C O U N C I L O F  
E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
TANDOĞAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9244/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Eylül 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tâbi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaı olan Kenan Tandoğan’ın (“bavuran”), Đnsan Hakları  
ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) 34. Maddesi uyarınca, 31  
Temmuz 2001 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yaptığı bavurudur (bavuru no: 9244/02).  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1973 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, yasadıı bir örgüt olan Dev-Sol’a (Devrimci Sol) üye olduğu üphesiyle,  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinde görevli polis memurları tarafından  
31 Mart 1994’te gözaltına alınmıtır.  
Bavuran, 9 Nisan 1994’te, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzuruna çıkartılmıꢀ  
ve tutuklu kalmaya devam etmitir. Bavuran, Ümraniye Cezaevi’ne yerletirilmitir.  
2 Mayıs 1994’te, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, bavuran  
ve diğer dokuz kii aleyhinde verdiği iddianamesinde, Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi  
uyarınca, bavuranı anayasal düzeni bozmakla suçlamıtır.  
Daha sonra, bavurana karı açılan dava, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
beklemede olan bir baka davayla birletirilmitir.  
F tipi cezaevlerini protesto için Aralık 2000’de Ümraniye Cezaevi’nde çıkan  
isyanların ardından, bavuran Kandıra F tipi cezaevine gönderilmitir.  
25 Aralık 2000’de, Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olaylarla ilgili olarak, Üsküdar Ağır  
Ceza Mahkemesi savcısı, bavuranın gıyabında tutuklu yargılanmasına karar vermitir.  
Tutuklama emrinde, bavuranın cinayetle, cezaevi yönetimine karı silahlı ayaklanmayla ve  
cezaevi mallarına zarar vermekle suçlandığı belirtilmitir.  
Bavuran, 12 Ocak 2001’de Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmıve 25  
Aralık 2000 tarihli tutuklama emri kendisine okunmutur. Bavurana, Üsküdar Ağır Ceza  
Mahkemesi huzurunda bu karara itiraz edebileceği hatırlatılmıtır.  
23 Mart 2001’de, Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, Üsküdar Cezaevi’nde çıkan olaylar  
nedeniyle, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’ne bavuran ve diğer 398 kii aleyhinde bir  
ithamname vermitir. Cumhuriyet Savcısı, mahkemeden, sanıkların Ceza Kanunu’nun 264,  
304, 450, 456 ve 457. Maddeleri uyarınca cinayetten, cezaevinde ayaklanma çıkarmaktan ve  
kamu malına zarar vermekten hüküm giymesini istemitir.  
Bu arada, 9 ubat 2001’de, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun  
146. Maddesi’nde yer alan suçla ilgili olarak aleyhinde balatılan takibat bağlamında,  
bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermitir. Ancak,  
2
Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olaylarla ilgili olarak 25 Aralık 2000’de verilen tutuklu  
yargılama emri nedeniyle, bavuran serbest bırakılmamıtır.  
Bavuran, 14 ubat 2001’de, Üsküdar Sulh Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunmutur.  
Bavuran, dilekçesinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce serbest bırakılmasına karar verildiği  
halde serbest bırakılmadığını ve tutukluluğunun devam etmesinin nedeninin Üsküdar Sulh  
Ceza Mahkemesi’nin verdiği tutuklama emri olduğunu düündüğünü ileri sürmütür.  
Bavuran, bu tutuklama emrinin sebeplerini bilmediğini belirtmive mahkeme huzuruna  
çıkarılıp serbest bırakılmasını talep etmitir. 6 Temmuz 2001’de, Üsküdar Ağır Ceza  
Mahkemesi, ilk oturumunu düzenlemive -diğer on iki sanıkla birlikte- bavuranın tutuksuz  
yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermitir.  
7 Temmuz 2001’de 20.30 sularında bavuran serbest bırakılmıtır.  
2004 yılında, anayasal bir değiikliğin ardından Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
kaldırılve bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki davası, Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmitir.  
27 Ekim 2004’te, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu suç ilendiği zaman  
bavuranın yaı küçük olduğundan dolayı, davanın Đstanbul Çocuk Mahkemesi’nde  
incelenmesi gerektiğine karar vermitir. Dolayısıyla, mahkeme yetkisizlik kararı vermitir.  
14 Kasım 2006’da, Đstanbul Çocuk Mahkemesi ilk oturumunu düzenlemive davayı  
incelemek için tam yetkisinin olmadığına karar vermitir. Bunun üzerine, davayı incelemek  
için hangi mahkemenin yetkili olduğuna karar vermesi için, dava Yargıtay’a gönderilmitir.  
Tarafların en son verdiği ifadelere dayanan dava dosyasındaki bilgiye göre, dava hala  
Yargıtay’da beklemededir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranın ilk tutuklu yargılanması bakımından  
Bavuran, tutuklu yargılanma süresinin AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nde yer alan “makul  
süre” limitini amasından ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın AĐHM’ye bavurmadan önce yerel mahkemelerde devam  
etmekte olan takibatın sonucunu beklemediği için, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri  
sürmütür. Hükümete göre, eğer bavuran süren takibat sonucunda beraat etseydi, 466 sayılı  
Kanun Dıı Yakalanan veya Tutuklanan Kiilere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun  
uyarınca tazminat talebinde bulunabilirdi.  
3
Sözkonusu davada, bavuran, AĐHS’nin 5/3. Maddesi uyarınca tutuklu yargılanma  
süresinin çok fazla olmasından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, sonradan beraat eden bir kiiye, tutukluluğuyla ilgili olarak Devlet’e karı  
tazminat davası açma olanağı sağlayan 466 sayılı Kanun’un, yalnızca 5/5. Maddesi ile ilgili  
olduğunu daha önce belirtmitir (bkz, diğerleri arasında, Yağcı ve Sargın / Türkiye, 8 Haziran  
1995 tarihli karar, A Serisi no. 319-A, § 44). Bu nedenle, eğer takibat sonucunda bavuran  
beraat etmiolsaydı, bu durumda kendisine ödenecek tazminatın, bavuranın ileri sürdüğü  
ihlali (yani tutuklu yargılanma süresinin çok uzun olmasını) onayladığı veya düzelttiği  
ünülemez (bkz, Duyum / Türkiye, no. 57963/00, § 58, 27 Mart 2007).  
Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/3. Maddesi uyarınca bavurunun asılsız olmadığını  
belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, bavurunun kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe  
bulunmadığı görüündedir. Bu nedenle, bavurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar  
verilmelidir.  
B. Esaslar  
AĐHM, sözkonusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin bavuranın  
yakalanğı 31 Mart 1994 tarihinde balayıp Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bavuranın beraatına karar verdiği 9 ubat 2001 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir.  
Dolayısıyla, 6 yıl 10 aylık bir süre sözkonusudur. Bu süre içerisinde, yerel mahkemeler  
“suçun niteliği, delil durumu ve gözaltı süresi gözönüne alınarak” gibi benzer ve klielemiꢀ  
terimler kullanarak bavuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmıtır.  
AĐHM, sözkonusu bavurudakine benzer sorunlar içeren davalarda, genellikle  
AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nin ihlalini saptamıtır (bkz, örneğin, Atıcı / Türkiye, no. 19735/02,  
10 Mayıs 2007; Solmaz, yukarıda kaydedilen; Dereci / Türkiye, no. 77845/01, 4 Mayıs 2005;  
Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02, 2 ubat 2006).  
AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in, kendisini  
sözkonusu davada farklı bir sonuca varmaya ikna edebilecek herhangi bir delil veya iddia ileri  
sürmediğini belirtmektedir. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, sözkonusu  
davada bavuranın tutuklu yargılanma süresinin çok fazla olduğu ve AĐHS’nin 5/3.  
Maddesi’ni ihlal ettiği sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle, bu hükmün ihlali sözkonusudur.  
Bavuranın ikinci kez tutuklu yargılanması bakımından  
A. Bavuranın AĐHS’nin 5/2. Maddesi uyarınca yapmıolduğu ikayete ilikin  
Bavuran, ikinci kez tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebepleri  
konusunda bilgilendirilmediğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bavuranın tutuklu yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebepleri  
konusunda bilgilendirilmediği yönündeki ikayetinin asılsız olduğunu ileri sürmütür.  
Hükümet, Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi hakiminin 25 Aralık 2000 tarihli tutuklama emrinin  
4
içeriğini kendisine yüksek sesle okuduğu 12 Ocak 2001 tarihinde, bavuranın tutuklu  
yargılanmasının ve aleyhindeki suçlamaların sebeplerini öğrendiğini belirtmitir.  
AĐHM, 5/2. Maddesi’ne göre, yakalanan her kiinin, 4. paragrafa uygun olarak  
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında karar vermesi için mahkemeye  
bavurabilmesi için, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama, anladığı  
bir dille kendisine bildirilir. Bu bilginin “en kısa zamanda” bildirilmesi gerektiği için,  
yakalama anında, tutuklamayı gerçekletiren memurun nedenleri bütünüyle söylemesine  
gerek yoktur. Verilen bilginin içeriğinin yeterli olup olmaması ve zamanında söylenmiolup  
olmaması, her davanın özelliğine göre değerlendirilmelidir (bkz, örneğin, H.B. / Đsviçre, no.  
26899/95, § 44, 5 Nisan 2001).  
Sözkonusu davda, Aralık 2000’de Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olayların ardından,  
bavuran cinayetle, ayaklanmaya katılmakla ve cezaevi mallarına zarar vermekle suçlanmıtır.  
25 Aralık 2000’de, Üsküdar Sulh Ceza Mahkemesi, bavuranın gıyabında tutuklu  
yargılanması kararını vermitir. Bu sırada, bavuran, Ümraniye Cezaevi’nden Kandıra  
Cezaevi’ne gönderilmitir. Bavuranın Kandıra Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarıldığı 12  
Ocak 2001 tarihinde, 25 Aralık 2000 tarihli tutuklama emri, sesli olarak kendisine  
okunmutur. Bu tutuklama emrinde, bavuranın cinayetle, cezaevi yönetimine karı silahlı  
ayaklanma çıkarmakla ve cezaevi mallarına zarar vermekle suçlandığı belirtilmitir.  
AĐHM, Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 25 Aralık 2000’de tutuklama emrini  
çıkardığı sırada, bavuranın zaten Ümraniye Cezaevi’nde tutuklu olarak yargılanmakta  
olduğunu belirtmektedir. AĐHM’ye göre, yetkililerin tutuklama emri verilirken bavuranı  
yerel mahkeme huzuruna getirme olanakları vardı. Ancak, bu dava bağlamında, AĐHM,  
tutuklama emrinin 12 Ocak 2001 tarihinde bavurana sesli olarak okunduğunu ve bavuranın  
tutukluluğunun temel sebebinin orada açıklandığını belirtmektedir. Sonuç olarak, Kandıra  
Cezaevi tarafından bavurana verilen bilgi, 5/2. Maddesi’nin artlarını yerine getirmitir.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının asılsız olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıtır.  
B. 6 Temmuz 2001 tarihli tahliye emri sonucunda bavuranın serbest  
bırakılmasına ilikin  
Bavuran, AĐHS’nin 5/1. Maddesi uyarınca, 6 Temmuz 2001 tarihinde 16:00 sularında  
durumanın sona ermesiyle 7 Temmuz 2001’de 20:30 sularında serbest bırakılması arasında  
yirmi sekiz saat boyunca kanuna aykırı olarak ve keyfi bir ekilde tutuklu kalmaktan ikayetçi  
olmutur. 5/1. maddenin ilgili kısmı öyledir:  
“1. Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada  
belirlenen  
yollar  
ında  
hiç  
kimse  
özgürlüğünden  
yoksun  
bırakılamaz.  
a) Kiinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;  
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya  
yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak  
yakalanması  
veya  
tutulu  
durumda  
bulundurulması;  
c) Bir suç ilediği hakkında geçerli üphe bulunan veya suç ilemesine ya da suçu iledikten sonra  
kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir  
kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;  
…”  
5
Hükümet, bavuran serbest bırakılmadan önce yapılması gereken birçok idari  
formaliteler olduğunu belirterek sözkonusu sürenin normal olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuranın serbest bırakılmasından önce, yetkililerin bavuranın bir baka suçtan aranıp  
aranmağını veya hakkında bir baka tutuklama emri bulunup bulunmadığını aratırmaları  
gerekliydi. Hükümet, ayrıca, yetkililerin keyfi ekilde hareket etmediklerini ve bavuranın  
tahliyesini geciktirmediklerini ileri sürmütür.  
AĐHM, 5/1. Maddesi’nde güvence altına alınan özgürlük hakkına istisna tekil eden  
durumların yer aldığı listenin ayrıntılı olduğunu ve yalnızca bu istisnaların dar anlamının o  
hükmün amacına, yani hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasını  
sağlamak amacına uygun olduğunu tekrarlamaktadır (bkz, diğer makamlar arasında, Giulia  
Manzoni / Đtalya, 1 Temmuz 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-IV, s. 1191, § 25).  
AĐHS’nin 5/1 (c) Maddesi’ne göre, “suçlamaya ilikin karar verildiği günde”  
tutukluluğun haklılığının sona erdiği ve sonuç olarak beraattan sonraki tutukluluğun artık o  
hükmün kapsamına girmediği doğru olsa da, “bir tutuklunun beraatına karar verilirken bazı  
gecikmeler olması kaçınılmazdır, ancak bunun asgari düzeyde tutulması gerekir” (bkz, Giulia  
Manzoni, yukarıda kaydedilen, § 25, in fine). Ancak, AĐHM, tutukluların serbest  
bırakılmasında gecikmeler olduğu yönündeki ikayetleri dikkatle incelemelidir. Đlgili olayların  
sebeplerini ayrıntılı olarak göstermek, davalı Hükümet’in görevidir (bkz, Labita / Đtalya [GC],  
no. 26772/95, ECHR 2000-IV, § 170 ve Bojinov / Bulgaristan, no. 47799/99, § 36, 28 Ekim  
2004).  
Hükümet, bavuranın serbest bırakılması sırasında yaanan gecikmenin idari  
formalitelerden kaynaklandığını belirtmitir. AĐHM, tahliyeyle ilgili idari formalitelerin  
birkaç saatten fazla süren bir gecikmeyi haklı gösteremeyeceğini tekrarlamaktadır (bkz,  
Nikolov / Bulgaristan, no. 38884/97, § 82, 30 Ocak 2003). Sözkonusu davada, bavuran,  
Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen tahliye emrinden yaklaık yirmi sekiz saat  
sonra beraat etmitir. Đlgili olayların sebeplerinin her saat için ayrı ayrı gösterilmemesi  
durumunda, Hükümet’in bavuranın serbest bırakılmasında yaanan gecikmenin haklı  
görülebileceğine dair iddiası onaylanamaz (Bojinov, yukarıda kaydedilen, § 39).  
Bu koullar altında, bavuranın tahliye emri sonrasında tutukluluğunun devam etmesi,  
tahliye emrinin uygulanmasındaki ilk aamayla edeğer değildir, dolayısıyla 1 (c) alt  
paragrafının veya 5. Madde’nin diğer herhangi bir alt paragrafının kapsamına girmez.  
Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 5/1. Maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 6/1. Maddesi uyarınca, aleyhinde yürütülen cezai takibatın  
süresiyle ilgili ikayette bulunmutur. Bunun için, AĐHS’nin 6/1. Maddesi’ni ileri sürmütür.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
AĐHM, gözönünde bulundurulması gereken sürenin bavuranın gözaltına alındığı 31  
Mart 1994 tarihinde baladığını ve dava dosyasında yer alan bilgiye göre, bu kararın kabul  
edildiği tarihte, takibatın hala Yargıtay huzurunda beklemede olduğunu belirtmektedir.  
6
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilmezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esaslar  
AĐHM, cezai takibatın süresinin makul olup olmadığı sorununun dava koulları  
ıığında ve u kriterlere dayanılarak değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlamaktadır: davanın  
karmaıklığı, bavuran ile ilgili makamların tutumu (bkz, diğer makamlar arasında, Pélissier  
ve Sassi / Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-II).  
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, genellikle  
AĐHS’nin 6/1. Maddesi’nin ihlalini saptamıtır (bkz, Pélissier ve Sassi, yukarıda kaydedilen).  
AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten sonra, Hükümet’in, kendisini  
sözkonusu davada farklı bir sonuca varmaya ikna edebilecek herhangi bir delil veya iddia ileri  
sürmediğini belirtmektedir. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne alarak, sözkonusu  
davada cezai takibat süresinin çok fazla olduğu ve “makul süre” artına uymadığı sonucuna  
varmıtır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1. Maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM, adil bir ekilde karar vererek, manevi tazminat olarak bavurana 13,500 Euro  
ödenmesini uygun görmütür.  
B. Mahkeme Masrafları  
Bavuran, ayrıca, yapmıolduğu masraflar için 250 Yeni Türk Lirası (YTL) –yaklaık  
140 Euro-, avukatların ücretleri için 10,200 YTL –yaklaık 5,700 Euro- talep etmitir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, elinde bulunan bilgilere dayanarak, AĐHM nezdinde yapmıolduğu masraflar  
için, bavurana 1,000 Euro ödenmesini uygun görmütür.  
7
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 1. paragrafları ile 6/1 Maddesi uyarınca yapılan  
ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
5. (a) davalı Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik  
kazanğı tarihten itibaren üç ay içinde, aağıdaki miktarları ve bu miktarlara  
konulabilecek bütün vergileri ödemesine (bu miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur  
üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);  
i.  
Manevi tazminat olarak 13,500 Euro (on üç bin beyüz Euro);  
ii.  
Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);  
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz oranına eit miktarda basit faizin  
ödenmesine karar vermitir.  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 20 Eylül 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Bölüm Sekreteri  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
8