CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SAĞNAK -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:45465/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (45465/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Saygı Sağnak’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Aralık 2004  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1977 doğumludur ve Đstanbul’da ikâmet etmektedir.  
Bavuran, 20 Nisan 1999 tarihinde yasadıı silahlı terör örgütü TKP/ML-TIKKO’ya karı  
Đstanbul’da yürütülen bir operasyon sırasında yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
Aynı gün Haseki hastanesinde düzenlenen tıbbi rapora göre, bavuranın vücudunda herhangi  
bir yara ve darp izine rastlanmamıtır.  
Haseki hastanesi tarafından düzenlenen 24 Nisan 1999 tarihli tıbbi raporda bavuranın  
vücudunda yara ve darp izi tespit edilmemitir.  
Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 25 Nisan 1999 tarihli  
rapor, 24 Nisan 1999 tarihli hastane raporunu doğrulamıtır. Bavuranın muayenesi  
sonucunda düzenlenen bu tıbbi raporda vücudunda herhangi bir yara ve darp izine  
rastlanmadığı belirtilmitir.  
25 Nisan 1999 tarihinde bavuran, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmive bu  
sorgulamasında kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmitir. Bavuran, 22 Nisan 1999  
tarihinde gözaltı sırasında alınan ifadesinde ikenceye maruz kaldığını ve ifadenin kendisine  
zorla imzalatıldığını beyan etmitir. Bavuran ayrıca, diğer sanıkları tanımadığını ifade  
etmitir.  
25 Nisan 1999 tarihinde bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi tarafından  
dinlenmitir. Savcılıkta verdiği ifadeyi tekrarlayan bavuran, gözaltı sırasında verdiği  
ifadenin ikence altında elde edildiğini ve polislerin hazırladığı belgelerin zorla  
imzalatılğını tekrarlamıtır. Bavuranın beyanına göre, tıbbi rapor okunduğunda ikencenin  
vücudunda iz görünmeyecek ekilde yapıldığı anlaılmaktadır. Bavuran ayrıca, diğer  
sanıklarla yapılan yüzletirme tutanaklarına ve olay yeri canlandırma tutanağına itiraz  
etmitir. Hakim, suçun cins ve niteliği ile birlikte delil durumunu göz önüne alarak bavuranın  
tutuklanmasına karar vermitir.  
Bavuran, 27 Nisan 1999 tarihinde tutuklanarak Ümraniye (Đstanbul) cezaevine konulmutur.  
3 Haziran 1999 tarihinde hazırlanan bir iddianameyle bavuranın da aralarında bulunduğu on  
iki kii hakkında yasadıı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan dava  
açılmıtır.  
1
10 Ekim 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı esas üzerindeki taleplerini sunmutur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 Mayıs 2002 tarihli kararında bavuranı on sekiz yıl yirmi üç  
gün hapis ve ayrıca para cezasına mahkûm etmitir. Mahkeme bavuranın tahliye talebini  
reddetmitir.  
Yargıtay, 17 Nisan 2003 tarihinde aldığı kararda bavuran ile diğer suçortaklarının  
durumunun daha iyi incelenmesini talep ederek Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını  
bozmutur.  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yetkili duruma gelen Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi, 2 Kasım 2004 tarihli kararında bavuranın tahliye talebini reddetmitir.  
Mahkeme karar gerekçesinde, ilgili ahısa isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil  
durumunu ve verilecek asgari cezayı dikkate aldığını kaydetmitir.  
Mahkeme, 25 Ağustos 1999 ile 3 Eylül 2004 tarihleri arasında on sekiz duruma  
gerçekletirmitir. Mahkeme, bu durumalarda :  
– ya dosya içeriğini ve delil durumunu göz önüne alarak, bavuranın savunmasında tam  
olarak dinlenmediği kanısına varmı;  
– ya delil durumu, halihazırdaki tutukluluk süresi ve dosya içeriğini göz önüne almı;  
– ya isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil durumunu, suçun ilendiği tarihi ve geçen  
tutukluluk süresini dikkate almı;  
– ya da gerekçe göstermeden bavuranın tahliye talebini reddederek, tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
Ağır ceza mahkemesi, 22 Aralık 2004 tarihinde isnat edilen suçun cins ve niteliğini, delil  
durumunu, suçun ilendiği tarihi ve tutuklu olarak geçirilen süreyi dikkate alarak bavuranın  
tahliyesine karar vermitir.  
30 Eylül 2005 ile 27 Haziran 2008 tarihleri arasında on bir durumaya bakan ağır ceza  
mahkemesi, bavuranın adresini belirlemek amacıyla Fatih 1. Ceza Mahkemesinde  
görülmekte olan dava dosyasını geri istemitir. Son duruma sırasında mahkeme, bavurana  
ait parmak izinin Adli Tıp Kurumu tarafından incelemesini talep etmitir.  
Dava halen Đstanbul Ağır Ceza mahkemesi önünde görülmeye devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, yargılamanın halen ulusal mahkemeler önünde görülmekte olduğunu hatırlatarak, iç  
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmekte ve bavurunun kabuledilemez olduğunu  
savunmaktadır.  
Bavuran, Hükümetin bu iddiasına itiraz etmektedir.  
2
AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili ikâyetinin yanısıra tutukluluk  
halinin devamına itiraz edebileceği ve adli yönden denetlenmesini isteyeceği bir itiraz  
yolunun bulunmadığından da yakındığını kaydetmektedir. Bu itibarla, Hükümetin  
kabuledilemezlik iddiası AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlaline dayalı ikâyetle  
yakından alakalı olduğundan, AĐHM bunun esasla birletirilmesine karar vermektedir.  
AĐHM, öte yandan bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında  
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
tespit etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ikâyet  
Bavuran, tutukluluk süresinden ikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına  
atıfta bulunmaktadır.  
Bu sava karı çıkan hükümet, isnat edilen suçların niteliği göz önüne alındığında kamu  
düzenini korumak ve insanların güvenliğini sağlamak için bavuranın tutuklu kalmasının  
gerekli olduğunu savunmaktadır. Hükümet, Türkiye’den kaçma, delilleri karartma, suç izlerini  
yok etme ve olası tanıkları tehdit etme riski bulunduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca,  
adli makamların yargılamaya ara verdiği hiçbir dönem bulunmadığını not etmekte ve nihayet  
tutuklu geçen sürenin, ceza kanununa uygun olarak, hapis cezasından düüleceğini  
belirtmektedir.  
Bavuran, iddiasını tekrarlamaktadır.  
AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin yakalanarak gözaltına alındığı gün, yani 20 Nisan  
1999 tarihinde baladığını ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edildiği 22  
Aralık 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Yani bu dönem yaklaık beyıl sekiz ay  
sürmütür.  
AĐHM, yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna dair makul sebeplerin devam ediyor  
olmasının o kiinin tutukluluk halinin sürdürülmesinin olmazsa olmaz koulu olduğunu, ancak  
belli bir süreden sonra bunun yetersiz hale geldiğini hatırlatmaktadır. Bu durumda AĐHM, adli  
merciler tarafından benimsenen diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun bırakma ilemini haklı  
kılmaya devam edip etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğunun  
tespit edilmesi halinde AĐHM, yetkili ulusal makamların ‘yargılamanın devamına özel bir  
önem atfedip atfetmediğini’ aratırır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Tüm  
dava, no 11855/04, prg. 41, 17 Haziran 2008).  
Mevcut davada yetkili makamların bavuranın lehine ileyen zamanı dikkate aldığını gösteren  
herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Bavuran tarafından sürekli yinelenen tahliye  
taleplerinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, isnat edilen suçun cinsi ve niteliği,  
delillerin durumu, suçun ilendiği tarih ve tutuklanma tarihi ya da tutuklu olarak geçen süre  
gibi neredeyse birbirinin aynı hatta basmakalıp gerekçelerle reddedilerek bavuranın  
tutukluluğunun devamına hükmedildiği dosya unsurlarından anlaılmaktadır.  
3
Oysa AĐHM’ne göre, ‘delillerin durumu’ suçluluğa ilikin ciddi emarelerin varlığına ve  
sürekliliğine iaret eden unsurlar olarak mütalaa edilebilirse de ve bu unsurlar halihazırda  
genel olarak uygun etkenler tekil ediyorlarsa da, mevcut davada bavuranın bu denli uzun bir  
süre boyunca alıkonulmasını tek baına meru kılamaz (Türkiye aleyhine Doğan Yalçın  
dava, no 15041/03, prg. 37, 19 ubat 2008, Türkiye aleyhine Ali Hıdır Polat davası,  
no 61446/00, prg. 28, 5 Nisan 2005, ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 50,  
18 Temmuz 2006).  
Bavuranın uzun tutuklu yargılanma süresini göz önünde bulunduran AĐHM, bu koullarda  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
2. AĐHS’nin 5/3 ve 13. maddelerine dayalı ikâyet  
Bavuran, tutukluluğunun devamına ilikin verilen kararlara itirazda bulunabilmek için etkin  
bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda ikayetçi olmaktadır. AĐHM, bu ikayeti AĐHS’nin  
(üst kanun) 5. maddesinin 4. paragrafı açısından inceleyecektir.  
Hükümet, eski Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesine dayanarak bavuranın tutukluluğunun  
devamına ilikin verilen kararlara itirazda bulunabileceğini savunmaktadır.  
Bavuran, bu sava karı çıkmakta ve iddiasını yinelemektedir.  
AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce incelemitir. Bu konuyla ilgili  
olarak AĐHM, söz konusu itiraz yolunun çelikili bir usul sağlamadığını ve silahların eitliği  
ilkesiyle uyumlu olmadığını daha önce kaydetmitir (Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, no  
43256/04, prg. 48-51, 5 Haziran 2007, ve Türkiye aleyhine Getiren davası, no 10301/03, prg.  
114-116, 22 Temmuz 2008). AĐHM, mevcut davada Hükümetin, bu içtihadından farklı  
ünmesini gerektirecek herhangi bir olgu ya da argüman ortaya koymadığı kanaatindedir.  
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddiasını  
reddetmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
3. AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına dayalı ikâyet  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına dayalı ikâyetiyle ilgili bir tazminat yolu  
olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bavuranın 466 sayılı yasaya dayanarak tutukluluğunun telafisi için tazminat davası  
açabileceğini savunmaktadır. Öte yandan, Hükümet  
4 Aralık 2004 tarihinde yeni bir ceza  
muhakemeleri kanununun kabul edildiğini ve bu kanundaki 141 ve 142. maddelerin böylesi  
bir itiraz yolunun koullarını düzenlediğini kaydetmektedir.  
AĐHM, Türk mevzuatının AĐHS’nin gereksinimlerine cevap verebilmek amacıyla yeniden  
düzenlendiğine ilikin Hükümet tarafından iletilen bilgileri kayda geçmektedir. AĐHM, 31  
Mart 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza muhakemeleri kanununun ancak 1 Haziran  
2005 tarihinden sonra ilenen suç ve eylemler için uygulandığını not etmektedir. Bununla  
birlikte AĐHM, görevinin davaya özgü koulların değerlendirilmesi olduğunu da  
belirtmektedir. Bu nedenle, ilgili dönemden beri gelimelerin gerçekletirildiği gerekçesiyle  
bir bavuran için ilgili davanın artık geçerli bir hukuki değerinin kalmadığı yönünde karar  
4
vermesi mümkün değildir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Keklik ve diğerleri  
dava, no 77388/01, prg. 39, 3 Ekim 2006).  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. paragraflarındaki koullara aykırı olarak  
kiinin özgürlüğünden mahrum bırakılması halinde bunun telafisinin istenmesinin mümkün  
olduğu durumlarda 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmiolacağını hatırlatmaktadır  
(Hollanda aleyhine Wassink, 27 Eylül 1990, prg. 38, seri A no 185-A). Dolayısıyla 5.  
maddede ifade edilen telafi hakkının iletilmesi bir ulusal makam veya AĐHS kurumları  
tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine bağlıdır (Đtalya  
aleyhine N.C. davası [GC], no 24952/94, prg. 49, CEDH 2002-X), ki mevcut davada böyle  
olmutur. Bu itibarla, AĐHM bavuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına aykırı bir  
ekilde tutuklu yargılandığı sonucuna varmaktadır.  
AĐHM mevcut davada yargılamanın halen görülmekte olduğunu dikkate alarak, 466 sayılı  
Kanun’un 1. maddesine göre bu hüküm kapsamında tazminat verilebilmesi için hürriyetten  
yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıolması gerektiğini hatırlatmaktadır.  
Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekletiğinden bavuranın herhangi  
bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Türkiye aleyhine Çiçekler davası,  
no 14899/03, prg. 64, 22 Aralık 2005, ve, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Karaduman ve  
diğerleri davası, no 8810/03, prg. 95, 17 Haziran 2008).  
AĐHM bu nedenle AĐHS’nin 5. maddesinin 5.paragrafının ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
A. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına dayalı ikâyet  
Bavuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen « makul  
süre » ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, söz konusu ikâyetin baka bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir.  
Hükümet, bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM tarafından değerlendirilecek süre bavuranın yakalanarak gözaltına alındığı gün, yani  
20 Nisan 1999 tarihinde balamıve mevcut kararın alındığı tarihte henüz sona ermemitir.  
Bu son tarihte bile tutukluluk süresi, iki dereceli mahkeme için on yıl beayı bulmutur.  
AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koulları ıığında ve  
özellikle davanın karmaıklığı ve bavuranlar ile yetkili makamların tutumu gibi AĐHM’nin  
içtihadındaki kıstaslar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,  
CEDH 1999-II).  
AĐHM, sözkonusu bavurudakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmıve sıklıkla  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlalini tespit etmitir (Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm,  
ve Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 31, 22 Aralık 2005).  
5
Elindeki bütün unsurları inceleyen AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca varmasını  
sağlayacak herhangi bir olgu veya argüman ortaya koymadığı kanaatine varmaktadır. Konuyla  
ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu kararda yargılamanın çok uzun  
sürdüğü ve “makul süre” artını yerine getirmediğine hükmetmektedir.  
Buna göre, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3 c) paragraflarına dayalı ikâyet  
Bavuran, ön soruturma yapıldığı sırada avukat yardımından yararlanamadığından ikâyetçi  
olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bavurunun kabuledilemez olduğunu  
savunmaktadır. Hükümet, bavuranın ulusal mahkemeler önünde bu ikâyetini dile  
getirmediğini ileri sürmektedir.  
Bavuran iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM, bavurana karı yürütülen ceza yargılamasının ulusal mahkemeler önünde halen  
devam ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, AĐHM’nin kanaatine göre, bavuran bu ikâyetini  
zamansız dile getirmektedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerde görülen yargılama sona  
erdiğinde bu ikâyetiyle ilgili yeniden bavuru sunma hakkı bulunduğunu hatırlatmaktadır.  
Bunun sonucunda, iç hukuk yollarının tüketilmemiolması nedeniyle sözkonusu ikâyetin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisine yönelik cezai yargılamanın uzunluğu karısında Türk hukukunda  
bavurabileceği hiçbir itiraz yolu olmadığından ikâyet etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle  
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, 6. maddenin 1. pragrafı çerçevesinde bir dava durumasını  
makul süre içinde yapma artının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak ulusal bir merci önünde  
etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır (bakınız, Polonya aleyhine  
Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH 2000-XI).  
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, Türk hukukunun AĐHS’nin 13. maddesi anlamında ceza  
yargılamaları süresinin uzunluğuyla ilgili bavurulabilecek bir itiraz yolu sunmadığını daha  
önce baktığı davalarda da tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Daneshpayeh  
dava, no 21086/04, prg. 38 ve 51, 16 Temmuz 2009).  
6
Bu durumda, AĐHM, mevcut davada, bavuranın davasının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafında belirtildiği ekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulatırılması hakkını  
kullanabilmesine olanak tanıyan bir bavuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı  
AĐHS’nin 13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından ikayetçi olmakta ve  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmakta ve tıbbi raporlara göre bavuranın vücudunda hiçbir yara ve  
darp izinin tespit edilmediğini kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, ne bavuranın ne de  
avukatının bu iddialarla ilgili suç duyurusunda bulunmadığını savunmaktadır. Bu konuyla  
ilgili olarak Hükümet, bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetin yukarıdaki gerekçeler nedeniyle kabuledilemez olduğunu ve  
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının ayrıca incelenmesine gerek  
kalmağı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, 3. maddeye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla  
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Güzel davası, no 71908/01, prg.  
68, 5 Aralık 2006, Türkiye aleyhine Hüsniye Tekin davası, no 50971/99, prg. 43, 25 Ekim  
2005, ve Đspanya aleyhine Martinez Sala ve diğerleri davası, no 58438/00, prg. 121, 2 Kasım  
2004).  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin baında, gözaltı devam ederken ve sona erdiğinde üç ayrı  
tıbbi raporun düzenlendiğini kaydetmektedir. AĐHM, değerlendirmesi amacıyla sunulan tüm  
delil unsurlarını dikkatle incelemitir. Bu tıbbi raporlar, bavuranın vücudunda lezyon veya  
darp izine rastlanmadığını belirtmektedir. Öte yandan, bavuran maruz kaldığını iddia ettiği  
kötü muamele koullarının detaylarını açıklamatır. Bu nedenle, AĐHM bavuranın gözaltı  
sırasında kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarını inandırıcı bulmamaktadır.  
Tüm bu unsurlar ile mevcut davanın koullarını dikkate alan AĐHM, değerlendirmesi  
amacıyla sunulan delil unsurlarının bavuranın iddia ettiği gibi gözaltı sırasında polis  
tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını kanıtlamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bunun sonucu olarak AĐHM, sözkonusu ikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine  
hükmetmektedir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, uğradığı maddi zarar karılığı olarak 30 000 Euro (EUR) ve manevi tazminat  
olarak ise 15 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
7
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı  
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5.  
paragrafları ile 6/1 ve 13. maddelerin ihlali ile ilgili tespitini göz önüne alan AĐHM,  
hakkaniyete uygun olarak, bavurana 8 000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, iç hukukta yapmıolduğu yargılama giderleri için 5661 Türk Lirası (TRL)  
ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 4 7202 TRL talep etmektedir.  
Bavuran, kanıtlayıcı belge olarak fatura fotokopilerini sunmutur. Bavuran buna ilaveten,  
kanıt belgesi göstermediği tercüme ve sekreterlik masrafları için 350 TRL talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM mevcut davada sunulan belgeler ve sözü  
edilen kıstaslar ıığında, tercüme ve sekreterlik masrafları için yapılan talebi reddetmekte ve  
tüm yargılama masraf ve giderleri için bavurana 2 668 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun  
olacağına karar vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5. paragrafları, 6. maddesinin 1. paragrafı  
(süre) ve 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetlere ilikin kısmının kabuledilebilir geri  
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3, 4 ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;  
3. Cezai yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
i. her türlü vergiden muaf tutularak 8.000 Euro (sekiz bin) manevi tazminat  
ii. her türlü vergiden muaf tutularak 2.668 Euro (iki bin altı yüz altmısekiz)  
yargılama masraf ve gideri  
1. Yaklaık 445 Euro  
2. Yaklaık 2223 Euro  
8
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9