savunmaktadır. Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamını
gerektirecek baꢀka bir tahkikata konu olup olmadığını tespit etmek üzere sözkonusu dosyayı
incelemek zorunda kalmıꢀtır. Hükümet, ihtilaflı gecikmenin idari formaliteler yüzünden
uzayan uygulamaların neticesinde oluꢀtuğunu belirtmektedir.
Baꢀvuran, karꢀı tez olarak adaletin organizasyon ve yönetiminde yapısal sorun ve eksiklikler
bulunduğunu ve kendi düꢀüncesine göre bundan Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini
ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca, mevcut davada ceza infazının sona erdirilmesinin değil
yalnızca ertelenmesinin sözkonusu olduğunu ve bu itibarla Kocaeli savcısının dosyayı
Hükümetin belirttiği gibi yeniden incelemesine gerek olmadığını savunmaktadır.
AĐHM, öncelikle 5. maddenin 1. paragrafında belirtilen özgürlük hakkıyla ilgili istisnai
durumların ayrıntılı bir ꢀekilde listelendiğini ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün -
kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan - amacına
uygun düꢀeceğini hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Đtalya aleyhine Giulia Manzoni davası
kararı, 1 Temmuz 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV, s. 1191, prg. 25).
Tahliye kararının ifası için belirli bir sürenin genellikle kaçınılmaz olduğunun hakkını veren
AĐHM, bu sürenin minimum düzeye indirgenmesi gerektiğini belirtmektedir (Giulia Manzoni,
ilgili bölüm, s. 1191, prg. 25 sonunda). Yine aynı ꢀekilde AĐHM’nin kannatine göre,
tahliyeyle ilgili idari iꢀlemlerin birkaç saatten daha uzun sürmesi kabul edilemez (Bulgaristan
aleyhine Nikolov davası, no 38884/97, prg. 82, 30 Ocak 2003). Dolayısıyla AĐHM, tahliye
kararının infazında ortaya çıkan gecikmeyle ilgili ꢀikâyetleri özel bir itinayla incelemek
durumundadır (Bulgaristan aleyhine Bojinov davası, no 47799/99, prg. 36, 28 Ekim 2004). Bu
bağlamda AĐHM, olaylarla ilgili ayrıntılı döküm sunma yükümlülüğünün Hükümete ait
olduğunu hatırlatmaktadır (Nikolov, ilgili bölüm, prg. 80).
AĐHM, mevcut davadaki olguların kesin tahliye kararı alınan davalardan farklı olduğunu
gözlemlemektedir. Bununla birlikte, baꢀvuran yalnızca ceza infazının ertelenmesinden
yararlansa bile, bu kararın bir mahkeme tarafından sağlık durumunun tutuklu kalmaya
elveriꢀli olmadığı gerekçesiyle alınmıꢀ olması dolayısıyla, verilen hükmün derhâl yerine
getirilmesi gerekirdi. AĐHM, Hükümetin gözlemlerinde konuyla ilgili bir açıklama
bulunmadığını not etmektedir.
AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen gerekçelerin sekiz günlük gecikmeyi haklı
göstermeye yetmediği kanaatindedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, Sözleꢀmeci Devletlerin
kendi yargılarına tabi kiꢀilerin özgürlük hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere, mevcut
davada olduğu gibi dosya kabarık olsa dahi, yetkili personelin tahliye tezkerelerinin
gereklerini vakit kaybetmeden yerine getirmelerine imkan sağlamak için gerekli tedbirleri
almaları gerektiğini kaydetmektedir (Değerli ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 25).
Yukarıdaki gerçekler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın tahliye tezkeresini takip eden sekiz gün
süresince tutulmaya devam edilmesinin, 5. maddenin 1. paragrafında izin verilen amaçlardan
birine dayanmaması dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesinde yer alan esaslara aykırı olduğu
sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiꢀtir.
4