TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI
masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı
çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri
incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında açıkça ortaya
koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar tarafından
ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal
edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.
46262/99).
Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli
tutuklu bulundurma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli
olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin
özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],
no. 26772/95).
Birinci baꢀvuranın tutukluluğu üç tutuklu yargılama döneminden oluꢀmaktadır ve
toplamda 6 yıl 10 ay kadar sürmüꢀtür. Đkinci baꢀvuranın tutukluluğu iki tutuklu yargılama
döneminde toplam 6 yıl 4 ay kadar sürmüꢀtür (tutuklu kalınan sürenin hesaplanması
bakımından bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no 27561/02). Bu dönemlerde birinci derece
mahkemesi kendi isteği ya da baꢀvuranların talebi üzerine her duruꢀma sonunda baꢀvuranların
tutukluluk halini değerlendirmiꢀtir. Ancak Mahkeme, dava dosyasına göre birinci derece
mahkemesinin “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne alınarak” gibi değiꢀmeyen,
basmakalıp ifadelerle baꢀvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiꢀ olduğunu
kaydeder.
Mahkeme, baꢀvuranlara isnat edilen suçun ciddiyeti ve buna iliꢀkin cezanın ağırlığını
dikkate alır. Ancak bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığının teorik olarak
değerlendirilemeyeceğini hatırlatır. Sanığın tutuklu kalmasının makul olup olmadığı her
davanın özel niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Devam eden tutukluluk durumu ancak
davada masumiyet karinesine rağmen, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralından daha önemli olarak
ortaya çıkan gerçek bir kamu yararı gereğinin belirli göstergelerinin bulunması halinde haklı
çıkarılabilir (bkz. Kudla – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu bağlamda ayrıca Mahkeme AĐHS
içtihadının kefaletle tahliyenin reddi için kabuledilebilir dört temel gerekçeyi belirlemiꢀ
olduğunu hatırlatır: Sanığın duruꢀmalara katılmama riski, tahliye edildiği takdirde adaletin
iꢀleyiꢀini bozmak için giriꢀimde bulunma riski, baꢀka suçlar iꢀleme veya toplum düzenini
bozma tehlikesi (bkz. özellikle Smirnova – Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99). Somut davada
Mahkeme, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın tutukluluk halinin devamı kararlarında böyle
gerekçelerin olmayıꢀını dikkate alır. Yetkili makamların geçmiꢀ süreyi baꢀvuranların lehinde
bir ölçüt olarak dikkate aldıklarına dair kanıt da yoktur.
Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesi, suça iꢀaret eden ciddi göstergelerin
varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu davada,
baꢀvuranların ꢀikâyetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baꢀına haklı çıkaramamaktadır (bkz.
Letellier - Fransa, A Serisi no. 207, Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A ve Mansur –
Türkiye, A Serisi no. 319-B).
Yukarıdaki değerlendirmeler, baꢀvuranların tutukluluğu için sunulan gerekçelerin onları
sırasıyla yaklaꢀık 6 yıl 10 ay ve 6 yıl 4 ay tutuklu bulundurmak için “yeterli” ve “yerinde”
olmadığına karar vermesi için Mahkemece yeterlidir.
3