1. Tarafların savları
a) Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlar, ihtilaflı arazilerin aslında Nikola ve Paraꢀkevi Kunduracı’ya miras kalan
araziler olduğunu ve dedelerinin 1964 ve 1966 yıllarında bu arazileri tapu dıꢀı belge ile satın
aldıklarını iddia etmektedirler. Baꢀvuranlara göre, satın alma tarihinden itibaren ve iç
hukukun hükümleri çerçevesinde, kendilerinin söz konusu arazilerin yasal maliki olarak kabul
edilmeleri ve bu durumun ulusal mahkemeler tarafından da kabul görmesi gerekmekteydi.
Ayrıca, 1971 yılında kaymakamlık tarafından kendileri aleyhine alınan karara kadar, arazileri
bir müdahaleyle karꢀılaꢀmaksızın kullandıklarını ve ulusal mahkemelerin bu gerçeği tamamen
inkâr ettiğini ileri sürmektedirler.
b) Hükümet
Hükümet, ihtilaflı arazilerin ilk maliki tarafından terk edilmiꢀ olduğunu ve herhangi bir
mülkiyet devri yapılmadan önce 1950 yılında metruken Hazine adına kaydedildiğini
vurgulamaktadır. Bu nedenle Hükümet, baꢀvuranların, tapu sicilinde resmi olarak kayıtlı
bulunan bu mülklere geçerli sayılabilecek hukuki bir temelde sahip olamayacakları sonucunu
çıkarmaktadır. Hükümet aynı zamanda, kaymakamın karar verirken, söz konusu arazilerin
kiracısı olduğunu iddia eden üçüncü bir ꢀahsın talebine dayandığını ileri sürmektedir. Son
olarak Hükümet, Türk hukukuna göre, bir mülkiyet devrinin ancak tapu siciline kaydedilmek
suretiyle gerçekleꢀtirilebileceğini vurgulamakta ve dolayısıyla tapu dıꢀı belgenin, kendisine
göre, yalnızca olası bir satın alma iꢀlemine iliꢀkin delil baꢀlangıcı teꢀkil edeceğini
belirtmektedir.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, bir baꢀvuranın ꢀikayetine konu olan kararlar kendi ‘mülkü’ ile iliꢀkili olmadığı
müddetçe 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasında bulunamayacağını
hatırlatır. “Mülk” kavramı “mevcut malları’’ kapsadığı kadar, istida sahibinin bir mülkiyet
hakkından efektif istifade etme “meꢀru beklentisini’’ ileri sürmesine neden olacak, alacaklar
da dahil olmak üzere, mamelek değerlerini de kapsar. Buna karꢀın, halihazırda bihakkın
kullanılamayan bir mülkiyet hakkının tanınanacağı beklentisi 1 Nolu Protokolün 1. maddesi
anlamında bir « mülk » olarak değerlendirilemez ( Almanya aleyhine Prince Hans-Adam II
de Liechtenstein davası [GC], no 42527/98, §§ 82-83, CEDH 2001-VIII ; Çek Cumhuriyeti
aleyhine Gratzinger et Gratzingerova davası (karar) [GC], no 39794/98, § 69, CEDH
2002-VII; Slovakya aleyhine Kopecký davası [GC], no 44912/98, § 35, CEDH 2004-IX).
Diğer taraftan AĐHM, 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin mülk edinme hakkını garanti
etmediğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleriyle birlikte, Belçika aleyhine Van der Mussele
davası, 23 Kasım 1983 tarihli karar, seri A no 70, sayfa 23, § 48 ; Kopecký, sözü edilen madde
§ 35).
Mevcut davada, baꢀvuranların ihtilaflı arazilerin tapusuna sahip olmadıkları ve yalnızca
kendi zilyetleri altında bulunduğunu iddia ettikleri konusunda hiç kimsenin itirazı
bulunmamaktadır. Bozcaada Kadastro Mahkemesi’nin vardığı sonuçta, sözkonusu araziler
Hazine’ye ait olduğundan baꢀvuranların mülkiyetinde sayılamayacağı ve diğer taraftan,
kazandırıcı zamanaꢀımı ꢀartlarının oluꢀmadığı vurgulanmaktadır.
Bu ꢀartlar altında, AĐHM, baꢀvuranların adı geçen içtihat kapsamında bir « mevcut
mülk »’e sahip olmadıkları kanaatine varmıꢀtır. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine
Gündüz davası (karar), no 50253/99, 18 Ekim 2007).
6