C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
SARA KAYA VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:47544/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 Ekim 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (47544/99) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Sara Kaya, Hatice Kaya, Zozan Kaya, Abdülbaki Kaya ve Mehmet Kaya’nın  
(bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 1 ubat 1999 tarihinde Avrupa  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuranlar, AĐHM önünde Mersin Barosu avukatlarından M.  
Erdoğdu tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Sara Kaya, Abdülbaki Kaya, Mehmet Kaya, Hatice Kaya ve Zozan Kaya,  
sırasıyla 13 Eylül 1998 tarihinde cesedi bulunan efik Kaya’nın ei, oğulları ve kızlarıdır.  
Bavuranlar sırasıyla 1940, 1965, 1969, 1971 ve 1974 doğumlu olup Mersin’de ikamet  
etmektedirler.  
Bavuranlara göre, efik Kaya 1997 yılında jandarmalarca yakalanmıtır. efik Kaya  
gözaltında tutulduğu on gün boyunca ikenceye maruz kalmıtır. efik Kaya daha sonra  
kefaletle serbest bırakılmıtır. Bu bilgiyi destekleyen herhangi bir belge bulunmamaktadır.  
Ayrıca bu iddia ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman gündeme getirilmemitir.  
efik Kaya’nın 1998 yılında askeri güvenlik bölgesinde yer alan Manisor (Diyarbakır Đli Lice  
Đlçesi’ne bağlı) mezrasına giriçıkıyasağı bulunması sebebiyle buraya gitmek için  
jandarmadan izin talebinde bulunduğu, yalnız gitmesi ve saat 19’dan erken dönmemesi  
artıyla kendisine izin verildiği iddia edilmitir. Böylelikle efik Kaya, adıgeçen mezrada  
bulunan tarlalarını sulamak üzere 5 Temmuz 1998 tarihinde Diyarbakır’daki evinden ayrılmıꢀ  
ve bir daha geri dönmemitir.  
9 Temmuz 1998 tarihinde bavuran Sara Kaya kocasının kaybolduğunu bildirmek üzere  
jandarma karakoluna gitmitir.  
Okuma yazması olmadığını, Türkçe’yi iyi konuamadığını ve ifade verdiği sırada sözlerini  
tercüme edecek biri olmadığını belirten bavuran, ifadesinde yer alan son cümleyi AĐHM  
önünde inkar etmektedir.  
Đki jandarma subayı ve Sara Kaya tarafından imzalanan tutanakta kayıp kiinin dıgörünüü  
ayrıntılı bir ekilde tarif edilmitir.  
Jandarma karakolu efik Kaya hakkında açılan dosyayı Lice Cumhuriyet Savcılığı’na  
(‘savcılık’) havale etmitir.  
Savcılık, 2 Ağustos 1998 tarihinde bir ön soruturma açarak jandarmadan efik Kaya’nın  
yakınlarının çağrılmasını talep etmitir.  
Bu talebe ne surette cevap verildiği hakkında dosyada bir bilgi bulunmamaktadır.  
evket adında bir kimse Diyarbakır pazarında efik Kaya’nın yeğeni Mevlüde (‘Mevlüde’)  
Kaya’ya yaklaarak bir minibüste efik Kaya’nın cesedinin Manisor yolunun kenarında  
olduğunu duyduğunu haber vermitir. Haberin kaynağına ilikin olarak ise evket, herkesin  
bu konudan bahsettiğini belirtmitir. Mevlüde, bu olayı Hatice Kaya’ya anlatmıtır.  
Aynı gün iki kadın jandarmaya konuyla ilgili bilgi vermive jandarmalarla birlikte Kavrabazı  
deresi yakınlarına giderek çalılıkların arasında cesetten geriye kalanları bulmulardır. Đki  
kadın, geriye sadece kemiklerin kaldığı cesedi üzerinde bulunan ayakkabılar ve giysiler  
sayesinde tehis etmilerdir.  
Aynı gün düzenlenen olay yeri tespit tutanağında yakın mesafeden atelenilen bir Kalanikof  
tüfeğe ait on iki adet bokovan (arama tutanağına göre on üç adet) bulunduğu belirtilmitir.  
Olay yerinin krokisinde, cesedin Diyarbakır-Bingöl yol ayrımının Manisor’a doğru yüz iki  
yüz metre içinde, kurumubir dere yakınlarında bulunduğu belirtilmitir.  
13 Eylül 1998 tarihinde verdiği ifadede Hatice Kaya babasının cesedinin bulunduğu yer  
hakkında nasıl haberdar olduğu sorusuna cevap vermitir. Hatice Kaya, özel olarak kimseden  
üphelenmediğini ve babasının dümanı bulunmadığını beyan etmitir.  
Savcılığın talimatı üzerine kemik parçalarından ibaret ceset Lice Sağlık Ocağı’na  
götürülmütür. Lice Sağlık Ocağı’nda görevli bir doktor kemiklerin post-mortem muayenesini  
gerçekletirmitir.  
Ceset muayenesi sonucunda düzenlenen raporda, kemiklerin çürüme sürecine girdiği ve ölüm  
nedeninin belirlenebilmesi için yeterli donanıma sahip bir hastanede inceleme yapılması  
gerektiği belirtilmitir.  
Lice Cumhuriyet Savcısı ve bavuran Mehmet Kaya tarafından imzalanan 13 Eylül 1998  
tarihli tutanakta, babasının kemiklerinin Diyarbakır Adli Tıp Merkezi’ne götürülmek üzere  
Mehmet Kaya’ya teslim edildiği belirtilmitir. Tutanakta ayrıca, cesedin defnedilmesinde bir  
sakınca olmadığı belirtilmiti.  
Diyarbakır Devlet Hastanesi tarafından aynı tarihte verilen raporda incelenen kemik  
parçalarının daha ayrıntılı bir tanımı yapılarak, ölüm nedeninin belirlenmesinin mümkün  
olmadığı sonucuna varılmıtır. Raporda ölüm koullarının ancak adli bir soruturma ile  
aydınlığa kavuturulabileceği belirtilmitir.  
Bu rapor üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, olayların meydana geldiği yerin Lice’ye  
bağlı olması sebebiyle konuyla ilgili olarak yetkisizlik kararı vermitir.  
Lice Cumhuriyet Savcılığı 2 Ekim 1998 tarihinde kaybolma ve cinayet olayıyla ilgili  
dosyaları birletirmeye karar vermitir.  
Lice Cumhuriyet Savcılığı 15 Ocak 1999 tarihli bir mektupla Lice Đlçe Jandarma  
Komutanlığı’ndan bavuranların ve Hedik Köyü Đlkokulunda görevli öğretmen A.A.’nın  
derhal çağrılmasını talep etmitir.  
A.A. 26 Nisan 1999 tarihinde savcı tarafından dinlenilmitir. A.A efik Kaya’nın  
öldürülmesi hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ve olayların meydana geldiği sırada  
Diyarbakır’da bulunduğunu beyan etmitir.  
Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı, Savcılığa gönderdiği 25 Aralık 1999 tarihli yazıda  
bavuranların Mersin Đli’ne taındıkları bilgisini vermitir. Dosyada Savcılığın davetinden  
sonra meydana gelen gelimelere ilikin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.  
efik Kaya’nın yeğeni E.K. jandarmada verdiği ifadede dayısının 1992 yılında PKK  
tarafından kaçırıldığını ve serbest bırakıldığında vücudunda ikence izleri bulunduğunu beyan  
etmitir. E.K., sözkonusu örgütün Abalı Köyü Jandarma Karakol Komutanlığı ile iyi ilikiler  
içinde bulunan efik Kaya’yı, örgüt militanlarının adlarını yetkili makamlara verdiği  
üphesiyle tehdit ettiğini iddia etmitir. E.K. dayısının PKK mensuplarınca öldürüldüğü  
çıkarımında bulunmutur.  
28 Aralık 2001 tarihli faili meçhul cinayetlere ilikin yıllık raporunda Abalı Köyü Jandarma  
Karakol Komutanı, dosyaya aktarılan muhtelif delil unsurlarını inceledikten sonra, efik  
Kaya’nın PKKlı teröristlerce ya da uzun süredir aralarında süren ihtilaf yüzünden intikam  
kastıyla köy öğretmeni A.A. tarafından öldürülmüolabileceği kanaatine varmıtır. Komutan,  
A.A.’nın, iki oğlunun PKK tarafından öldürülmesine efik Kaya’nın neden olduğu yolundaki  
30 Kasım 1989 tarihli ifadesine atıfta bulunmaktaydı.  
Lice Cumhuriyet Savcısı on üç adet bomermi kovanının Diyarbakır Kriminal  
Laboratuvarına gönderilmesini istemitir.  
Kriminal laboratuvarında görevli bir uzman tarafından düzenlenen raporda mermilerin  
tamamının aynı silahtan çıktığı belirtilmitir. Mermi kovanlarının, hangi silahtan çıktığı  
belirlenemeyen mermilerin yer aldığı arivdeki mermilerle karılatırmalı olarak incelenmesi  
ileminin uzun zaman alacağı raporda ayrıca belirtilmitir. Dosyada sözkonusu incelemelere  
ilikin bir nihai rapor mevcut değildir.  
Jandarma tarafından üç ayda bir düzenlenerek Savcılığın bilgisine sunulan tutanaklarda ‘1.  
Olayın failleri sıkı bir ekilde aratırılmıolup henüz kimlikleri tespit edilememitir; 2.  
Sanıkların yakalandığında bilgi verileceğini, 3. Olayla ilgili bilgi ya da itiraf elde  
edilememitir. 4. Olayın faillerinin yakalanması ve kimliklerinin tespiti için çalımalara  
aralıksız devam edildiğini; bu hususlarla ilgili olarak devamlı bilgi verileceğini’ eklinde  
değimez ifadeler yer almaktadır.  
efik Kaya’nın ölümü ile ilgili olarak yapılan soruturma 2002 yılından bu yana Lice  
Cumhuriyet Savcılığı önünde devam etmektedir.  
Bavuranlar son olarak 23 ubat 2003 tarihinde soruturmanın seyrine ilikin mektup yoluyla  
bilgi almılardır. Bavuranlar, müteki taraf olarak dosyanın seyrinden haberdar  
edilmediklerinden yakınmılardır.  
HUKUK  
III. AĐHS’NĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan bavuranlar, güvenlik güçlerinin gereksiz güç  
kullanımı sonucunda efik Kaya’nın yaam hakkının çiğnenmesinden ikayetçi olmaktadırlar.  
Bavuranlar ayrıca, her türlü bavurunun sonuçsuz kalacağını beyan eden savcılık tarafından  
mevcut davada yürütülen soruturmanın etkisizliğinden ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar  
AĐHS’nin 2. maddesiyle birlikte 13. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğini iddia  
etmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bu ikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu itibarla sözkonusu ikayetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi  
yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Bavuranların yakınının ölüm koulları hakkında  
a. Tarafların argümanları  
Hükümet ilk olarak, bavuranların AĐHM önünde dile getirdikleri iddiaların, ulusal  
mahkemeler önünde dile getirdiklerinden farklı iddialar olduğunu belirtmektedir. Bu hususta  
Hükümet bavuran Sara Kaya’nın 9 Temmuz 1998 tarihli beyanına dikkat çekmektedir.  
Bavuran sözkonusu tarihte verdiği ifadede kocasının teröristlerce kaçırılmıolabileceğini  
beyan etmitir. Hükümet, efik Kaya’nın cesedinin askeri bölge olduğu iddia edilen ağaçlık  
bölgede bulunmadığı hususuna AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Hükümet, ağaçların  
kocasının öngördüğü gibi sulanmıolduğunu fark ettiğini beyan eden bavuran Sara  
Kaya’nın, verdiği ifadede, askeri bölgede olağandıı herhangi bir durum olduğundan söz  
etmediğini anımsatmaktadır.  
Hükümet ayrıca, her ne kadar ceset ve bomermi kovanlarının bulunduğu yer cinayetin  
Diyarbakır-Bingöl yolu yakınlarında ilenmiolabileceğini iaret etse dahi cinayet mahallinin  
belli olmadığını belirtmektedir. Öte yandan Hükümet, efik Kaya’nın yetkili makamlara ölüm  
tehdidiyle ile ilgili olarak bilgi vermediğini ve adıgeçenin günlük yaamına bakıldığında  
böylesi bir tehdidin varlığına iaret eden bir unsura rastlanmadığını belirtmektedir. efik  
Kaya’nın, gerçekten birkaç yıl evvel PKKlılarca kaçırılarak ikenceye tabi tutulduğu kabul  
edilse dahi bu olaya ilikin olarak ulusal makamlar nezdinde herhangi bir ikayette  
bulunulmamıtır.  
Bavuranlar, bavuruyu sundukları dönemde dile getirdikleri iddialara yeni unsurlar  
eklememektedirler.  
b. AĐHM’nin takdiri  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin 3. maddeyle birlikte Sözleme’nin esas maddeleri arasında  
yer aldığını ve Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumlara ait temel değerlerden  
birine hasredildiğini anımsatır (bkz. Çakıcı – Türkiye, no:23657/94, prg. 86, ve Finucane –  
Birleik Krallık, no: 29178/95, prg. 67-71). Dolayısıyla 2. maddede öngörülen korumanın  
önemini kabul eden AĐHM, yaam hakkına ilikin ikayetleri büyük bir dikkatle inceleyerek  
bir kanaate varmak durumundadır (bkz., sözgelimi, Ekinci – Türkiye, no: 25625/94, prg. 70,  
18 Temmuz 2000, ve Tekdağ – Türkiye, no: 27699/95, prg. 72, 15 Ocak 2004).  
AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul üpheden uzak’ delil ölçütüne  
bavurmaktadır (bkz. Đrlanda – Birleik Krallık, 18 ocak 1978 tarihli karar, 18 Ocak 1978,  
prg. 160-161). Bununla birlikte, böylesi bir delil, yeterli derecede ciddi, belirli ve tutarlı bir  
göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz.  
Abdurrahman Orak – Türkiye, no: 31889/96, prg. 69, 14 ubat 2002). Delillerin  
değerlendirilmesi hususunda AĐHM ikincil bir rol oynar ve ayet dava koulları icbar  
etmiyorsa dava olaylarını incelemekle sorumlu bir ilk derece mahkemesinin görevini yerine  
getirmesi sözkonusu olduğunda ihtiyatlı hareket etmek mecburiyetindedir (bkz. Tahsin Acar –  
Türkiye, no: 26307/95, prg. 216, 8 Nisan 2004).  
AĐHM, dosyada bulunan belgeler, özellikle de Hükümet’in yürütülen adli soruturmalara  
ilikin olarak sunduğu belgeler ve taraflarca sunulan gözlemler ıığında, gündeme gelen  
meseleleri inceleyecektir.  
Halihazırda AĐHM, bavuranların iddialarının aksine, efik Kaya’nın kamu görevlilerince ya  
da kamu görevlilerinin yardımı veya ibirliğiyle öldürüldüğü hususunda herhangi bir dosya  
unsuruna yahut dava olayına rastlanmadığını tespit etmektedir. AĐHM, bavuranların bu  
iddialarını ulusal makamlar önünde dile getirmedikleri hususunda Hükümet ile hemfikirdir.  
Öte yandan AĐHM, yalnızca kendi önünde dile getirilen olayların hiçbir biçimde belgelerle  
desteklenmediğini tespit etmektedir.  
AĐHM elindeki bilgilere istinaden efik Kaya’nın kamu görevlilerince ya da kamu  
görevlilerinin ibirliği sonucunda öldürüldüğü yolunda bir çıkarımda bulunmanın güvenilir  
göstergelerden çok varsayım ve tahmine dayanacağını değerlendirmektedir. Bu artlar altında  
AĐHM, efik Kaya’nın öldürülmesinde Savunmacı Devletin bir sorumluluğu bulunduğunun  
her türlü makul üpheden uzak bir ekilde kanıtlanamadığını tespit etmektedir.  
Netice itibarıyla AĐHS’nin 2. maddesinin herhangi bir biçimde ihlal edildiği ortaya  
konulamamıtır.  
2. Soruturmanın yetersizliği iddiası hakkında  
a. Tarafların argümanları  
Konuyla ilgili olarak yürütülen soruturmanın etkililiği hususunda Hükümet, yetkili  
makamların efik Kaya’nın ölümü konusunda haberdar edilir edilmez bir soruturma  
açtıklarına dikkat çekmektedir. Olayın ertesi günü savcı müteveffanın yakınlarının ifade  
vermeleri için çağrılmalarını talep etmitir. Hükümet, kısa bir süre sonra efik Kaya’nın  
cesedinin bulunduğunu belirtmektedir. Hükümet, tutanak düzenlenmesi, tanıklıklara  
bavurulması ve adli tıp muayenesi yapılması gibi derhal balatılan muhtelif usul ilemlerini  
sıralamaktadır. Hükümet son olarak, Savcılık tarafından bir daimi arama kararı çıkarıldığı,  
konuyla ilgili düzenli olarak rapor tutulduğu ve jandarma tarafından bu raporların Savcılığa  
gönderildiği hususlarına dikkat çekmektedir.  
Hükümet, mevcut davada yetkili makamların etkili bir soruturma yürüttükleri sonucuna  
varmaktadır.  
Bavuranlar, bavuruyu yaptıkları dönemde dile getirdikleri iddiaları yinelemektedirler.  
b. AĐHM’nin takdiri  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesiyle getirilen yaama hakkının korunması yükümlülüğünün,  
AĐHS’nin 1. maddesi uyarınca Devlete ‘[kendi] yetki alanı içinde bulunan herkese bu  
Sözleme [...]’ de açıklanan hak ve özgürlükleri tanımak’ genel ödevi ile birlikte ele  
alındığında, güç kullanımının insan ölümüne yol açması durumunda etkili bir resmi  
soruturma yürütülmesini de kapsamı altına aldığını ve art kotuğunu anımsatır (bkz. Kaya –  
Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar, prg. 105, ve McCann ve diğerleri – Birleik Krallık, 27  
Eylül 1995 tarihli karar, prg. 161). Failler ister kamu görevlisi olsun ister olmasın güç  
kullanımı neticesinde insan ölümünün meydana geldiği her durumda etkili bir soruturma  
yürütülmelidir (bkz. Tahsin Acar, adıgeçen, prg. 220). Aratırmalar kapsamlı, tarafsız ve  
dikkatli bir surette yapılmalıdır (bkz. Çakıcı, adıgeçen, prg. 86 ve McCann ve diğerleri,  
adıgeçen, prg. 161-163).  
AĐHM, incelemenin asgari etkililik ölçütüne cevap verme niteliği ve düzeyinin dava  
koullarına bağlı olduğunu değerlendirmektedir. Bu unsurlar, dava olaylarının tamamı ve  
soruturma iinin pratik gerçekleri göz önüne alınarak değerlendirilirler. Meydana gelebilecek  
farklı durumları bir dizi basit soruturma ilemine ya da sadeletirilmiölçütlere indirgemek  
mümkün değildir (bkz. Fatma Kaçar – Türkiye, no: 35838/97, prg. 74, 15 Temmuz 2005,  
Velikova – Bulgaristan, no: 41488/98, prg. 80, Tanrıkulu – Türkiye, no: 23763/94, prg. 101-  
110, Kaya, adıgeçen, prg. 89-91, ve Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, prg. Prg.  
79-81).  
Bu anlamda, yürütülen soruturma, etkili olmalı ve sorumluların tespit edilerek  
cezalandırılmalarına imkan tanımalıdır (bkz. Oğur – Türkiye, no: 21594/93, prg. 88). Burada  
sözü edilen sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar, olayla ilgili  
delillerin toplanabilmesi maksadıyla kendileri için makul surette eriilebilir olan önlemleri  
almıolmalıdırlar (bkz. Tanrıkulu, adıgeçen, prg. 109, ve Salman – Türkiye, no: 21986/93,  
prg. 106).  
Makul ivedilik ve özen gerekliliği bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kabul etmek gerekir ki  
soruturmanın ilerleyii ile ilgili birtakım engel ya da zorluklar ortaya çıkabilir. Ancak,  
öldürücü güç kullanımı ile ilgili soruturma yapılması gerektiğinde yetkili makamların ivedi  
surette harekete geçmeleri halkın yasallık ilkesine güveninin korunması ve yasadıı eylemlere  
karı hogörü gösterildiği ya da bu eylemlere itirak edildiği izleniminin verilmemesi  
açısından büyük önem taır (bkz. McKerr – Birleik Krallık, no: 28883/95, prg. 114).  
Mevcut davada takdirine sunulan delil unsurlarını inceleyen AĐHM, hazırlık soruturmasında,  
cesedin bulunmasını takip eden günlerde, tanıklıkların toplandığını, olay yerinin krokisinin  
çıkarılğını, post-mortem ceset muayenesi ve balistik incelemenin yapıldığını tespit  
etmektedir.  
Bununla birlikte, yetkili makamların kayıp olayı hakkında haberdar edilmesiyle cesedin  
bulunması arasında geçen iki aylık dönem zarfında, ölenin yakınlarının ifadelerinin alınması  
ında yetkili makamlar tarafından aratırma yapıldığı hususunda dosyada herhangi bir bilgi  
bulunmamaktadır. Bu çerçevede AĐHM, efik Kaya’nın kaybolduğu gün izlediği güzergahın  
ailesi tarafından bilindiğini gözlemlemektedir. Aile önce kendisi bir aratırma yapmıve  
ardından yetkili makamlara hem bavuranın güzergahı hem de müteveffanın yaamına ilikin  
endie verici emareler hakkında gerekli tüm bilgileri vermitir. Yetkili makamlar bavuranın  
görünüü hakkında bilgiye sahiptiler. Ancak, belirtilen yerlerde aratırma yapıldığına dair  
soruturma dosyasında herhangi bir belge yer almamaktadır. Ceset iki ay sonra belirtilen  
yerde bulunmutur. Cesedin bulunduğu yeri müteveffanın yakınları sayesinde öğrenen yetkili  
makamların ihtiyatsızlığı karısında AĐHM hayrete dütür. Halbuki tanıklıklara göre  
köyde konuyla ilgili bir söylenti dolamaktaydı. Ayrıca, bu haberin yayılmasıyla ve bu bilgiyi  
yayanlarla ilgili hiçbir aratırma yapılmadığı da gözükmektedir.  
AĐHM, Lice Savcısı’nın en az iki kez jandarmadan efik Kaya’nın yakınlarının ifade vermek  
üzere çağrılmasını talep ettiğini gözlemlemektedir. AĐHM bu talebe, ilgililerin baka bir ile  
taındığı yönünde bile olsa herhangi bir cevap verilmediğini not etmektedir. Hükümet, bu  
konuda neden ifadelerin alınması için istinabe yoluna bavurulmağı sorusuna cevap  
vermemektedir.  
AĐHM ayrıca, 13 Eylül 1998 tarihinde cesedin yakınında bulunan bomermi kovanlarının  
incelenmek üzere kriminal laboratuvarına ancak 9 Ocak 2002 tarihinde gönderildiğini tespit  
etmektedir. Bu gecikmenin sebebi hakkında bir izahat verilmemitir. AĐHM, dosyada bu  
incelemeye ilikin nihai raporun da bulunmadığını not etmektedir.  
AĐHM, Savcılık tarafından kesintisiz bir inceleme balatıldığını ve Savcılık ile jandarma  
arasında bir çok yazıma yapıldığını tespit etmektedir. Bu durum, ulusal makamlar tarafından  
gayret gösterildiğinin a priori kabul edilmesini sağlasa da sözkonusu ilemler davanın esasına  
ilikin veya yapılan aratırmaların niteliğine dair bir ıık tutmamakta olup yalnızca rutin  
yazıma tekil etmektedirler. Üstelik AĐHM’ye sunulan dosyadaki bilgilere göre 1999 ve  
2001 yılları arasında soruturmayla ilgili olarak herhangi bir ilerleme kaydedilmemitir. Bu  
hususta Hükümet herhangi bir izahatta bulunmamaktadır.  
Özetle, yukarıda tespit edilen eksiklikleri göz önünde tutan AĐHM, bavuranların ei ve  
babalarının ölümünün meydana geldiği koullara ilikin olarak ulusal makamlarca yürütülen  
soruturmanın etkili bir soruturma olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi anlamında devlete düen usul yükümlülüklerinin yerine  
getirilmediği sonucuna varmaktadır.  
Yukarıda ifade olunanların ıığında AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi yönünden yapılan ikayeti  
ayrıca incelemeye gerek olmadığına hükmetmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar son olarak, efik Kaya’nın Kürt kökenli oluu nedeniyle öldürüldüğü iddiasıyla  
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiğinden ikayet etmektedirler.  
AĐHM, bu ikayetin dayanaktan yoksun olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHM,  
sözkonusu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğunu  
tespit etmektedir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar, adil tatmin taleplerini AĐHM tarafından belirlenen sürenin sona erdiği tarihten  
iki gün sonra sunmulardır. Bununla birlikte AĐHM tüzüğünün 6. maddesinin ikinci fıkrası  
uyarınca bu talepleri dosyaya aktarmayı uygun görmütür.  
Bavuranlar uğradıkları manevi zararın tazmini için 250.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu talebi aırı bulmaktadır.  
AĐHM, efik Kaya’nın ölümü ile ilgili olarak Hükümetin AĐHS’nin 2. maddesinde öngörülen  
usul yükümlülüğü hilafına etkili bir soruturma yürütmediği sonucuna varğını anımsatır. Bu  
koullar altında hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM manevi tazminat olarak  
bavuranlara 10.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran yargılama ve masraflara ilikin bir talepte bulunmadığından bu yönde bir ödeme  
yapılmasına gerek yoktur.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan ikayetin kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 13. maddesi yönünden yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak bavuranlara manevi tazminat  
olarak 10.000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Daire ayrıca bu kararın taraflara yazılı olarak bildirilmesine  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 19 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.