C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SAKÇI - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:8147/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 OCAK 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 8147/02 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Orhan Sakçı’nın (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 3 Ocak  
2002 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından F. Gümütarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1970 doğumlu bavuran, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 6 Ocak 1994 tarihinde yasadıı örgüt PKK’ya mensup olduğu gerekçesiyle  
yakalanarak, Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltına alınmıtır.  
18 Ocak 1994 tarihinde bavuranın ifade tutanağı düzenlenmitir. Sözkonusu tutanağa  
göre, bavuran suç örgütü üyesi olduğunu ve örgüt bünyesinde faaliyetler yürüttüğünü kabul  
etmitir. Ancak bavuran örgütten ayrıldığını ve faaliyetlerinden piman olduğunu  
belirtmitir.  
20 Ocak 1994 tarihinde bavuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcılığı, 31 Ocak  
1994 tarihinde, bavuran ve diğer iki kiiyi, ülkeyi bölücü faaliyetlerde bulunmak ve PKK’ya  
mensup olmakla suçlamıtır. Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.  
maddesi uyarınca bavuranın mahkum edilmesini istemitir.  
DGM 30 Eylül 2003 tarihinde duruma yapmıve bavurana verilecek cezanın en az  
yedi yıldan fazla olacağını belirterek, bavuranın tutuklu yargılanmasına karar vermitir.  
DGM, AĐHM önünde ileri sürmek amacıyla, sanıkların bile bile yargılama süresini uzatmaya  
çalıtıklarını vurgulayarak, sanıkların tutuklu bulunduğu cezaevlerinin müdürlerinden,  
sanıkların durumalara katılmaları için gerekli bütün özeni göstermelerini istemitir.  
DGM 16 Nisan 2004 tarihinde, bavuranı kendisine atılı olaylardan suçlu bulmuve  
TCK’nın 125. maddesi uyarınca müebbet ağır hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran temyiz bavurusunda bulunmutur.  
Yargıtay 6 Haziran 2005 tarihind,e ilk derece mahkemesi kararını bozmuve davayı  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri göndermitir.  
Dava hala devam etmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yargılama süresinde, AĐHS’nin 6§1 maddesinde öngörüldüğü gibi “makul  
süre” ilkesinin tanınmadığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.  
2
Değerlendirilemeye alınacak dönem 6 Ocak 1994 tarihinde balamıve hala sona  
ermemitir. Dolayısıyla bu dönem iki mahkeme için imdiden yaklaık on üç yıl on iki ay  
sürmütür.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet AĐHM’yi, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bavuruyu  
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet bavuranın ikayetini ulusal mahkemeler önünde dile  
getirmediğini savunmaktadır.  
Bu bakımdan AĐHM, Türk hukuk düzenin, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca  
yargılananların yargılama süresinden ikayetçi olmalarını sağlayacak etkili bavuru yolunu  
sunmağını daha önce tespit etme olanağını bulduğunu vurgulamaktadır (Tendik ve diğerleri-  
Türkiye, no: 23188/02). Ancak bavuranın ikayetine cevap verecek nitelikte bir bavuru  
yoluna sahip olduğu ortaya konulmamıtır. Buradan Hükümet’in itirazının bu noktada dikkate  
alınamayacağı ortaya çıkmaktadır.  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, bu ikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile  
çelimediğini belirtmektedir. Dolayısıyla ikayeti kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa Dair  
AĐHM, yargılama süresinin makul yönünün, dava koullarına göre ve özellikle  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili makamların tutumu ile bavuranlar için davanın  
önemi gibi içtihadının yer verdiği kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Frydlender-Fransa, no: 30979/96).  
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemive  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (sözüedilen Frydlender).  
AĐHM, mevcut davayı incelemive Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir  
sonuca ulatırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu gözlemlemektedir. AĐHM,  
konuya ilikin içtihadını gözönüne alarak bu davada yargılama süresinin uzun olduğuna ve  
“makul süre” zorunluluğuna cevap vermediğine kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran Đçtüzüğün 60. maddesi uyarınca hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıtır.  
Dolayısıyla AĐHM, bu bakımdan bavurana herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli  
olmadığına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 16 Ocak 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
4