CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
SABUKTEKİN- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 27243/95)  
NİHAİ KARARININ ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
19 Mart 2002  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
l.Olayların başvuran tarafından değerlendirilmesi  
7. Başvuranın eşi, Salih Sabuktekin müteahhit olup, HADEP üyesi ve partinin  
Yüreğir /Adana delegesidir. 28 Eylül 1994 günü evinin önünde otomobiline binerken  
öldürülmüştür. Görgü tanıklarına göre Salih Sabuktekin sivil giyimli iki kişi tarafından,  
arabada bekleyen erkek kardeşi Halil Sabuktekin de olmak üzere birden çok tanık  
önünde silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştür.  
8. Olayların gelişimi ve sonrasında cereyan eden olaylar taraflarca farklı  
biçimde ifade edilmiştir.  
9. Başvurana göre olaylar saat 6.30.-7 sularında meydana gelmiştir.  
Kayınbiraderi Halil Sabuktekin kardeşinin katillerini yakalamak için atılmış, fakat sivil  
polislerce engellenmiş ve ifadesi alınmak üzere göz altına alınmıştır. Başvuran, 31  
Mart 1997'deki itirazlarında kayınbiraderinin Latif Turan adlı bir kişiyle birlikte katil  
zanlılarının peşine düştüklerini, adı geçen kişinin 21 Haziran 1999'da bu beyanı  
vermiş olduğunu belirtmektedir.  
10. Vermiş olduğu ifadeyi teyit etmek için başvuran özellikle kayınbiraderinin 31  
Mart 1997'deki insan Hakları Derneği ve HADEP'in bir üyesi önünde verdiği beyanını  
Komisyona iletmiştir. Halil Sabuktekin'e göre saat 7'yi yaklaşık olarak on dakika  
geçerken kardeşine ateş ılmış, kendisi bir arkadaşıyla birlikte katil zanlılarının  
peşinden koşmuşlar fakat polislerce engellenmişlerdir. Adı geçenlerin PKK ve  
Hizbullah ve HADEP'Ie ilgili olarak ifadeleri alındıktan sonra, Adana Devlet  
Hastanesine sevk edilmişler -bu esnada H. Sabuktekin kardeşini yaralı olarak  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2002. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
sedyede yatıyor görmüştür- daha sonra Emniyet Müdürlüğü'ne götürülerek sorguya  
alınmış, bir saat sonra da serbest bırakılmışlardır. H. Sabuktekin Hastaneye geri  
döndüğünde kardeşinin kısa bir süre önce ölmüş olduğunu öğrenmiştir.  
11. Başvuran, eşinin cenaze töreninde yirmiye yakın kişinin gözaltına alındığını,  
ayrıca eşinin ölümünden önce üç defa polisin gece yarısı evlerine girerek aramalar  
yaptığını ilk iki seferde S. Sabuktekin'in nerede olduğunu sorduğunu üçüncü kez  
geldiklerinde eşini de yanlarına alarak gittiklerini, eşinin ertesi gün serbest  
bırakıldığını belirtmekte, Üstelik, evlerinin sürekli polis tarafından gözlendiğini ifade  
etmektedir.  
12.Başvuran şubat veya mart 1998'den önce soruşturmayı yapan polisler  
tarafından çağrılmadığını iddia etmektedir.  
2. Hükümet açısından olayların değerlendirilmesi  
13. Hükümet'e  
göre maktule saat  
6
sularında ateş ılmıştır.  
Soruşturmadan H.Sabuktekin'in kardeşini anında Adana Devlet Hastanesine  
götürdüğü anlaşılmaktadır.  
14. Hükümet başvuranın cinayetten sonra karakola çağrıldığını fakat bu davete  
karşılık vermediğini belirtmektedir.  
15. İki doktor tarafından imzalanan hastane kayıtlarına göre S. Sabuktekin'in  
hastaneye geliş saati saat 6.20'dir. 28 Eylül 1994'te iki polis memuru A.Ö. ve S.A  
saat 6.30'da tutanak tutmuşlardır. S.Sabuktekin'in Adana Devlet Hastanesi Acil  
Servisine saat 6.20'de geldiği ve ameliyata alındığı doktorlar tarafından  
doğrulanmakladır. Aynı gün yapılan ikinci bir tutanağa iki polis memuru imza atmış,  
yaralının üzerinden çıkan eşyalar kardeşi H. Sabuktekin'e teslim edilmiştir.  
B. Ulusal makamların gerçekleştirdiği işlemler  
16. Olayın ardından olay yerine gelen polisler yakın çevrenin krokisini çizmiş,  
görgü tanıklarının isimlerini almış, cinayetin işlendiği alan ve civarında incelemelerde  
bulunmuş : tutanaktan cinayet mahallinde yedi adet mermi kovanı bulunduğu  
görülmektedir.  
17. 28 Eylül 1994'de aralarında H. Sabuktekin'in de bulunduğu beş kişinin  
ifadesi alınmış, H. Sabuktekin olayın 6.30 sularında meydana geldiğini, kardeşinin  
yaralandığını anlar anlamaz hemen hastaneye götürdüğünü belirtmiş, katil zanlılarını  
takip ettiğine ya da polis tarafından engellendiğine ilişkin bir açıklamada  
bulunmamıştır.  
Maktul için işçi olarak çalışan Abdullah Ertekin ateş ıldığı sırada aracın  
arkasında bulunduğunu söyleyerek H.Sabuktekin ile aynı yönde ifade vermiştir. Polis  
tarafından saat 7'de ifadesi alınan Ertekin, maktulün evinin önüne kamyonet ile  
Mesut Şen’le geldiklerini ve olayın saat 6.30 sularında gerçekleştiğini belirtmiştir. İki  
görgü tanığı, saldırganlar hakkında sadece genel bilgiler verebilmişlerdir. Kahvehane  
sahibi Müslüm Olcay katil zanlılarından birinin yaşı, boyu, saç rengi hakkında bilgi  
verebilmiş, fakat diğerinin eşkalini hatırlamadığını belirtmiştir. Kahveci o anda  
kahvehanede on kadar kişinin olduğunu işçilerin o esnada kamyonete binmek için  
ayrıldıklarının altını çizmiştir, ifadesinde, ateş açanların takip edildiğine dair beyanda  
bulunmamıştır. Aynı polis memurları tarafından dinlenen fırıncı Suphi Özbudak,  
faydalı olacak bilgiler verememiştir.  
18. Adana Cumhuriyet Savcısı başvuranın eşinin öldürülmesiyle ilgili olarak  
soruşturma başlatmıştır. 13 Ekim 1994'te Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şube Müdürlüğü Adana Cumhuriyet Savcısına 28 Eylül 1994 tarihinde  
işlenen cinayete dair yürütülen takibat sonucunda elde edilen tutanakları, olay  
yerinde elde edilen bulguları, ve maktulden çıkan kurşun örneğini iletmiştir. Adli Tıp  
tarafından hazırlanan ve otopsi yapılmasını öneren ölüm raporu ile toxiolojik  
incelemeler eklenmiş, ayrıca Balistik raporu sonuçları da ekte hazır  
bulundurulmuştur.  
19. 6 Aralık 1994 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı yürütülen soruşturmalar  
çerçevesinde cinayetin araştırılması ve zanlıların yakalanması için arama emri  
çıkarmıştır ve Emniyetin ilgili bilimlerine olay hakkında araştırma yapmaları ve  
şüphelileri yakalamaları için talimat vermiştir. Ayrıca, savcı soruşturmanın gidişatı  
hakkında her üç ayda bir Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verilmesini emretmiştir.  
20. Temmuz 1995'de, Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi,  
birçok HADEP üyesi ve PKK sempatizanı cinayetlerinden sonra yasadışı örgüt  
Hizbullah'a dönük bir operasyon düzenlemiştir. 27 Temmuz 1995'deki operasyon  
kapsamında tutuklanan on dört kişiden biri olan Z.T ifadesinde başka bir örgüt  
mensubu H.T'nin kendisinden PKK örgütü ile HADEP'in bölgede bulunan üyeleri  
hakkında ve özellikle de S. Sabuktekin ile ilgili bilgiler toplamasını istediğini belirtmiş,  
ele geçirdiği bilgiler neticesinde bu kişilerin 1994-1995 yıllarında öldürüldüklerini  
öğrenmiştir. Ayrıca bu cinayetlerin sorumluları ve öldürme emrini verenler hakkında  
bilgi sahibi olmadığını da eklemiştir.  
Tutuklular arasında bulunan H. T. İfadesinde kendisine yöneltilen tüm  
suçlamaları reddetmiş, bu ifadelere ilişkin özet bilgiler Adana Cumhuriyet Savcısına  
iletilmiştir.  
21. Bu süre zarfında , 20 Temmuz 1995'te tutuklanan kişilerin evlerinde ele  
geçirilen silah ve mermiler üzerinde inceleme yapılmış, incelemeden sonra mermi  
kovanlarının bazı faili meçhul cinayetlerde kullanılanlardan farklı yapıda olduğunu  
tespit etmiştir.  
22. 4 Ağustos 1995'te Adana Cumhuriyet Savcısı on dört sanığı dinlemiş  
aralarından altısı hakkında tutuklama kararı vermiştir.  
23. 2 no'lu Asliye Hukuk Mahkemesi sanıkları dinledikten sonra aralarında H.T.  
ve Z.T.'nin de bulunduğu beş kişinin tutuklanmasına altıncı kişinin ise serbest  
bırakılmasına karar vermiştir.  
24. Aynı gün Adana Cumhuriyet Savcısı, adam öldürme de dahil birtakım  
yasadışı örgüt faaliyetlerine karışmakla suçlanan sanıkların yargılanmasında  
Mahkemenin yetkisiz olduğunu belirterek, Konya DGM'nin devreye girdiğini ifade  
etmiştir.  
25. 11 Ağustos 1995'te Konya DGM Savcısı, tutuklu sanıkların ondördünden  
sekizini yasadışı örgüt faaliyetlerine karıştıklarına dair somut deliller  
bulunamadığından serbest bırakmış diğer altı sanığı mahkemeye sevk etmiştir.  
26. 16 Ağustos 1995'te Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısından 28  
Eylül 1994'te ifadeleri alınan dört görgü tanığı ile Temmuz 1995'te tutuklanan ve  
aralarında Z.T. ve H. T.'nin de bulunduğu sanıklar arasında yüzleştirme yapılmasını  
talep etmiştir. l Eylül 1995'te Adana Cumhuriyet Savcısı, Adana Emniyet  
Müdürlüğünden ve Adana Cezaevinden şahitlerin ve tutukluların yüzleştirilmesi için  
getirilmelerini talep etmiştir. Müslüm Olcay 26 Eylül 1995'te savcının önünde hazır  
bulunmuş. 26 Eylül 1995 tarihli bir nota göre, Halil Sabuktekin'in başka bir bölgede  
bulunan Doğubeyazıt'ta askerlik görevini ifşa etmesi nedeniyle savcı önüne  
çıkmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Abdullah Ertekin'in ve Suphi Özbudak'ın  
adresleri değiştiği ve kimsenin yeni adreslerini tanımadığı için savcı önüne  
çıkarılamamışlardır. 25 Eylül ve 18 Ekim 1995 tarihli mektuplar ile Adana Cumhuriyet  
Savcısı, Konya DGM Savcısına, tutuklulardan birinin cezaevi kayıtlarında  
bulunmaması nedeniyle ve diğerinin de Karaman ceza evine nakledildiğinden talep  
edilen yüzleştirmenin gerçekleşemediğini belirtmiştir.  
27. 7 Kasım 1995'te Konya DGM Savcısı, Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesinden sözü edilen dört görgü tanığının dinlenilmesi için mahkemeye  
çağrılmasını talep etmiş, Terörle Mücadele Şubesi H. Sabuktekin'in Doğubeyazıt'ta  
askerlik görevini yaptığını hatırlatmış, diğer tanıkların şehir dışına çıkabilmeleri için  
yeterli maddi imkana sahip olmadıklarını mahkemenin bu masrafları üstlendiği ölçüde  
tanıklık etmelerinin mümkün olacağının altını çizmiştir.  
28. 28 Kasım 1995'te Konya DGM Savcısı özellikle 13 Ekim 1994 tarihli  
zabıtnameye istinaden (bkz. 18. paragraf) Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesinden S.Sabuktekin'in faili olan iki kişinin yakalanması için çok yönlü  
bir soruşturma yürütülmesi ve Mahkemenin her üç ayda bir gelişmeler hakkında bilgi  
verilmesi talebinde bulunmuştur.  
29. 12 Aralık 1995'te Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısını  
S.Sabuktekin'in ölümüyle ilgili görgü tanıklığı yapacak kişiler ve 11 Ağustos 1995'te  
DGM'ye sevk edilen sanıklar arasında yüzleştirme yapılması istemiyle çağırmıştır.  
30. 7 Mart 1996'da Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, Konya  
DGM Savcısına 28 Kasım 1995 tarihli yazıya istinaden yürütülen çok yönlü  
soruşturmadan bir sonuç alınamadığını, cinayeti işleyen faillerin bulunamadığını  
bildirmiş, soruşturma kapsamındaki her türlü gelişmeden mahkemenin  
bilgilendirileceğini eklemiştir.  
31.14 Mart 1996'da Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısını bir kez  
daha çağırtarak tanıklar ve sanıklar arasında yeniden bir yüzleştirme yapmıştır.  
32. 25 Temmuz 1996'da Konya DGM Savcısı 11 Ağustos 1995'te DGM'ye sevk  
edilen altı sanığı delil yetersizliğinden serbest bırakmıştır, l Ağustos 1996'da Savcı,  
kararı Yargıtay'a bildirmiş, 16 Şubat 1998'deki kararla Yargıtay 25 Temmuz 1996'daki  
kararı onamıştır.  
33. 25 Eylül 1996'da Konya DGM Savcısı 12 Aralık 1995 ve 14 Mart 1996 tarihli  
yazılarına yanıt alamadığından 14 Mart 1996 tarihli talebini yinelemiş, mezkur  
kişilerin muhtemel kimliklerinin belirlenebilmesi için çekilmiş fotoğraflarının  
mahkemeye sunulmasını istemiştir. 3 ve 7 Ekim 1996'da Savcıya, 11 Ağustos 1996  
tarihli iddianameyle çağrılan kişilerin bu çağrıya cevap vermedikleri bildirilmiştir.  
34. 18 Ekim 1996'da, Konya DGM Savcısı Adana Savcılığına görgü tanıklığında  
bulunan kişilerin serbest bırakıldığını bildirmiştir.  
35. 5 Kasım 1996'da Konya DGM Savcısı Adana Savcısından maktulün olay  
günü üzerinde bulunan ve muhtemelen kardeşi Abdulvahap'a teslim edilen  
giysilerinin bir bilirkişi tayin edilerek incelenmesi, ayrıca 28 Eylül 1994'te ifadelerine  
başvurulan dört görgü tanığının yeniden dinlenmesi ve olay yerinde yeniden bir keşif  
yapılması isteminde bulunmuştur.  
36. 13 Kasım 1996 tarihli ve 4210 sayılı yasaya istinaden Konya Devlet  
Güvenlik Mahkemesinde görülen dava Adana Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk  
edilmiştir.  
37. 23 Haziran 1997'de Adana DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesinden  
1994 ve 1995 yılları arasında işlenen yaralama ve aralarında S. Sabuktekin'in  
öldürülmesi de dahil cinayetle sonuçlanan beş olayla ilgili tetkiklerin mahkemeye  
iletilmesini, yasadışı örgütler Hizbullah ve PKK'nın işledikleri cinayetlerle ilgili savların  
derinleştirilerek araştırılmasını talep etmiştir. Mahkeme katil zanlıları olarak,  
şüphelerin H.T ve Z.T. üzerinde yoğunlaştığını buna istinaden 25 Eylül 1996'da  
Konya DGM Savcısının istemiyle aralarında H. Sabuktekin'in ve Müslüm Olcay'ın da  
yer aldığı dokuz tanığın dinlenildiğini ve sanık fotoğraflarının gösterildiğini  
hatırlatmaktadır.  
38. 3 Temmuz 1997'de Adana DGM Savcısı Müslüm Olcay'ın ifadesine  
başvurmuş fakat 28 Eylül 1994'dekinden farklı bir bilgiye rastlamamıştır. M. Olcay'a  
şüphelilerin fotoğrafları gösterilmiş, kendisi katillerin yüzlerini göremediğini ve  
fotoğraflardan teşhis edemediğini ifade etmiştir.  
39. Aynı gün Terörle Mücadele Şubesi mahkemeye sunulacak başka görgü  
tanıkları bulunamadığını belirtmiştir.  
40. 30 Temmuz 1997'de Adana DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesinden  
H.T. ve Z. T. Üzerinde yoğunlaşan şüpheleri hatırlatarak soruşmanın yeniden  
yürütülmesi ve mahkemeye aylık rapor sunulmasını talep etmiştir.  
41. Terörle Mücadele Şubesi, Savcının 23 Haziran ve 30 Temmuz 1997'deki  
yazılarına cevaben 28 Ağustos 1997 tarihli yazısında H.T.'nin ve Z.T.'nin ikametlerine  
ilişkin hiçbir bilgi edinilemediğini, Z.T. ve H.T.'nin kardeşlerinin adreslerine ulaşıldığını  
bu kişilerin de H. T.'nin yeriyle ilgili olarak bilgi vermediklerini dile getirmiş, Savcıya  
iletilen 9 Eylül 1997'deki diğer bir yazıda 28 Eylül 1994'de işlenen cinayetle ilgili hiçbir  
bilgi elde edilemediği belirtilmiştir.  
42. 6 Kasım 1997, 6 Ocak, 3 Şubat ve 19 Mart 1998 tarihli yazılarıyla Adana  
DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesini cinayetle ilgili olarak yürütülen  
soruşturmanın seyrindeki gelişmeleri ve aylık olağan raporları iletmek üzere Savcılığa  
çağırmış, Terörle Mücadele Şubesi Savcılığa gelerek bilgi vermiş, bunu müteakip 20  
Mayıs, 20 Haziran , 20 Temmuz, 20 Ağustos ve 22 Eylül 1998 tarihli yazılarıyla  
soruşturma kapsamında herhangi bir gelişme olmadığını rapor etmiştir.  
43. Bu arada, 14 Nisan 1998'de Adana DGM Savcısı, Terörle Mücadele  
Şubesinden başvuranın Abdulvahap ve H. Sabuktekin'in sorgulanması istemiyle  
mahkemede hazır bulunmasını talep etmiştir. Abdulvahap'ın mahkemeye çağrıldığını  
bildiren yazı ikamet ettiği İzmir'e DGM'ye ertesi gün iletilmiştir.  
44. 15 Nisan 1998'de Adana DGM Savcısı, Terörle Mücadele Şubesinden olay  
mahallinde incelemede bulunan polis memurlarının dinlenilmesi istemiyle  
mahkemeye çağırmış, aynı gün Terörle Mücadele Şubesi polis memurunun askerlik  
hizmetini yaptığını ve kendisine ulaşılamadığını beyan etmiştir.  
45. 15 Nisan 1998'de başvuran DGM'de ifade vermiştir.  
46. 16 Nisan 1998'de Abdullah Ertekin 28 Eylül 1994 tarihli ifadesine benzer bir  
ifade vermiş, ateş edildikten hemen sonra yaralıyı Müslüm Olcay ile birlikte Adana  
Devlet Hastanesine götürdüklerini dile getirmiştir. Aynı gün ifadesi alınan Müslüm  
Olcay önceki ifadelerinin dışında farklı bir bilgi vermemiştir (bkz.17. paragraf).  
47. Maktulün erkek kardeşi Abdulvahap Sabuktekin 20 Nisan 1998'de Savcı  
tarafından dinlenmiş, kardeşinin ölümüyle ilgili çok az bilgisi olduğunu, olay anından  
iş yerinde haberdar olduğunu, hastaneye kaldırılan kardeşinin yanına gittiğinde ölüm  
haberini aldığını, kardeşinin üzerinden çıkan giysilerin kendisine verilmediğini ve  
nerede olduğunu bilmediğini söylemiştir. H. Sabuktekin ise 22 Nisan 1998'de savcı  
tarafından dinlenmiş ve ifade vermiştir.  
48. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü 24  
Nisan 1998'de Dışişleri Bakanlığına bir yazı göndererek soruşturmanın seyri  
hakkında bilgi vermiş, ilgili dosyayı iletmiştir. Yazıda Salih Sabuktekin'in öldürüldüğü  
gün polisin soruşturma düzenlediğini bu kapsamda görgü tanığı olarak Halil  
Sabuktekin'i, başvuran Sultan Sabuktekin'i, Abdullah Ertekin'i, Müslüm Olcay'ı ve  
Suphi Özbudak'ı dinlediğinin altını çizmiştir.  
49. 8 Mayıs 1998'de Savcı Halil Sabuktekin'i yeniden sorgulamış ifadesini  
almıştır.  
50. 18 Eylül 1998'de Adana DGM Savcısı, 1994-1995 yılları arasında işlenmiş  
adam öldürme ve yaralama suçlarıyla ilgili olarak yeni bir soruşturma açılması  
yönünde Terörle Mücadele Şubesine talimat vermiştir.  
51. 28 Eylül 1998'de Terörle Mücadele Şubesi. Savcının dikkatine bazı bilgiler  
sunmuştur; Abdullah Ertekin 5 Kasım 1998'de 28 Eylül 1994 tarihli ifadesiyle paralel  
bir ifade vermiştir.  
52. Terörle Mücadele Şubesi 19 Mart 1998 tarihli yazıya istinaden Adana DGM  
Savcısına gönderdiği 21 Ekim 1998 tarihli yazısında olayların seyrine ilişkin yürütülen  
soruşturmayla ilgili olarak bilgi arz etmiştir.  
53. 4 Kasım 1998'de Terörle Mücadele Şubesi Halil Sabuktekin'in ifadesine  
yeniden başvurmuştur.  
54. 9 Kasım 1998'de Mesut Şen Terörle Mücadele Şubesince yeniden  
dinlenmiştir.  
55. Mesut Şen, aynı gün Adana DGM Savcısına benzer ifadeler vermiştir.  
56. 9 Kasım 1998'de Halil Sabuktekin cinayetin işlendiği gün tam karşısında  
bulunan Kahvehanede bulunan kişilerle ilgili olarak ifade vermiştir.  
57. 18 Kasım 1998'de başvuran Savcı tarafından dinlenmiştir.  
58. Aynı gün Savcı Ali Acar'ı dinlemiş beyanını almıştır.  
59.19 Kasım 1998'de Latif Turan'ın ifadesi alınmıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
1. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA  
69. Hükümet 12 ve 29 Mayıs 2000 tarihli tamamlayıcı mütalaalarında AİHM  
Komisyonu'nun başvuranın şikayetlerini iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle  
reddetmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda Salih Sabuktekin'in  
öldürülmesiyle ilgili olarak aynı gün başlatılan resmi soruşturmanın ve akabinde  
ılan davanın altını çizmektedir.  
Hükümete göre, Komisyonun yapılan başvuruyu «soruşturmanın somut veriler  
ibraz etmediği» yönünde kabul edilebilir bulması doğru bir karar değildir.  
70. Hükümet etkili başvuru ve soruşturma koşulunun yalnızca cürüm failini  
tespit etmekle sınırlandırılamayacağını ileri sürmekte, bu tezini yetkililerce yürütülen  
çok yönlü soruşturmayla desteklemektedir.  
71. Hükümet ayrıca sivil ve idari mahkemenin ilgili içtihatlarını belirtmekte, bu  
konuda Aytekin kararına göndermede bulunmakta (Bkz. 28 Eylül 1998 tarihli  
Aytekin)  
Türkiye kararı, AİHM, 1998-VII) ve Türk yetkililerinin güvenlik güçleriyle ilgili  
yürütülen soruşturma kapsamında hiçbir çekincenin bulunmadığını sivil ve idari  
yargının etkili bir dava yürüttüğünü ortaya koymaktadır. Hükümet, davanın T.C.  
Anayasası’nın 125. idarenin her türlü eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun açık  
olduğu maddesine dayalı olarak yürütüldüğünü buna göre AİHM'nin bu yönde yapılan  
itirazı dikkate almaması gerektiğini ifade etmiştir.  
72. Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkarak iç hukuk sürecinin  
gerçekleşmediğini, AİHS'nin öngördüğü etkili iç hukuk yoluna değin ilgili maddelerinin  
uygulanmasında Hükümetin yetersiz ve etkisiz kaldığını hatta güvenlik güçlerinin  
kayınbiraderinin katil zanlılarının ardından gitmesine engel olduklarını ileri  
sürmektedir.  
73. AİHM, Savcının üç yıl beş ay süresince yürüttüğü soruşturma neticesinde  
somut veriler elde edilemediğini hatırlatarak Hükümetin ortaya koyduğu delilleri,  
itirazın kabul edilebilirliği yönünden reddetmiş, sonuç olarak mezkur soruşturmanın  
yeterli bir başvuru olarak sayılamayacağını belirtmiştir.  
74. AİHM, Hükümetin de kabul edilebilirlik açısından Komisyona sunduğu  
itirazları esası bakımından, ön soruşturma sırasında ilke olarak açıklıkla  
değerlendirdiğini hatırlatmaktadır. (Bkz. 28 Temmuz 1998 tarihli Erg-Türkiye kararı,  
1998-IV, s.1769 , §59).  
75. AİHM, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin mütalaalarında Hükümetin  
başvurunun seyriyle ilgili az sayıda detay bildirdiğini ifşa etmekte, başvurunun kabul  
edilebilirliğinin ardından katil zanlısı veya zanlılarının yakalanması için çok yönlü bir  
araştırmanın gerekliliğinin altını çizmektedir.  
76. AİHM, AİHS'nin 35§1. maddesince iç hukuk yollarının etkili ve yeterince  
tüketilmesinin ardından yapılan başvurunun sözkonusu maddenin ihlal edildiği  
kapsamında değerlendirilebileceğini hatırlatmakta, bu başvuruların teoride olduğu  
kadar uygulamada da islenilen yeterlilikte ve kesinlikte olması gerektiğini  
vurgulamaktadır. (Bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye, başv.1996-Vl, s.2275-  
2276, §§ 51-52 ve 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve diğerleri-Türkiye davası, başv.  
1996-IV, s. 1210, § 65-67).  
77. AİHM, Türk hukukuna güre devlete ve kamu görevlilerine yönelik işlenen  
haksız fiillerde sivil, idari ve ceza mahkemelerinin devreye girdiğinin altını  
çizmektedir. (61-68. paragraflar).  
78. AİHM, Hükümet görevlilerinin neden olduğu haksız fiillerin tazmini için bu fiili  
işleyen şahısın kimliğinin belirlenmesi gerektiğini hatırlatmakta, bu yönde başvuranın  
yaptığı şikayetlerde sorumluların somut biçimde ortaya konulamadığını  
belirtmektedir.  
79. T.C. Anayasası'nın 125. maddesi olan idarenin her türlü eylem ve işlemlere  
karşı yargı yolunun açık olduğu ibaresine dayalı olarak tarafsız idari sorumluluğu  
hatırlatan AİHM mütalaalarında 2 Eylül 1998 tarihli Yasa-Türkiye kararına atıfta  
bulunmakta, (Bkz. Başvuru 1998-VI, s. 2431 § 74) buna istinaden AİHS'nin 2. ve 13.  
ilgili maddelerinin Taraf Devletleri ölümle vuku bulan olaylarda yürütülecek  
soruşturma kapsamında katil zanlısının kimliğini tespit etme ve sorumluları  
yakalamaya ve başvuran tarafından yapılacak şikayeti müteakip etkili bir başvuru  
imkanı ve iç hukukun tüketilmesi sürecini tamamlamaya ittiğini belirtmektedir.  
80. Buna karşılık, başvuran sözkonusu idari ve sivil mahkemelerde dava  
açtığını, itirazın bu çerçevede dayanaksız olduğunu ifade etmektedir.  
81. Ceza yargılamaları konusunda AİHM, başvuranın eşinin ölümüyle ilgili  
yürütülen ceza soruşturmasının sürekli olarak devam ettiğini buna müteakip yapılan  
itirazın bundan önce yürütülen soruşmalarla benzerlik taşıdığını belirtmektedir.  
82. AİHM bu bağlamda AİHS'nin 2. maddesine dayalı olarak yapılan  
başvurunun sonucunda Hükümetin cezai itiraz açısının incelenmesini gerekli  
görmemektedir.  
II. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
83. Başvuran eşinin kürt yanlısı bir Partide faaliyet göstermesinden dolayı  
güvenlik güçleri veya suç ortakları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte, cinayet  
sonrasında uygun ve etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikayetçi olmakta bu  
yönde AİHS’nin maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Tarafların delilleri  
1.Başvuran  
84. Başvuran her defasında eşinin, Devletin olağan güvenlik dışı bölgesi  
yakınlarında öldürüldüğünü hatırlatmakta, buna istinaden AİHM'nin (28 Ekim 1998  
tarihli Osman-İngiltere,1998-VllI) kararına atıfta bulunmakta, devlet yetkililerinin  
ülkenin güneydoğusunda olduğu kadar olayın meydana geldiği Adana'nın bu  
bölgesinde de yasaların etkili olamadığını ileri sürmektedir. Başvuran iddialarını  
desteklemek için, yetkililerin bilgisi dahilinde birtakım yasadışı bağlantıların tespit  
edildiği Susurluk raporuna göndermelerde bulunmaktadır. Başvuran olayın özel  
koşulları bulunduğunu, eşinin kürt yanlısı bir parti olan HADEP'in aktif bir üyesi  
olması nedeniyle saldırıların hedefi konumunda bulunduğunu, özellikle yasadışı örgüt  
olan ve faaliyetleri yetkililerce bilinen kontr-gerilla'nın açık tehdidi altında olduğunu  
buna karşın savunmacı Devletin eşinin hayatını korumak için gereken yasal  
düzenlemeyi yapmadığını ileri sürmüştür.  
85. Başvuran, AİHM'nin AİHS'nin ilgili 2. maddesince, eşinin ölümüne ilişkin  
yeterli ve etkili bir soruşturma yapılmadığı ve mezkur kişinin yaşamının yasalarca  
güvence altına almakta yetersiz kaldığı görüşünde olan Komisyonla aynı yönde  
birleşmesi talebinde bulunmuştur.  
2. Hükümet  
86. Hükümet, ilk olarak Salih Sabuktekin'in kimliği meçhul kişilerce öldürülmesi  
hususuna itiraz etmemekte fakat, AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
katılmamaktadır. Bu bağlamda başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun  
bulunduğunu, dava dosyalarında başvuranın eşinin güvenlik güçleri tarafından  
öldürüldüğüne dair hiçbir unsur olmadığını ortaya koymaktadır.  
87. Hükümet, yetkili merciler tarafından yürütülen cinayet soruşturması  
kapsamında olayın çok yönlü ve detaylı olarak soruşturulduğu görüşünü savunmuş,  
olayın meydana geldiği gün mağdurun erkek kardeşi ve diğer tanıkların ifadelerine  
başvurulduğunu güvenlik  
görevlilerinin ve balistik uzmanlarının olay yerinde çok yönlü araştırmalar  
yaptığını belirtmiş, soruşturma kapsamında yasadışı örgüt Hizbullah'a dönük  
operasyonlar düzenlenmiş, Salih Sabuktekin cinayetiyle de suçlanan altı kişi  
hakkında ceza davası ıldığını kaydetmiştir.  
88. Hükümet, yetkililerin gerekli yasal prosedür süreci yürüttüğünü, tanıkların  
çok yönlü olarak dinlendiklerini ve bunun neticesinde güvenlik güçlerinin mezkur  
olaya karışıklarına dair hiçbir veri elde edemediklerini, sonuç olarak hiçbir ihlalin  
sözkonusu olmadığını dile getirmektedir.  
3. Komisyon  
89. Komisyon, başvuranın eşinin katil zanlılarının güvenlik güçleriyle bağlantısı  
olduğuna dair ciddi savlar, spekülasyonlar ve emareler bulunduğunu ileri sürdüğünü  
dile getirmektedir. Komisyon, yürütülen soruşturmada özellikle tanıkların kimliklerinin  
tespit edilmesi, kahvehane ve olay mahallinin çevresinde bulunan kişilerin  
tanımlanmasında bazı boşluklar bulunduğunu belirtmekte, başvuranın yaklaşık üç  
buçuk yıl boyunca dinlendiğine dikkat çekmektedir. Komisyon, 1998 yılına kadar  
soruşturmayı yürüten yetkililerin, farklı kaynaklar arasında bağlantı kurmaksızın ve  
birtakım boşlukları dolduracak diğer görgü tanıklarının ifadelerini almadan, sadece  
olay yerinde dinlediğini hatırlatmakta, soruşturmanın yetersiz, etkisiz olduğunu  
belirterek, netice itibariyle yaşam hakkının korunmasında bir ihlalin sözkonusu  
olduğunu belirtmiştir.  
B.AİHM'nin değerlendirilmesi  
1. Başvuranın eşinin ölümüne ilişkin  
90. AİHM'ye sunulan unsurlar ışığında Komisyon, Salih Sabuktekin'in iddia  
edildiği gibi Devletin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne dair bir karar verme  
aşamasında olmadığını belirtmektedir.  
91. Mahkeme, yaşama hakkını koruma altına alan AİHS'nin 2. maddesinin,  
başlıca hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte,  
Avrupa Konseyi'ni  
oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruma altına  
aldığını tekrarlamıştır.(Bkz.Çakıcı-Türkiye davası, başvuru no:23657794, § 86, AİHM  
1999-IV)  
92. AİHM, olayların meydana geldiği Adana ilinin Türkiye'nin güneydoğu  
bölgesinin ve olağan güvenlik dışında yer aldığını hatırlatmakta, Hükümetin başvuran  
tarafından dile getirilenleri dikkate almadığını, AİHS'nin 2. maddesinin taraflarca farklı  
ifade edildiğini belirtmektedir.  
93. AİHM, olaya ilişkin mahkemeye sunulan kanıtlar ışığında şikayetleri özellikle  
Hükümetin yürüttüğü yasal süreci ve tarafların mütalaalarını inceleyeceğinin altını  
çizmektedir.(Bkz. mutadis mutandis 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda-İngiltere davası seri :  
A no: 25 s.64-65, §§ 160-161).  
94. Başvuran eşinin kürt yanlısı bir Partide görev yapması nedeniyle güvenlik  
güçleri tarafından öldürüldüğü iddiasını yinelemiş, bu meyanda kayınbiraderinin  
ifadesine atıfla bulunmuştur.(Bkz.17,45,47,53,56 ve 57. paragraflar)  
95. AİHM, bu kanıtlar ışığında Salih Sabuktekin cinayetinin güvenlik güçleri  
tarafından işlendiği sonucunun birçok sav, spekülasyon ve emare içerdiğini ifade  
etmekte, bu bağlamda sunulan delillerin olayın kaynağını ıklamakta yetersiz  
bulunduğuna kanaat getirmektedir. (Bkz. 94.paragraf)  
96. AİHM, dava dosyasında mahkemeye sunulan unsurlara müteakip Salih  
Sabuktekin'in güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü kanıtlamaya yetmediği  
sonucuna varmıştır.  
Bu nedenle AİHS'nin 2. maddesiyle ilgili bir ihlal tespit edilmemiştir.  
2. Yürütülen Soruşturmaya Değin  
97. AİHM, yaşama hakkını koruma altına alan AİHS'nin 2. maddesinin, başlıca  
hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi'ni oluşturan  
demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruma altına aldığını, ölümle  
sonuçlanan olayın ardından etkili bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini hatırlatmakta  
ve (Bkz.mutadis mutandis 27 Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere seri:A  
no:324 s. 49, § 161, ve 19 Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı Başvuru 1998-1,  
s.329, § 105) kararlarına atıfta bulunmaktadır.  
98. AİHM, sözleşmeci devlete düşen sorumluluğun, sadece öldürme işinin bir  
devlet  
olmadığını, vurgulamış, Sözleşmenin  
soruşturma yapma sorumluluğunu hatırlatmıştır. (Bkz. mutadis mutandis, Ergi  
görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hallerle sınırlı  
2. maddesi bağlamında etkili bir  
kararları s. 1778, § 82, Yasa kararı, s. 2438, § 100 ve 4 Mayıs 2001 tarihli Jordan-  
İngiltere davası no: 24746/94, §§ 107-109).  
99. Mevcut halde, yetkililerce yürütülen ön soruşturma ve Savcı tarafından  
yürütülen soruşturmada tartışmaya açık bir durum sözkonusu olmamaktadır.(Bkz.l6.  
ve 59.paragraflar).  
100. 28 Eylül 1994'de güvenlik güçlerinin olay yerinde çok kapsamlı bir  
incelemede bulunduğu ve yedi adet mermi kovanı bulduğu belirtilmektedir.(Bkz.l6.,  
17. paragraflar).  
101. Terörle Mücadele Şubesi cinayet soruşturmasıyla ilgili olarak Adana  
Cumhuriyet Savcısını bilgilendirmiştir.AİHM, güvenlik güçlerinin yürüttüğü  
operasyonlar çerçevesinde yasadışı örgüt Hizbullah mensubu altı kişinin aralarında  
S.Sabuktekin'in de öldürülmesi olayı da dahil çeşitli suçlarla ilgili tutuklanıp  
mahkemeye sevk edildiğini tespit etmektedir. (Bkz. 18. ve 47. paragaflar).  
102. AİHM, Komisyonun başvurunun kabul edilebilirliği üzerine Hükümetten  
talep ettiği olayların seyrini içeren dava dosyasının iletildiğini ifade etmektedir. (Bkz.  
45,57,59. paragraflar). Diğer tanıkların ifadelerine istinaden AİHM, Hükümet  
yetkililerince yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen ifadelerde hiçbir çelişkiye  
ve uyumsuzluğa rastlanmadığını bu ifadelerin soruşturmanın gidişatına ve iki  
tetikçinin tespitine etki etmeyeceğini belirtmektedir.  
103. AİHM, Hükümetin yürüttüğü soruşturmaya yönelik mahkemeye sunulan  
unsurlar ve deliller ışığında Hükümet yetkililerinin başvuranın eşinin ölüme dönük  
sürdürdüğü incelemelerde ve katil veya katillerin kimliklerinin tespit edilmesinde  
etkisiz ve pasif kaldığına dair bir sonuç çıkarılamadığını dile getirmiştir.  
104. AİHM, başvuranın eşinin ölüm nedenine dönük yürütülen ve farklı  
kaynaklardan elde edilen verilerin mezkur kişinin ölüm nedenini açıklamakta  
olduğunu, AİHS’nin 2.maddesine aykırı bir durum  
olmadığını tespit etmiş, sonuç olarak AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediği  
sonucuna varmıştır.  
III. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN  
105. Komisyon karşısında başvuran ülkenin diğer bölgelerine oranla güneydoğu  
bölgesinde faili meçhul cinayet riskinin daha fazla olduğunu ve kürt kökenli kişilere  
yönelik bir ayrım gözetildiğini ileri sürmüş fakat bu şikayetini AİHM'ye verdiği ifadede  
belirtmemiştir.  
106. AİHM, bu şikayeti dikkate almayı gerekli görmemiştir.  
IV. AİHS'NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN  
107. Başvuran adil yargılanma ve etkili başvuru sürecinin gerçekleşmediğini ileri  
sürerek AİHS'nin 6§1. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
108. AİHM, başvuranın 6§1. maddesiyle ilgili olarak yaptığı şikayeti yetkili  
makamların eşinin ölümüyle ilgili olarak yürüttükleri soruşturmadaki olumsuzlukların  
etkili koruma mekanizmalarına ulaşma ve dolayısıyla ölüm olayı karşısındaki  
üzüntülerinin giderilmesi konusundaki olumsuz etkileriyle ilgili genel şikayetiyle  
birleşmiş olduğunu tespit eder. Başvuranın 6. maddenin ihlaline ilişkin şikayetini  
Sözleşme'ye taraf olan devletlerin daha genel ödevi olan 13. maddedeki ödevleriyle  
ilişkili olarak ele almak uygun olacaktır. (Bkz. Kaya ve diğer kararlar).  
109. AİHM, AİHS'nin 13. Maddesinin, Sözleşme'deki hak ve özgürlüklerin iç  
hukukta korunabilmesi için ulusal düzeyde bir iç hukuk yoluna başvurmayı güvence  
altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu madde, Sözleşmeci Devletlerin sözleşme ile ilgili  
sorumluluklarına uyma biçimleri konusunda, takdirin kendilerine ait olmasına rağmen  
bir iç hukuk yolu hükmünün Sözleşme gereğince, "tartışılabilir bir şikayetle”le  
ilgilenmesini ve uygun çareyi sağlamasını gerektirir. Sözleşme'nin 13. maddesi  
kapsamındaki sorumluluğun amacı başvuranın şikayetinin niteliğine bağlı olarak  
değişiklik gösterir. Yine de Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği iç hukuk yolu  
teoride olduğu kadar uygulamada da etkili olmalıdır, özellikle de uygulama, sorumlu  
Devlet'in yetkililerinin fiilleri veya ihmalleri tarafından haksız bir biçimde  
engellenmemelidir. (Bkz. Çakıcı davası, s.691, § 112 ; 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve  
Rice-İngiltere davası, seri:A no:131, s. 23, § 52).  
110. Bu durum karşısında AİHM, mahkemeye sunulan unsurlar  
ışığındabaşvuranın eşinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne dair hiçbir  
emare elde edilememiştir.  
AİHS'nin 2. maddesinin ihlaline rastlanılmamıştır. (Bkz. sözü edilen Boyle ve  
Rice davası). Sonuç itibariyle yapılan şikayetin esası etkili bir soruşturma  
yürütülmesini gerektirmemektir. Çeşitli kaynaklardan elde edilen veriler  
doğrultusunda AİHM, yetkili mercilerin cinayet soruşturması karşısında pasif ve  
yetersiz kaldığına ilişkin bir sonuç elde edememiştir. (Bkz. 97-104 paragraflar).  
AiHM, bu doğrultuda AİHS'nin 13. maddesinde bir ihlal olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
V, AİHS'NİN 2,6,13 VE BAĞLANTILI 14. MADDELERİNİN İHLALİNE İLİŞKİN  
111. Komisyon önünde başvuran etnik kökeni ve siyasal görüşlerinden dolayı  
ayrımcılığa maruz kaldığını AİHS'nin 2, 6 ve 13. maddeleriyle öngördüğü temel  
haklardan intifa edemediğinden şikayetçi olmuş, fakat Mahkemeye verdiği ifadesinde  
bundan bahsetmemiştir.  
112. AİHM, bu şikayeti dikkate almayı gerekli görmemiştir.  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME  
1. Oybirliği ile, Hükümetin itirazının reddine,  
2. Oybirliği ile, başvuranın eşinin ölümünde AİHS'nin 2. maddesinin ihlalinin  
olmadığına,  
3. 1'e karşı 6 oyla yerel makamların başvuranın eşinin ölümüyle ilgili yürüttüğü  
soruşturmalarda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine,  
4. Oybirliği ile. başvuranın AİHS'nin 6§1. maddesince yaptığı şikayetin esasının  
incelenmesine gerek olmadığına,  
1.  
1'e karşı 6 oyla AİHS'nin ilgili 13. maddesinin ihlal edilmediğine,  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 19 Mart 2002 tarihinde İçtüzüğün  
77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tefhim edilmiştir.