vermesi mümkün değildir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Keklik ve diğerleri
davası, no 77388/01, prg. 39, 3 Ekim 2006).
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. paragraflarındaki koꢀullara aykırı olarak
kiꢀinin özgürlüğünden mahrum bırakılması halinde bunun telafisinin istenmesinin mümkün
olduğu durumlarda 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmiꢀ olacağını hatırlatmaktadır
(Hollanda aleyhine Wassink, 27 Eylül 1990, prg. 38, seri A no 185-A). Dolayısıyla 5.
maddede ifade edilen telafi hakkının iꢀletilmesi bir ulusal makam veya AĐHS kurumları
tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine bağlıdır (Đtalya
aleyhine N.C. davası [GC], no 24952/94, prg. 49, CEDH 2002-X), ki mevcut davada böyle
olmuꢀtur. Bu itibarla, AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına aykırı bir
ꢀekilde tutuklu yargılandığı sonucuna varmaktadır.
AĐHM mevcut davada yargılamanın halen görülmekte olduğunu dikkate alarak, 466 sayılı
Kanun’un 1. maddesine göre bu hüküm kapsamında tazminat verilebilmesi için hürriyetten
yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıꢀ olması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekleꢀtiğinden baꢀvuranın herhangi
bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Türkiye aleyhine Çiçekler davası,
no 14899/03, prg. 64, 22 Aralık 2005, ve, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Karaduman ve
diğerleri davası, no 8810/03, prg. 95, 17 Haziran 2008).
AĐHM bu nedenle AĐHS’nin 5. maddesinin 5.paragrafının ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
A. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına dayalı ꢀikâyet
Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen « makul
süre » ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, söz konusu ꢀikâyetin baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir.
Hükümet, bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tarafından değerlendirilecek süre baꢀvuranın yakalanarak gözaltına alındığı gün, yani
20 Nisan 1999 tarihinde baꢀlamıꢀ ve mevcut kararın alındığı tarihte henüz sona ermemiꢀtir.
Bu son tarihte bile tutukluluk süresi, iki dereceli mahkeme için on yıl beꢀ ayı bulmuꢀtur.
AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koꢀulları ıꢀığında ve
özellikle davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranlar ile yetkili makamların tutumu gibi AĐHM’nin
içtihadındaki kıstaslar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,
CEDH 1999-II).
AĐHM, sözkonusu baꢀvurudakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmıꢀ ve sıklıkla
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlalini tespit etmiꢀtir (Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm,
ve Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 31, 22 Aralık 2005).
5