COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 5298/06)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 5298/06 no’lu davanın nedeni Rıdvan Saruhan ve  
Abdulvahit Çelik adlı iki T.C. vatandaının (“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 2 ubat 2006 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından C. Göksel tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
Birinci bavuran 1959 doğumludur ve Mardin’de yaamaktadır. Bavuranların  
temsilcisi, 11 Haziran 2008 tarihli mektubunda ikinci bavuranın 10 Mart 2007 tarihinde  
öldüğünü ve oğlu Abdulvahap Çelik’in bavuruyu takip etme talebini iletmitir.  
1974 yılında B.A. adlı bir üçüncü ahsa Suriye uyruklu annesinden bir arsa miras  
tür. Ancak B.A. o dönemde arsayı kendi adına tescil ettirmemitir.  
9 Temmuz 1996 tarihinde B.A.’nın temsilcisi bavuranlarla birlikte, arsayı onlara satma  
vaadiyle noterde bir sözleme imzalamıtır. Bavuranlar satımeblağını ödemi, kendilerine  
B.A.’nın gerekli ilemleri yaptırıp arsanın mülkiyetini mümkün olan en kısa zamanda  
bavuranlara devredeceği söylenmitir.  
1 Ağustos 1996 tarihinde bavuranlar Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi’nde B.A.  
aleyhine bir dava açmı, satıbedelini ödemelerine rağmen B.A.’nın arsayı kendilerine  
devretmediğini iddia etmiler, arsanın kendi adlarına tescil edilmesi talebinde bulunmulardır.  
Mahkeme, Bakanlar Kurulu’nun 1 Ekim 1966 tarihli kararnamesi uyarınca Türkiye’de  
yaayan Suriye uyrukluların mülklerine el konulduğu gerekçesiyle 30 Aralık 2003 tarihinde  
davayı reddetmitir. Kararda arsanın 1966 yılından bu yana devlet mülkiyetinde olduğu, bu  
nedenle B.A. tarafından 9 Temmuz 1996 tarihinde imzalanan satısözlemesinin geçersiz  
olduğu belirtilmitir.  
Her iki taraf karara itiraz etmi, B.A. aynı zamanda 1966 kararnamesinin Anayasaya  
aykırı olduğunu öne sürmütür.  
28 ubat 2005 tarihinde Yargıtay, Anayasaya aykırılık iddiasını reddetmive birinci  
derece mahkemesi kararını onamıtır.  
Yargıtay, bavuranların kararın düzeltilmesi taleplerini 7 Temmuz 2005 tarihinde  
reddetmitir. Bu karar bavuranlara tebliğ edilmemi, davanın sonucunu Yargıtay’ın web  
sayfasından aratırmak suretiyle öğrenmilerdir.  
1
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZLARI  
Hükümet bavuranların altı ay kuralına uymadıklarını savunmutur. Bavuranın  
temsilcisinin adresine 29 Temmuz 2005 tarihinde tebligat yapılmı, ancak adresi değitiği için  
nihai karar kendisine tebliğ edilememitir. Hükümet, AĐHM içtihadına dayanarak (Levent  
Öztürk – Türkiye, no. 8428/02) somut davada altı aylık sürenin nihai kararın Üsküdar Asliye  
Hukuk Mahkemesi’ne iletildiği 25 Temmuz 2005 tarihinden balaması gerektiğini  
savunmutur.  
AĐHM, Hükümetçe atıfta bulunulan Levent Öztürk davasında bavuranın, DGM’ye  
iletilmesinin üzerinden altı aydan daha fazla süre geçmesine rağmen Yargıtay kararını  
edinmemiolduğunu kaydeder. Bu bağlamda AĐHM, Yargıtay’ın ceza davalarına ilikin  
kararları sanıklara tebliğ etmemek gibi yerlemibir uygulaması bulunması nedeniyle  
yukarıda belirtilen davadaki bulgularının sadece ceza kovuturmaları için geçerli olduğunu  
hatırlatır. Ancak hukuk davalarında Yargıtay kararları posta ücretinin ödenmesi halinde  
taraflara tebliğ edilmektedir. Bu nedenle somut davada yetkililerin nihai kararı bavuranın  
avukatına tebliğ etmeleri gerekmekteydi. AĐHM ayrıca Hükümetin, bavuranların  
temsilcisinin yeni adresini yetkili makamlara bildirmediği ifadesini dikkate alır. Ne var ki  
bavuranların temsilcisinin yeni adresini kararın düzeltilmesi istemli dilekçesinde belirttiği  
dava dosyasındaki belgelerden anlaılmaktadır. Bavuranlar AĐHM’ye 2 ubat 2006 günü,  
nihai kararın çıkıtarihinden 6 ay 27 gün sonra bavurmulardır. Somut davanın özel  
koullarında AĐHM, Hükümetin nihai kararı bavuranların doğru adresine göndermemiꢀ  
olması nedeniyle bavuranların AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymuꢀ  
kabul edilmeleri gerektiğine hükmeder. Bu nedenle Hükümetin bu bağlamdaki ön itirazını  
reddeder.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”  
artına uymamasından ikâyetçi olmu, Hükümet görüe itiraz etmitir.  
Dikkate alınması gereken süre 1 Ağustos 1996’da balayıp 7 Temmuz 2005’te sona  
ermitir. Bu nedenle iki dereceli yargıda geçen süre 8 yıl 11 ay’dır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, bavurunun baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında, özellikle de davanın  
karmaıklığı ile bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın taraflar için taıdığı önem  
gibi, içtihadında yerlemiölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz.  
birçok içtihadın yanı sıra Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).  
2
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, somut bavurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. Frydlender, yukarıda anılan).  
Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, somut davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı  
kanaatindedir. Konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada yargılama süresinin aırı  
olduğu ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre” artına uymadığı görüündedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak yargılama sonucundan ikâyetçi  
olmutur. Ayrıca AĐHS’nin 13. maddesini gündeme getirerek, tartıma konusu kararnamenin  
Anayasaya aykırı olduğu görülerinin Yargıtay tarafından reddedilmesi nedeniyle etkili bir  
hukuk yolu tanınmadığını belirtmilerdir. Bavuranlar ayrıca arsalarından mahrum  
bırakıldıklarını ifade ederek 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmitir.  
Son olarak AĐHS’nin 14. maddesine dayanarak ulusal mahkemelerin kararlarının gerekçesi  
olan kararnamenin ayrımcılığa neden olduğunu savunmutur.  
Tarafına sunulan delilleri inceleyen AĐHM, sözkonusu hükümlerin ihlal edilmediğini  
tespit etmitir. Dolayısıyla bavurunun bu kısmı AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca  
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, maddi ve manevi tazminatı kapsamak üzere 10,000,000 Euro ödenmesini  
talep etmiler, Hükümet talep edilen miktarın aırı olduğu ve haksız zenginlemeye yol  
açacağını ifade etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak bavuranların manevi zarara uğramıꢀ  
olması gerektiğini kabul eder. Hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle bu balık altında  
4,200 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranların avukatı, bavuranların aldığı tazminatın %20’si oranında yargılama  
masraf ve giderleri ödenmesini talep etmi, Hükümet talebe itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
3
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI  
Somut davada yukarıdaki ölçütleri ve bavuranların sözkonusu talebi destekleyememelerini  
göz önünde bulundurarak AĐHM bu balık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargılama süresinin uzunluğuna ilikin ikâyetin kabuledilebilir, bavurunun kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu devletin bavuranların her birine, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk  
lirasına çevrilmek üzere:  
(i) 4,200 (dört bin iki yüz) Euro manevi tazminat;  
(ii) bu miktara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
4