COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
TANER KILIÇ - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 70845/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
24 Ekim 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Taner Kılıç’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 5 Ocak 2001 tarihinde  
yapmış olduğu 70845/01 no’lu başvurudur.  
AİHM, 4 Aralık 2003 tarihinde, başvuruyu kısmen kabuledilmez olarak beyan etmiş ve  
başvuranın evi ile işyerinde yapılan arama, arama sırasında video kasetlere el konulması ve bu  
konuyla ilgili hukuki bir çözümün bulunmaması ile ilgili şikayetleri Hükümet’e bildirme  
kararı almıştır. AİHM, AİHS’nin 29 § 3. Maddesi’nin hükümleri uyarınca, başvurunun  
esaslarını, kabuledilebilirliğiyle aynı anda incelemeye kadar vermiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN OLAYLARI  
1969 doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.  
Başvuran avukattır ve İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder)  
İzmir Şubesi’nin yönetim kurulu üyesidir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 16 Haziran 1999 tarihinde,  
mahkemeden, Mazlumder’in genel merkezi ile şubeleri için, derneğin “toplumun bütünlüğü  
ile laik rejime” karşı gerçekleştirildikleri iddia edilen belirli eylemleriyle ilgili delil toplamak  
için bir arama emri çıkarmasını talep etmiştir. Mahkeme aynı gün bir arama emri çıkarmıştır.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 18 Haziran 1999 tarihinde,  
yerine getirilmesi için, mahkeme kararını İçişleri Bakanlığı’na bildirmiştir. Cumhuriyet  
Savcısı aynı gün, ek bir yazı göndermiştir.  
Yine aynı gün, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı 80 ilin valilerine bir yazı göndermiştir:  
“… Mazlumder’in ülkenin bütünlüğü ve laik rejime karşı hareket etmekte olduğunu gösteren bilgi ve  
deliller ışığında, derneğin Genel Merkezi ile şubelerinde ve şubelerin yönetim kurulu üyelerinin ev ve  
işyerleri de dahil olmak üzere, genel başkan ile yönetim kurulu üyelerinin ev ve işyerlerinde arama  
yapılması talep edilmektedir.”  
Polis memurları, 19 Haziran 1999 tarihinde, Müsteşar’ın yazısında geçen ve başvuranın  
evi ve hukuk bürosu da dahil tüm yerlere aynı anda arama düzenlemiştir.  
Evinin aranması esnasında, polis memurları başvurana Müsteşar’ın yazısını  
göstermişlerdir. Polis memurları, başvuranın evinde buldukları iki videokasete el koymuşlar,  
işyerindeki bazı belgelerin fotokopisini çekmişlerdir. Evin aranmasının ardından, başvuran ve  
eşi, polis tarafından düzenlenmiş bir arama raporunu imzalamışlardır.  
2
Başvuran, 23 Kasım 1999 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe  
sunmuş, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanlığı  
Müsteşarı ve aramayı gerçekleştiren polis memurlarının yetkilerini kötüye kullandıklarını  
iddia etmiştir.  
7 Şubat 2000 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, Müsteşar’ı, yasaların kendisine verdiği  
güçle hareket edip, yalnız yargı makamlarını destekleyerek yetkisini kötüye kullanmakla  
suçlayan dilekçe üzerine hareket etmenin gerekli olmadığına karar vermiştir.  
Başvuran, 28 Şubat 2000 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı’nın kararına itiraz etmiştir.  
Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği arama emrini  
genişleterek, yetkisini aştığından ve Müsteşar’ın, Cumhuriyet Savcısı’nın talimatlarını,  
şubenin tüm yönetim kurulu üyelerinin ikametlerini de içine katarak, fazla kapsamlı  
yorumladığından şikayetçi olmuştur.  
İçişleri Bakanlığı Araştırma Kurulu, 20 Nisan 2000 tarihinde, Müsteşar’la ilgili yetkisizlik  
kararı vermiştir. Araştırma Kurulu, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği arama  
emri ile Cumhuriyet Savcısı’nın talimatlarının bütün olarak yorumlanması gerektiği kararını  
korumuştur. Başvuran, bu karara, 2 Haziran 2000 tarihinde, Danıştay’da itirazda bulunmuştur.  
Başvuran, 12 Haziran 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, evine  
arama yapıldığı sırada el konulan videokasetlerin iade edilmesini talep eden bir dilekçe  
sunmuştur.  
Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 30 Haziran 2000 tarihinde,  
başvuranın, Ankara Devlet Güvelik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı aleyhindeki cezai  
yargılama başlatılması talebini, hiçbir gerekçe vermeden reddetmiştir.  
19 Eylül 2000 tarihinde, Danıştay, başvuranın, Araştırma Kurulu’nun kararına olan  
itirazını, bu kararın yasalara uygun olduğunu belirterek reddetmiştir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 4 Mart 2003 tarihinde, Dernek  
Genel Sekreterliği hakkında yetkisizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, kararda, arama  
esnasında ele geçirilen bilgi ve belgelerin hiçbir suç işleme niyeti ya da eylemini ortaya  
koymadığını ifade etmiştir. Öte yandan, ele geçirilen bilgi ve belgelerin kanıt olarak  
değerlendirilmesi ve bu nedenle alıkonulması gerektiği sonucuna varmıştır.  
19 Haziran 1999 tarihinde yapılan arama esnasında el konulan her şey, 2004 yılının Mayıs  
ayında, Mazlumder genel merkezine iade edilmiştir. Bunu müteakiben, başvuran,  
videokasetlerini geri almıştır.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI  
Başvuran, AİHS’nin 8. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi uyarınca,  
hem evi ile işyerinin aranmasından hem de videokasetlerine el konulmasından şikayetçi  
3
olmuştur. Ayrıca, AİHS’nin 13. Maddesi kapsamında, AİHS’den doğan mağduriyeti ile ilgili  
olarak iç hukukta etkili başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçi olmuştur  
A. Altı ay kuralı  
Hükümet, başvuranın 27 Mart 2001 tarihli başvuru formunun, AİHM’ye, 6 Nisan 2001  
tarihinde ulaştığını, ancak ulusal makamların nihai kararlarının 19 Eylül 2000 tarihinde  
verildiğini belirtmiştir. Bu nedenle, başvurunun, altı ay kuralını yerine getirmemesi nedeniyle  
reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.  
AİHM, başvuranın, başvurusunun esaslarını AİHM’ye açıkladığı ilk dilekçesinin 5 Ocak  
2001 tarihli olduğunu ve bu dilekçenin aynı gün Sekretarya’ya faks ile gönderildiğini  
kaydeder. Başvuranın şikayetlerinin, AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde öngörülen altı aylık süre  
içinde sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Hükümet’in konuyla ilgili ön itirazını  
reddeder.  
B. İç hukuk yollarının tüketilmemesi  
Hükümet, başvuranın, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Mazlumder’in genel  
merkezleri ile şubelerine arama yapılması için izin veren 16 Haziran 1999 tarihli kararına  
itiraz dilekçesi sunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun  
103. Maddesi uyarınca, başvuranın, videokasetlerini geri almak için dava açma olanağının  
bulunduğunu savunmuştur. Sonuç olarak, başvuranın AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.  
Maddesi kapsamındaki şikayeti, AİHS’nin 35. Maddesi uyarınca iç hukuk yollarını  
tüketmediği için reddedilmelidir.  
Hükümet’in itirazının ilk kısmı ile ilgili olarak, AİHM, Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi hakiminin verdiği arama izninin, yönetim kurulu üyelerinin evleri ile işyerlerinin  
değil, yalnız derneğin genel merkezi ile şubelerinin aranmasına izin verdiğini gözlemler. Öte  
yandan, başvuranın şikayeti, usulünce verilmiş bir hakim kararı olmaksızın evi ile işyerinin  
aranması ve eşyalarına polis tarafından el konulması ile ilgilidir. Başvuranın AİHS’den doğan  
mağduriyeti ile ilgili olarak, mahkemenin verdiği arama izni aleyhinde itiraz dilekçesi  
vermesinin, iç hukukta etkili bir başvuru yolu olmayacağı anlaşılmaktadır.  
Hükümet’in itirazının ikinci kısmı ile ilgili olarak, AİHM, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 103. Maddesi’nin, işlendiği iddia edilen suçtan mağdur olan kimseden alınmış  
olan eşyanın mağdura geri verilmesi ile ilgili olduğunu gözlemler. AİHM, başvuranın, yetkili  
makamların soruşturduğu ve işlendiği iddia edilen suçun mağduru olmadığından, Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 103. Maddesi’nin, başvuranın el konulan eşyasının iade  
edilmesi için hukuki bir çare teşkil edemeyeceğini kaydeder.  
Yukarıda anılanlar göz önüne alınarak, AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder ve  
başvurunun AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder.  
Ayrıca başvurunun, diğer bakımlardan da kabuledilmez olmadığını ve bu nedenle  
kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
4
II. AİHS’NİN 8. VE 13. MADDELERİ İLE AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.  
MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, evi ile işyerinin aranmasından, videokasetlerine el konulmasından ve AİHS’den  
doğan mağduriyeti için etkili iç hukuk yollarının bulunmayışından şikayetçi olmuştur.  
Başvuran, AİHS’nin 8. ve 13. Maddeleri ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne  
atıfta bulunmuştur. Bu Maddelerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:  
Madde 8  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyetinin  
… korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak  
koşuluyla söz konusu olabilir.”  
Madde 13  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol Madde 1  
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
A. Tarafların savları  
Başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi hakiminin verdiği mutlak yetki  
olmaksızın evi ile işyerinin aranması ile arama ve el koymaların keyfiliğinin yasalara aykırı  
olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, arama esnasında el konulan videokasetlerin, ancak aramanın  
üzerinden dört yıl, Dernek Genel Sekreterliği ile ilgili yetkisizlik kararının üzerinden ise bir  
yıl geçmesinin ardından iade edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, videokasetlerinden geçici  
bile olsa mahrum kalmasının, AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlalini teşkil  
ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, ne aramaya usulüne uygun olarak yetki veren bir belgenin ne de  
el konulan ve kopyalanan belgelerin listesinin verildiğinden şikayetçi olmuştur.  
Hükümet, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin  
Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 13. Maddesi ile Ceza Muhakemeleri  
Usulü Kanunu’nun 86, 94, 95, 96, 97 ve 98. Maddeleri’ne uygun olarak, başvuranın evi ile  
işyerinin aranması ve kişisel eşyaları ve belgelerine el konulmasına yetki verdiğini  
savunmuştur. Hükümet, 16 Haziran 1999 tarihli arama izninin, tüm yönetim kurulu üyelerinin  
evleri ile işyerlerinin aranmasına açıkça yetki vermese de, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 94. ve 95. Maddeleri ışığında, yasal olarak başvuranın evi ile işyerini kapsadığı  
biçiminde yorumlanabileceğini ileri sürmüştür.  
5
Ayrıca, Hükümet, başvuranın videokasetlerine el konulmasının, AİHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında herhangi bir sıkıntıya mahal vermediğini, zira bu madde  
kapsamında, başvuranın eşyalarıyla ilgili her türlü müdahalenin, bu madde çerçevesinde kamu  
yararına haklı çıkarıldığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, aramanın düzensizlik ve  
suçun önlenmesi için AİHS’nin 8 § 2. Maddesi uyarınca gerekli olduğunu vurgulamıştır.  
Ayrıca, imzaladıkları tutanakta görüldüğü üzere, başvuran ve eşinin aramaya rıza  
gösterdiklerini de kaydetmiştir.  
Başvuranın, AİHS’nin 13. Maddesi uyarınca bulunduğu şikayetle ilgili olarak, Hükümet,  
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 90. Maddesi’ne uygun olarak, eşyalara el  
konulmasının yasallığının incelenmesi için mahkeme talebinde bulunma olanağına  
göndermede bulunmuştur. Ayrıca, başvuranın, evine girmelerine izin vermeyerek polise  
direnebileceğini ileri sürmüştür.  
Sonuç olarak, Hükümet, başvuranın, hem AİHS’nin 8. ve 13. Maddeleri, hem de AİHS’ye  
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki şikayetlerinin, tümüyle temelsiz olduğunu  
iddia etmiştir.  
B. AİHM’nin değerlendirmeleri  
AİHM, öncelikle, başvuranın AİHS’nin 8. Maddesi kapsamındaki şikayetlerini  
inceleyecektir.  
AİHM, başvuranın evinin aranması ve videokasetlerine el konulmasının, bu madde  
uyarınca haklarına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır. Benzer biçimde, işyerinin  
aranması ile burada bulunan bazı belgelerin kopyalanmasının, konutuna saygı gösterilmesi  
hakkına müdahaleye eşdeğer olduğu kanısındadır (bkz. Niemietz – Almanya kararı, Elçi ve  
Diğerleri – Türkiye, 23145/93 ve 25091/94). Bu müdahalenin, 8. Madde’nin 2. fıkrası  
uyarınca haklı olup olmadığı ve özellikle tedbirlerin bu fıkrada belirtilen amaçlar  
doğrultusunda “yasaya uygun” olup olmadığı soruları ise yanıtlanmayı beklemektedir.  
AİHM, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin çıkardığı arama izninin, yalnız derneğin  
genel merkezi ile şubelerinin aranmasına yetki verdiğini gözlemler. Cumhuriyet Savcısı,  
ortada ivedi bir durum olduğunu savunarak, arama izninin kapsamını genişletmiş, derneğin  
genel başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin evleri ile işyerlerinin aranması emri vermiştir.  
Bunun ardından, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Cumhuriyet  
Savcısı’nın arama emirlerini yöneticilere bildirirken, yalnız genel başkan ile yönetim kurulu  
üyelerinin evleri ile işyerlerinin değil, tüm şubelerin yönetim kurulu üyelerine ait ev ve  
işyerlerinin aranmasını belirtmiştir.  
AİHM, mahkemenin ilk verdiği ve daha sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından genişletilen  
arama izninin, İçişler Bakanlığı Müsteşarı tarafından İzmir şubesi yönetim kurulu üyesi olan  
başvuranın evi ile işyerini de kapsayarak fazla geniş biçimde yorumlandığı kanısındadır.  
AİHM, arama ile eşyalara el koymanın büyük çapta olduğunu ve dernekle ilgili gizli bilgi ve  
belgelerin özel yetki olmaksızın alınmış olduğunu gözlemler. Ne arama öncesinde ne de  
sonrasında, başvurana mahkeme izni gösterilmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun  
90. Maddesi’nin koştuğu üzere, tedbirin alınmasından itibaren üç gün içinde eşyalara el  
konulması ve belgelerin kopyalanmasını teyit eden bir mahkeme kararı bulunmamaktaydı.  
Benzer biçimde, kopyalanan belgelerin listesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 90.  
Maddesi’ne riayet edilmeyerek, başvurana verilmemiştir.  
6
AİHM ayrıca, başvuranın, bu davaya adı karışan görevliler aleyhinde cezai takibat  
başlatılması talebinin, hiçbir gerekçe verilmeden reddedildiğini, evinin aranması sırasında el  
konulan videokasetlerin iade edilmesi talebinin ise yanıtsız bırakıldığını kaydeder.  
Özetle, AİHM, başvuranın evi ile işyerinin aranması ve eşyaları ile belgelerine el  
konulmasının, uygun hiçbir izin ya da teminat olmaksızın gerçekleştirildiği kanısındadır (bkz.  
yukarıda sözü edilen Elçi ve Diğerleri kararı). Bu koşullarda, AİHM, başvuranın haklarına  
müdahalenin “yasalara uygun” olduğunun kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Buna göre, bu  
konuda 8. Madde ihlal edilmiştir. Bu sonuç ışığında, AİHM, AİHS’nin bu Maddesinden  
doğan diğer meselelerin haklılıklarını incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.  
AİHM ayrıca, AİHS’nin 8. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmasını göz önünde  
bulundurarak, başvuranın, AİHS’nin 13. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.  
Maddesi kapsamındaki şikayetlerini ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır  
(bkz. mutatis mutandis, Monory – Romanya ve Macaristan, 71099/01).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000 Euro (EUR) talep etmiştir.  
Hükümet, bu talebin, haddinden fazla olmasının yanısıra temelsiz olduğunu ileri  
sürmüştür.  
AİHM, başvuranın, yalnız ihlalin var olduğunun tespit edilmesiyle karşılanamayacak bir  
manevi zarara uğradığı kanısındadır. Bu davada tespit edilen ihlalin niteliğiyle ilgili olarak,  
AİHM, tarafsızlık esasıyla, başvurana 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran, mahkeme masrafları için 5.000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, yalnız gerçekten yapılan harcamaların geri ödenebileceğini belirtmiştir. Bu  
bağlamda, Hükümet, başvuranın tüm mahkeme masraflarını belgelemesi gerektiğini, yaklaşık  
rakamların harcamaları kanıtlamak için değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.  
Tarafsızlık esasıyla ve içtihadında koşulan ölçütleri göz önünde tutarak, AİHM, başvurana  
mahkeme masraflarıyla ilgili olarak 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.  
C. Gecikme faizi  
7
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 13. Maddesi ile AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki  
şikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre, nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine:  
(i)  
2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;  
(ii)  
mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro);  
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 24 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Zabıt Katibi  
Başkan