COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
TANRIKOLU VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 45907/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Ekim 2005  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Tanrıkolu ve Diğerleri/Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Başkan,  
Sn. J. HEDIGAN,  
Sn. L. CAFLISCH,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. C. BÎRSAN,  
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,  
Sn. R. JAEGER, yargıçlar,  
Ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmış,  
29 Eylül 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1.Davanın nedeni, on yedi Türk vatandaşı Temer Tanrıkolu, İbrahim Bağdu, M. Emin  
Tanrıkolu, Mehmet Tayşun, A. Menaf Akyol, M. Emin Tayşun, Lokman Akyol, Hamo  
Tayşun, Ramazan Atak, Hıdır Şengil, Methi Tayşun, Abdurrahman Mungan, M. Sait Çek,  
Faruk Dilek, Ramazan Tanrıkolu, Hasan Arsu ve Abdulaziz Arsu’nun (“başvuranlar”), 4  
Ekim 1997 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin  
(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 45907/99).  
2. Başvuranları, görevini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukat T. Elçi temsil etmiştir.  
Türk Hükümet (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. 22 Ekim 2002 tarihinde AİHM, başvurunun kısmen kabuledilemez olduğuna ve  
başvuranların bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil yargılanma ve polis tarafından  
gözaltında tutuldukları sürece yasal yardım alma haklarına ilişkin şikayetleri, Hükümet’e  
bildirmeye karar vermiştir. 28 Eylül 2004 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun esaslarını ve  
kabuledilebilirliğini, AİHS’nin 29 § 3. maddesinin hükümleri uyarınca birlikte incelemeye  
karar vermiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
4. Başvuranlar Temer Tanrıkolu, İbrahim Bağdu, M. Emin Tanrıkolu, Mehmet  
Tayşun, A. Menaf Akyol, M. Emin Tayşun, Lokman Akyol, Hamo Tayşun, Ramazan Atak,  
Hıdır Şengil, Methi Tayşun, Abdurrahman Mungan, M. Sait Çek, Faruk Dilek, Ramazan  
Tanrıkolu, Hasan Arsu ve Abdulaziz Arsu sırasıyla 1977, 1948, 1960, 1956, 1950, 1953,  
1971, 1950, 1960, 1977, 1973, 1975, 1964, 1974, 1975, 1949 ve 1973 doğumlu Türk  
vatandaşlarıdır. Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki Silopi ilçesinde yaşamaktadırlar.  
5. 1992 Kasım ve 1993 Şubat ayları arasında başvuranlar, PKK isimli yasadışı bir  
örgüte yardım ve yataklık ettiklerinden şüphe edildiği için polis tarafından Silopi’de gözaltına  
alınmışlardır.  
2
6. Gözaltı sürelerinin bitiminde başvuranlar, Şırnak Sulh ve Ceza Mahkemesi  
huzuruna çıkarılmış ve müteakiben tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.  
7. 1993 senesinde belirsiz bir günde Diyarbakır DGM Başsavcısı, bir iddianame  
sunmuştur. Başvuranları, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlamış ve Türk  
Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.  
8. Başvuranlar, yargılanmaları devam ettiği halde serbest bırakılmıştır.  
9. 6 Şubat 1996 tarihinde bir askeri hakim de dahil olmak üzere üç hakimden oluşan  
Diyarbakır DGM, başvuranları itham edildikleri gibi suçlu bulmuş ve onları, iki yıl altı ay ile  
üç yıl dokuz ay arasında değişen farklı hapis cezalarına mahkum etmiştir.  
10.  
9
Haziran 1997 tarihinde Yargıtay, Diyarbakır DGM’nin delilleri  
değerlendirmesini onaylayarak, başvuranların temyiz talebini reddetmiştir.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
11. İç hukukun tam bir tanımı, Özel/Türkiye kararında bulunabilir (no. 42739/98, §§  
20-21, 7 Kasım 2002).  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
12. Başvuranlar öncelikle Diyarbakır DGM’de kendilerini yargılayan ve mahkum  
eden askeri bir hakim bulunmasından dolayı bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil  
olarak yargılanmadıkları hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca gözaltında tutuldukları  
süre içerisinde bir avukata danışma hakkından mahrum bırakıldıkları hususunda da şikayetçi  
olmuşlardır. Bu bağlamda şikayetlerini, ilgili kısmı aşağıda kaydedilen AİHS’nin 6 §§ 1. ve 3.  
(c) maddelerine dayandırmışlardır.  
“1. Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini  
istemek hakkına sahiptir.  
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer  
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,  
mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; …”  
A. Hükümet’in itirazları  
1. DGM’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
a) Altı ay kuralı  
13. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların Diyarbakır DGM’nin  
bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususundaki şikayetlerinin, altı ay kuralına uyulmaması nedeni  
ile reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta, başvuranlar DGM’nin bağımsız  
3
ve tarafsız olmadığına dair şikayette bulundukları için Mahkeme’nin kararını vermiş  
olduğu 6 Şubat 1996 tarihinden itibaren altı ay içerisinde AİHM’ye başvurularını yapmış  
olmaları gerektiğini belirtmiştir.  
14. AİHM, daha önce de Hükümet’in altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin benzer  
itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz. Özdemir/Tükiye, no. 59659/00,  
§ 29, 6 Şubat 2003, ve Doğan ve Keser/Türkiye, no. 50193/99 ve 50197/99, § 17, 24  
Haziran 2004). AİHM, sözkonusu davada yukarıda anılan davalarda verdiği kararlardan  
farklı bir karara varmak için gerekçe görmemektedir.  
15. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmiştir.  
b) İç hukuk yollarının tüketilmemesi  
16. Hükümet ayrıca AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların, Diyarbakır  
DGM’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetlerinin, iç hukuk yollarını  
tüketmemiş oldukları için de reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranların,  
şikayetlerini yerel Mahkemeler hususunda sunmadıklarını ileri sürmüştür. Bu hususta,  
AİHM içtihadına değinmiştir (özellikle Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996 tarihli  
karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-V).  
17. AİHM daha önce de Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması  
hususunda benzer itirazlarını reddetmiş olduğunu yineler (bkz. Vural/Türkiye, no.  
56007/00, § 22, 21 Aralık 2004, Çolak/Türkiye (no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz  
2004, ve Özel, § 25). AİHM, sözkonusu davada yukarıda anılan davalarda verdiği  
kararlardan farklı bir karara varmak için gerekçe görmemektedir.  
18. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmiştir.  
2. Başvuranların, polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde yasal yardım  
alamadıklarına ilişkin şikayetleri  
19. Hükümet başvuranların, polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde  
yasal yardım alamadıklarına ilişkin şikayetlerinin, altı aylık süre limitini aştığı için  
kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta sözkonusu  
şikayetin, başvuranların polis tarafından gözaltında tutulmalarının bitiminden itibaren altı ay  
içerisinde yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak başvuranlar şikayetlerini, gözaltı  
durumlarının bitiminden yaklaşık beş yıl sonra, 4 Ekim 1997 tarihinde AİHM’ye  
sunmuşlardır.  
20. AİHM, 6. maddenin polis tarafından yapılan ön soruşturma aşamasında dahi  
uygulanabileceğini ve 3. paragrafın, 1. paragrafta belirtilen cezai takibat sırasındaki adil  
yargılama kavramının bir unsuru olduğunu ve bir davanın yargılama işlemleri başlamadan  
önce, hükümlerine uyulmaması nedeniyle yargılamanın ciddi biçimde tarafsızlıktan yoksun  
olması durumunda sözkonusu 3. paragrafın uygun olabileceğini yineler (bkz., bu hususta  
Imbrioscia/İsviçre, 24 Kasım 1993 tarihli karar, A Serisi no. 275, sayfa 13, § 36; John  
Murray/İngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I, sayfa 54, §  
62).  
21. AİHM’nin yukarıda kaydedilen kararlarda belirttiği gibi 6 § 3. (c) maddenin ön  
soruşturma sırasında uygulanma şekli, ilgili cezai takibatların özelliklerine ve dava olaylarına  
4
bağlıdır; 6. maddenin amacının – hakkaniyete uygun yargılama – gerçekleştiğine karar  
vermek için, dava sırasında yürütülen cezai takibatın bütünlüğüne dikkat edilmelidir (ibid.,  
sırasıyla sayfa 13-14, § 38 ve sayfa 54-55, § 63).  
22. Yukarıda kaydedilenler ışığında, başvuranların yasal yardımdan mahrum  
bırakılmalarının cezai takibatın tarafsızlıktan yoksun olmasına yol açıp açmadığına karar  
vermek için AİHM, cezai takibatı bütünlüğü içinde değerlendirmelidir.  
23. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazlarının sözkonusu kısmı onanamaz.  
B. Kabuledilebilirlik  
24. İçtihadı ışığında (bkz. diğer içtihatlar yanında, Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VII) ve kendisine sunulan delilleri gözönüne  
alan AİHM, davanın AİHS bağlamında, karara bağlanması esasların incelenmesine bağlı olan  
dava olaylarına ve hukuka ilişkin karmaşık konuları günışığına çıkardığı kanısındadır. Bu  
nedenle AİHM, başvurunun geri kalan kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında  
temelden yoksun olmadığı sonucuna varmıştır. Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar  
vermek için başka bir gerekçe bulunmamaktadır.  
C. Esaslar  
1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
25. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne  
yöneltilen tehditleri bertaraf etmesi için kanunca kurulduğunu ileri sürmüştür. Sözkonusu  
davada, başvuranların Diyarbakır DGM’nin bağımsızlığı hususunda meşru şüpheler  
taşıyabilecekleri sonucuna varmak için gerekçe bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca,  
askeri hakimlerin artık Devlet Güvenlik Mahkemeleri kürsülerinde yeralamayacağına ilişkin  
1999 tarihli Anayasa değişikliğine değinmiştir.  
26. AİHM, daha önce benzer davaları incelemiş ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal  
edilmiş olduğu sonucuna varmış olduğunu belirtmiştir (bkz. Özel, § 33-34, ve  
Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, § 35-36, 6 Şubat 2003).  
27. AİHM sözkonusu davada farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
Yasadışı bir örgüte mensup olmaları nedeniyle bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan  
başvuranların, askeri hizmet mensuplarının bulunduğu bir kürsü tarafından yargılanmaktan  
rahatsızlık duymaları anlaşılmaz değildir. Bu nedenle Diyarbakır DGM’nin, davanın niteliği  
ile ilgisi olmayan görüşlerden etkilenebileceğine dair endişe duyabilirler. Diğer deyişle,  
başvuranların DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı hususundaki endişelerinin haklı olduğu  
kabul edilebilir (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, sayfa  
1573, § 72 in fine).  
28. Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, bu hususta AİHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.  
2. 6. maddeye dayandırılan şikayetlerin kalan kısmı  
5
29. Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından hakkaniyete uygun  
şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, başvuranların  
şikayetlerinin AİHS’nin 6 § 3. (c) maddesi uyarınca incelenmesinin gerekli olmadığı  
kanısındadır (Epözdemir/Türkiye, no. 43926/98, § 24, 28 Ekim 2004, ve Süleyman  
Yıldırım/Türkiye, no. 40518/98, § 39, 29 Temmuz 2004).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
30. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
31. Başvuranların her biri, maddi zarar için 4,000 Euro, manevi zarar için 4,000 Euro  
tazminat talep etmiştir.  
32. Hükümet, sözkonusu taleplerin haddinden fazla ve kabuledilemez olduğunu  
belirtmiştir.  
33. Manevi zarar hususunda AİHM öncelikle, 6 § 1. madde bağlamındaki cezai  
takibatın sonuçlarının ne olacağı hususunda spekülasyon yapamayacağı kanısındadır. Ayrıca,  
başvuranların maddi zarara ilişkin talepleri, delillerle desteklenmemektedir. Bu nedenle,  
AİHM sözkonusu taleplere müsaade edemez.  
34. AİHM, 6. maddenin ihlal edildiği bulgusunun, başvuranların maruz kaldığı manevi  
zarar için yeterli tazmin teşkil ettiği kanısındadır (bkz. Incal, sayfa 1575, § 82, ve Çıraklar, §  
45).  
35. Başvuranların, 6 § 1. madde bağlamında bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme  
tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda AİHM, uygulanabilecek en doğru  
yöntemin başvuranların, gerekli zaman içerisinde bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme  
tarafından yargılanmasını sağlamak olduğu kanısındadır (Gençel/Türkiye, no. 53431/99, § 27,  
23 Ekim 2003).  
B. Mahkeme Masrafları  
36. Başvuranlar ayrıca yerel Mahkemeler ve AİHM huzurunda maruz bırakıldıkları  
masraf ve harcamalar için toplam 47,683 Euro tazminat talep etmiştir.  
37. Hükümet, Mahkeme masrafları hususundaki taleplerin usulüne uygun olarak  
belgelenmediğini belirtmiştir.  
38. AİHM, gerekli olduğu için yapıldıkları ve meblağın makul olduğu sürece  
Mahkeme masrafları için tazminat ödenmesi kararını verebilir (bkz., örneğin,  
Sawicka/Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).  
6
39. Mevcut bilgiler ışığında ve içtihadında belirtilen kriterleri gözönüne alarak  
değerlendirme yapan AİHM (bkz., diğer içtihatlar yanında, Vural, § 45), masraf talepleri için  
başvuranların hepsine toplam 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
40. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu kanısındadır.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,  
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayet  
hususunda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,  
3. Başvuranların şikayetinin, AİHS’nin 6 § 3. maddesi bağlamında değerlendirilmesinin  
gerekli olmadığına,  
4. AİHS’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin, manevi zarar için başlıbaşına adil tazmin  
teşkil ettiğine,  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, her türlü vergiden muaf olmak ve ödeme gününde geçerli olan  
kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere 1.000 Euro (bin Euro) maddi tazminat  
ödemesi gerektiğine,  
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre  
içerisinde Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme süresince uyguladığı marjinal faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faizin yukarıda kaydedilen  
miktarlara uygulanmasına karar vermiş,  
6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2. ve 3.  
maddeleri uyarınca 20 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Vincent BERGER  
Sekreter  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan