C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TAMCAN-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:28150/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 Haziran 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (28150/03) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan Kemal Tamcan’ın (bavuran) 4 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel  
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından H.Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuran 1969 doğumlu olup Kırehir’de ikamet etmektedir.  
Bavuran, bir polis karakolunun bahçesine patlayıcı madde yerletirdikten sonra 13  
Temmuz 1992 tarihinde yakalanmıtır.  
Bavuran, 28 Temmuz 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
(DGM) çıkartılmıve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmitir.  
Đstanbul DGM Cumhuriyet Savcılığı, 18 Eylül 1992 tarihli iddianame ile bavuranla  
birlikte diğer bekii hakkında yasadıı DHKP-C örgütüne üye olmak suçundan ceza davası  
açmıtır. Bavuran örgüt adına gerçekletirilen birçok eylem ve saldırıdan sorumlu  
tutulmutur.  
14 Ekim 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından iki polis memurunun  
öldürülmesiyle ilgili olarak bavuran aleyhinde ikinci bir iddianame hazırlanmıTCK’nın 31,  
33 ve 146 § 1 maddeleri ve ayrıca 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi  
uyarınca bavuranın mahkum edilmesi talep edilmitir.  
10 Mayıs 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından baka bir polis memurunun  
öldürülmesiyle ilgili olarak bavuran aleyhinde üçüncü bir iddianame hazırlanmıtır.  
DGM davaların birletirilmesine karar vermitir.  
DGM 24 Aralık 2002 tarihinde bavuranı ölüm cezasına mahkum etmitir. Sözkonusu  
ceza, 4771 sayılı Kanun uyarınca ömür boyu ağır hapis cezasına çevrilmitir.  
Kararın açıklandığı 24 Aralık 2002 tarihinde kadar DGM, altmıüç duruma  
düzenlemive bu durumalardan on sekiz tanesi bavuranın yokluğunda gerçekletirilmitir.  
Durumalar sırasında bavuran tutuksuz yargılanma talebinde bulunmutur.  
Bavuranın talepleri DGM tarafından reddedilmitir. DGM “isnat edilen suçun cinsi, dosyanın  
içeriği ve kanıtların durumu ile birlikte tutuklu yargılama süresi dikkate alınarak tutuklu  
yargılamanın devam etmesine” karar vermitir.  
Bu durumaların bazılarında DGM, bavuranın tutukluluk halinin devamına res’en  
karar vermitir.  
2
Temyiz bavurusu sonrasında dava DGM tarafından incelenmitir. 15 Temmuz 2003  
tarihinde birinci duruma ve 17 Ağustos 2004 tarihine kadar dört duruma düzenlenmitir. Bu  
durumalarda bavuranın tutukluluk halinin devamına karar verilmitir.  
16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin  
kaldırılmasından sonra dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevkedilmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, DGM tarafından ilan edilen gerekçeleri benimseyerek  
bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 2005 tarihinde bavuranın tutukluluk süresini dikkate  
alarak bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Kasım 2006 tarihli bir kararla bavuranı ömür boyu hapis  
cezasına mahkum etmive aynı zamanda aleyhinde yakalama müzekkeresinin çıkarılmasını  
talep etmitir.  
Bavuran 26 Aralık 2006 tarihinde temyiz talebinde bulunmutur. Dosyada yer alan  
unsurlardan davanın, 2 Mart 2007 tarihinde halen mahkemede görülmekte olduğu  
anlaılmaktadır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabuledilemezlik itirazı dile  
getirmektedir. Hükümet, AĐHM’ye bavuru yapıldığı sırada davanın ulusal mahkemelerde  
görülmekte olduğunu belirtmektedir.  
Ayrıca Hükümet, AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunarak (Remli-Fransa, 23 Nisan 1996  
tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) tutuklu yargılama süresi ve dava süresi ile ilgili  
olarak ileri sürdüğü ikayetleri, davaya bakan ulusal mahkemeler önünde dile getirmeyen  
bavuranın iç hukukun tüketilmesi gerekliliğini yerine getirmediğine kanaat getirmektedir.  
Bavuran bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM bavuranın hem tutukluluk süresinden hem de halen ulusal mahkemeler önünde  
görülmekte olan cezai yargılama süresinden dolayı ikayetçi olduğunu tespit etmektedir.  
Tutuklu yargılama ile ilgili olarak bavuranın birçok kez çeitli mahkemelerde yapılan  
durumalar sırasında serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve bu taleplerin tamamının  
reddedildiğini hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. Dava süresi ile ilgili olarak AĐHM, Türk  
hukukunun yargılanabilir kiilerin bir davanın süresi ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesi  
uyarınca ikayetlerini dile getirebilecekleri etkili bir bavuru yolu sunmadığını daha önce  
tespit etme olanağını bulduğunu vurgulamaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, no: 23188/02,  
22 Aralık 2005). Ancak bavuranın, ikayetine cevap verecek nitelikte bir bavuru yoluna  
sahip olduğu ortaya konulmamıtır.  
Bu noktada Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair dile getirilen  
ön itirazın iki kısmının da reddedilmesi uygun olacaktır. AĐHM ayrıca bu ikayetlerin  
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir.  
3
AĐHM ayrıca bu ikayetin baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi kapsamına girmediğini  
tespit etmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran tutuklu yargılama süresinden dolayı ikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda  
AĐHS’nin 5 § 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet çok sayıda mağdurun ve sanığın olaya dahil olması sebebiyle mevcut  
davanın karmaıklık arzettiğini belirtmektedir. Hükümet bavuranın sanıklarla birlikte  
anayasal düzene karı ilenen çok sayıda suça, cinayete ve ayrıca bombalı saldırı olayına  
karığını belirtmektedir. Bu bakımdan ilgili kiinin serbest bırakılması halinde kaçma  
tehlikesinin olduğunu ifade etmektedir. Hükümet sonuç olarak ilgilinin tutuklu olarak  
yargılanmasının, kamu yararının bir gereği olduğunu belirtmektedir. Yargılama süresince  
ilgilinin serbest bırakılma taleplerini inceleyen DGM’nin bu yönde dile getirilen talepleri  
reddetme yetkisi bulunmaktaydı.  
Bavuran Hükümet tarafından dile getirilen argümanları reddetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde belirtilen sürenin bititarihinin “ilk derece  
mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır  
(Bkz. Wehoff-Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, Labita-Đtalya [Büyük Daire], no:  
26772/95).  
Mevcut davada bavuranın tutuklu bulundurulma halinin ilk dönemi, 13 Temmuz  
1992 tarihinde yakalanması ile birlikte balamıve 24 Aralık 2002 tarihinde mahkum  
edilmesi ile birlikte sona ermitir. Bu dönem yaklaık on yıl, beay ve on bir gün sürmütür.  
Bu tarihten sonra bavuran yetkili hukuki merci karısına çıkarılmak amacıyla değil de  
“yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edildikten sonra” tutulmutur (Bkz., I.A.-Fransa, 23  
Eylül 1998 tarihli karar, Derleme, ve Baltacı-Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 tarihli  
karar).  
Yargıtay’ın 24 Aralık 2002 tarihli kararı onadığı 28 Nisan 2003 tarihinden itibaren  
dava DGM önünde tekrar görülmeye balanmıve AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin c) bendi  
uyarınca ikinci bir tutuklu bulundurulma dönemi balamıtır. Bu ikinci dönem, bavuranın  
serbest bırakıldığı 24 Ocak 2005 tarihinde sona ermitir. O halde bu dönem bir yıl, sekiz ay ve  
yirmi altı gün sürmütür. Bu durumda toplamda bavuran on iki yıl, iki ay ve yedi gün  
boyunca tutuklu olarak yargılanmıtır.  
AĐHM bilhassa mevcut kararlarda yer alan gerekçelere ve aynı zamanda ilgili  
tarafından yapılan bavurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak, AĐHS’nin 5 §  
3. maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmesi gerektiğine dair içtihadına atıfta  
bulunmaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, Derleme, ve Ali Haydar Polat-Türkiye, no: 61446/00, 5 Nisan 2005 tarihli karar).  
Dosyada yer alan unsurlardan DGM’nin ve 17 Ağustos 2004 tarihinden itibaren  
davaya bakan Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavuranın tekrarlanan taleplerini reddettiği ve  
“isnat edilen suçun cinsi ve/ya da niteliği”, “kanıtların durumu” ya da “tutukluluk süresi” gibi  
benzer hatta aynı ifadeleri yineleyerek tutukluluk halinin devam etmesine karar verdiği  
anlaılmaktadır.  
4
Oysa ki AĐHM’ye göre, her ne kadar “kanıtların durumu” ayet suçluluğun varlığını,  
derecesinin ağırlığını ortaya koymaya ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya  
yetiyor ise de mevcut davada bavuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu bulundurulmasını  
haklı göstermemektedir (Ali Hıdır Polat kararı).  
Bu koullar dahilinde AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermektedir.  
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde  
öngörülen “makul süre” ilkesine riayet edilmediğini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM değerlendirmeye alınacak sürenin 13 Temmuz 1992 tarihinde baladığını tespit  
etmektedir. Dosyada yer alan unsurlardan ibu kararın alındığı tarihte davanın halen  
görülmekte olduğu anlaılmaktadır. Bu durumda yargılama iki kez bavurulan temyiz ile  
yaklaık on dört yıl ve on ay sürmütür.  
AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının dava koullarına göre ve özellikle  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili makamların tutumları gibi AĐHM içtihadının yer  
verdiği kriterler göz önüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz., diğerleri  
arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa [Büyük Daire], no: 25444/94).  
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme getirildiği baka davalar da incelemiꢀ  
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (ibidem).  
AĐHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı  
ekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir. AĐHM  
konuya ilikin içtihadını göz önüne alarak, mevcut davada dava konusu yargılama süresinin  
uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine cevap vermediğine kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi tazminat olarak 40.000 Yeni Türk Lirası (Y.T.L.) [yaklaık 21.700  
Euro] ve manevi tazminat olarak 35.000 Y.T.L. [yaklaık 19.000 Euro] talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı  
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karın tutuklu yargılama süresinin ve cezai  
yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle bavuranın zarara uğradığını ve ihlal tespitinin bu  
zararı yeterli ölçüde telafi etmediğini kabul etmektedir (Bkz., özellikle, Kudla-Polonya  
[Büyük Daire], no: 30210/96, ve Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005  
5
tarihli karar). AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavurana 15.000 Euro tutarında manevi  
tazminat ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.  
Üstelik AĐHM taraflarca sunulan bilgilerden davanın yaklaık on dört yıl ve on ay  
sonra ulusal mahkemeler önünde görülmekte olduğunu kaydetmektedir. Bu durumda dava  
halen görülmekte ise de AĐHM, tespit edilen ihlale son vermenin en uygun yolunun AĐHS’nin  
6 § 1. maddesi ile öngörüldüğü ekliyle adaletin iyi idaresinin gereklerini dikkate alarak  
davanın mümkün olan en kısa sürede görülmesi olacağına kanaat getirmektedir (Bkz.  
Yakisan-Türkiye, no: 11339/03, 6 Mart 2007, kesinlememi).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 12.885 Y.T.L. [yaklaık  
7.000] talep etmektedir. Bavuran bununla ilgili olarak avukatlık ücret makbuzunu  
sunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve  
harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada elindeki mevcut delilleri ve yukarıda ifade  
edilen kriterleri dikkate alan AĐHM tüm masraflarla birlikte bavurana 1.500 Euro  
ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere ve her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on bebin) masraf ve harcamalar  
için 1.500 Euro (bin beyüz) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının  
üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3  
maddesi gereğince 12 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6