C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SADEGÜL ÖZDEMĐR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 61441/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
02 Ağustos 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61441/00) bavuru no’lu davanın nedeni  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
T.C. vatandaı Sadegül Özdemir’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 27  
Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını  
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından M.A. Kırdök tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1970 doğumlu olup, Đzmit’te ikamet etmektedir.  
Bavuran 5 Kasım 1992 tarihinde yaklaık yedi aylık hamileyken Đstanbul Emniyet  
Müdürğü’ne Terörle Mücadele ubesine bağlı polisler tarafından yakalanarak göz altına  
alınmı, yasadıı örgüt TKP/ML-TĐKKO (Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist,  
Türkiye Đꢀçi Köylü KurtuluOrdusu) üyesi olmakla suçlanmıtır.  
Emniyet Müdürlüğü polisleri 14 Kasım 1992 tarihinde düzenledikleri soruturma tutanağında  
bavuranın bu örgüte bağlı olduğunu ve örgüt bünyesinde eylemlere katıldığını kabul ettiğini  
ifade etmilerdir. Bavuran özellikle, bir ekmek fabrikası soygununa karığını ve bunun için  
silah taıdığını kabul etmi, fakat silah kullandığını inkâr etmitir.  
Bavuran 17 Kasım 1992 tarihinde bir doktor tarafından muayene edilmi, doktor raporuna  
göre hiçbir darp veya iddet izine rastlanmamıtır.  
Aynı gün Kocaeli Asliye Ceza Mahkemesi yetkili hakimi karısına çıkarılan bavuran  
hakkında tutuklu yargılanma kararı verilmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi, 17 Aralık 1992’de Đstanbul  
DGM Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine, ilenen suçun niteliği, kanıtların durumu  
gerekçeleriyle bavuranın tutukluluk süresini uzatmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı, 10 ubat 1993 tarihinde bavuranı ve diğer yedi kiiyi kasten adam  
öldürme, yasadıı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etme, güvenlik güçlerine karı koyma  
ve anayasal düzeni değitirme giriiminde bulunma suçları ile itham etmive TCK’nın 168 §  
2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca bavuranın  
mahkumiyetini talep etmitir.  
5 Nisan 1993 tarihinden 23 Eylül 1994 tarihine dek DGM on iki duruma gerçekletirmi,  
bunlardan sekizinde yeni yapısıyla toplanmıtır. Mahkeme’nin yeni yapısına değin her  
değiiklikte duruma tutanakları yeniden okunmutur. Bu süreç boyunca dört kez Cumhuriyet  
Savcısı değimi, sanıklar, görgü tanıkları ve avukatları tekrar tekrar dinlenmitir.  
Bavuranın avukatı savunmasında müvekkilinin cezaevinde doğum yaptığını hatırlatmıve  
hakkında yeterli delilin bulunmadığının altını çizerek tahliye edilmesi talebini yinelemitir.  
Devam eden bu süreçte DGM, aralarında bavuranın kimliğini de tehis eden görgü  
tanıklarının çağrılmasını, Cumhuriyet Savcısı’ndan durumaya katılmayan bazı tanıkların  
adreslerinin belirlenmesini ve bu arada duruma tutanaklarının okunmasını talep etmitir.  
2
Mahkeme, 12 Ağustos’ta bu davanın diğer altı sanığın davası ile birletirilmesine karar  
vermitir.  
Her duruma sonunda, DGM ilenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk tarihi  
ıığında sanıkların tutukluluk süresinin devamına karar vermitir.  
DGM, 31 Ekim 1994 tarihinden 26 Mayıs 1995 tarihine dek beduruma yapmı, bunlardan  
üçünde mahkemenin yeni yapısıyla toplanmıve her değiiklikte duruma tutanakları yeniden  
okunmutur.  
DGM, 7 Temmuz 1995 tarihinde yeni Cumhuriyet Savcısı bakanlığında toplanmı, Savcı  
olası bir haksızlığı önlemek bakımından bavuranın meruten tahliye edilmesini talep etmitir.  
Bu duruma sonunda, Mahkeme- karı oya rağmen- ilenen suçun niteliğini, kanıtların  
durumunu ve tutukluluk süresini dikkate alarak oyçokluğuyla bavuranın tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
18 Ağustos 1995 tarihinden 8 Kasım 1996 tarihine kadar DGM, dokuz duruma  
gerçekletirmi, bunlardan beinde yeni yapısıyla toplanmı, üç kez Cumhuriyet Savcısı  
değimitir. Bu süre boyunca bavuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılması talebini bir  
çok defa yinelemi, Mahkeme yukarıda belirtilen gerekçelerle bavuranın tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
DGM, 27 Aralık 1996’dan 24 Nisan 2000 tarihine yirmi duruma düzenlemi, bunlardan on  
betanesinde yeni yapısıyla toplanmı, bu sürede tanık ve sanıkları, avukatlarını ve  
bavuranın avukatını dinlemitir.  
DGM, 26 Mayıs ve 28 Temmuz 1999 tarihlerinde davanın hüküm aamasında olduğunu  
belirtmitir.  
Bavuranın avukatı, 17 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren protokolün cezaevlerinde  
savunma haklarına yönelik bir kısıtlamayı getirdiğine itiraz ederek sözlü savunma yapmayı  
reddetmitir.  
Bu duruma sonunda DGM, bavuranı yasadıı bir örgüte mensup olma ve silahlı bir soyguna  
katılma suçlarından suçlu bulmuve bavuranı otuz iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmı,  
tutuklu yargılanma süresinin bu süreden düürülmesine karar vermitir.  
15 Mayıs 2001 tarihinde alınan, 30 Mayıs 2001 tarihinde tefhim edilen kararla Yargıtay, Đlk  
derece mahkemesi’nin bavuran ve on bir sanık hakkında vermiolduğu kararını bozmutur.  
Yargıtay kararı DGM’ye bildirilmitir.  
DGM, 20 Aralık 2000 tarihinde bavuranın meruten tahliye edilmesine karar vermitir.  
Dava halen devam etmektedir.  
3
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLMESĐNE ĐLĐꢀKĐN  
Bavuran tutukluluk süresinin aırı uzun olmasından ikayetçi olmakta ve bu durumun  
AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan zamanaımı ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini  
yapmakta, ayrıca bavurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe olmadığını  
hatırlatmaktadır. Bu durumda bavurunun kabuledilmesi gerekmektedir.  
B. Esas hakkında  
Hükümet, ilenen suçun niteliği, çokluğu, ağırlığı ve kovuturma yapılan kiiler dikkate  
alındığında bavuran hakkındaki tutukluk kararının gerekli olduğunu belirtmektedir. Karar,  
her türlü firarı, tekerrürü ve kanıtların yok edilmesi giriimlerini önleme amaçlıdır.  
Hükümet, yetkili mercilerin büyük bir titizlikle davayı incelediklerini ifade etmekte,  
bavuranın kimi durumalara katılmayı reddederek ve durumaya sahte kimlikli bir tanığın  
katılmasında ısrarcı olması ile bu sürenin uzamasına katkıda bulunduğunu eklemektedir. Aynı  
ekilde bavuranın avukatı da savunmaya yönelik iddialarını sunmayı reddetmitir.  
Bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her durumada hiçbir ayrıntıya girmeden ve kesin  
olmaksızın, «ilenen suçun niteliği», «kanıtların durumu» ve «tutukluluk süresi» gibi  
gerekçelere dayalı olarak tutukluluk halinin devamına karar verdiğini ve baka bir gerekçe  
belirtmeksizin bu süreyi aırı derecede uzattığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin son kısmında öngörülen sürenin «tutuklunun ilk derece  
mercii tarafından esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasında, Labita-Đtalya kararı no: 26772/95, § 147, AĐHM 2000-IV). Bu bağlamda  
AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin 5 Kasım 1992 tarihinde baladığını ve Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin 12 Haziran 2000 tarihinde vermiolduğu kararla yaklaık yedi yıl  
yedi ay sürdüğünü hatırlatmaktadır.  
Mahkeme ayrıca, ilk olarak ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının  
aılmamasını gözetmek düğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü  
incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca  
kamu menfaatini meru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda  
serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut  
kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan bavurularda itilafa mahal vermeyen  
olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını  
4
tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,  
1998-VIII, § 154).  
Bu bağlamda, bir suç ilediği gerekçesiyle tutuklanan kiiye yönelik makul üphelerin  
devamlığının sine qua non olmazsa olmaz koulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat  
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun  
bırakmaya dair diğer gerekçelerin meruluğunu belirlemek durumundadır. Bu gerekçelerin  
«gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli  
ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca bilinmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında,  
Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52).  
Bu çerçevede, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ıığında her  
durumada düzenli olarak «itham edilen suçun niteliği», «kanıtların durumu», «tutukluluk  
tarihi», «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» ve sanıkların durumu gibi benzer  
ifadelerle bavuranın serbest bırakılma talebini reddetmive tutukluluk halinin devamına  
karar vermitir. DGM, iki defa, davanın hüküm aamasında olduğunu, bir defa verilen cezanın  
uygunluğunu ve iki defa da firar riskini vurgulamıtır.  
AĐHM, firar tehlikesinin yalnızca çarptırılan cezanın ciddiyetine indirgenemeyeceğini fakat  
tutukluluk halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi  
gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Mansur kararı, § 55).  
Bununla birlikte AĐHM, ulusal yargı makamlarının – yargı süreci boyunca firar etme riski ile  
karı karıya olduklarını – kendi yargılarına tabi sanıkların kaçma olasılığını, her defasında bu  
riskin mevcut olduğunu dile getirdiklerini belirtmektedir. Mahkeme, bu tehlikenin zamanla  
azalması gerektiğine (Bkz. Neumeister-Avusturya kararı, 27 Haziran 1968, seri:A no:8, s. 39,  
§ 10) dikkat çekerek, ulusal hakimin esas dayanağında bavuranın kiisel durumuna dair özel  
koulları, özellikle yakın bir zamanda doğum yapacağını gözönünde bulundurmadığına itibar  
etmektedir. Ulusal yargının tutuklu yargılama süresinin bu denli uzun olmasında ne tür  
risklerin bulunduğunu tutukluluk gerekçelerinde açıkça belirtmesi gerekmektedir (Bkz.  
diğerleri arasında, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri:A no: 207, s.319, § 43, ve  
Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).  
AĐHM «kanıtların durumu» ile ilgili olarak, sözkonusu yargı süreci boyunca Cumhuriyet  
Savcısı’nın olası bir haksızlığı önlemek açısından bavuranın meruten tahliye edilmesi  
talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Aynı ekilde, DGM bünyesinde bulunan bir hakim  
üç kez bavuranın tutukluluk haline itiraz etmitir. Bu bağlamda, AĐHM «delillerin durumu»  
ifadesi ile suça ilikin ciddi göstergelerin olabileceğini hatırlatmaktadır. Genel olarak ilgili  
etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bu durum tek baına ikayet konusu tutukluluk  
süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur  
kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).  
AĐHM son olarak, Hükümetin görülerinde belirttiği sanık sayısının fazlalığı, suçun her türlü  
tekerrürünü önleme ve soruturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluturulabilecek  
sakıncalı her türlü gidiatı bertaraf etme gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate  
alınmagörünğünü gözlemlemektedir (Bkz. sözü edilen Demirel kararı, § 61).  
Sonuç itibariyle yargın seyrinin incelenmesi gerekmektedir.  
5
Bu çerçevede AĐHM, hakkında açılan davayı «özel ivedilik» ile inceleten tutuklu bir sanığın bu  
hakkının, hakimlerin görevlerini istenilen düzeyde ifa edebilmek için gösterdikleri gayrete zarar  
vermemesi gerektiğinin ayrımındadır (Bkz. Toth-Avusturya kararı, 12 Aralık 1991, seri:A no:224,  
§ 77). Bununla birlikte, suç ortaklarının sayısının fazla olması, bahsekonu suçlar ve tanıkların  
dinlenmesi nedeniyle bavuran hakkında açılan dava kimi karııklıkları içermektedir. Yine de bu  
süreçteki gecikme bavurana yüklenemez: bavuranın bazı durumalara katılmayıı Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin toplanmasına engel tekil etmemi, bavuran ayrıca yargı süresi  
boyunca avukatı aracılığıyla temsil edilmitir.  
Ulusal yargının tutumu ile ilgili olarak AĐHM, Devlet’e düen yükümlülüğün makul süre zarfında  
yargı mercilerini bir araya getirmek olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen  
Mansur kararı, § 68). Sözkonusu süreç Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapısındaki otuz  
değiikliğe damgasını vurmu, her duruma yeni yapıdan oluan heyetin duruma tutanaklarını  
yeniden okumasıyla sürmütür. Bu süreç aynı zamanda Cumhuriyet Savcısı’nın on sekiz defa  
Savcılığa vekaleten atanmasına tanık olmutur. Her defasında hakimlerin olduğu kadar savcıların  
da dava delillerini yeni batan incelemeleri ile tekerrür eden bu değiikliklerin davanın seyrini  
yavalattığına hiç üphe yoktur (Bkz. Yavuz-Türkiye kararı, no: 52661/99, § 60, 13 Kasım 2003,  
ve mutatis mutandis, sözü edilen Muller kararı, § 48). Bu durumda bavuranın tutukluluk hali  
makul süre zarfını atır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi 34.000.000.000 TL. yaklaık 18.702 Euro ve uğradığı manevi zarar için  
15.000.000.000 TL. yaklaık 8.250 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, ihlal kararının tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı  
olmadığından bu talebi reddetmektedir. Buna karılık, maruz kaldığı manevi zarar için  
bavurana 6.500 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran AĐHM nezdinde yapmıolduğu harcamalar için 400.000.000 TL. yaklaık 2.200  
Euro, AĐHM önündeki temsil gideri için 6.000.000.000 TL. yaklaık 3.300 Euro talep  
etmektedir. Bavuran bu yönde avukatlık giderine ilikin dekontu ve avukatlık ücreti tarifesini  
sunmaktadır.  
Hükümet bu miktarları aırı olarak nitelendirmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre bir bavuran yapmıolduğu masraf ve  
harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul olarak ortaya koyduğu ölçüde bu yönde bir  
tazminat elde edebilir. AĐHM, mevcut durumda sunulan deliller ve sözü edilen kriterler  
6
ıığında Mahkeme önündeki süreç için bavurana toplam 2.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmıtır.  
C. Temerrüt Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin bavurana;  
i.  
ii.  
iii.  
manevi tazminat olarak 6.500 (altı bin beyüz) Euro ;  
masraf ve harcamalara ilikin 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;  
anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 2 Ağustos 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7