ღꢀ ꢁ ꢀღ  
ღꢀ  
*
*
__________  
COUNCIL  
OF EUROPE  
ꢁ ꢀ  
ꢁ ꢀ $9583$ꢀ  
ღꢀ ꢂꢀ ꢁ ꢀ .216(<ò  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
MEHMET GÜNEŞ - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 61908/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Eylül 2006  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
B ı ı k a r a r A Î H S 'n i n 4 4 § 2 m a d d e s i n d e b e l i r t i l e n ş a r t l a r d a k e s i n l i k k a z a n a c a k t ı r . A n c a k , şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
USUL  
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Güneş (“başvuran”)  
tarafından, 23 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan  
başvurudan (no. 61908/00) kaynaklanmaktadır.  
Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı avukat E. Kanar tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1951 doğumludur ve Türkiye’de yaşamaktadır.  
16 T em m uz 1993 tarihinde, başvuran, T D P (T ürkiye D evrim P artisi) isim li yasa dışı  
bir örgüte üyelik ve sahte kimlik kartı bulundurmak şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele Şubesi polis memurlarınca gözaltına alınmıştır. 30 Temmuz 1993 tarihine  
kadar gözaltında tutulmuştur.  
30  
Temmuz 1993 tarihinde, başvuran hakim önüne çıkarılmış ve hakim tutuklu  
yargılanmasını emretmiştir. Herhangi bir ifadenin altına imza atmadığını ve polis nezaretinde  
bulunduğu sürede kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.  
15 Eylül 1993 tarihinde, İstanbul D evlet G üvenlik M ahkem esi C um huriyet B aşsavcısı,  
Ceza Kanununun 168 § 1. maddesi uyarınca başvuranı yasadışı bir örgüte üyelikle suçlayan  
bir iddianame sunmuştur.  
25 O c a k 20Ö0 t a r ih i n d e , b a ş v u r a n s e rb e s t bı ra k ıl m ı ş t ır .  
1 6 T e m m u z 1 9 9 3 v e 2 5 O c a k 2 0 0 0 ta rih le ri a ra sın d a , İsta n b u l D e v le t G ü v e n lik  
Mahkemesi otuz altı duruşma düzenlemiştir. Başvuran, birkaç kez tutuksuz yargılanma  
talebinde bulunmuştur. Delillerin durumunu göz önünde bulunduran İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, 25 Ocak 2000 tarihine kadar her seferinde başvuranın talebini reddetmiştir.  
26 Maıt 1996 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu’ndan,  
yazılı delil olarak sunulan belgelerin, başvuran ve onunla birlikte suçlanan M.A.A. isimli kişi  
tarafından düzenlenip düzenlenmediğine dair inceleme yürütmesini talep etmiştir.  
1 7 Ş u b at 2 0 0 4 tarih in e k ad ar, ilk d erece m ah k em esi, A d li T ıp K u ru m u n u n k o n u y a  
ilişkin raporunu beklemek ve M.A.A. isimli şahısın tutuklu bulundurulduğu hapishaneye  
ilişkin bilgi edinmek amacıyla duruşmaları ertelemiştir.  
1 7 Ş u b a t 2 0 0 4 ta rih in d e , İs ta n b u l D e v le t G ü v e n lik M a h k e m e s i, C e z a K a n u n u ’n u n 1 0 2  
ve 104. maddeleri uyarınca kanuni zamanaşımı süresinin dolmuş olması gerekçesiyle  
başvuran hakkındaki cezai işlemlerin sona ermesi kararını vermiştir.  
HUKUK  
1
I . A İ H S ’N İ N 5 § 3 . M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I  
Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AİHSnin 5 § 3. maddesinde öngörülen  
“makul süre” şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili bölümü  
şöyledir:  
“B u m ad d en in l.c fık rasın d a ö n g ö rü len k o şu llara u y arın ca y ak alan an v ey a tu tu lu  
d u r u m d a b u l u n a n h e r k e s [ i ı ı ] . . . ma k u l b i r s ü r e i ç i n d e y a r g ı l a n m a y a v e y a adl i  
k o v u ş t u r m a s ı r a s ı n d a s e r b e s t b ı r a k ı l m a y a h a k k ı v a r d ı r . S a l ı v e r i l m e , i l g i l i n i n  
d u r u ş m a d a h a z ı r b u l u n m a s ı n ı s a ğ l a y a c a k b i r t e m i n a t a b a ğ l a n a b i l i r . ”  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHM, bu şikayetin, AÎHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde temelsiz olmadığını  
kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla,  
kabuledilebilir bulunmalıdır,  
B . E s a s l a r  
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, başvuranın tutuklu yargılama süresini  
haksız olarak uzatmamış olduğunu ileri sürmüştür. Başvurana yöneltilen suçlama ciddi  
niteliktedir ve başka bir suç işlemesini veya kaçmasını önlemek açısından da tutuklu  
yargılanması gereklidir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın kaçmasına veya delilleri ve  
izleri yok etmesine dair yüksek riski göz önünde bulundurmuştur. Başvuranın tutuklu  
yargılama süresinin devamında gerçek kamu yararı bulunmaktadır; zira ona yöneltilen  
suçlama ciddi niteliktedir.  
Başvuran, tutuksuz yargılama taleplerini reddederken İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin “suçun niteliği, delillerin durumu ve tutukluğun süresi”ne dayandığını ancak  
başvuranın delilleri yok etme veya kaçma ihtimaline deyinmediğini iddia etmiştir. Başvuran,  
tutuklu yargılanmasının devamına ilişkin olarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından öne sürülen gerekçelerin yeterli olmadığını ileri sürmüştür.  
AÎHM, sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi  
aşmamasını sağlama görevinin öncelikle ulusal yargı makamlarına düştüğünü yinelemektedir.  
Bu amaçla, masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kişisel özgürlüğe saygı kuralına  
uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya  
çürüten delilleri incelemeli ve bunları serbest bırakılma başvurularına ilişkin kararlarında  
ortaya koymalıdırlar. AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiş olduğu  
hususunda bir karara varırken esas olarak sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve  
itirazlarında başvuran tarafından ortaya konan saptanmış gerçekleri temel almalıdır (bkz.  
Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
Yakalanan kişinin bir suç işlemiş olduğuna ilişkin makul şüphenin devamı,  
tutululuğun devamının geçerliliği için mutlaka aranılan bir koşuldur ancak, belirli bir süre  
soma yeterli olmamaktadır. AİHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer  
2
gerekçelerin, kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip  
etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov - Bulgaristan, no.  
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita - İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AÎHM  
2000-IV).  
AÎHM, sözkonusu davada, gözönüne alınacak sürecin, 16 Temmuz 1993 tarihinde  
başladığını ve başvuranın serbest bırakıldığı tarih olan 25 Ocak 2000 tarihinde sona erdiğini  
belirtmiştir. Böylece, bu süre altı yıl ve altı aydan fazla sürmüştür. Bu süre zarfında, İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve tutukluluk süresini göz  
önünde tutarak” gibi klişe ifadeler kullanarak başvuranın tutuklu yargılanma süresini  
uzatmıştır.  
AİHM, başvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın katılığını göz önüne  
almaktadır. Ancak, AÎHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca cezanın katılığı temelinde  
değerlendirilemeyeceğini; ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığım doğrulayabilecek ya da bu  
tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek, diğer ilgili  
ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., Muller - Fransa, 17 M art 1997  
tarihli karar, Letellier - Fransa, 26 H aziran 1991 tarihli karar). B u bağlam da, A ÎH M , yerel  
mahkemenin başvuranların tutuklu yargılanma süresini uzatmaya ilişkin kararlarında, bu  
şekilde yeterli gerekçelerin mevcut olmadığını kaydeder.  
(
Son olarak, genellikle “delillerin durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin  
mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olsa dahi, sözkonusu davada bu ifade,  
tek başına, başvuranların şikayette bulunduğu gözaltı süresinin uzunluğunu haklı gösteremez  
(bkz., yukarıda anılan, Letellier, Tornası ~ Fransa, 27 A ğustos 1992 tarihli karar; Mansur -  
Türkiye, 8 H aziran 1995 tarihli karar; Demirel - Türkiye, no. 39324/98, 28 O cak 2003).  
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AİHMnin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp  
muhakemesi gözönüne alındığında, başvuranın altı yıl, altı ay ve on bir günden fazla süren  
tutuklu yargılanma süresinin haklı çıkarılabileceğinin gösterilmemiş olduğu sonucuna varması  
için yeterlidir.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, işlemlerin süresinin, AİHSnin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre”  
şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:  
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkma sahiptir.”  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
3
AİHM, bu şikayetin, belirlenmesi esaslarının incelenmesine bağlı olan, AİHS  
bağlamında ciddi hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AÎHM,  
başvurunun bu kısmının, AİHSnin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, temelsiz olmadığı  
sonucuna varmıştır. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir sebep görülmemiştir.  
B . E s a s l a r  
Hükümet, davanın süresinin aşırı olmadığım ve ulusal makamların konuda bir ihmali  
olmadığım ileri sürmüştür. Delil toplamadaki güçlükler göz önüne alındığında dava karmaşık  
yapıdadır. İlk derece mahkemesi, yazılı delil olarak sunulan belgelerin başvuran tarafından  
düzenlenip düzenlenmediğine dair incelemeye ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunu beklemiştir.  
AİHM, göz önüne alınacak sürecin, başvuranın gözaltına alındığı tarih olan 16  
Temmuz 1993 tarihinde başladığını ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Ceza  
Kanununun 102 ve 104. maddeleri uyarınca kanuni zamanaşımı süresinin dolmuş olması  
gerekçesiyle başvuran hakkındaki cezai işlemlerin sona ermesi kararını verdiği tarih olan 17  
Şubat 2004 tarihinde bittiğini kaydetmiştir. İşlemler bir yargı kademesinde yaklaşık olarak on  
yıl yedi ay sürmüştür.  
AİHM, işlemlerin süresinin makuİiyetinin, dava olayları ışığında ve davanın  
karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu kriterlerine atfen değerlendirilmesi  
gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Peîissıer ve Sassi - Fransa [BD],  
25444/94).  
Kendisine sunulan tüm verileri inceleyen ve konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutan  
AİHM, sözkonusu davada işlemlerin süresinin haddinden fazla olduğu ve “makul süre”  
şartına uymadığı kararını vermiştir.  
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.  
II. AVRUPA  
İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN  
41. MADDESİNİN  
UYGULANMASI  
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:  
“M ahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, M ahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, 45.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Ayrıca, toplam 25.700 Euro  
manevi tazminat talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
Başvuran tarafından talep edilen maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, başvuranın  
4
talebini doğrular bir belge sunmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, AÎHM, başvuranın maddi  
tazminat talebini reddetmiştir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak, AİHM, başvuranın, bir miktar sıkıntıya maruz kalmış  
olabileceğini değerlendirmiştir. Dava olaylarını ve içtihadını göz önünde bulunduran AİHM,  
b u b a ş l ı k a l t ı n d a b a ş v u r a n a 9 . 0 0 0 E u r o t a z m i n a t ö d e n m e s i n e k a r a r v e r m i ş t i r .  
B. Mahkeme Masrafları  
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına  
karşılık 10.542 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının  
ödenebileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuran ve temsilcisinin mahkeme  
masraflarım gösteren belgeler sunmamış olduklarını ileri sürmüştür.  
(
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AİHM, başvurana, mahkeme  
masraflarına karşılık 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C . G e c i k m e f a i z i  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
B U S E B E P L E R L E , A İH M O Y B İR L İĞ İ İL E  
1. Başvurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2 . A Î H S ’ n i n 5 § 3 . m a d d e s i n i n i h l a l e d i l d i ğ i n e ;  
3. A İH S ’nin 6 § 1. m addesinin ihlal edildiğine;  
4 . (a ) S o ru m lu D e v le t’in , b a şv u ra n a , a şa ğ ıd a k i m ik ta rla rı, A İH S ’n in 4 4 § 2 . m a d d e si  
uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur  
üzerinden Yeni Türk Lirasina dönüştürmek üzere ödemesine:  
(i) 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
5
(b) yukanda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasinın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5 . B a ş v u r a n ın a d il ta z m in ta le b in in k a la n ın ın r e d d in e  
K A R A R V E R M İŞ T İR .  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüziiğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 21 Eylül 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Vincent BERGER  
Yazı İşleri Müdürü  
Bostjan M. ZUPANCIC  
Başkan  
(
.
6