gerekçelerin, kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip
etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov - Bulgaristan, no.
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita - İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AÎHM
2000-IV).
AÎHM, sözkonusu davada, gözönüne alınacak sürecin, 16 Temmuz 1993 tarihinde
başladığını ve başvuranın serbest bırakıldığı tarih olan 25 Ocak 2000 tarihinde sona erdiğini
belirtmiştir. Böylece, bu süre altı yıl ve altı aydan fazla sürmüştür. Bu süre zarfında, İstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve tutukluluk süresini göz
önünde tutarak” gibi klişe ifadeler kullanarak başvuranın tutuklu yargılanma süresini
uzatmıştır.
AİHM, başvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın katılığını göz önüne
almaktadır. Ancak, AÎHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca cezanın katılığı temelinde
değerlendirilemeyeceğini; ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığım doğrulayabilecek ya da bu
tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek, diğer ilgili
ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., Muller - Fransa, 17 M art 1997
tarihli karar, Letellier - Fransa, 26 H aziran 1991 tarihli karar). B u bağlam da, A ÎH M , yerel
mahkemenin başvuranların tutuklu yargılanma süresini uzatmaya ilişkin kararlarında, bu
şekilde yeterli gerekçelerin mevcut olmadığını kaydeder.
(
Son olarak, genellikle “delillerin durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin
mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olsa dahi, sözkonusu davada bu ifade,
tek başına, başvuranların şikayette bulunduğu gözaltı süresinin uzunluğunu haklı gösteremez
(bkz., yukarıda anılan, Letellier, Tornası ~ Fransa, 27 A ğustos 1992 tarihli karar; Mansur -
Türkiye, 8 H aziran 1995 tarihli karar; Demirel - Türkiye, no. 39324/98, 28 O cak 2003).
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AİHM’nin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp
muhakemesi gözönüne alındığında, başvuranın altı yıl, altı ay ve on bir günden fazla süren
tutuklu yargılanma süresinin haklı çıkarılabileceğinin gösterilmemiş olduğu sonucuna varması
için yeterlidir.
Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, işlemlerin süresinin, AİHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre”
şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkma sahiptir.”
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
3