CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SALİHOĞLU -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:1606/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1606/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)  
Sevim Salihoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Ekim 2002  
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1960 doğumludur ve Muş’ta ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, İnsan Hakları Derneği Muş Şubesi  
başkanıydı.  
11 Ekim 2001 tarihinde, Muş Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları tarafından  
sözkonusu dernek binasında arama gerçekleştirmiş ve aramanın sonunda, Yedinci Gündem  
isimli haftalık gazete (15- 21 Eylül 2001tarihli) ve sözkonusu gazetenin eki (29 Eylül–5 Ekim  
2001 tarihli) ele geçirilmiştir.  
22 Ekim 2001 tarihinde, polis, aramalar esnasında ele geçirilen gazete ve eki ile ilgili olarak  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği 16 Eylül 2001 ve 29 Eylül 2001 tarihli  
toplatma kararlarını Muş Cumhuriyet Savcılığı’nın bilgisine sunmuştur.  
25 Mart 2002 tarihinde Savcılık tarafından ifadesi alınan başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin verdiği sözkonusu kararlardan haberi olmadığını beyan etmiştir.  
Savcı 27 Mart 2002 tarihinde, başvuran hakkında yasak yayın bulundurmak suçundan, Türk  
Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca dava açmıştır.  
3 Nisan 2002 tarihinde, Muş Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın para cezasına ve üç ay hapis  
cezasına mahkum edilmesine ve sözkonusu cezanın para cezasına çevrilmesine karar  
vermiştir. Sonuç olarak başvuran, 249.139.800 TL (yaklaşık 210 Euro) para cezasına mahkum  
edilmiştir. Karar başvurana, 10 Nisan 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.  
16 Nisan 2002 tarihinde, başvuran, Muş Asliye Ceza Mahkemesi’nde sözkonusu karara itiraz  
etmiştir. Başvuran, sözkonusu yasaktan bilgisi olmaması sebebiyle kasıtlı suç unsuru  
bulunduğu hususuna karşı çıkmıştır. Bu bağlamda başvuran, yasak kararının başka bir  
şehirdeki mahkeme tarafından verilmesi ve yayımlanmaması veya tebliğ edilmemesi  
nedeniyle yasak kararından bilgisi olamayacağını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, mahkumiyet  
kararının Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan bilgi edinme özgürlüğünü ihlal ettiğini  
sözlerine eklemiştir.  
26 Nisan 2002 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmiştir.  
Yargılamanın hiçbir safhasında, başvuran, ulusal mahkemeler önünde açık duruşma  
imkanından yararlanmamıştır.  
2
HUKUK  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, mahkumiyetinin, düşünce, ifade ve dernek kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini  
ileri sürmektedir. Bu bağlamda başvuran, AİHS’nin 9.,10. ve 11. maddelerine atıfta  
bulunmaktadır.  
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Başvuran, yasak yayın bulundurması nedeniyle mahkum edilmesinin, bilgi ve fikir alma  
özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, suç teşkil eden yayınlar hakkında  
verilen yasak kararından bilgisinin olmadığını belirtmektedir. Başvurana göre, eski Türk Ceza  
Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca, salt yasak yayın bulundurmak ceza uygulanmasını  
gerektirmez. Başvuran ayrıca, yasanın Yargıtay içtihadına uygun olarak yorumlanmadığını  
iddia etmektedir.  
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin mevcudiyetine itiraz  
etmektedir. Buna ek olarak, Hükümet, başvuranın İnsan Hakları Derneği başkanı olduğu için  
yasak yayın bulundurmaktan mahkum edildiğini, mahkumiyetinin yayınların içeriği ile ilgili  
olmadığını belirtmektedir. Hükümete göre, şikayetin bu kısmının AİHS’nin 6. maddesi  
kapsamında incelenmesi gerekmektedir.  
1. Müdahalenin mevcudiyeti  
AİHM, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin birçok başvuruda AİHM tarafından, halkın  
bilgi edinme hakkının mevcudiyetinin, gazetecilerin kamu yararına ilişkin bilgi ve fikir sunma  
görevlerinin doğal bir sonucu olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (Bkz, örneğin, Observer  
ve Guardian- Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991 ve Thorgeir Thorgeirson – İzlanda, 25 Haziran  
1992).  
Mevcut davada AİHM, gazete ve ekini bulundurmaktan başvuranın mahkum edilmesinin,  
AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan bilgi ve fikir edinme hakkına yönelik bir  
müdahale oluşturduğu kanaatindedir.  
Böyle bir müdahale, “yasa ile öngörülmedikçe”, AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı  
uyarınca meşru amaç ya da amaçlar izlemedikçe ve sözkonusu amaçlara ulaşmak için  
“demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça” AİHS’nin 10. maddesine aykırıdır.  
3
2. Yasa ile öngörülme  
AİHM, “yasa ile öngörülme” ifadesine dair yerleşik içtihadının yalnızca karşı çıkılan  
tedbirin iç hukukta bir dayanağı olması yükümlülüğü getirmediğini, aynı zamanda sözkonusu  
yasanın niteliğine ilişkin de bir görev yüklediğini; “yasa”nın, yargılanabilir bakımından,  
erişilebilir ve öngörülebilir olması gerektiğini belirtmektedir. (Sunday Times- Birleşik Krallık  
(no:1), 26 Nisan 1979 ve Rotaru-Romanya, başvuru no: 28341/95).  
AİHS’nin 10/2 maddesi uyarınca, ancak vatandaşa davranışını düzenleme imkanı tanımak  
amacıyla yeterli açıklıkla düzenlenmiş bir kural kanun olarak kabuledilebilir; vatandaş  
gerektiğinde uzman görüşü alarak, dava koşullarında belirli bir eylemin yol açabileceği  
sonuçları makul bir ölçüde öngörebilmelidir. Sonuçların nihai bir kesinlikle öngörülmesi  
gerekmez. Kesinlik, istenen bir durum olsa da, bazen aşırı katıcılığı da beraberinde  
getirebilir; oysa hukuğun durumdaki değişikliklere uyum sağlayabilmesi gerekmektedir. Bu  
nedenle çok sayıda yasa, eşyanın tabiatı gereği, günün şartlarına göre yorumlanabilmelerine  
ve uygulanmalarına imkan tanımak üzere az çok muğlak hükümler içermektedir (bkz,  
örneğin, Editions Plon-Fransa, başvuru no: 58148/00).  
Meşruiyet ilkesi değerlendirilirken, ulusal mahkemeler tarafından iç hukukun yorumlanma ve  
uygulanma şeklinin AİHS ilkelerine uygun sonuçlar doğurup doğurmadığının tespit edilmesi  
gerekmektedir (Apostolidi ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 45628/99, 27 Mart 2007 ve  
Kandemirci ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 37096/97 ve 37101/97).  
Mevcut davada, başvuranın eski Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca mahkum  
edilmesi nedeniyle müdahalenin iç hukukta bir dayanağı bulunmaktaydı. Sözkonusu yasanın  
da Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle yasanın erişebilirlik gereğine riayet edilmiştir.  
Öngörülebilirliğe ilişkin olarak ise, AİHM, Muş Sulh Ceza Mahkemesi’nin başvuranı eski  
Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca mahkum ettiğini belirtmektedir. Sözkonusu  
hüküm uyarınca, yetkili bir merci tarafından alınan karara ya engelleyici tedbire uymama,  
hapis ve para cezası ile cezalandırılır. Adli bir kararla yasaklanmış yayın bulundurması  
nedeniyle, ulusal mahkemeler başvuranın sözkonusu hükmü ihlal ettiği kanaatine varmıştır.  
Mevcut davada, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ihtilaf konusu yayınların  
yayımlandığı tarihten sonra sırasıyla 16 ve 29 Eylül 2001 tarihli iki tane toplatma kararı  
sözkonusudur. AİHM, sözkonusu kararların başvuran hakkında alınmadığını ayrıca bu  
kararlardan başvuranın bilgisi olduğu hususunun ne ortaya konduğunu ne de iddia edildiğini  
kaydetmektedir. Bu bağlamda AİHM, ancak sözkonusu karar ilgilinin bilgisine sunulduğu  
takdirde hukuki bir karara uymamanın ceza gerektirebileceği kanaatindedir. Ayrıca AİHM,  
ulusal mahkemelerin, bu konuda başvuranın yapmış olduğu itirazları da dikkate almadığını  
gözlemlemektedir.  
AİHM, Yargıtay 9. Dairesinin 18 Mart 2003 tarihli kararında, yasak yayınların savunması ya  
da propagandası amaçlanmadıkça salt bu yayınları bulundurmakla suç teşkil eden unsurların  
bir araya gelmediği kanaatine vardığını not etmektedir.  
AİHM’ye göre, mevcut dava koşullarında, başvuran, eski Türk Ceza Kanunu’nun 526.  
maddesi uyarınca ihtilaflı yayınları bulundurmanın cezaya yol açabileceğini “makul bir  
ölçüde” öngörememiştir. Bu koşullarda, AİHM, öngörülebilirlik gereğine riayet edilmediği ve  
sonuç olarak, müdahalenin yasa ile öngörülmediği sonucuna ulaşmaktadır. Bu durumda  
AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
4
Sözkonusu koşullar ışığında, AİHM, meşru bir amacın mevcudiyeti ve demokratik bir  
toplumda gerekli olması gibi AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı ile istenen diğer koşullara  
riayet edilip edilmediğinin tespit edilmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, ulusal mahkemelerin duruşma yapmaması nedeniyle davasının hakkaniyete uygun  
olarak görülmediğini ve duruşmalara katılma hakkından, dolayısıyla kendini gerektiği şekilde  
savunma hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran, ceza kararının  
verilmesinin ardından hakkındaki suçlamalardan bilgisi olduğunu ileri sürmekte ve  
savunmasını hazırlamak için gerekli imkanlardan yararlanamamaktan ve arama yapan  
polislerin ifadelerinin alınmamasından da şikayetçi olmaktadır. Başvuran, AİHS’nin 6/1 ve  
6/3 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
AİHM, AİHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının gerekliliklerinin, 1. paragraf ile güvence  
altına alınan adil yargılanma hakkının istisnai koşullarını değerlendirdiği hatırlatmaktadır.  
AİHM, başvuranın şikayetlerinin AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında incelenebileceği  
kanaatindedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve  
başvuranın ulusal mahkemeler önünde duruşma imkanından yararlanamamasından dolayı  
başvuranın davasının hakkaniyete uygun olarak görülmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Karahanoğlu-Türkiye, başvuru  
no: 74341/01, 3 Ekim2006 ve Oyaman-Türkiye, başvuru no: 39856/02, 20 Şubat 2007).  
Mevcut davayı incelemesinin ardından, AİHM, Hükümetin farklı bir sonuca ulaşmak için ikna  
edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla, mevcut davada AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran son olarak mahkumiyetinin, AİHS’nin 7. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenen şikayetle bağlantılı  
ve kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.  
AİHS’nin 10. maddesi kapsamındaki tespiti göz önüne alarak, AİHM, sözkonusu hüküm ihlal  
edilmiş olsa dahi ayrıca bir incelemenin yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.  
5
IV AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, 5.000 Euro değerinde maddi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran,  
sözkonusu miktarın ödediği para cezasına ve avukatlık ücretine tekabül ettiğini belirtmektedir.  
Başvuran ayrıca, 5.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, avukatlık ücretine ilişkin talebin “Yargılama Masraf ve Giderleri” kısmında göz  
önüne alınması gerektiği kanaatindedir. Çarptırıldığı para cezasına ilişkin olarak ise, AİHM,  
başvuranın sözkonusu miktarı ödediğini gösteren hiçbir belge sunmadığını belirtmekte ve  
sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Buna karşın, AİHM, başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin yerinde olduğu  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuranın avukatlık ücretine ilişkin talebi de bu  
çerçevede dikkate alınmaktadır. Başvuran hiçbir belge sunmamaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Belge sunulmamasını göz önüne alarak, AİHM, başvuranın talebini reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 7. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;  
6
5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
7