COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
TANAY – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 18753/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 18753/04 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaşı Mehmet Tanay’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 11  
Şubat 2004 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin  
Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Tunceli Barosu avukatlarından Fatma Kalsen Demirdaş tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
1956 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
18 Kasım 1997 tarihinde, Devlet Karayolları Genel Müdürlüğü (bundan böyle “Genel  
Müdürlük” olarak anılacaktır), başvuranın Tunceli’deki arsasının 4309 metrekarelik  
bölümünü kamulaştırmıştır. Kamulaştırma kararı başvurana 16 Ağustos 2000 tarihinde  
bildirilmiştir. İç hukuka göre, başvuranın, tazminat miktarının artırılmasını talep etmesi için,  
kararın kendisine bildirildiğinin ertesi gününden itibaren otuz günü bulunuyordu.  
Başvuranın kendisine avukat tayin etmesi için yetki verdiği Sezai Yıldız isimli kişi, 1  
Eylül 2000 tarihinde, noterlikte düzenlenmiş vekaletnameyle, başvuranı temsil etmesi için  
Fatma Kalsen Demirdaşı avukatı olarak tayin etmiştir.  
Başvuran, 19 Eylül 2000 tarihinde, avukatı Demirdaş aracılığıyla, Tunceli Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde (bundan böyle “Tunceli Mahkemesi” olarak anılacaktır), tezyidi bedel davası  
açmıştır. Demirdaş sağlık sorunları nedeniyle davayı daha önce açamadığından, yasal sürenin  
17 Eylül 2000 tarihinde dolmasına karşın, mahkemeden davanın kabul edilmesini talep  
etmiştir.  
Tunceli Mahkemesi 9 Kasım 2000 tarihinde Ankara Adli Tıp Enstitüsü’nden Demirdaşın  
belirttiği tarihlerde sağlık sorunu olup olmadığına ve bu sorunun onu yasal süre içinde  
mahkemeye gelip başvuran adına dava açmaktan alıkoyacak nitelikte olup olmadığına açıklık  
getirmesini istemiştir.  
Erzurum Adli Tıp Enstitüsü, 22 Mayıs 2001 tarihinde, Tunceli Mahkemesi’ne,  
Demirtaşın 23 Ağustos 2000 ile 17 Eylül 2000 tarihleri arasında hasta olduğuna, bu nedenle  
yasal süre içinde dava açamadığına ilişkin birtakım tıp raporları göndermiştir.  
Tunceli Mahkemesi raporu kabul etmiş, davanın esasını incelemeye başlamıştır.  
Mahkeme, dava süreci içinde, kamulaştırma belgeleri ile iki asıl ve iki ek bilirkişi raporunu  
göz önünde bulundurmuş, 31 Mayıs 2001 tarihinde başvurana ek tazminat ödenmesine karar  
vermiştir. Genel Müdürlük buna itiraz etmiştir.  
Yargıtay 3 Mart 2003 tarihinde kararı bozmuş, hasta olan kişi olarak başvuranın temsilcisi  
yerine başvuranın adını zikretmiştir. Yargıtay, başvuranın, kendisi hasta olsa bile yasal süre  
içinde onun adına dava açabilmesi için Fatma Kalsen Demirdaş’a vekaletname verdiğini ifade  
1
etmiştir. Sonuç olarak Yargıtay, 17 Eylül 2000 tarihinde, davanın zaman aşımına uğradığına  
karar vermiştir.  
Düzeltme başvurusunda Demirdaş, hasta olanın müvekkili değil kendisi olduğunu  
savunmuştur. Bu nedenle Yargıtay düzeltilmesi gereken maddi bir hata yapmıştır.  
Yargıtay 12 Mayıs 2003 tarihinde “maddi hatanın düzeltilmesinin sonucu  
etkilemeyeceğine” karar vermiş, düzeltme talebini reddetmiştir.  
Tunceli Mahkemesi 4 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’ın kararına muvafakat ederek  
davayı reddetmiştir. Yargıtay 13 Kasım 2003 tarihinde nihai kararı onamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, Yargıtay’ın hatasının AİHS’nin 6. maddesi çerçevesinde hakkaniyete uygun  
surette yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, Yargıtay’ın, kararında, başvurana hasta olan kişi olarak atıfta bulunmakla hata  
yaptığını kabul etmiştir. Hükümet, geçerli olan mevzuata ve Yargıtay’ın içtihadına göre,  
ulusal yargılama sırasında taraflardan birinin hasta olması ve yasal süreye riayet edememesi  
durumunda, bu kimseye, iyileştiği tarihten başlamak üzere on günlük bir ek süre verilmesi  
gerektiğini de kabul etmiştir.  
Öte yandan Hükümet, başvuranın hukuki temsilcisinin hastalığının, yasal süreye riayet  
etmemesini haklı çıkarmadığı kanısındadır. Aksi takdirde, yasal süreyi geçiren her taraf rapor  
alarak ek süre talep edecektir.  
Hükümet, başvuranın hukuki temsilcisinin yasal süreyi kaçırdığını fark edince hastaymış  
gibi yaptığını iddia etmiştir. Ayrıca, Hükümet’e göre, 1 Eylül 2000 tarihinde Sezai Yıldız’ın  
Demirdaş’a başvuranı temsil etmesi için vekaletname vermesine karşın, tıp raporuna göre o  
tarihte Demirdaşın hasta olması dikkat çekicidir.  
Ayrıca, Demirdaş, onun adına dava dosyasını sunması için meslektaşlarından birine yetki  
verme konusunda serbest olmasına karşın, bunu yapmamış, bu sorumsuz davranışı,  
başvuranın aleyhinde sonuçlanmıştır.  
2
Son olarak, Hükümet, AİHM’ye, bir ilk derece mahkemesi olmadığını, kanıt değerlendirip  
ilk derece mahkemesi gibi hareket etmenin AİHM’ye düşmediğini hatırlatmıştır.  
Başvuran şikayetlerini sürdürmüştür. Hukuki temsilcisinin hastanede tedavi gördüğünü  
gösteren resmi tıbbi kayıtlar bulunduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, Hükümet’in hem  
başvuranın hukuki temsilcisine hem resmi tıp kurumlarına duyduğu itimatsızlığın haksız  
olduğunu ifade etmiştir.  
Hükümet’in, başvuranın hukuki temsilcisinin, kendisini başvuranı temsile yetkilendiren  
vekaletnameyi, güya hasta olduğu bir tarihte kabul ettiği savlarına ilişkin olarak, başvuran,  
avukatların müvekkillerinin noterlikte vekaletname imzaladıkları sırada hazır bulunmalarına  
gerek bulunmadığını belirten geçerli mevzuata atıfta bulunmuştur. Ayrıca, başvuran,  
vekaletname verdiği sırada avukatının hasta olduğunu bilmediğini belirtmiştir.  
Son olarak, başvuran, davaya ilişkin esas meselenin, Yargıtay’ın yaptığı maddi hata  
olduğunu ve bu maddi hatanın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini savunmuştur.  
Hükümet, Yargıtay’ın maddi bir hata yaptığını kabul etmiştir. Ayrıca, Hükümet,  
başvuranın, Yargıtay tarafından, sorumlusu olmadığı bir hata için cezalandırıldığına itiraz  
etmemiştir (bkz. mutatis mutandis, Platakou - Yunanistan, 38460/97). Hükümet’in itiraz ettiği  
nokta, başvuranın, hukuki temsilcisinin hasta olduğu iddiasının doğruluğudur.  
AİHM, ulusal takibatlarda uygunsuzluk olduğu hiç ima edilmediğinden, başvuranın,  
hukuki temsilcisinin hasta olduğu iddiası ile - bir devlet kurumu olan - Adli Tıp Enstitüsü’ne  
ait tıp raporlarının doğruluğunun, hiçbir zaman ulusal mahkemelerce sorgulanmadığını  
kaydeder. Esasında, Hükümet’in, başvuranın hukuki temsilcisinin sağlığıyla ilgili suçlamaları  
hiçbir kanıtla desteklenmemekte, bu itibarla, AİHM buna hiçbir önem addedememektedir.  
Benzer biçimde, AİHM, Hükümet’in, hukuki temsilcinin hastayken vekaletnameyi kabul  
etmekte haklı olup olmadığına ve kendi adına başvuranın dava dosyasını sunması için başka  
bir avukata yetki vermesinin gerekip gerekmediğine ilişkin savlarının incelenmesinin gerekli  
olmadığı kanısındadır. Bunlar, ulusal mahkemelerin inceleyeceği meselelerdir; Hükümet’in  
işaret ettiği üzere, AİHM ilk derece mahkemesi değildir. Bununla beraber, bu meselelerin  
ulusal mahkemelerce gündeme getirilmediğini ve Yargıtay’ın başvuranın yasal süreye  
uymadığına ilişkin kararının da bu meselelere dayanmadığını kaydetmek önemlidir.  
Yargıtay’ın kararı, yalnızca hasta olan kişi olarak hukuki temsilcisinin yerine başvuranın  
adının hatalı biçimde zikredilmesine dayanmıştır. Buna göre, arazisi kamulaştırıldığı için  
başvurana ödenmesine hükmedilen ek tazminat kararını bozmuştur. Bu hata düzeltme  
aşamasında dikkatine sunulduğunda, Yargıtay, hatalarını düzeltmenin davanın sonucunu  
etkilemeyeceği sonucuna varmıştır.  
AİHM, AİHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi sözkonusu  
olmadığı sürece ulusal mahkemelerce yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları ele  
almanın AİHM’nin vazifesi olmadığını yineler (bkz. P.G. ve J.H. - İngiltere, 44787/98).  
Ayrıca, iç hukuku yorumlamak, her şeyden önce, ulusal makamlar ve özellikle de  
mahkemelerin işidir ve AİHM, keyfi uygulama olmadığı sürece kendi yorumunu ulusal  
mahkemelerinkinin önüne koymayacaktır (bkz. Tejedor García - İspanya).  
3
Mevcut davada, Yargıtay’ın yaptığı maddi hatanın sonuçlarını incelemek, başvuranın  
AİHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan haklarının belirlenmesiyle ilişkili olduğu için  
gereklidir. AİHM,Yargıtay’ın hatayı düzeltmeyi reddederken ortaya makul bir gerekçe  
koymadığı kanısındadır. AİHM’ye göre, maddi hatayı düzeltmek, Yargıtay’ın belirttiğinin  
aksine, başvuranın muhakeme usul kurallarına uyup uymadığının değerlendirilmesinde çok  
ciddi bir farklılık yaratırdı. Bu nedenle AİHM, Yargıtay’ın maddi hataya dayanan gerekçesiz  
kararının başvuranın AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğine karar  
vermiştir.  
II. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
Başvuran ayrıca, Yargıtay’ın hatasını düzeltmeyi reddetmesinin, AİHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.  
Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.  
AİHM bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle aynı  
biçimde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
AİHM ayrıca mevcut davada ileri sürülen asıl AİHS sorusunun, başvuranın AİHS’nin 6/1  
maddesi tarafından güvence altına alınmış olan hakları olduğunu kaydeder. AİHS bu  
maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir, geriye kalan şikayetle ilgili ayrı bir hükme gerek  
olmadığı kanısındadır. AİHM, bu karara ulaşırken, Yargıtay’ın Genel Müdürlük’ün yaptığı  
itirazın esasını incelemediğini özellikle göz önünde bulundurmuştur.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, maddi tazminat olarak 21.877 Euro (EUR), manevi tazminat olarak ise 10.000  
EUR talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiş, talep edilen meblağların haddinden yüksek olduğunu ve  
kanıtlarla desteklenmediğini savunmuştur. .  
AİHM, maddi tazminatla ilgili olarak, 6/1 maddenin ihlali için en uygun telafi biçiminin,  
başvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca  
temin etmek olduğunu yineler (bkz. Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, 52658/99). Sonuç olarak,  
ihlalin en uygun telafi biçiminin, maddi hatayı düzeltecek temyiz sürecinin başvuranın talebi  
halinde yeniden başlatılması olacağı kanısındadır.  
AİHM, manevi zarara ilişkin olarak, hakkaniyete uygun surette başvurana 3000 EUR  
ödenmesine karar verir.  
4
B. Yargılama gideri  
Başvuran ayrıca ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 677 EUR,  
AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için ise 1423 EUR talep etmiştir. Bu talep,  
ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 389 EUR, AİHM önünde  
meydana gelen yargılama giderleri için ise 1142 EUR avukatlık ücretini de kapsamaktadır.  
Başvuran bu talepleri desteklemek için, kendisi ve avukatı tarafından imzalanmış anlaşmanın  
bir suretini sunmuştur. Başvuranın faturasını sunduğu geriye kalan 569 EUR, ulusal mahkeme  
masraflarıyla çeviri masrafları için talep edilmiştir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada AİHM, elindeki  
bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında başvurana bütün başlıklar altında 1800 EUR  
tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır. AİHM, geriye kalan 300 Euro’nun,  
Yargıtay’ın maddi hatasından önce Tunceli Mahkemesi’nde meydana gelen mahkeme  
masrafları ve diğer masraflar için talep edildiği kanısındadır. Dolayısıyla bu harcama ihlalin  
önlenmesi veyahut telafi edilmesi için yapılmamıştır. (bkz. Société Colas Est ve Diğerleri -  
Fransa, 37971/97).  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayetin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet’in  
ulusal para birimine çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte  
Savunmacı Hükümet tarafından başvurana izleyen meblağların ödenmesine:  
(i) Manevi tazminat olarak 3000 (üç bin Euro) EUR,  
(ii) Yargılama giderleri için 1800 (bin sekiz yüz Euro) EUR;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMİŞTİR.  
5
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Sally Dollé  
Françoise Tulkens  
Zabıt Katibi  
Başkan  
6