Başvuran, ne göz altı sırasında ne de sorgu hakimi önünde avukatıyla
temasa geçemediğinden şikayetçi olarak AİHS’nin 6§§1 ve 3 c). Maddesini
14.maddeyle beraber veya ayrı olarak öne sürmüştür.
Hükümet, AlHS’nin 6§1. maddesinin, yargılamanın her farklı aşamasında
avukat tarafından temsil edilme hakkına sahip olmasını gerektirmediğini, her
kişinin davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından adil olarak
görülmesini öngördüğünü öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın sadece 27
Eylül 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve sulh hakimi tarafından dinlendiği
sırada avukat tarafından temsil edilme talebinde bulunduğunu belirtmiştir.
Buradan, başvuranın bu tarihten önce savunmasını kendisinin yapmasını
tercih ettiği sonucuna varılabilir.
AİHM, 6.maddenin esas amacının ceza yargılamasında “suçlamanın
esası” konusunda karara varacak yetkili “mahkeme” önünde adil yargılamayı
sağlama olduğunu ancak bunun yargılama safhasından önceki aşamalarla
ilgilenmediği sonucuna yol açmayacağını hatırlatır. 6.maddenin gereklilikleri,
özellikle 3.paragrafı, dosyanın, davanın esasına bakacak hakimin önüne
gelmeden önce ve özellikle bu ilk aşamadaki ihlallerin, davanın adil olma
kriterine zarar verebileceği durumlarda önem taşımaktadır (Bkz. örneğin
Imbrioscia-lsviçre, 24 Kasım 1993, seri A no:275, s. 13, §36).
6.maddenin 3 c) paragrafında yer alan hak, diğerlerine nazaran 1.
paragrafta yer alan ceza yargılaması alanındaki adil yargılama kavramının
önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Mahkeme, 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin
özel uygulama koşullarının sorgulama sırasında, yargılama ve davanın özel
koşullarına bağlı olduğunun altını çizmiştir. 6.maddenin öngördüğü sonuca -
adil yargılanma hakkı- ulaşıldığından emin olmak için, her davada yargılama
sürecinin tamamının ışığında sınırlandırmanın sanığın adil yargılamadan
yararlanmasını engelleyip engellemediğini saptamak gerekir (Bkz. mutatis
mutandis, John Murray-İngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, 1996-1, s.54-55, §
63-64 ve Magee-ingiltere, no: 28135/95, §44-45, CEDH 2000-VI).
AİHM, daha önce hatırlattığı ilkeleri göz önünde bulundurarak,
başvuranın savunma haklarının kısıtlanmasıyla 6§§1 ve 3. maddesinde yer
alan, yargılamanın adil olmasına ilişkin hakkının ihlal edilip edilmediğini
belirlemek için yerel mahkemeler önündeki yargılama sürecinin tümünü
inceleyecektir.
AİHM, olayda, avukatı tarafından temsil edilen başvuranın DGM önünde
özellikle 30 ocak 1997 tarihli oturumda göz altı sırasında alınan ifadelerini
reddettiğini kaydetmiştir (Mamaç ve diğerleri-Türkiye, no:29486/95, 29487/95
ve 29853/95, §49, 20 Nisan 2004).
Mahkeme, başvuranın aynı oturumda 1992’de PKK’ya üye olması, bir
kişinin kaçırılmasına katılması, üç ilkokulun ateşe verilmesi, 1993’de bir
öğretmen ve imamın kaçırılması, belediye başkanının ve bir kişinin kaçırılması
gibi kendisine yöneltilen eylemleri kabul ettiğini saptamıştır. Mahkeme, elinde
bulunan dosyanın unsurlarını göz önünde bulundurduğunda, başvuranın göz
altı sırasında alınan ifadeler ve elde edilen kanıtların esası hakkında görüş
bildirme fırsatının olduğunu belirlemiştir. Başvuranın, kendisinden tamamen
yararlanmak istemese bile savunmasını hazırlamada yardımcı olan yasal
temsilci tarafından temsil edilme fırsatı olmuştur. Mahkeme, buradan,
başvuranın gözaltı süresinin başından itibaren avukat yardımından
yararlanmamış olmasına karşın 6. maddede yer alan hakkaniyete uygunluk
kavramının özünde ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, böylece