 2003  
tarihinde aldığı kararla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 399/1 maddesi uyarınca bavurana  
verilen cezanın infazını altı ay süreyle ertelemive ilgili ahsın organik ruhsal bir hastalıktan  
muzdarip olduğu gerekçesiyle geçici olarak tahliye edilmesine hükmetmitir. Mahkeme, karar  
metninde bavuranın durumunun altı aylık süre sonunda yeniden incelenmesi gerektiğini  
belirtmitir.  
12 Nisan 2003 tarihinde, yani sekiz gün sonra, bavuran 4 Nisan tarihli karar uyarınca serbest  
bırakıltır.  
10 Eylül 2004 tarihinde bavuran, Türkiye’ye yapılan bir inceleme ziyareti sırasında  
AĐHM’nin kendi bilirkii heyeti tarafından tıbbi muayeneden geçirilmitir (Türkiye aleyhine  
Özgür ve diğer otuz bavuru davası (karar), no 28480/04, 20 Ekim 2005).  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunarak, Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin infazı erteleme kararına rağmen 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında sekiz  
gün süreyle hapiste tutulmasının yasalara aykırılık tekil ettiğini ve dolayısıyla bir özgürlük  
mahrumiyetinin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, AĐHS’nin 5.  
2
maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunarak, meru olmadığına inandığı bu tutukluluk halinin  
sebep olduğu zararlar için kendisine tazminat hakkı tanınmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı kapsamında dile getirilen ikâyetle ilgili olarak  
Hükümet, öncelikle bavuranın altı aylık erteleme süresi sona erdikten sonra tekrar hapse  
konulduğunu ve mevcut bavuruda ikâyet ettiği sekiz günlük gecikmenin de çekeceği toplam  
cezadan düüldüğünü kaydetmektedir. Hükümete göre, burada yapılan telafi bavuranın  
AĐHS’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatını ortadan kaldırmaktadır.  
Bavuran, Hükümetin bu savına itiraz etmekte ve toplam cezadan sekiz gün düülmesinin  
ikâyetine konu olan durumu telafi etmediğini savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın durumunda olduğu gibi ceza infazının sağlık sorunları nedeniyle  
ertelenmesine karar verilmesine rağmen sekiz gün süreyle hapiste tutmanın, toplam cezadan  
belli bir miktar düülmek suretiyle telafi edilemeyeceği kanaatindedir.  
Hükümet, ayrıca bavuran tarafından dile getirilen ikâyetlerin bütününde iç hukuktaki itiraz  
yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet, bavuranı idari mahkemeler huzurunda  
tam yargı davası bavurusu yapmamakla ya da Devlet organlarına isnat edilen yetkisini  
kötüye kullanmaktan veya görevi ihmalden dolayı iddia edilen zararının telafisini elde  
edebilmek amacıyla hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmamakla eletirmektedir.  
Bavuran, Hükümet tarafından dile getirilen hukuki yolların AĐHS’nin 35/1 maddesi  
anlamında etkili bir itiraz yolu tekil etmediği kanaatindedir.  
AĐHM, ilk olarak Hükümetin mevcut davada bavuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 1.  
paragrafında teminat altına alınan özgürlük haklarını sözkonusu itiraz davalarını açarak nasıl  
savunabileceğini belirtmediğini gözlemlemektedir (Türkiye aleyhine Değerli ve diğerleri  
dava, no 18242/02, prg. 16-19, 5 ubat 2008).  
AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafı kapsamında dile getirilen ikâyetle ilgili olarak AĐHM,  
Hükümetin buna benzer davalarda sözkonusu hukuki yolları kullanarak tazminat elde eden  
herhangi bir mağdur örneği sunmadığını, dolayısıyla bu argümanın varsayımdan öteye  
gidemediğini kaydetmektedir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
ve ayrıca baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla,  
ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Madde 5 / 1  
Bavuran, özgürlüğünün 4 ile 12 Nisan 2003 tarihleri arasında yasal olmayan yollarla  
kısıtlanğını iddia etmektedir.  
Bu teze karı çıkan Hükümet, özellikle bavuranın ceza infazına ait dosyanın oldukça kabarık  
olduğunu ve bu yüzden Kocaeli Cumhuriyet Savcılığına postayla gönderildiğini  
3
savunmaktadır. Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, bavuranın tutukluluk halinin devamını  
gerektirecek baka bir tahkikata konu olup olmadığını tespit etmek üzere sözkonusu dosyayı  
incelemek zorunda kalmıtır. Hükümet, ihtilaflı gecikmenin idari formaliteler yüzünden  
uzayan uygulamaların neticesinde olutuğunu belirtmektedir.  
Bavuran, karı tez olarak adaletin organizasyon ve yönetiminde yapısal sorun ve eksiklikler  
bulunduğunu ve kendi düüncesine göre bundan Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini  
ileri sürmektedir. Bavuran ayrıca, mevcut davada ceza infazının sona erdirilmesinin değil  
yalnızca ertelenmesinin sözkonusu olduğunu ve bu itibarla Kocaeli savcısının dosyayı  
Hükümetin belirttiği gibi yeniden incelemesine gerek olmadığını savunmaktadır.  
AĐHM, öncelikle 5. maddenin 1. paragrafında belirtilen özgürlük hakkıyla ilgili istisnai  
durumların ayrıntılı bir ekilde listelendiğini ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün -  
kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan - amacına  
uygun düeceğini hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Đtalya aleyhine Giulia Manzoni davası  
kararı, 1 Temmuz 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV, s. 1191, prg. 25).  
Tahliye kararının ifası için belirli bir sürenin genellikle kaçınılmaz olduğunun hakkını veren  
AĐHM, bu sürenin minimum düzeye indirgenmesi gerektiğini belirtmektedir (Giulia Manzoni,  
ilgili bölüm, s. 1191, prg. 25 sonunda). Yine aynı ekilde AĐHM’nin kannatine göre,  
tahliyeyle ilgili idari ilemlerin birkaç saatten daha uzun sürmesi kabul edilemez (Bulgaristan  
aleyhine Nikolov davası, no 38884/97, prg. 82, 30 Ocak 2003). Dolayısıyla AĐHM, tahliye  
kararının infazında ortaya çıkan gecikmeyle ilgili ikâyetleri özel bir itinayla incelemek  
durumundadır (Bulgaristan aleyhine Bojinov davası, no 47799/99, prg. 36, 28 Ekim 2004). Bu  
bağlamda AĐHM, olaylarla ilgili ayrıntılı döküm sunma yükümlülüğünün Hükümete ait  
olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolov, ilgili bölüm, prg. 80).  
AĐHM, mevcut davadaki olguların kesin tahliye kararı alınan davalardan farklı olduğunu  
gözlemlemektedir. Bununla birlikte, bavuran yalnızca ceza infazının ertelenmesinden  
yararlansa bile, bu kararın bir mahkeme tarafından sağlık durumunun tutuklu kalmaya  
elverili olmadığı gerekçesiyle alınmıolması dolayısıyla, verilen hükmün derhâl yerine  
getirilmesi gerekirdi. AĐHM, Hükümetin gözlemlerinde konuyla ilgili bir açıklama  
bulunmadığını not etmektedir.  
AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen gerekçelerin sekiz günlük gecikmeyi haklı  
göstermeye yetmediği kanaatindedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, Sözlemeci Devletlerin  
kendi yargılarına tabi kiilerin özgürlük hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere, mevcut  
davada olduğu gibi dosya kabarık olsa dahi, yetkili personelin tahliye tezkerelerinin  
gereklerini vakit kaybetmeden yerine getirmelerine imkan sağlamak için gerekli tedbirleri  
almaları gerektiğini kaydetmektedir (Değerli ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 25).  
Yukarıdaki gerçekler ıığında AĐHM, bavuranın tahliye tezkeresini takip eden sekiz gün  
süresince tutulmaya devam edilmesinin, 5. maddenin 1. paragrafında izin verilen amaçlardan  
birine dayanmaması dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinde yer alan esaslara aykırı olduğu  
sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmitir.  
4
2. Madde 5 / 5  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesi hükümlerine aykırı artlar altında tutulmasına karı hiçbir  
telafi yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir.  
Hükümet, idari itiraz yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.  
AĐHM, öncelikle bu varsayıma dayalı argümanı reddettiğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, daha sonra kanuna aykırı olarak tutulma durumlarına ilikin tazminat sorunlarıyla  
ilgili ulusal mevzuatta yeralan yegâne yasanın 466 sayılı yasa olduğunu (Türkiye aleyhine  
ahin Karatadavası, no 16110/03, prg. 18, 17 Haziran 2008) ve bu yasanın mevcut dava  
koullarına yani bavuranın ceza infazının ertelenmesini müteakiben tahliye edilmesindeki  
gecikmeye değinmediğini not etmektedir. Zaten bu hukuki yol Hükümet tarafından da dile  
getirilmemitir.  
Tüm bu unsurlar AĐHM’nin 5. maddenin 5. paragrafının ihlâl edildiği sonucuna varmasına  
yetmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, özellikle serbest bırakılması sırasında yetkili makamların sebep olduğu gecikmeye  
atıfta bulunarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu sava karı çıkmakta ve kanıtlanamadığı için sözkonusu ikâyetin açıkça  
dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.  
ikâyetin ifade edilitarzını ve bavuranın AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki yakınmalarını  
kanıtlamadığını göz önüne alan AĐHM, bu ikâyetin dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin  
35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine  
varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 7.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu talebin mesnetsiz ve aırı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve gideri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 6.345 TL (yaklaık 3.200 Euro) talep etmektedir. Bavuran, ödenecek saat ücretlerine  
5
ilikin olarak avukatı ile imzaladığı bir protokolü ve sözkonusu dava için avukatının çalıma  
saatlerinin gösteren bir belgeyi ek olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu talebin aırı olduğuna kanaat getirmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve  
yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, masrafların tamamı için bavurana  
2.000 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i)  
(ii)  
her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat;  
her türlü vergiden muaf tutularak 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf  
ve gideri;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6