CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Sarıkaya - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:36115/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
İŞLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:36115/97) başvuru no’lu  
davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Nesih Sarıkaya (“Başvuran”), 12  
Mart 1997 tarihinde insan Haklan ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin  
AİHS” (“Sözleşme”) 25.maddesi gereğince Avrupa insan Hakları  
Mahkemesi’ne “AİHM” yaptığı başvurudur.  
Başvuran İstanbul’da avukat olan Sn. Ş. Turan ve M. İriz tarafından  
temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
l. DAVA KOŞULLARI  
Kürt asıllı başvuran 1971 yılında doğmuştur.  
A. Başvuranın tutuklanması, göz altına alınması ve hapsi  
7 Eylül 1996 tarihinde saat 1’e doğru, PKK’ya düzenlenen operasyon  
çerçevesinde düzenlenen ve başvuranın, Nesih Sarıkaya, Azat-Tatoz kod  
adıyla beraber imzasını taşıyan tutuklama ve arama tutanağında Erzurum  
Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi polisleri tarafından başvuranın  
evinin arandığı ve başvuranın yasadışı silahlı örgüte mensup olduğu için göz  
altına alındığı yer almaktadır.  
7 Eylül 1996 tarihinde saat 5’te düzenlenen arama tutanağında bir  
tabanca, şarjör ve PKK için toplanan paralara ilişkin 127 kupon ele geçirildiği  
belirtilmiştir.  
Başvuranın üstünün aranmasına ilişkin düzenlenen tutanakta, “Erzurum  
Bölge Koordinasyonu” antetli ve “devrimci sevgi ve saygılarımla” ifadesiyle  
başvuranın imzasını taşıyan el yazısı bir belgeye el konulduğu ifade edilmiştir.  
Aynı gün saat 5’e doğru düzenlenen ve başvuranın imzasını taşıyan yer  
gösterme ve zaptetme tutanağında, başvuranın, Ön soruşturma sırasında  
üzerinde bir tabanca ve PKK adına toplanan bir miktar para bulunduğunu  
ifade ettiği belirtilmiştir.  
8 Eylül 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine Erzurum  
Savcılığı  
başvuranın gözaltı süresini 16 Eylül 1996 tarihine kadar uzatmıştır.  
Başvuran 9 Eylül 1996 tarihinde saat 10’da Erzurum Devlet  
hastanesinde doktor muayenesinden geçmiştir. Muayene raporunda  
başvuranın vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.  
Yine 9 Eylül 1996 tarihinde Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine  
başvuranın üstünün arandığı sırada ele geçirilen el yazısı belgenin aslıyla ilgili  
uzman raporu soruşturma dosyasına konulmuştur. Bu raporda, başvuranın  
söz konusu belgeyi “Erzurum bölgesi cephe sorumlusu”na kendi eliyle yazdığı  
saptanmıştır.  
9
Eylül 1996 tarihinde düzenlenen başvuran ile yaylacıların  
yüzleştirilmesine ilişkin tutanakta, yaylacıların kendilerinden zorla para  
toplayan kişiler arasında Nesih Sarıkaya’nın da bulunduğunu teşhis  
edemediklerini ifade etmişlerdir.  
_________________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından  
yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber  
olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan  
amaçlarla alıntılanabilir.  
Başvuran ile göçerler arasında ikinci kez düzenlenen ve tarihi belli  
olmayan yüzleştirme tutanağında ise, yaylacılar kendilerinden zorla para  
toplayan kişiler arasında Nesih Sarıkaya’nın da bulunduğunu ifade etmişlerdir.  
9 Eylül 1996 tarihinde saat 13:00’de düzenlenen tutanakta başvuranın  
emniyet müdürlüğü polisleri tarafından Erzurum Jandarma Komutanlığı  
jandarmalarına teslim edildiği belirtilmiştir.  
12 ve 20 Eylül 1996 tarihlerinde Erzurum Jandarma Komutanlığının  
talebi üzerine yetkili savcılık başvuranın göz altı süresini sırasıyla sekiz ve altı  
gün uzatmıştır.  
Jandarma tarafından düzenlenen ve başvuranın imzasını taşıyan 16 ve  
20 Eylül 1996 tarihli ifade tutanaklarında başvuranın PKK bünyesinde  
faaliyette bulunduğu belirtilmiştir. Başvuran ifadelerinde 1992 tarihinde PKK’ya  
girdiğini ve Şubat 1993’de güvenlik kuvvetleriyle çatışma, Temmuz 1993’de  
yol inşaatında kullanılan iki kamyonun ateşe verilmesi, Ağustos 1993’de  
ayrımcı propaganda yapmak amacıyla bölgedeki halkı bir araya getirme, Ekim  
1993’de güvenlik güçleriyle silahlı çatışma ve bir köye silahlı saldırı ve adam  
kaçırma, 20-21 Ekim 1993’de üç ilkokulun ateşe verilmesi, 14 Ekim 1993’de  
bir buldozeri ateşe verme girişimi, 27-30 Ekim 1993’de iki mezraya silahla  
ateş açma ve bir evin ateşe verilmesi, Haziran 1994’de güvenlik güçleriyle  
silahlı çatışma, 21-22 Haziran 1995’de üç askerin yaralanmasına yol açan  
güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışma, 20-27 Temmuz 1995’de iki kişinin  
kaçırılması, Temmuz 1995’de bir köye silahlı saldırı, 3 Eylül 1996’da  
yaylacıların paralarının silahla gasp edilmesi eylemlerine katıldığını  
bildirmiştir.  
20 Eylül 1996 tarihinde Erzurum Jandarması Cumhuriyet Savcısından,  
Bingöl Jandarmasının başvuranın bu bölgede gerçekleştirdiği eylemler  
hakkında soruşturma yapılması için başvuranın naklini talep etmesi nedeniyle,  
göz altı süresinin uzatılmasını istemiştir. Savcı göz altı süresini 27 Eylül 1996  
tarihine kadar uzatma kararı almıştır.  
Başvuran 20 Eylül 1996 tarihinde saat 20:35’de Erzurum Devlet  
Hastanesinde doktor kontrolünden geçmiştir. Muayene raporunda başvuranın  
vücudunda hiçbir darp veya cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.  
25 Eylül 19969 tarihinde başvuranı askeri bir doktor muayene etmiş ve  
doktor, başvuranın vücudunda hiç bir darp izine rastlamadığını belirtmiştir.  
Başvuran 27 Eylül 1996 tarihinde Erzurum Cumhuriyet Savcısı  
tarafından dinlenmiştir. Başvuran davanın bu aşamasında avukatının  
bulunmamasından dolayı ifade vermeyi reddetmiştir. Savcı sorgu hakiminden  
başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir.  
Aynı gün, başvuran Erzurum Asliye Ceza Mahkemesi hakimi önüne  
çıkarılmış ve hakim, başvuranın PKK mensubu olmaktan ve silah zoruyla  
soygun yapmaktan tutuklanmasına ve kararın başvuranın yakınlarına  
bildirilmesine karar vermiştir. Başvuran avukatının bulunmadığını ileri sürerek  
ifade vermeyi reddetmiştir.  
Başvuran, 27 Eylül 1996 tarihinde tutuklanarak Erzurum Cezaevine  
gönderilmiştir.  
Emniyet Müdürlüğü tarafından Savcı için düzenlenen ve üzerinde “gizli”  
ibaresi bulunan Aralık 1996 tarihli tutanakta, 1993’de Hasanpaşa (Muş)  
köyünde oturan bir köylüyü Nesih Sarıkaya’yla birlikte öldürdüğünü kabul  
eden bir PKK’lının itirafı yer almaktadır.  
Başvuranın üstünün aranmasına ilişkin Erzurum E-tipi Cezaevi  
yetkililerinin düzenlediği 3 Ekim 1996 tarihli tutanakta, başvuranın üzerinde  
bulunan kurşun kalemle yazılmış iki sayfa nota el konduğu ifade edilmiştir.  
B. Başvuranın mahkumiyeti  
1. Erzincan DGM önünde başvurana karşı ılan ceza davası  
Erzincan DGM, 25 Ekim 1996 tarihinde, başvuranın kamu düzenini  
bozan faaliyetlerde bulunması gerekçesiyle başvuran hakkındaki tutukluluk  
kararının korunmasına karar vermiştir.  
Cumhuriyet savcısı Türk Ceza Kanunun “TCK” 125. maddesi gereğince  
18 Kasım 1996 tarihli iddianameyle başvuranı ayrımcılık yapmak ve devletin  
bölünmez bütünlüğüne zarar vermekle itham etmiştir.  
Başvuran 30 Ocak 1997 tarihli oturumda göz altı sırasında alınan  
ifadelerine işkence altında ve zorla alındığı gerekçesiyle itiraz etmiştir.  
Başvuran kendi hazırladığı savunmasını okumuştur. Başvuran kendisine  
yöneltilen suçlamalar arasında sadece 1992 yılında PKK’ya üye olma, bir  
kişinin kaçırılmasına katılma, üç ilkokulun ateşe verilmesi, 1993 yılında bir  
öğretmen ve imamın kaçırılması ve 1994 yılında bir köyün belediye  
başkanıyla beraber bir kişinin kaçırılması eylemlerine katıldığını kabul etmiştir.  
Başvuran, yaylacılardan topladığı paranın Kürdistan için toplanan vergiyi  
oluşturduğunu belirtmiştir.  
DGM 27 Şubat 1997 tarihli oturuma başvuran katılmamıştır. Mahkeme  
bu oturumda başvuranın savunmasını dosyaya koymuştur.  
DGM’nin 27 Mart 1997 tarihli oturumunda 19 Aralık 1996 tarihli  
istinabeyle Çermik Ağır Ceza Mahkemesi tarafından elde edilen ve başvuran  
tarafından yapıldığı öne sürülen silahlı soygun mağdurlarına ait ifadeler  
okunmuştur.  
Başvuran tarihi belirtilmemiş savunmasındaki ifadelerine itiraz ederek  
göçerlerin paralarını PKK’yı desteklemek amacıyla kendi istekleriyle  
verdiklerini öne sürmüştür. Başvuran, DGM’ye sunulan savunmasında  
avukatının ve ailesinin baskısı altında düzenlediğini belirterek, bu savunmanın  
göz önünde bulundurulmamasını talep etmiştir. Yapılan beyanlardan sonra  
başvuranın temsilcisi, başvuranın ifadelerinin dayanaktan yoksun olduğunu  
ifade etmiştir. Mahkeme, başvurana savunmasını kesinleştirmesi için ek süre  
tanıma kararı almıştır.  
2. Erzincan DGM önünde açılan ceza davasına ilişkin dosyanın Erzurum  
DGM’ne şevki  
2 Haziran 1997 tarihinde Erzincan DGM’sinin kaldırılmasının ardından  
Erzurum DGM başvuranın davasını incelemeye başlamıştır.  
DGM, 5 ve 22 Haziran ve 9 Eylül 1997 tarihli oturumlarda, başvuranın  
tutuklanmasına karar vermiştir. DGM, 23 Ekim, 16 Aralık 1997 ve 2 Şubat  
1998 tarihlerindeki oturumlarında da aynı yönde karar almıştır.  
Sağlık nedenlerinden dolayı başvuranın bulunmadığı 23 Haziran 1998  
tarihli oturumda, Cumhuriyet Savcısı, TCK’nun 125.maddesi gereğince  
başvuranın ayrımcılık yapmaktan mahkumiyetini isteyerek esas hakkındaki  
görüşünü sunmuştur.  
21 Temmuz 1998 tarihli oturumda başvuran kendi savunmasını  
yapmıştır. Oturuma ilişkin tutanakta, PKK’yı överek DGM’leri ve Türkiye  
Cumhuriyetini suçlayan başvuranın mahkeme salonundan çıkarılması  
istenmiştir. Daha sonra başvuran, ilgili DGM’ye savunma hakkının  
çiğnendiğine dair suçlamalarının bulunduğu savunmasını göndermiştir.  
2 Eylül 1998 tarihli oturumda, başvuran 21 Temmuz 1998 tarihli  
oturumda yaptığı ıklamaları yinelemiştir. 13 Kasım 1998 tarihli oturumda  
başvuran DGM’lerin yetkisini tanımadığını ve esas hakkında savunmasını  
sunmayacağını belirtmiştir.  
13 Kasım 1998 tarihli kararla TCK’nun 125. maddesi gereğince DGM,  
başvuranı ölüm cezasına çarptırmış ve TCK’nun 59. maddesi gereğince ölüm  
cezasını ömür boyu hapis cezasına çevirmiştir. Mahkeme, gerekçelerinde  
sanığın 16 ve 20 Eylül 1996 tarihli polis tarafından alınan ifadelerinde açık ve  
detaylı itiraflarda bulunduğunu bildirmiştir. Başvuran, ceza soruşturmasının ilk  
aşamasında ifade vermeyi reddetmiştir. 30 Ocak 1997 tarihli oturum sırasında  
başvuran göz altı süresince alınan ifadelerini kısmen kabul etmiştir. Başvuran  
böylece, 12 Eylül 1992 tarihinde PKK’nın faaliyetlerine katıldığını, arasında bir  
öğretmen ve belediye başkanı bulunan birçok köylüyü kaçırdığını, güvenlik  
güçlerini destekleyen köylüleri tehdit ettiğini, 1994 seçimlerini sabote etmek  
amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğunu, yol üzerine barikatlar kurduğunu  
ifade etmiştir. Mahkeme, başvuranın diğer suçlamaları reddetmesine karşın,  
tutuklama tutanağı, uzman raporu tarafından tasdik edilen el yazması belge,  
sanıkların verdikleri ifadeler, polis tarafından alman ve mahkeme önünde  
verilen ifadelerin bulunduğu dosyanın tümü incelediğinde, sanığın, bir askerin  
ölümüne neden olan köy korucuları ve güvenlik kuvvetleriyle birçok silahlı  
çatışmalara katılması, üç ilkokulun ateşe verilmesi, kamu mallarının yıkılması,  
birçok kişinin kaçırılması, silahlı soygun gibi silahlı yasadışı örgüt adına  
devletin bölünmez bütünlüğüne zarar veren eylemlerde bulunduğu kanaatine  
varmıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın, iddianamede kendisine yöneltilen  
diğer suçların serbest olarak açıklanmadığını, ancak soruşturma sırasında  
zorla alınan ifadelerine dayandırıldığını ifade ettiğini belirtmiştir.  
Yargıtay ertesi gün açıklanan 23 Ağustos 1999 tarihli kararla, 13 Kasım  
1998 tarihli kararın başvurana ilişkin olan kısmını onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
l. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
A. AİHS’nin 5§3. maddesi  
Başvuran, AlHS’nin 5§3. maddesini öne sürerek göz altı süresi hakkında  
şikayette bulunmuştur.  
Hükümet, başvuranın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 128§4.  
maddesine dayanarak salıverilmesini talep etmek için başvuruda bulunması  
gerektiğini öne sürmüştür.  
Ancak başvuran, 128§4 maddesi tarafından düzenlenen başvurunun,  
davada olduğu gibi DGM’nin yetki alanına giren suçlar söz konusu olduğunda  
geçerli olmadığını öne sürmüştür.  
Mahkeme, davada olduğu gibi DGM’lerin yetki alanına giren suçlar söz  
konusu olduğunda, hükümetin öne sürdüğü başvurunun yapılamayacağını  
dile getirmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun 1997’den itibaren, davaya ilişkin  
olaylardan çok sonra yapılabileceğinin altını çizmiştir (Çakmak-Türkiye (karar)  
no:31882/96, 9 Ocak 2001).  
AİHM, AİHS’nin 5.maddesinin, temel hak olan özgürlüğünün devlet  
tarafından keyfi olarak ihlal edilmesine karşı, kişinin korunmasına yer verdiğini  
hatırlatmıştır. Yürütmenin bu türden müdahalelerinin hukuki kontrolü, keyfiyeti  
en aza indirgemek ve hukukun üstünlüğünü sağlamak için oluşturulan 5§3  
maddesinin başlıca unsurunu oluşturmaktadır (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye,  
26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s.2623, §44).  
AİHM, terörizm ile ilgili suçların araştırılmasında makamların özel  
sorunlarla karşı karşıya kaldığını geçmişte bir çok defa kabul etmiştir (Bkz.  
Brogan ve diğerleri-İngiltere 29 Kasım 1988 tarihli karar, seri A no:145-B,  
s.33, §61, Murray-İngiltere, 28 Ekim 1994 tarihli karar, seri A no:300-A, s.27,  
§58, Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996, 1996-VI s 2282 §78 Sakık ve diğerleri,  
s.2623,§44, Dikme-Türkiye, no:20869/92, CEDH 2000-VIII ve Filiz ve Kalkan-  
Türkiye, no:34481/97,§24, 20 Haziran 2002). Buna karşılık, AİHS’nin 5.  
maddesi, terör suçlarının söz konusu olduğunda makamlara, şüphelileri  
gözaltına aldıkları veya tutukladıkları durumlarda yerel mahkemelerin ve son  
olarak Sözleşmenin kontrol organlarının kontrolünden uzak olacakları  
anlamına yol açmaz (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Murray kararı,  
AİHM, adli denetime tabi olmadan dört gün altı saat olan gözaltında  
tutmanın, toplumu terörizme karşı uyarmak adına olsa bile, AİHS’nin 5§3.  
maddesi tarafından belirtilen zaman limitini aştığı sonucuna varmıştır (Bkz.  
sözü edilen Brogan ve diğerleri kararı,, s.33, §62).  
Bu durumda AİHM, başvuranın göz altı süresinin 7 Eylül 1996 tarihinde  
başlayıp 27 Eylül 1996’da, yani başvuranın Erzurum Asliye Ceza Mahkemesi  
hakimi tarafından dinlendiği tarihte sona erdiğini ve göz altı süresinin yirmi gün  
sürdüğü sonucuna varmıştır.  
AİHM, başvurana atfedilen faaliyetler terör tehdit unsuruyla bağdaştırılsa  
bile, başvuranın adli müdahale olmadan yirmi günden fazla tutulmasının  
gerekli olmadığına karar vererek Sözleşmenin 5§3. maddesinin ihlal edildiğini  
belirtmiştir.  
B. AİHS’nin 5§4. maddesi  
Başvuran, göz altının yasallığına itiraz edecek başvuru yolunun  
bulunmadığını belirterek Sözleşmenin 5§4. maddesini öne sürmüştür.  
Hükümet, başvuranın TCK’nun 128§4 maddesi uyarınca başvuruda  
bulunarak  
serbest bırakılmasını talep etmesi gerektiğini ifade etmiştir.  
AİHM, başvuranı tutuklayan hakimin gözaltının yaşattığı hususunda da  
karara vardığı varsayılsa bile, bu müdahale başvuranın tutuklanmasından  
yirmi gün sonra oluştuğunu kaydetmiştir. Mahkeme, AİHS’nin 5§3. maddesine  
riayet kararını dikkate alarak bu kadar uzun bir sürenin “kısa süre” kavramıyla  
bağdaştırılmayacağı kanaatine varmıştır (sözü edilen Sakık ve diğerleri, §51).  
AİHM başvuru yolunun yeterli bir kesinlik seviyesine sahip olması  
gerektiğini.aksi takdirde başvurunun AİHS’nin 5§4 maddesinin gerektirdiği  
ulaşılabilirdik ve etkililik kavramlarından yoksun olacağını hatırlatmıştır.  
Mahkeme bu bağlamda, gözaltına alınan kişinin tutuklanmasının yasallığma  
veya serbest bırakılmasına bir hakimin karar verebileceği başvuru yolunun  
bulunmadığını belirttiği sürece, sözü edilen Sakık ve diğerleri (karar, §53)  
davasında aldığı kararı değiştirecek hiçbir nedenin bulunmadığı ve AİHS’nin  
5§4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
II. AİHS’NİN 6.MADDESİNİN 14.MADDEYLE BERABER VEYA AYRI  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, ne göz altı sırasında ne de sorgu hakimi önünde avukatıyla  
temasa geçemediğinden şikayetçi olarak AİHS’nin 6§§1 ve 3 c). Maddesini  
14.maddeyle beraber veya ayrı olarak öne sürmüştür.  
Hükümet, AlHS’nin 6§1. maddesinin, yargılamanın her farklı aşamasında  
avukat tarafından temsil edilme hakkına sahip olmasını gerektirmediğini, her  
kişinin davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından adil olarak  
görülmesini öngördüğünü öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın sadece 27  
Eylül 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve sulh hakimi tarafından dinlendiği  
sırada avukat tarafından temsil edilme talebinde bulunduğunu belirtmiştir.  
Buradan, başvuranın bu tarihten önce savunmasını kendisinin yapmasını  
tercih ettiği sonucuna varılabilir.  
AİHM, 6.maddenin esas amacının ceza yargılamasında “suçlamanın  
esası” konusunda karara varacak yetkili “mahkeme” önünde adil yargılamayı  
sağlama olduğunu ancak bunun yargılama safhasından önceki aşamalarla  
ilgilenmediği sonucuna yol açmayacağını hatırlatır. 6.maddenin gereklilikleri,  
özellikle 3.paragrafı, dosyanın, davanın esasına bakacak hakimin önüne  
gelmeden önce ve özellikle bu ilk aşamadaki ihlallerin, davanın adil olma  
kriterine zarar verebileceği durumlarda önem taşımaktadır (Bkz. örneğin  
Imbrioscia-lsviçre, 24 Kasım 1993, seri A no:275, s. 13, §36).  
6.maddenin 3 c) paragrafında yer alan hak, diğerlerine nazaran 1.  
paragrafta yer alan ceza yargılaması alanındaki adil yargılama kavramının  
önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Mahkeme, 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin  
özel uygulama koşullarının sorgulama sırasında, yargılama ve davanın özel  
koşullarına bağlı olduğunun altını çizmiştir. 6.maddenin öngördüğü sonuca -  
adil yargılanma hakkı- ulaşıldığından emin olmak için, her davada yargılama  
sürecinin tamamının ışığında sınırlandırmanın sanığın adil yargılamadan  
yararlanmasını engelleyip engellemediğini saptamak gerekir (Bkz. mutatis  
mutandis, John Murray-İngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, 1996-1, s.54-55, §  
63-64 ve Magee-ingiltere, no: 28135/95, §44-45, CEDH 2000-VI).  
AİHM, daha önce hatırlattığı ilkeleri göz önünde bulundurarak,  
başvuranın savunma haklarının kısıtlanmasıyla 6§§1 ve 3. maddesinde yer  
alan, yargılamanın adil olmasına ilişkin hakkının ihlal edilip edilmediğini  
belirlemek için yerel mahkemeler önündeki yargılama sürecinin tümünü  
inceleyecektir.  
AİHM, olayda, avukatı tarafından temsil edilen başvuranın DGM önünde  
özellikle 30 ocak 1997 tarihli oturumda göz altı sırasında alınan ifadelerini  
reddettiğini kaydetmiştir (Mamaç ve diğerleri-Türkiye, no:29486/95, 29487/95  
ve 29853/95, §49, 20 Nisan 2004).  
Mahkeme, başvuranın aynı oturumda 1992’de PKK’ya üye olması, bir  
kişinin kaçırılmasına katılması, üç ilkokulun ateşe verilmesi, 1993’de bir  
öğretmen ve imamın kaçırılması, belediye başkanının ve bir kişinin kaçırılması  
gibi kendisine yöneltilen eylemleri kabul ettiğini saptamıştır. Mahkeme, elinde  
bulunan dosyanın unsurlarını göz önünde bulundurduğunda, başvuranın göz  
altı sırasında alınan ifadeler ve elde edilen kanıtların esası hakkında görüş  
bildirme fırsatının olduğunu belirlemiştir. Başvuranın, kendisinden tamamen  
yararlanmak istemese bile savunmasını hazırlamada yardımcı olan yasal  
temsilci tarafından temsil edilme fırsatı olmuştur. Mahkeme, buradan,  
başvuranın gözaltı süresinin başından itibaren avukat yardımından  
yararlanmamış olmasına karşın 6. maddede yer alan hakkaniyete uygunluk  
kavramının özünde ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, böylece  
başvuranın savunma haklarında 6. maddenin sanığa tanıdığı haklarla  
bağdaşmayan telafi edilemeyecek bir ihlalin olmadığını belirtmiştir.  
Bu şartlarda yargılama usulünün tamamının incelenmesi, Mahkemenin,  
başvuranın adil yargılama hakkından yararlanmadığının söylenemeyeceği ve  
dolayısıyla AİHS’nin 6.maddesinin 1.paragrafının 3 c) paragrafıyla beraber  
ihlal edilmediği kanaatine varmasını sağlamıştır.  
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Başvuran maddi tazminat için 56 700 euros (EUR) ve manevi tazminat  
için 20 000 EUR talep etmiştir.  
Hükümet başvuranın talebinin aşırı olduğunu belirterek istenilen  
rakamlara itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranın yirmi gün boyunca hukuki müdahale olmaksızın göz  
altında tutulduğunu belirtmiştir. Başvuranın özgürlüğünü kısıtladığı şartlar hiç  
şüphe yok ki başvurana, yerel mahkemelerin tazmin etmediği manevi zarara  
neden olmuştur. Mahkeme dava koşullarını göz önünde bulundurarak ve  
41.madde uyarınca hakkaniyete uygun bir karar alarak başvurana hem maddi  
hem de manevi tazminat olarak 7 500 EUR verilmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, temsil edilmesine ilişkin masraf ve harcamalar adı altında,  
çeviri ve avukatlarıyla olan iletişim masraflarıyla beraber posta ve fotokopi  
masraflarına karşılık 80 790 EUR talep etmiştir. Bu miktar ayrıca yaklaşık otuz  
saat süren başvurunun hazırlanması, kabul edilebilirliği, esası ve dostane  
çözüm usulü hakkında görüşlerin hazırlanması gibi mahkeme önünde  
yürütülen yargılamaya ilişkin çalışmayı da kapsamaktadır.  
Hükümet, AİHM’nin içtihat kararlarına atıfta bulunarak makul miktara  
denk geldiği ortaya konulan masrafların karşılanabileceğini ancak davada  
masraf ve harcamalar için talep edilen miktar için hiçbir kanıt gösterilmediğini  
ifade etmiştir.  
AİHM, 41. madde göz önüne alındığında sadece gerekli olduğu ortaya  
konulan ve makul miktarda olan masrafların karşılanabileceğini hatırlatmıştır  
(Bkz. Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II). Bu bağlamda  
AİHM, başvuranın yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin hiçbir kanıt  
göstermediğini kaydetmiştir. Ancak, başvuran adına düzenlenen başvurunun  
hazırlanması amacıyla avukatlar bir takım harcamalarda bulunmuştur.  
Dolayısıyla AİHM elinde bulunan unsurlara dayanarak başvurana 2 000  
EUR’nun tahsis edilmesinin uygun olacağına karar vermiştir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, gecikme faiz oranın %3’lük bir faiz oranı uygulayan Avrupa  
Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
dayandırılmasının uygun olacağına karar vermiştir.  
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE  
AİHS’nin 5§3. maddesinin ihlal edildiğine;  
AİHS’nin 5§4. maddesinin ihlal edildiğine; AİHS’nin 6§§1 ve 3 c)  
maddesinin ihlal edilmediğine;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına  
çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin:  
i. maddi manevi tazminat için 7 500 EUR (yedi bin beş yüz euros),  
ii. mahkeme masraf ve harcamaları için 2 000 EUR (iki bin euros)  
iii. söz konusu miktarlara yansıtılacak her türlü vergiyi (KDV, pul ve harç)  
başvurana ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre  
için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına  
yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar  
vermiştir,  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 22 Nisan 2004 tarihinde,  
İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ  
edilmiştir.