CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AHĐN KARATA-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:16110/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Haziran 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16110/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) ahin Karata’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14 Nisan 2003  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1960 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuran, Askeri Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından on bir yıl bir ay  
on gün hapis cezasına mahkum edilmitir. Bu bağlamda hakkında yürütülen kovuturmalar  
çerçevesinde bavuran, 15 Ocak 1985 tarihinde gözaltına alınmı, 18 ubat 1985 tarihinde  
tutuklan, 4 Aralık 1987 tarihinde artlı salıverilmitir.  
Serbest bırakılmasının ardından, bavuran, yeni bir suç ilemi, 16 Nisan 1988 tarihinde  
gözaltına alınmı, 6 Mayıs 1988 tarihinde tutuklanmıve 11 Mart 1991 tarihinde serbest  
bırakıltır.  
15 Mart 1991 tarihinde, Askeri Mahkeme, on bir yıl bir ay on günlük hapis cezasından  
bavuranın 16 Nisan 1988 tarihinden 11 Mart 1991 tarihlerine kadar tutuklu olarak geçirdiği  
süreyi düme kararı almıtır.  
19 Mart 1991 tarihli bir kararla, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın serbest  
bırakılmasına ve kararın, geriye dönük olarak 19 Kasım 1989 tarihinden itibaren  
uygulanmasına karar vermitir.  
10 Aralık 1998’te, bavuran, TKP/ML-TIKKO üyesi olduğu gerekçesiyle Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi tarafından on yıl hapis cezasına çarptırılmıtır. Sözkonusu dava  
çerçevesinde hakkında yürütülen kovuturmalar nedeniyle bavuran iki yıl on ay yirmi beꢀ  
gün tutuklu kalmıtır.  
24 Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Đzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ndeki yargılama nedeniyle 27 Eylül ve 13 Aralık 1994 tarihleri arasında ve  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki yargılama nedeniyle 17 Temmuz ve 21 Kasım  
1995 tarihleri arasında bavuranın tutuklu olarak geçirdiği süreyi cezasından düme kararı  
almıtır.  
12 Eylül 2002 tarihinde bavuran tutuklanmıve cezaevine gönderilmitir.  
4 Ekim 2002 tarihinde, bavuran, tutukluluk süresine itiraz etmek için Tunceli Đnfaz  
Hakimliği’ne bavuruda bulunmuve daha önce tutuklu bulunduğu süreyi göz önüne alarak  
serbest bırakılması gerektiğini ileri sürmütür.  
2
30 Ekim 2002 tarihinde, Đnfaz Hakimliği bavuranın talebini reddetmitir.  
5 Kasım 2002 tarihinde bavuranın avukatı, cezanın süresinin yeniden görüülmesi talebi ile  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bavuruda bulunmutur. Bavuranın avukatı,  
bavuranın sadece on yedi günlük cezasının kaldığını ve bu sürenin uzatılmasının, kanuna  
aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kiilere tazminat ödenmesi hakkındaki 466  
sayılı yasaya ve AĐHS’nin 5. maddesinin hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürmütür.  
3 Aralık 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3713  
sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1 c) maddesi uyarınca bavuranın cezasının 1/5 üzerinden  
hesaplanarak infaz edilmesi gerektiğini ve dolayısıyla bu sürenin iki yıl olduğunu belirtmitir.  
Savcının salıverilmesi talebinde bulunduğu tarihte bavuran 773 gün hapis yatmıve bu  
durumda tutukluluk süresi 3 Aralık 2002 tarihinden itibaren sözkonusu iki yıllık ceza  
müddetini 43 gün atır.  
3 Aralık 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın kırk üç gün fazla hapis  
yattığını tespit etmive cezanın infazının durdurulmasına karar vermitir.  
HUKUK  
Bavuran, 21 Ekim 2002 tarihinden itibaren yasalara aykırı bir biçimde kırk üç gün boyunca  
tutulmasından ikayetçidir. Bavuran ayrıca yasalara aykırı bir biçimde tutulu olarak geçirdiği  
süre nedeniyle tazminat talebinde bulunmak için iç hukuk yolunun bulunmayıından da  
ikayetçidir. Bavuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1 a) bendine ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5.  
paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN  
Hükümet, bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Hükümete göre,  
bavuran, yetkili makamların ihmalkarlığını tespit ettirmek ve Anayasa’nın 125. maddesi ve  
2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca tazminat talebinde  
bulunmak için Đdare Mahkemesi’ne bavuruda bulunma imkanından faydalanmamıtır zira  
Anayasa’nın 19. maddesi özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına almaktadır. Hükümet,  
kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kiilere tazminat ödenmesi hakkındaki  
466 sayılı yasanın da bavurana tazminat talebinde bulunma imkanı sunduğunu ifade  
etmektedir.  
Bavuran, Hükümet tarafından belirtilen iç hukuk yollarının mevcut davada etkili olduğunun  
ünülemeyeceğini dile getirmektedir. Bavuran, 2577 sayılı yasanın aksine 466 sayılı  
yasanın, kanuna aykırı olarak tutulma durumlarına ilikin tazminat sorunları ile ilgili  
olduğunu ve olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu yasanın yürürlükte olduğunu  
kabul etmektedir. Buna karın bavuran, kendi durumunun sözkonusu yasa ile belirlenen  
durumlar arasında bulunmadığını dolayısıyla uygulama alanı kapsamına girmediğini ileri  
sürmektedir. Ayrıca bavuran, sözkonusu yasanın sürelerin hesaplanmasına ilikin bir olaya  
uygulanması hususunda bir emsal bulunmadığını belirtmektedir.  
AĐHM, iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğunun, etkili, yeterli ve ulaılabilir normal bir  
bavurudan yararlanma zorunluluğu ile sınırlandırıldığını (Buscarini ve diğerleri-Saint Marin,  
3
24645/94, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve böyle bir  
bavurunun ihtilaflı durumu doğrudan çözüme kavuturabilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır  
(Durrand-Fransa, bavuru no:36153/97, 20 Mayıs 1998 tarihli Komisyon kararı ve  
Kustannus Oy Vapaa Ajatellija AB ve diğerleri-Finlandiya, bavuru no: 20471/92, 15 Nisan  
1996 tarihli Komisyon kararı).  
Ayrıca tutulma konusunda, uygun bavurularla yapılan serbest bırakılma talebi etkili ve  
yeterli bir bavuru olup bavuranın, aynı sonuca - yani tutulma halinin devamının yasalğının  
adli denetimi ve serbest bırakılma – varmasını sağlayacak diğer bavuru yollarını da yerine  
getirmek gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır (Wojik-Polonya, bavuru no:26757/95, 7  
Temmuz 1997 tarihli Komisyon kararı ve Pezone-Đtalya, bavuru no: 42098/98, 18 Aralık  
2003).  
AĐHM, ayrıca “yasada belirlenen yollar” haricinde tutulmama hakkının, tutulma nedeniyle  
tazminat alma hakkından farklı olduğunu hatırlatır. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı sözü  
edilen ilk hakka, 5. paragrafı ise ikinci hakka dairdir (Bkz, Değerli ve diğerleri-Türkiye,  
bavuru no: 18242/02, 5 ubat 2008).  
Mevcut davada, tutulmasının kanuna aykırı olduğuna itiraz etmek ve özgürlüğüne kavumak  
için yapmıolduğu bavurular göz önüne alındığında bavuran, özü itibariyle aynı amacı  
taıyan hatta daha yüksek baarı ansı da sunmayan Hükümet’in ifade ettiği hukuki yolları  
kullanmamakla suçlanamaz (Bkz, mutatis, mutandis, Pezone).  
466 sayılı yasa ile öngörülen etkili bavuru yoluna ilikin olarak, AĐHM, muhakemenin men’i  
kararı, beraat veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durum haricinde, ki  
mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir, bu madde ile öngörülen tazmin  
varsayımlarının tamamının, özgürlükten mahrum bırakmanın yasaya aykırı olmasını  
öngörğünü ortaya koymaktadır. Mahkemenin, bavuranın çekmesi gereken ceza süresinden  
daha fazla süre tutulu kaldığını tespit etmesi dahi bavuran tarafın ulusal mahkemeler önünde  
tazminat talebinde bulunmasına imkan sağlamamaktadır (Bkz, mutatis, mutandis, Sakık ve  
diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar ve Hamioğlu-Türkiye, bavuru no: 2036/04).  
Her halükarda, AĐHM, Hükümet’in sözkonusu yasanın, süre hesaplanmasında yapılan hataya  
ilikin bir davaya uygulandığına dair hiçbir örnek sunmadığını kaydetmektedir.  
Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili bir  
ekilde kullanılması yeterli ölçüde sağlanamatır (Bkz, mutatis, mutandis, Hamioğlu-  
Türkiye). Dolayısıyla Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında yapmıꢀ  
olduğu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 5/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Hükümet, bavuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının AĐHS’nin 5. maddesinin 1 a)  
bendi uyarınca bir mahkumiyetten kaynaklandığını ve bavuranın 3713 sayılı yasanın geçici 1  
c) maddesinin hükümlerinden faydalanıp serbest bırakıldığını savunmaktadır. Hükümete göre,  
bavuranın artlı tahliye edilme tarihi yetkili mercilerin söz konusu yasa hakkındaki farklı  
4
yorumlarına göre belirlenmitir ve bavuranın iddiasının aksine keyfi hiçbir eylem sözkonusu  
değildir.  
Bavuran, bu iddiaya karı çıkmaktadır. Bavuran, uygulanması sözkonusu olan yasanın farklı  
yorumlamalara mahal vermeyecek kadar açık hükümler içerdiğini ileri sürmektedir. Bavuran,  
yetkili merciler önünde yaptığı açık ve ısrarlı taleplerine vurgu yapmakta ve yetkili mercilerin  
keyfi davrandıklarını iddia etmektedir.  
AĐHM, öncelikle 12 Eylül 2002 tarihinde, bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin 10 Aralık 1998 tarihli mahkumiyet kararının infazıyla toplamda on yıl olan  
hapis cezasından kalan cezasını çekmek için yakalandığını belirtmektedir. Ayrıca AĐHM,  
bavuranın farklı mahkumiyetlerinin de bulunduğunu ve ilgili davalar süresince tutuklu  
olduğunu kaydetmektedir. Bu durumda bavuranın özgürlüğünden yoksun bırakılması,  
AĐHS’nin 5/1 maddesi uyarınca yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine  
usulüne uygun olarak bir kiinin tutuklanması olarak değerlendirilir.  
AĐHM, kırk üç gün fazla tutulu kaldığını tespit eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
kararının ardından bavuranın 3 Aralık 2002 tarihinde serbest bırakıldığını kaydetmektedir.  
Bavuranın gözaltında ve tutuklu geçirdiği süreler hesaplandığında, ceza indirimi  
uygulamasının 21 Ekim 2002 tarihinde tahliye ile balaması gerekirken AĐHM, bavuranın  
kırk üç gün fazladan tutuklu kaldığını gözlemlemektedir. Bu durumda, bavuranın fazladan  
tutuklu olarak geçirdiği bu sürenin, AĐHS’nin 5. maddesine yönelik bir ihlal oluturup  
oluturmağının belirlenmesi gerekmektedir.  
Bu bağlamda AĐHM, AĐHS’nin amacının teorik veya hayali hakları değil gerçek ve etkili  
hakları korumak olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz, Kamansinski-Avusturya, 19 Aralık 1989  
tarihli karar). AĐHM, AĐHS’nin 5/1 maddesinde yer alan özgürlük hakkına yönelik istisnai  
durumların eksiksiz bir liste olduğunu ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün, kimsenin  
keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan amacına uygun  
olacağını hatırlatmaktadır (Bkz, özellikle, Van der Leer-Hollanda, 21 ubat 1990 tarihli  
karar; Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar; Quinn-Fransa, 22 Mart 1995 tarihli  
karar ve Giulia Manzoni-Đtalya, 1 Temmuz 1997 tarihli karar).  
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının geçici 1 c) maddesinden anlaılacağı üzere, ceza  
indirimine yönelik olarak belirlenen yasal koullar yerine getirildiğinde, Türk makamların  
hiçbir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Makamlar, yasa ile belirlenen sınırlarda ceza  
indirimlerini uygulamakla yükümlülerdir.  
Mevcut davada, bavuranın ceza indirimi talebi ile ilgili nihai karar çok geç alınmı, zaten  
bavuran da ceza indirimi yapılması halinde çekeceği cezanın daha fazlasını çekmitir.  
Yukarıda belirtilen olaylar göz önüne alındığında, bavuran, ulusal hukuk uyarınca ve hakkı  
olan ceza indirimleri dikkate alındığında, çekmesi gereken cezadan daha fazla süre tutuklu  
kalmıtır. Bavuranın fazladan maruz kaldığı mahkumiyet müddeti, AĐHS uyarınca usulüne  
uygun bir tutulma olarak değerlendirilemez (Grava-Đtalya, bavuru no:43522/98, 10 Temmuz  
2003 ve Pilla-Đtalya, bavuru no: 64088/02, 2 Mart 2006).  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmitir.  
5
III. AĐHS’NĐN 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kanunlara aykırı olarak tutulmasına rağmen tazmin edilmemesinden ikayetçidir.  
Hükümet, itirazlarını yinelemektedir.  
AĐHM, bavuranın tutulmasının AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı uyarınca usulüne uygun  
olmadığı sonucuna ulatır.  
AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili bir  
ekilde kullanılmasının yeterli ölçüde sağlanamadığını ve Hükümet’in bu konuda 466 sayılı  
yasanın uygulanmasına ilikin hiçbir örnek sunmadığını tespit etmektedir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 15.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Tespit edilen ihlaller göz önüne alındığında, AĐHM, bavuranın belli bir mahrumiyete  
katlanmak zorunda bırakıldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana  
8.600 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, avukatlık ücreti için (kırk iki saatlik çalıma ücreti) 8.400 YTL (yani yaklaık  
4.540 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda bavuran avukatları ile imzaladığı saati 200 YTL  
artı KDV olarak belirtilen bir sözleme sunmaktadır.  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masrafları için 270 YTL (yani yaklaık  
146 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda hiçbir belge sunmayan bavuran, meblağı  
AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu miktarların aırı olduğu ve hiçbir hukuki belgeye dayanmadığı  
kanaatindedir.  
AĐHM, içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu süre elde edebilir. Mevcut  
davada, kriterleri ve ödemeye ilikin hiçbir belgenin sunulmadığını göz önüne alarak, AĐHM,  
AĐHM önünde yapılan masraflara ilikin talebi reddetmektedir.  
Avukatlık ücretine ilikin olarak ise, AĐHM, bavuran tarafından sunulan sözlemeyi dikkate  
almakta ve hakkaniyete uygun olarak, bavurana yargılama masraf ve giderleri olarak 4.000  
Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
6
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana:  
i. her türlü vergiden muaf tutularak 8.600 Euro (sekiz bin altı yüz Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderler için 4.000 Euro (dört  
bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5.Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir  
7