Başvuran, 5 Mart 1998’de, tutuklama kararına karşı yeniden itirazda bulunmuştur. Aynı
gün, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi bu temyizi reddetmiştir.
19 Mart 1998’de, Genel Kurmay Askeri Savcısı, Genel Kurmay Askeri Mahkemesi’ne,
Askeri Ceza Kanunu’nun 56. maddesinin 1(D) paragrafı ile Ceza Kanunu’nun 133/1, 31, 33
ve 36. maddeleri uyarınca, casusluk yaparak milli müdafaaya hıyanet suçundan başvuran
aleyhinde bir ithamname vermiştir.
Başvuran, Genel Kurmay Askeri Mahkemesi önünde, gözaltındayken MİT görevlileri
tarafından bir ifade yazısı imzalamaya zorlandığını ileri sürmüştür. Başvuran, işyerini
V.A.Ö.’ye sattığını, fotoğraflarla haritaların kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. Başvuran,
V.A.Ö.’nün mahkeme tarafından dinlenmesini talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, dükkanında
yapılan aramanın kanuna aykırı olduğunu ve aramayı yapan görevlilerin aleyhindeki
suçlamalarla ilgili olarak kendisine bilgi vermediğini ifade etmiştir. Başvuran, L.K. adında bir
Yunan memura kitap ve gümüş aksesuarlar sattığını ve bu kişinin kendisinden gizli bilgiler
vermesini talep ettiğini yinelemiştir. Başvuran, ayrıca, bu işi gerçekleştirmek için L.K. ve
“Yorgo” olarak bildiği S.K. adında bir başka Yunan memurla iletişim kurduğunu, ancak
verdiği bilginin doğru olmadığını belirtmiştir. Başvuranın avukatı, başvuranın ifadelerinin
MİT görevlileri tarafından işkence yapılarak alındığını vurgulamıştır. Başvuranın avukatı, bu
bağlamda, Davutpaşa askeri cezaevi doktoru tarafından 23 Şubat 1998 tarihinde hazırlanan
tıbbi rapora göndermede bulunmuştur. Raporda, başvuranın kollarında üç dört günlük
ekimozlar bulunduğu belirtilmiştir. Avukat, ayrıca, başvuranın umumi telefondan yaptığı
görüşmelerin dinlenmesine yönelik herhangi bir karar bulunmaması nedeniyle, başvuran
aleyhindeki tek kanıt olan telefon görüşmelerinin MİT görevlileri tarafından kanunsuz bir
şekilde ele geçirildiğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatına göre, yeterli delil olmaması
nedeniyle başvuran masumdur.
Genel Kurmay Askeri Mahkemesi, yargılama sırasında V.A.Ö.’nün ifade vermesi için
celp çıkarmıştır. Ancak, sözkonusu şahıs bulunamamıştır.
Belirsiz bir tarihte, bir parmak izi uzmanı, başvuranın dükkanındaki bazı fotoğraf ve
haritalar üzerinde inceleme yapmış ve bulunan parmak izlerinden hiçbirinin başvurana ait
olmadığını belirtmiştir.
15 Haziran 1999’da, Genel Kurmay Askeri Mahkemesi başvuranın suçlu olduğuna karar
vermiştir. Mahkeme, başvuranın verdiği bilginin gizli olarak algılanamayacağı sonucuna
varmıştır. Ancak, başvuran Yunan memurlarla iş ilişkilerini sürdürebilmek için gizli olmayan
veya hayal ürünü bilgi vermiş olsa da, bilgi verme teklifini kabul ederek milli müdafaaya
hıyanet suçunu işlemiştir. Mahkeme, başvuranı Askeri Ceza Kanunu’nun 56. maddesinin 1(D)
paragrafı ile Ceza Kanunu’nun 133/1, 31, 33 ve 36. maddelerince öngörülen asgari ceza
miktarı olan on iki yıl altı aylık hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuranın
savunmasını reddederken, başvuranın ifadesinin MİT görevlilerinin işkencesi altında alındığı
ve telefon görüşmelerinin MİT görevlileri tarafından yasaya aykırı bir şekilde dinlendiği
iddialarına doğrudan yer vermemiştir.
2 Ağustos 1999’da, başvuran temyize gitmiştir. Başvuran, Yunanistan İstihbarat
Teşkilatı’na yanlış bilgi verdiği ve hiçbir zaman ülkesine ihanet etme niyetinde olmadığı için
masum olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, AİHS’nin 6. maddesini öne sürerek, ilk
derece mahkemesinin kanundışı yollardan elde edilen kanıtlara dayanarak kendisini mahkum
ettiğini iddia etmiştir. Başvuran, mahkemenin V.A.Ö.’yü tanık olarak dinlemediğini ileri
2