COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 1636/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1636/02 no’lu davanın nedeni iki T.C. vatandaı  
Mustafa Tamamboğa ve Eyüp Gül’ün (“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
10 Ekim 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. A. Altunkalem  
tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1973 ve 1974 doğumludur. Birinci bavuran Đzmir’de yaamakta,  
ikinci bavuran ise Bolu cezaevinde hapis cezasını çekmektedir.  
Bavuranlar sırasıyla 25 ve 26 Temmuz 1993 tarihlerinde yasadıı PKK örgütü mensubu  
oldukları üphesiyle yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuranlar 5 Ağustos 2003’te  
tutuklanlardır.  
31 Ağustos 1993’te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, aralarında  
bavuranların da olduğu 21 kii hakkında sunduğu iddiannamesinde bavuranları yasadıı  
örgüt üyesi olmak ve Temmuz 1992 – Haziran 1993 tarihleri arasında çeitli kamu ve özel  
kurululara bombalı saldırı yapmakla suçlamıtır.  
3 Eylül 1993 – 23 Ocak 1996 tarihleri arasında Diyarbakır DGM’de yapılan durumalar  
genellikle usule ilikin ilemlerle geçmitir. Mahkeme her duruma sonunda suçun niteliği,  
delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini dikkate alarak tutukluluğun devamına karar  
vermitir.  
23 Ocak 1996 tarihinde Diyarbakır DGM bavuranları suçlandıkları üzere mahkûm  
etmive her ikisini ömür boyu hapis cezasına çarptırmıtır.  
14 Temmuz 1997 tarihinde Yargıtay bavuranlar dahil 14 sanık hakkındaki kararı  
bozmu, dava dosyası yeniden Diyarbakır DGM’ye gönderilmitir.  
Bir sanığın bulunamaması ve birinin de Almanya’da ikamet ettiği için ifadesinin  
alınamaması nedeniyle 29 Temmuz 1997 – 15 Mayıs 2001 tarihleri arasında yapılan  
durumalar usule ilikin ilemlerle geçmitir. Bavuranlar da durumalardan bazılarına  
katılmatır. Mahkeme her duruma sonunda suçun niteliği, delillerin durumu ve dava  
dosyası içeriğini dikkate alarak tutukluluğun devamına karar vermitir.  
7 Temmuz 1999 tarihinde yapılan durumadan itibaren askeri yargıcın yerine sivil bir  
yargıç göreve balamıtır. 15 Mayıs 2001 tarihinde Diyarbakır DGM bavuranları mahkûm  
etmive ömür boyu hapis cezasına çarptırmıtır.  
1
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
7 Kasım 2001 tarihinde Yargıtay birinci bavuran hakkındaki kararı bozmu, ikinci  
bavuran hakkındaki kararı ise onamıtır. 24 Ocak 2002 tarihinde Yargıtay Basavcısı ikinci  
bavuranın kararın düzeltilmesi talebini reddetmitir.  
Birinci bavuranın yeniden yargılanmasına Diyarbakır DGM’de balanmı, bavuran  
önceki ifadelerini yinelemitir. Mahkeme, birinci bavuranın tutuklu bulunduğu süreyi dikkate  
alarak tutukluluk halinin kaldırılmasına karar vermitir. 10 Eylül 2002 tarihinde Diyarbakır  
DGM birinci bavuranı suçlandığı üzere mahkûm etmive 12 yıl 6 ay hapis cezasına  
çarptırmıtır. 17 Mart 2003 tarihinde Yargıtay, kararı onamıtır. Ek bir kararla birinci  
bavuranın hapis cezası 22 Haziran 2005 tarihinde 6 yıl 3 aya indirilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3. ve 6/2. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar tutuklu bulundukları sürenin AĐHS’nin 5/3. maddesinde öngörülen “makul  
süre” artını amasından ikâyetçi olmulardır. Ayrıca AĐHS’nin 6/2. maddesine dayanarak  
uzun tutukluluk sürelerinin suçsuz sayılma haklarını ihlal ettiğini savunmulardır.  
Mahkeme, sözkonusu ikâyetlerin 5/3. madde temelinde incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1. maddesine dayanarak iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ  
olması nedeniyle bavurunun bu kısmının reddini Mahkemeden talep etmitir. Bu bağlamda  
bavuranların CMUK’un 298 ve 299. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluk durumlarına  
itirazda bulunmadıklarını savunmulardır.  
Mahkeme, Hükümetin benzer davalardaki ön itirazlarını inceleyerek reddetmiꢀ  
olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Koti vd. – Türkiye, no. 74321/01). Mahkeme, somut  
davada yukarıda anılan karardaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koul  
görmemektedir.  
Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca ikâyetin baka bir  
gerekçeyle de kabuledilemez bulunmadığını, bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmesi  
gerektiğini kaydeder.  
B. Esas  
Hükümet bavuranların tutukluluk süresinin makul olduğunu savunmutur. Özellikle  
suçun ciddiyeti ve davanın özel koullarının tutukluluk halinin devamını meru kıldığını ve  
yetkililerin bavuranların devam eden tutukluluk halini değerlendirirken özen gösterdiklerini  
ifade etmilerdir.  
Bavuranlar görülerinde ısrar etmilerdir.  
Mahkeme belli bir davada üphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir  
süreyi amamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla  
2
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı  
çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri  
incelemeli ve bunları, serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında açıkça ortaya  
koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında bavuranlar tarafından  
ortaya konan saptanmıgerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal  
edilip edilmemiolduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.  
46262/99).  
Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin makul üphenin bulunması, sürekli  
tutuklu bulundurma ileminin geçerliliği için ilk kouldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli  
olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiinin  
özgürğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir  
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],  
no. 26772/95).  
Birinci bavuranın tutukluluğu üç tutuklu yargılama döneminden olumaktadır ve  
toplamda 6 yıl 10 ay kadar sürmütür. Đkinci bavuranın tutukluluğu iki tutuklu yargılama  
döneminde toplam 6 yıl 4 ay kadar sürmütür (tutuklu kalınan sürenin hesaplanması  
bakımından bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no 27561/02). Bu dönemlerde birinci derece  
mahkemesi kendi isteği ya da bavuranların talebi üzerine her duruma sonunda bavuranların  
tutukluluk halini değerlendirmitir. Ancak Mahkeme, dava dosyasına göre birinci derece  
mahkemesinin “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne alınarak” gibi değimeyen,  
basmakalıp ifadelerle bavuranların tutukluluğunun devamına karar vermiolduğunu  
kaydeder.  
Mahkeme, bavuranlara isnat edilen suçun ciddiyeti ve buna ilikin cezanın ağırlığını  
dikkate alır. Ancak bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığının teorik olarak  
değerlendirilemeyeceğini hatırlatır. Sanığın tutuklu kalmasının makul olup olmadığı her  
davanın özel niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Devam eden tutukluluk durumu ancak  
davada masumiyet karinesine rağmen, kiisel özgürlüğe saygı kuralından daha önemli olarak  
ortaya çıkan gerçek bir kamu yararı gereğinin belirli göstergelerinin bulunması halinde haklı  
çıkarılabilir (bkz. Kudla – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu bağlamda ayrıca Mahkeme AĐHS  
içtihadının kefaletle tahliyenin reddi için kabuledilebilir dört temel gerekçeyi belirlemiꢀ  
olduğunu hatırlatır: Sanığın durumalara katılmama riski, tahliye edildiği takdirde adaletin  
ileyiini bozmak için giriimde bulunma riski, baka suçlar ileme veya toplum düzenini  
bozma tehlikesi (bkz. özellikle Smirnova – Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99). Somut davada  
Mahkeme, ulusal mahkemelerin bavuranın tutukluluk halinin devamı kararlarında böyle  
gerekçelerin olmayıını dikkate alır. Yetkili makamların geçmisüreyi bavuranların lehinde  
bir ölçüt olarak dikkate aldıklarına dair kanıt da yoktur.  
Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesi, suça iaret eden ciddi göstergelerin  
varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu davada,  
bavuranların ikâyetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baına haklı çıkaramamaktadır (bkz.  
Letellier - Fransa, A Serisi no. 207, Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A ve Mansur –  
Türkiye, A Serisi no. 319-B).  
Yukarıdaki değerlendirmeler, bavuranların tutukluluğu için sunulan gerekçelerin onları  
sırasıyla yaklaık 6 yıl 10 ay ve 6 yıl 4 ay tutuklu bulundurmak için “yeterli” ve “yerinde”  
olmadığına karar vermesi için Mahkemece yeterlidir.  
3
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
Buna göre AĐHS’nin 5/3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir yargıcın  
bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak  
yargılanmamaktan ikâyetçi olmulardır. Ayrıca haklarında yürütülen yargılama süresinin  
uzunluğu ve bu hususu dile getirebilecekleri iç hukuk yolu bulunmamasından yakınmılardır.  
ikâyetleri AĐHS’nin 6/1. ve 13. maddelerine dayanmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiolması nedeniyle bavurunun bu kısmının  
AĐHS’nin 35/1. maddesine göre reddedilmesini Mahkemeden talep etmitir. Đlk olarak,  
bavuranların AĐHM’ye bavurdukları tarihte yargılamanın ulusal mahkemelerde devam  
etmekte olduğunu savunmulardır. Đkinci olarak ise yargılama süresinin uzunluğu ile  
ikâyetlerini ulusal mahkemelere taımamılardır.  
Mahkeme, benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddetmiolduğunu  
hatırlatır (bkz. özellikle Vehbi Ünal – Türkiye, no. 48264/99; Mete – Türkiye, no. 39327/02).  
Mahkeme somut davada yukarıda anılan bavurulardan baka bir sonuca gitmesini gerektiren  
özel koul tespit etmemektedir.  
Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca bavurunun bu  
kısmının baka bir gerekçeyle de kabuledilemez olmadığı, bu yüzden kabuledilebilir olarak  
ilan edilmesi gerektiğini belirtir.  
B. Esas  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsızlığı  
Hükümet, Sözleme gereklerine uyum sağlanması amacıyla 18 Haziran 1999 tarih ve  
4388 sayılı yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinden askeri yargıçların çıkarılması için  
gerekli değiikliğin yapıldığını belirtmitir. Bu bağlamda somut davada yargılama devam  
ederken Diyarbakır DGM heyetinde görev yapan askeri yargıcın yerine sivil bir yargıcın  
getirilmiolduğuna ve bavuranların üç sivil yargıçtan oluan DGM tarafından mahkûm  
edildiğine iaret etmilerdir.  
Bavuranlar iddialarında ısrar etmilerdir.  
Mahkeme Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinde yer alan askeri yargıçların  
statülerinin belli yönlerinin onların yürütmeden bağımsızlıklarını tartımalı hale getirdiğini  
sürekli olarak ifade etmitir (bkz. Incal – Türkiye, Karar Raporları 1998-IV; Çıraklar –  
Türkiye, Raporlar 1998-VII). Mahkeme ayrıca yukarıda anılan Öcalan – Türkiye davasında,  
askeri yargıcın yargılama sırasında yürürlükte kalan bir ya da daha fazla ara kararda yer  
alması halinde yargılama devam ederken karardan önce onun yerine sivil bir yargıcın  
getirilmesinin, Devlet Güvenlik Mahkemesinde uygulanan müteakip usul bunu gidermiyorsa  
bavuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili makul üphelerini dağıtamadığını  
tespit etmitir.  
4
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
Mahkeme, bavuranların yargılanmasının heyetinde bir askeri yargıç bulunan  
Diyarbakır DGM’de balamıolduğunu gözlemlemektedir. Bu mahkemenin heyetinde yer  
alan askeri yargıcın yerine 7 Temmuz 1999 tarihinde sivil bir yargıç getirilmitir. Dolayısıyla  
bavuranların mahkûm edildiği 15 Mayıs 2001 tarihinde Diyarbakır DGM üç sivil yargıçtan  
oluuyordu. Birinci bavurana ilikin olarak Mahkeme, mahkûmiyetinin Yargıtay tarafından  
bozulduğunu ve sonrasında, baından beri üç sivil yargıçtan oluan Diyarbakır DGM  
tarafından tekrar yargılandığını belirtir.  
Somut davada Mahkeme, görevden çekilmesinden önce askeri yargıcın, mahkemenin  
belirli aralıklarla durumalar yaptığı 3 Eylül 1993 – 7 Temmuz 1999 tarihleri arasında DGM  
heyetinde yer aldığını dikkate alır. Bu durumalarda mahkeme birçok defa bavuranları, diğer  
sanıkları ve ifadelerinin dava ile ilikisi bulunmayan tanıkları dinlemive genellikle usule  
ilikin önemsiz ilemler yapmıtır. Bu durumalar sırasında özellikle bavuranların savunma  
haklarına ilikin önemli ara kararlar alınmamıtır. Bu bağlamda Mahkeme, askeri yargıcın  
sivili ile değitirilmesinden sonra mahkemenin birkaç kez bavuranlar ve diğer sanıkları  
dinlediği düzenli durumalar gerçekletirmeye devam ettiğini kaydeder. Ayrıca savcı ve  
bavuranların son mütalaaları da üç sivil yargıçtan oluan mahkeme huzurunda okunmutur.  
Mahkeme, askeri yargıcın değitirilmesinden önceki ve sonraki usul ilemlerinin önemini  
dikkate alır. Somut davada askeri yargıcın katılımıyla yapılan ilemlerden hiçbirinin, yerine  
sivil yargıcın atanmasından sonra derhal yenilenmesinin gerekmediğini tespit etmitir (bkz  
örneğin Kabasakal ve Atar – Türkiye, no. 70084/01 ve 70085/01).  
Yargılamanın tamamı ıığında Mahkeme, somut davanın özel koullarında yargılama  
devam ederken askeri yargıcın değitirilmesinin bavuranın mahkemenin bağımsızlığı ve  
tarafsızğına ilikin makul üphelerini ortadan kaldırdığını tespit etmektedir (bkz, diğerleri  
yanında Osman – Türkiye, no. 4415/02).  
Yukarıdakiler ıığında Mahkeme, bavuranların Diyarbakır DGM’nin bağımsız ve  
tarafsızğına ilikin ikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermitir.  
2. Yargılama süresi  
Hükümet, somut dava koullarında yargılama süresinin gereksiz yere uzun olarak  
görülemeyeceğini savunmutur. Bu bağlamda sanık sayısının fazlalığı ve delil toplanması için  
geçen süreyi öne sürmülerdir. Hükümet ayrıca bavuranlar ve diğer sanıkların bazı  
durumalara katılmayarak yargılamanın uzamasına neden olduklarını beyan etmitir.  
Bavuranların yargılamanın hızlandırılmasını mahkemeden talep edebileceklerini  
savunmutur.  
Bavuranlar iddialarında ısrar etmitir.  
(a) 6/1. madde  
(i) Dikkate alınması gereken süre  
Birinci bavurana ilikin olarak yargılamanın 6/1. madde ile öngörülen “makul süre”  
artına uyup uymadığının belirlenmesi için dikkate alınacak süre, yakalandığı 25 Temmuz  
1993 tarihinde balayıp Yargıtay’ın DGM kararını onadığı 17 Mart 2003 tarihinde sona  
ermitir. Buna göre süre davanın iki aamada üç kez ele alındığı 9 yıl 8 aydır.  
5
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
Đkinci bavurana ilikin olarak ise süre, yakalanma ile 26 Temmuz 1993 tarihinde  
balayıp Yargıtay’ın onama kararı verdiği 7 Kasım 2001 tarihinde sona ermitir. Buna göre  
süre davanın iki aamada iki kez ele alındığı yaklaık 8 yıl 3 aydır.  
(ii) Yargılama süresinin uygunluğu  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan bavuran için neyin  
tehlikede olduğu gibi, içtihadında yerlemikriterlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Sekin vd. – Türkiye, no. 26518).  
Mahkeme, yasadıı silahlı bir örgütle iliki içinde olmakla suçlanan birtakım sanıkların  
yargılanmasını içerdiği için davanın belli bir seviyede karmaıklığı bulunmasına karın bunun  
tek baına yargılama süresinin tamamını haklı çıkardığı söylenemez.  
Bavuranların tutumuna ilikin olarak Mahkeme, bazı durumalara katılmamıꢀ  
olmalarının, hiçbir durumanın bu sebeple ertelenmemiolması nedeniyle, yargılamanın  
uzamasına ciddi bir katkıları olduğunu tespit etmemitir.  
Yetkililerin tutumuna ilikin olarak ise Mahkeme, bazı dönemlerdeki önemli  
gecikmelerin onlardan kaynaklanmıolduğunu kaydeder. Bu bağlamda ilk iadeden sonra  
DGM’de devam eden yargılamanın iki sanığın ek savunmalarının alınamaması nedeniyle  
gereksiz yere ertelendiğini gözlemler. Mahkeme, sanıkların ifadelerinin alınmasındaki  
gecikmenin yerel mahkemenin davaya bakma ekliyle alakalı olarak değerlendirilmesi  
gerektiğini tespit etmitir (bkz. özellikle Atkın – Türkiye, no. 39977/98).  
Ek olarak, ikinci bavuranın yargılama boyunca tutuklu kalmı, ilk bavuranın ise ancak  
son aamada serbest bırakılmıolması, adaletin ivedilikle sağlanması açısından davaya bakan  
mahkemelerin özel bir titizlikle hareket etmesini gerektirmekteydi (bkz. Kalashnikov – Rusya,  
no. 47095/99). AĐHS’nin 6/1. maddesinin Sözlemeci Devletlerin, davaların makul bir süre  
içinde karara bağlanması yükümlülüğü dahil olmak üzere, mahkemelerin sözkonusu hükmün  
tüm gereklerini yerine getirecek ekilde yargı sistemlerini düzenlemelerini öngördüğünü  
hatırlatan Mahkeme (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98), ulusal mahkemenin  
yargılamanın hızlandırılması için daha katı önlemler alabileceğini değerlendirmektedir.  
Özellikle birinci derece mahkemesi, dava ilk defa kendilerine iade edildikten sonra ifadeleri  
alınamayan sanıklar hakkındaki yargılamayı dosyadan ayırmaya çok daha erken bir tarihte  
karar verebilirdi. Bu nedenle Hükümet tarafından bir açıklama yapılmamasından dolayı,  
somut davada yargılamanın, ulusal mahkemenin bavuranlar hakkındaki yargılamanın  
yürütülmesinde gerekli özeni göstermemiolması nedeniyle gereksiz yere uzadığını tespit  
etmitir.  
Mahkeme, son olarak sözkonusu yargılamada bavuranlar için neyin tehlikede  
olduğunun onlar için büyük önem taıdığı kanaatindedir.  
Konu ile ilgili içtihadını dikkate alan Mahkeme, somut davada yargılama süresinin  
haddinden fazla olduğu ve “makul süre” artını yerine getirmediği görüündedir.  
Buna göre 6/1. madde ihlal edilmitir.  
6
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
(b) 13. madde  
Mahkeme daha önce benzer davalar incelemive Türk hukuk sisteminde bavuranların  
bahse konu yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmaması  
nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. özellikle Bahçeyaka –  
Türkiye, no. 74463/01 ve Tendik vd. – Türkiye, no. 23188/02). Somut davada sözkonusu  
tespitten ayrılmak için neden görmemektedir.  
Buna göre 13. madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
5 Ocak 2007 tarihli görülerinde bavuranlar ayrıca AĐHS’nin 5/3. ve 13. maddelerine  
dayanarak gözaltı süreleri ve bu bağlamda etkili iç hukuk yolu bulunmamasından ikâyetçi  
olmulardır.  
Mahkeme, bu ikâyetlerin Mahkemeye bavurunun yapıldığı 5 Ocak 2005 tarihinden  
önceki altı aylık dönemden daha önce meydana gelmiolaylara dayandığını tespit ederek  
AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca bunları reddeder.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar maddi ve manevi zararlara ilikin olarak toplamda 55,000 Euro talep  
etmilerdir. Bu miktar tutuklu bulundukları dönemdeki gelir kayıplarını da içermektedir.  
Hükümet miktara itiraz etmitir.  
Bavuranlar tarafından uğrandığı iddia edilen maddi zarara ilikin olarak Mahkeme, bazı  
taleplerinde tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeder. Ayrıca bavuranların bu balık altındaki diğer taleplerini uygun bir ekilde  
destekleyemediklerini belirtir. Bu nedenle talepleri reddeder.  
Ancak Mahkeme bavuranların sadece ihlalin tespitiyle tam olarak tazmin edilemeyecek  
manevi zararlara uğramıolduklarını kabul etmektedir. Dava koulları ve içtihadını dikkate  
alarak Tamamboğa’ya 6,500, Gül’e 5,500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak 850 Euro alan bavuranlar, ayrıca AĐHM  
önündeki masraflar için 2,595 Euro talep etmiler, Diyarbakır Barosu’nun tavsiye edilen  
ücretler listesini temel almılardır. Aynı zamanda belgelerin tercümesine ilikin bir makbuz  
sunmulardır.  
7
TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet miktara itiraz etmitir.  
Mahkeme, bavuranların belgelerin tercümesiyle ilgili makbuz haricinde yargılama  
masraf ve giderlerine ilikin olarak Mahkeme Đçtüzüğü’nün 60. maddesi bağlamında delil  
sunmamaları ve Avrupa Konseyi’nden belli bir miktar adli yardım almıolmalarını dikkate  
alarak bu balık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranların tutukluluk ve yargılama süresi ve bu bağlamda bir iç hukuk yolunun  
bulunmamasına ilikin ikâyetlerinin kabuledilebilir, bavurunun kalan kısmının ise  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilerek ve her türlü vergiden muaf tutularak Tamamboğa’ya 6,500 Euro (altı bin beꢀ  
yüz Euro), Gül’e 5,500 Euro (bebin beyüz Euro) manevi tazminat ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.  
paragrafları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Kâtip  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
8