A. K a b u l e d i le b il ir l i k H a k k ı n d a
Hükümet, AİHM’yi başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle
kabuledilemez ilan etmeye davet etmektedir. Hükümet’e göre, başvuran, eski Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. maddesine dayanarak gözaltı süresi ve bu sürenin
meşruluğu ile sorgulama için Emniyet Müdürlüğü’nde tutulmasına itiraz edebilirdi. Ayrıca
başvuran 466 sayılı Kanuna dayanarak tazminat elde edebilirdi.
AİHM, itirazın gözaltı süresi ve bu sürenin meşruluğuna ilişkin kısmının, AİHS’nin
5§4 maddesi uyarınca yapılan şikayet konusundaki sorunlara yakından bağlı sofunlar ortaya
çıkardığını not etmektedir. 466 sayılı Kanun’un öngördüğü başvuru yoluna ilişkin kısmın ise,
5 § 5 m a d d e s i u y a r ı n c a y a p ı l a n ş i k a y e t i n i n c e l e n m e s i n e y a k ı n d a n b a ğ l ı o l d u ğ u n a k a n a a t
getirmektedir. Dolayısıyla AİHM her iki kısmın esastan birleştirilmesine karar vermiştir.
AİHM, başvurunun AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesi ile ters düşmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvuruyu kabuledilebilir ilan
etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa Dair
L AÎHS’nm 5§1 maddesi
Hükümet, başvuranın Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmesinin ve burada tutulu
bulundurulduğu sürenin, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ulusal mevzuata
uygun olduğunu savunmaktadır. Sözkonusu tutulu bulundurma klasik gözaltı olarak
değerlendirilemez. Hükümet, konuya ilişkin mevzuatın AİHM içtihadına göre değiştirildiğine
dikkat çekmektedir.
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş ve
AİHS’nin 5§1 -c maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Karagöz-Türkiye, n o : 7 8 0 2 7 /0 1
ve Dağ ve Yaşar-Türkiye, no: 4080/02). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten
sonra Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına
kanaat getirmektedir.
AİHM, başvuranın ilk kez 5 Temmuz 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 13
Temmuz 2001 tarihine kadar gözaltında kaldığını gözlemlemektedir. Bu tarihte DGM yedek
hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine
nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, yedek hakimin izni alınarak Emniyet Müdürlüğü’nde
sorgulamalarının yapılması için polise teslim edilmiştir. Yedek hakim 23 Temmuz 2001
tarihinde, başvuranın Emniyet Müdürlüğü’nde 10 gün daha tutulu bulundurulmasına karar
vermiştir. Böylelikle başvuran kendini yaklaşık yirmi gün boyunca gözaltına benzer bir
durumda bulmuştur.
AİHM, Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından
sonra, Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmesinin etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil
etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için güvenlik
güçlerine teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek
anlamına gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir
kaç saat sonra yeniden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 -c maddesi amacına uygun olma
3