HUKUK
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
Hükümet AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak başvuranın iç hukuk yollarını
tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet başvuranın Danıştay’a yaptığı iptal başvurusunun 15
Kasım 2005 tarihinde reddedildiğini belirtmektedir. Hükümete göre iç hukuk yollarının
tüketilmemesi nedeniyle başvuru kabuledilemez ilan edilmelidir.
Hükümet öte yandan 15 Mayıs 2008 tarihli yazılı görüşlerinde 5737 sayılı Kanun’un 7.
maddesine atıfta bulunarak yürürlükteki bu Kanun’un öngördüğü şekliyle başvuranın ilgili
tapu kadastro dairesine giderek ihtilaf konusu taşınmazını tapu sicilinde kendi adına
kaydettirme talebinde bulunabileceğini ifade etmektedir.
Başvuran Hükümetin bu savına karşı çıkarak, 5737 sayılı Kanun’un vakıflara AİHS’nin Ek 1
no’lu Protokolü’nün 1. maddesinin ihlaline ilişkin şikayetleri için iç hukukta etkili bir başvuru
yolu sunduğunun kabul edilebileceğini, ancak 5737 sayılı Kanun’un uygulanmasında ciddi
belirsizliklerin bulunduğunu belirtmektedir. Bilhassa yeni kanun hükümlerini uygulamakla
yükümlü makamların uygulamalarına ilişkin şüphelerini dile getirmektedir. Başvuran ayrıca,
Vakıflar Genel Meclisi’nin olumlu görüşüne bağlı olması dolayısıyla taşınmazının otomatik
olarak kendisine iadesinin mümkün olmayacağının altını çizmektedir. Başvuran Vakıflar
Genel Meclisi’nin olumlu görüş vermemesi durumunda uzun yıllar sürme riski olan idari
dava açması gerekeceğini belirtmektedir.
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesinin normal şartlarda başvurunun AİHM’ye yapıldığı
tarih itibarıyla değerlendirildiğini hatırlatır. Bunun yanı sıra bu kuralın, her davanın özel
koşullarınca meşru hale gelebilen istisnaları bulunmaktadır (Bkz. Baumann-Fransa kararı no:
33592/96, 22 Mayıs 2001; Brusco-İtalya kararı, no: 69789).
AİHM dosyadaki belgeler ışığında, başvuranın AİHM’ye başvurduktan sonra açtığı iptal
davasının bir yandan bir yönetmelik hükmünün, diğer yandan Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
başvuranın kimi taşınmaz mallarını kendi adına yeniden tescil ettirme girişimini reddeden
kararının iptal edilmesi için açılmış genel nitelikli bir dava olduğunu tespit etmektedir.
Hükümet tarafından sunulan unsurlar bu girişimin akıbetinin mevcut başvuruyu doğrudan
etkileyip etkilemediği konusunda herhangi bir bilgiyi içermemektedir. Yapılan bu başvurunun
2002 ve 2003 yıllarında gerçekleştirilen yasa ve yönetmelik değişikliklerinin yalnızca
vakıfların kendi tasarruflarında bulunan taşınmaz mallar ile ilgili olduğuna ve tapu sicilinde
üçüncü şahıslar adına tescil edilmiş malların statüsünü yeniden düzenlemediğine kanaat
getiren Danıştay tarafından reddedildiğini de ifade etmek gerekir.
AİHM, 5737 sayılı Kanun’un 7. (geçici) maddesine ilişkin başvuranın öngörülen bu başvuru
yolunun taşınmaz mallarının iadesine mahal verecek başvuru yolunu açtığına karşı
çıkmadığını, fakat bu yönde lehte bir kararın elde edilebilmesi için Vakıflar Genel Meclisi’nin
olumlu görüşünün alınması gerekmesini sorguladığını gözlemlemektedir.
Bu başvuruda dava dosyasından başvuranın taşınmaz mallarını kendi adına yeniden
kaydedilmesi talebiyle Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne başvurmadığı anlaşılmaktadır. AİHM bu
bağlamda 5737 sayılı Kanun’un, (geçici) 7. maddesinin alenen “hibe yoluyla edinilmiş
taşınmaz mallara” atıfta bulunduğu cihetle, başvurana şikayetlerini makul bir çerçevede
başarıyla sonuçlandırabileceği başvuru yolunu sunduğu hususunu kabul etmeye hazırdır.
Sonuç itibariyle, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralından muaf olmak için istisnai bir durum
3