COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AHAP DOĞAN/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 29361/07)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 29361/07) nedeni Türk  
vatandaı ahap Doğan’ın (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 3 Temmuz  
2007 tarihinde yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Y. Baara tarafından temsil edilmilerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1974 doğumludur ve aleyhindeki cezai takibat devam etmekte olduğu halde  
Tekirdağ F-Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
19 Haziran 1996’da bavuran yasadıı bir örgüt olan PKK’ya (Kürdistan Đꢀçi Partisi)  
üye olduğu üphesiyle polis tarafından gözaltına alınmıtır.  
15 Temmuz 1996’da Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı  
bavuranı ve diğer yedi kiiyi PKK üyesi olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıtır (dava  
no. 1996/276). 2 Aralık 1996’da Cumhuriyet Savcısı, eski Ceza Kanunu’nun 125. maddesi  
uyarınca bavuranı ve diğer on altı kiiyi ülke topraklarını bölmeyi amaçlayan faaliyetler  
yürütmekle suçladığı ikinci bir iddianame hazırlamıtır (dava no. 1996/302).  
10 Nisan 1997’de Đstanbul DGM, 1996/302 sayılı dava kapsamında bavuran  
aleyhindeki iki davayı birletirmeye karar vermitir.  
13 Haziran 2001’de Đstanbul DGM bavuranı eski Ceza Kanunu’nun 125. maddesi  
uyarınca suçlu bularak ölüm cezasına çarptırmıtır.  
12 ubat 2002’de Yargıtay, Đstanbul DGM’nin kararını bozmutur.  
30 Haziran 2004’te Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190  
sayılı Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıtır. Bavuran aleyhindeki dava,  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14. Dairesi’ne gönderilmitir.  
12 Nisan 2007’de bavuran, adli takibat sürecinde tutuklu bulundurulmasına itiraz  
etmive serbest bırakılmak istemitir.  
28 Mayıs 2007’de Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesi, sözkonusu suçun  
niteliğini, bavuranın suçu ilediğine dair güçlü bir üphenin mevcut olmasını ve suçlu  
bulunması halinde, kendisine ağır bir ceza verileceğini göz önüne alarak bavuranın itirazını  
reddetmitir. Herhangi bir duruma düzenlenmemitir.  
4 Haziran 2008’de düzenlenen durumada Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14. Dairesi  
suçun niteliğini, bavuranın suçu ilediğine dair güçlü bir üphenin mevcut olmasını ve  
serbest bırakılsa kaçabileceğini göz önüne alarak bavuranın tutukluluk halinin devamına  
karar vermitir.  
Bu süre zarfında, 5 Mayıs 2006 ve 24 Ekim 2008 tarihleri arasında, bavuranın  
avukatları ilk derece mahkemesinden savunmasını sunması için bir çok uzatma talep etmitir.  
Tarafların sundukları bilgilere göre, dava halen ilk derece mahkemesi önünde devam  
etmektedir ve bavuran tutuklu olarak yargılanmaktadır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca tutuklu yargılanma süresinin aırı  
olduğundan ikayetçi olmutur. Ayrıca, AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca iç hukukta AĐHS’nin  
5/3 maddesinin ihlaline karılık tazminat alma hakkının bulunmadığını ileri sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesinin gereğine uyularak iç hukuk  
yollarının tüketilmemiolması nedeniyle 5/3. madde bağlamındaki ikayeti reddetmesini  
istemitir. Hükümet, bavuranın ne 1412 sayılı eski CMUK’un 298. maddesi ne de yeni  
CMK’nın 104/2 maddesi uyarınca tutukluluk halinin devamına itiraz ettiğini ileri sürmütür.  
Hükümet ayrıca tutuklu olarak geçirdiği sürenin, toplam cezasından düürülecek olması  
nedeniyle bavuranın AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlalinden mağdur olduğunu iddia  
edemeyeceğini ileri sürmütür.  
AĐHM bavuranın mağdur statüsüne ilikin olarak diğer davalarda Sorumlu  
Hükümet’in benzer iddialarını incelemiolduğunu kaydetmektedir. Hükümet, AĐHM’nin  
mevcut davada farklı bir sonuca varmasına yol açacak iddialarda bulunmamıtır. Dolayısıyla,  
Hükümet’in bavuranın mağdur statüsüne ilikin itirazı reddedilmelidir.  
AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazı hususunda  
bu itirazı eski CMUK bağlamında incelemive etkili olmadığı sonucuna vardığı için  
reddetmiolduğunu yinelemektedir. Hükümet’in yeni CMK kapsamında atıfta bulunduğu iç  
hukuk yolu benzer ekilde ayık ve Diğerleri kararında incelenmive sözkonusu süre için  
yetersiz bulunmutur. AĐHM, iç hukuktaki belirgin aksamalara ve Hükümet’in aksi yöndeki  
iddialarına rağmen mevcut davada bavuranın en az bir kere devam etmekte olan tutukluğuna  
itiraz ettiğini kaydetmektedir. Ancak itirazı, duruma gibi sözkonusu özgürlükten mahrum  
bırakma türüne uygun garantileri sağlamayan koullar altında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından reddedilmitir. Sonuç olarak, AĐHM Hükümet’in bu balık altındaki ön itirazını  
reddetmektedir.  
Bavurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe  
görmemektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
B. Esas  
1. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Hükümet, bavuranın tutukluluğunun suç ilediğine ilikin makul üphe temellerine  
dayanğını ve ilgili tarihte yürürlükte olan kanunun gerekçelerine uygun olarak yetkili  
makam tarafından olağanüstü bir dikkatle periyodik olarak incelendiğini iddia etmitir.  
Bavuranın itham edildiği suçun ciddi nitelikli bir suç olduğunu ve tutuklu yargılanmasının  
devam etmesinin, suçun önlenmesi ve kamu düzeninin muhafaza edilmesi için gerekli  
olduğunu belirtmitir.  
AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 5/1 (a) maddesi uyarınca mahkum edilmesi ardından  
tutuklu kaldığı sürenin (13 Haziran 2001 ve 12 ubat 2002 tarihleri arasındaki süre), tutuklu  
olarak yargılandığı toplam süreden çıkarılması sonucunda mevcut davada göz önüne alınacak  
sürenin, halihazırda on iki yıl on aydan fazla olduğunu ve halen devam ettiğini  
kaydetmektedir.  
AĐHM mukayese edilebilir uzun tutuklu yargılama sürelerinin ortaya çıktığı davalarda  
sıklıkla AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir. Kendisine sunulan  
materyalleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca varılmasını  
sağlayacak bilgiler ya da iddialar ortaya koymadığı kanaatindedir. Konuya ilikin içtihadını  
göz önüne alan AĐHM, mevcut davada bavuranın tutuklu yargılanma süresinin aırı olduğu  
sonucuna varmıtır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 5/5 maddesi  
Hükümet bavuranın iddialarının aksine Türk hukukunun kendisine icra olunabilir bir  
tazminat hakkı sağladığını iddia etmitir. Bu hususta, bavuranın kanunlara aykırı olarak  
yakalanan ya da tutuklanan kiilere tazminat ödenmesine ilikin artık kullanılmayan 466 sayılı  
Kanun ya da 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni CMK’nın 141. maddesi uyarınca  
tazminat talep edebileceğini iddia etmitir.  
AĐHM 5. maddenin 5. paragrafı uyarınca 1., 2., 3. ya da 4. paragraflara aykırı  
koullarda özgürlükten mahrum bırakılmanın, tazminat gerektirdiğini hatırlatmaktadır.  
Sözkonusu tazminat hakkı, 5. maddenin müteakip paragraflarından birinin ihlal edildiğinin  
ulusal makamlarca ya da AĐHM tarafından tespit edilmesini gerektirmektedir.  
AĐHM bu bağlamda önceki davalarda 466 sayılı Kanun’un, bavuranın durumundaki  
kiiler için yasal tazminat hakkı sağlamadığı sonucuna varmıolduğunu kaydetmektedir.  
AĐHM, mevcut davada bu içtihattan farklı yönde karar vermesini gerektirecek özel koullar  
tespit etmemektedir.  
Yeni CMK’nın 141/1(d) maddesi uyarınca öngörülen iç hukuk yolu hususunda AĐHM,  
bu hükmün kiinin yasalara uygun olarak tutuklandığı ancak tutuklu yargılanma süresinin  
makul süreyi ağı hallerde, Devlet’ten tazminat isteyebileceğini kaydetmektedir. Ancak  
AĐHM aynı zamanda yeni CMK’nın 142/1 maddesi uyarınca bu tür bir talebin ilgili cezai  
takibatın sona ermesi ardından yapılabileceğini kaydetmektedir. Sonuç olarak bu iç hukuk  
yolu, iç hukuk davasının mevcut davada olduğu gibi devam ettiği durumlarda mevcut  
değildir. Bu nedenle yeni CMK da bavurana, 5/5. maddenin gerektirdiği gibi, AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlali yönünde özgürlüğünden mahrum bırakılması karılığında yasal bir tazminat  
hakkı sağlamamaktadır.  
Bu nedenle AĐHM, ikayetin kabuledilebilir olduğu ve AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak aleyhinde yürütülen cezai takibatın  
makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, kabuledilemez olduğu sonucuna varılması için gerekçe tespit edilmemesi  
nedeniyle bu ikayetin kabuledilebilir olduğu sonucuna varmaktadır.  
Hükümet, esasa ilikin olarak davanın karmaıklığı, sanık sayısı ve bavuranın itham  
edildiği suçun niteliği göz önüne alındığında, takibat süresinin makul olmadığı sonucuna  
varılamayacağını kaydetmitir. Hükümet aynı zamanda bavuranın savunmasını zamanında  
sunmayan avukatın tutumunun, takibatın uzamasının nedenlerinden biri olduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM sözkonusu takibatın bavuranın polis tarafından göz önüne alındığı 19 Haziran  
1996 tarihinde baladığını ve dava dosyasındaki bilgilere göre, halen ilk derece mahkemesi  
önünde devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, iki aamalı yargılamada on üç  
yıl on aydan fazla sürmülerdir.  
AĐHM sıklıkla mevcut davadakine benzer konuların ortaya konulduğu bavurularda  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır. Sunulan tüm materyalleri  
inceleyen AĐHM Hükümet’in, mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak ikna  
edici bilgiler ya da deliller sunmadığı kanaatindedir. AĐHM özellikle bavuranın  
savunmasının sunulmasındaki gecikme takibatın bir müddet uzamasına yol açmıolsa dahi,  
ne bavuranın tutumunun ne de davanın karmaıklığının toplam süreyi haklı gösterebileceğini  
kaydetmektedir. Sonuç olarak konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, yargılama  
süresinin aırı olduğu ve “makul süre” gereğini karılamağı kanaatindedir. Dolayısıyla,  
AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat ve yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran maddi tazminat olarak 42,500 Euro ve manevi tazminat olarak 37,500 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmitir.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmağı  
sonucuna varmıtır; bu nedenle, bu talebi reddetmektedir. Ancak, bavuranın manevi zarara  
maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde bavurana bu balık altında 13,800 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 5,500 Euro talep  
etmitir. Bu bağlamda, masraf ve harcama çizelgesi ile birlikte avukatının bavuru için  
harcağı süreyi gösteren belgeler sunmutur. Ancak, masrafları gösteren herhangi bir fatura  
sunmatır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını  
ve meblağ olarak makul olduklarını ispat ettiği sürece masraf ve harcamalarının telafisine hak  
kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne  
alan AĐHM bavurana yaptığı masraf ve harcamalar için toplam 1,000 Euro ödenmesini  
makul bulmutur.  
Aynı zamanda, tarafların sundukları bilgilere göre, bavuran aleyhindeki cezai takibat  
halen devam etmektedir ve bavuran tutuklu bulunmaktadır. AĐHM bu koullar altında tespit  
ettiği ihlale son vermenin uygun yolunun, adaletin en doğru ekilde yerine getirilmesi ve cezai  
takibatın mümkün olan en hızlı ekilde sona erdirilmesiyle birlikte sözkonusu takibatın  
sonucunu bekleyen bavuranın serbest bırakılması olduğu kanaatindedir.  
B. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1.  
2.  
Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
AĐHS'nin 5/3, 5 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Savunmacı devletin, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek  
üzere bavurana aağıda kaydedilen meblağları ödemesine;  
(i) Manevi tazminat olarak 13,800 Euro (on üç bin sekiz yüz Euro)  
ve ödenebilecek her tür vergi;  
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ve bavurana  
ödenebilecek her tür vergi;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde  
edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine,  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.