tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,
1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya dair diğer gerekçelerin meꢀruluğunu belirlemek durumundadır. Bu gerekçelerin
«gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli
ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca bilinmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında,
Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52).
Bu çerçevede, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ıꢀığında her
duruꢀmada düzenli olarak «itham edilen suçun niteliği», «kanıtların durumu», «tutukluluk
tarihi», «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» ve sanıkların durumu gibi benzer
ifadelerle baꢀvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına
karar vermiꢀtir. DGM, iki defa, davanın hüküm aꢀamasında olduğunu, bir defa verilen cezanın
uygunluğunu ve iki defa da firar riskini vurgulamıꢀtır.
AĐHM, firar tehlikesinin yalnızca çarptırılan cezanın ciddiyetine indirgenemeyeceğini fakat
tutukluluk halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Mansur kararı, § 55).
Bununla birlikte AĐHM, ulusal yargı makamlarının – yargı süreci boyunca firar etme riski ile
karꢀı karꢀıya olduklarını – kendi yargılarına tabi sanıkların kaçma olasılığını, her defasında bu
riskin mevcut olduğunu dile getirdiklerini belirtmektedir. Mahkeme, bu tehlikenin zamanla
azalması gerektiğine (Bkz. Neumeister-Avusturya kararı, 27 Haziran 1968, seri:A no:8, s. 39,
§ 10) dikkat çekerek, ulusal hakimin esas dayanağında baꢀvuranın kiꢀisel durumuna dair özel
koꢀulları, özellikle yakın bir zamanda doğum yapacağını gözönünde bulundurmadığına itibar
etmektedir. Ulusal yargının tutuklu yargılama süresinin bu denli uzun olmasında ne tür
risklerin bulunduğunu tutukluluk gerekçelerinde açıkça belirtmesi gerekmektedir (Bkz.
diğerleri arasında, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri:A no: 207, s.319, § 43, ve
Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).
AĐHM «kanıtların durumu» ile ilgili olarak, sözkonusu yargı süreci boyunca Cumhuriyet
Savcısı’nın olası bir haksızlığı önlemek açısından baꢀvuranın meꢀruten tahliye edilmesi
talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Aynı ꢀekilde, DGM bünyesinde bulunan bir hakim
üç kez baꢀvuranın tutukluluk haline itiraz etmiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM «delillerin durumu»
ifadesi ile suça iliꢀkin ciddi göstergelerin olabileceğini hatırlatmaktadır. Genel olarak ilgili
etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bu durum tek baꢀına ꢀikayet konusu tutukluluk
süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur
kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).
AĐHM son olarak, Hükümetin görüꢀlerinde belirttiği sanık sayısının fazlalığı, suçun her türlü
tekerrürünü önleme ve soruꢀturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluꢀturulabilecek
sakıncalı her türlü gidiꢀatı bertaraf etme gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate
alınmamıꢀ göründüğünü gözlemlemektedir (Bkz. sözü edilen Demirel kararı, § 61).
Sonuç itibariyle yargın seyrinin incelenmesi gerekmektedir.
5