*
ღꢀ  
ꢁ ꢀ  
ღꢀ  
BBBBBBB  
*
CONSEIL DE jl  
L ' EU R O P E  
*
AVRUPA  
KONSEYİ  
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
MURATKAÇAR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 32420/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
3 Ma y ıs 2 0 0 7  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
İşbu karar AÎHSnin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
ı
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (32420/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşı Murat Kaçar’m (başvuran) 2 Eylül 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’ııin (AÎHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Başara ve M. Filorinalı tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
1 9 7 6 d o ğ u m lu o la n b a ş v u r a n İ s ta n b u l’ d a ik a m e t e tm e k te d ir .  
Başvuran 7 Kasım 1996 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle mücadele Şubesi’ne  
bağlı ekiplerce yakalanarak gözaltına alınmıştır.  
Başvuran 21 kasım 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkarılmıştır.  
DGM hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiştir.  
Cumhuriyet Savcılığı 2 Aralık 1996 tarihli iddianamesinde başvuranı, PKK üyesi olmak ve  
Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve 3713 sayılı Terörle. Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi  
hilafına bölücü faaliyetlerde bulunmakla suçlamıştır.  
DGM, 28 Şubat 1997 ve 13 Haziran 2001 tarihleri arasında yirmi altı duruşma yapmıştır.  
Başvuran on tiç duruşmaya katılmamıştır.  
18 Eylül 1998 ve 2 Tem m uz 1999 tarihleri arasında yapılan duruşm alarda DGM , ne  
başvuranın tutukluluğunun devamına ne de salıverilmesine hükmetmiştir. Sözkonusu  
duruşmalara ait tutanaklarda başvuranın adı zikredilmemiştir.  
Başvuran müteaddit defalar meşruten tahliye talebinde bulunmuştur. Başvuranın tüm bu  
talepleri DGM tarafından ‘suçun cinsi, delillerin durumu ve tutukluluk süresi göz önünde  
bulundurularak’ geri çevirilmiştir. Bazı duruşmalarda DGM başvuranın tutukluluk halinin  
devamına re’sen karar vermiştir.  
Savcılık 29 Mart 2000 tarihinde ek bir iddianame sunarak TCK’nın 125. maddesi uyarınca  
başvuranın ömür boyu hapse mahkum edilmesini talep etmiştir.  
Üç sivil yargıçtan oluşan DGM 13 Haziran 2001 tarihinde başvuranı önce idama mahkum  
etmiş sonra da bu cezanın ömür boyu hapis cezasına çevirilmesine hükmetmiştir.  
Yargıtay, mahkumiyet kararını iddianamede belirtilmeyen olaylara dayandırdığı için 12 Şubat  
2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.  
DGM 26 Haziran 2002 tarihinde mevcut davanın tetkikine yeniden başlayarak 9 Haziran 2004  
tarihnie kadar sekiz duruşma gerçekleştirmiştir.  
Başvuran bu duruşmalarda meşruten tahliye talebini yinelemiştir. Başvuranın bu talepleri  
daha önce belirtilen gerekçelere dayalı olarak reddedilmiştir.  
2
Tutuklu kaldığı süreye istinaden başvuran 5 Şubat 2003 tarihli karara karşı 17 Şubat 2003  
tarihinde DGM’nin bir başka dairesine itirazda bulunmuştur. Başvuranın bu talebi bir kez  
daha reddedilmiştir.  
Başvuran tarafından yapılan bir başka itiraz da 21 Şubat 2003 tarihinde yine aynı şekilde  
reddedilmiştir.  
DGMlerin kaldırılmasına yönelik 5190 sayılı kanunun 16 Haziran 2004 tarihinde kabul  
edilmesinin ardından başvuranın davası 6 Ekim 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne (bundan sonra Ağır Ceza Mahkemesi) sevkedilmiştir.  
Başvuranın serbest bırakılması yönündeki talepler bu mahkemece de reddedilmiştir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluluk süresini ve dosya unsurlarını göz önünde bulundurarak  
başvuranın meşruten tahliye edilmesine karar vermiştir.  
Yargılama İstanbul Ağır ceza Mahkemesi önünde halen devam etmektedir. 23 Şubat 2007  
tarihine .kadar on iki duruşma gerçekleştirilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I . A İ H S ’N İ N 5 § 3 M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I H A K K I N D A  
Başvuran uzun tutukluluk süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHS’nin  
5 § 3 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet, duruşmalar sonucunda başvuran hakkında verilen muhtelif tutukluluk halinin  
devamı kararlarıyla ilgili olarak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda itiraz imkanı olmasına  
rağmen başvuranın bu yönde bir itirazda bulunmadığına dikkat çekmektedir. Bu imkanın  
AİHSnin 35. maddesinin gerekleri bakımından tüketilmesi gereken etkili bir içhukuk yolu  
olduğunu savunmaktadır.  
Başvuran Hükümet’in bu savma karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranın ulusal mahkemeler önünde yapılan duruşmalarda defalarca meşruten  
tahliye talebinde bulunduğunu dosya unsurlarından tespit etmiştir. Bu talepler Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunıinun 112. maddesi uyarınca DGM tarafından defalarca  
incelenmiştir. Bu maddeyle ulusal yargıca, her duruşmada tutukluluğun devamına ya da  
meşruten tahliyeye gerek olup olmadığı konusunda re’seıı hüküm verme yetkisi  
tanınmaktadır.  
Ceza Muhekemeleri Usulü Kanunun 299. maddesiyle sağlanan İtirazda bulunma imkanına  
ilişkin olarak AİHM, başvuranın tutukluluğunun devamına ilişkin olarak iki kez itirazda  
bulunduğunu tespit etmektedir. Ancak bu taleplerin DGM tarafından reddedildiği dosya  
unsurlarından anlaşılmaktadır.  
3
Bu koşullar altında AİHM başvuranın içhukukta sağlanan başvuru imkanlarını kullandığı  
kanaatine varmaktadır.  
Bu itibarla Hükümet’in ön itirazını reddetmek yerinde olacaktır. Ayrıca AİHM sözkonusu  
şikayetin AİHS’nin 35 § 3 maddesi açısından açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan  
edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca AİHM bu şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir.  
B . E s a s a d a i r  
AİHM, AİHSnin 5 § 3 maddesinde hedeflenen dönemin son süresinin ‘ilk etapta, iddianın  
yerindeliğine hükmedildigi tarih’ olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff - Almanya, 27  
Haziran 1968 tarihli karar, § 9, ve Labita - İtalya, no: 26772/95, § 147).  
Mevcut davada başvuranla ilgili ilk tartışmalı tutukluluk dönemi 21 Kasım 1996 tarihinde  
başlayarak 13 haziran 2001 tarihinde DGM tarafından hakkında bir mahkumiyet kararı  
verilmesiyle sona ermiştir. Böylelikle başvuran dört yıl altı ay süresince tutuklu kalmıştır. Bu  
tarihten sonra başvuran ‘yetkili bir mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararını  
müteakip’ hükümlü hale gelmiştir (bkz. L A . ~ F r a n s a , 23 Eylül 1998 tarihli karar, ve Baltacı  
- Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 tarihli karar).  
Yargıtay’ın 13 Haziran 2001 tarihli kararı bozmasıyla birlikte davanın tetkikine DGM önünde  
yeniden başlanmıştır. Bu şekilde AİHS’nin 5 § 1 c) maddesi anlamında ikinci bir tutukluluk  
dönemi başlamıştır. Bu dönem başvuranın serbest bırakıldığı 5 Mayıs 2006 tarihine kadar  
devam etmiştir. Sözkonusu dönem yaklaşık dört yıl üç ay sürmüştür. Başvuran toplam olarak  
yaklaşık dokuz yıl üç ay tutuklu kalmıştır.  
AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilip edilmediğinin, başta sözkonusu kararlarda  
anılan gerekçeler, başvuranın başvurularında belirttiği ihtilafa yol açmayan olaylar temelinde  
belirlenmesi gerektiği yönündeki yerleşik içtihadını esas almaktadır.  
Bu hususta yakalanan kimsenin bir suç işlediğinden şüphe etmek için makul nedenlerin  
süreklilik arz etmesi tutukluluğun devam ettirilmesinin yasallığının olmazsa olmaz koşuludur.  
Ancak bir süre sonra bu da yetersiz hale gelir. Bu durumda AİHM adli mercilerce  
benimsenmiş diğer gerekçelerin özgürlük mahrumiyetini meşru kılmaya devam edip  
etmediğini ortaya koymalıdır. Şayet sözkonusu gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğu  
ortaya çıkar ise AİHM, ulusal makamların yargılamanın devamına Özel bir önem atfedip  
atfetmediklerini araştırır (bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat - Türkiye, no: 61446/00, §  
26, 5 Nisan 2005).  
Mevcut davada DGM ve davayı 6 Ekim 2004 tarihinde incelemeye başlayan Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vererek serbest bırakılması  
yönündeki taleplerini reddederken isnad edilen suçun cinsi/niteliği, delillerin durumu ve  
tutukluluk süresi gibi birbirinin benzeri, hatta birbirinin kopyası gerekçelere başvurdukları  
ilgili dosya unsurlarından anlaşılmaktadır. Öte taraftan 18 Eylül 1998 ve 2 Temmuz 1999  
tarihleri arasında yapılan duruşmalarda DGM ne başvuranın tutukluluğunun devamına ne de  
serbest bırakılmasına hükmetmiştir.  
Oysa AİHM’ye göre, her ne kadar ‘delillerin durumu’ suçun varlığına ya da suçun  
bulunduğuna ilişkin ciddi emarelerin sürekliliğine işaret ediyorsa ve bu koşullar genel olarak  
uygun etkenler oluşturmaktaysalar da mevcut davada tek başlarına bu denli uzun bir  
tutukluluk süresini haklı kılmamaktadırlar {Ali Hıdır Polat, a d ıg e ç e n , § 2 8 ).  
Bu koşulları ve başvuranın m evcut davadaki uzun tutuklu yargılanma süresini göz önünde  
bulunduran AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. A İH S ’N İN 6 § 1 M A D D E S İN İN İH LA L ED İLD İĞ İ İDDİA SI H A K K IN D A  
A . K a b u le d ile b ilir liğ e d a ir  
Başvuran, yargılanma süresinin AİHSnin 6 § 1 maddesinde öngörülen ‘makul süre’ ilkesine  
aykırı olduğunu iddia etmektedir.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktaiı yoksun olarak  
ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. AİHM ayrıca bu şikayetin başka herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla şikayetin  
kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa dair  
Hükümet, dava koşullan göz önüne alındığında yargılama süresinin makuliyetten uzak olarak  
değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet davanın kamıaşıklığı ve başvurana isnad  
edilen suçların cinsi gibi hususlara dikkat çekmektedir. Tartışmalı ceza yargılaması uzun ve  
zahmetli sonışturmaların yapılmasını gerekli kılmıştır. Sonuç olarak Hükümet, ulusal  
makamların sorumlu tutulabileceği herhangi bir atalet döneminden ya da ihmalden söz  
edilmeyeceği kanaatindedir.  
Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.  
Dikkate alınması gereken dönem 7 Kasım 1996 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla  
başlamıştır. Halen ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılama şu güne kadar iki dereceden  
mahkeme tarafından dört kez ele alınmak suretiyle on yıl dört aydan fazla bir süreden beridir  
devam etmektedir.  
AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının özellikle dava koşullan, AİHM’nin bu  
konudaki içtihadında konulan ölçütler, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili  
makamların tutumu gibi hususlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi ~ Fransa, no: 25444/94, §  
67).  
Daha önce müteadit defalar benzer sorunları gündeme getiren bir çok davayı incelemiş olan  
AİHM bu davalarda AÎHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştı {Pelissier ve  
Sassi, adıgeçen, Çetin Ağdaş - Türkiye, no: 77331/01, 19 Eylül 2006, ve Baltacı - Türkiye,  
adıgeçen).  
5
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AÎHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir  
sonuca varmasını sağlayacak ne bir olgu ne de bir argüman sunduğunu tespit etmektedir. Bu  
alandaki içtihadını göz önünde bulunduran AİHM mevcut davadaki tartışmalı yargılama  
süresinin aşırı olduğu ve ‘makul süre’gereklerine cevap vermediği kanaatindedir.  
Bu itibarla 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. A İH S ’NİN 6 § 2 M A D D ES İN İN İH LA L ED İLD İĞ İ İDDİA SI H A K K IN D A  
A , K a b u l e d i l e b i l i r l i ğ e d a i r  
Başvuran tutuklu yargılanma süresi sebebiyle AİHSnin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğini  
iddia etmektedir.  
Hükümet bu hususta görüş belirtmemektedir.  
(
AİHM, tutuklu yargılanma süresi yönünden yapılan bu şikayetin daha evvel yukarıda  
AİHS’nin 5 § 3 maddesi bakımından incelenen şikayetle ilintili olduğunu ve bu yüzden aynı  
şekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini tespit etmektedir.  
B. Esasa dair  
AİHMnin içtihadına göre bir kimsenin tutuklu olarak yargılanması olgusu özü itibariyle  
masumiyet karinesi ilkesinin sınırlanması anlamına gelir. Ancak AİHS’nin 5 § 3 maddesi  
somut bazı emarelerin bireysel özgürlüğe saygı kuralının önüne geçen gerçek bir kamu  
menfaati bulunduğunu göstermesi durumunda hapisliğin devamına cevaz verir. Bu itibarla bu  
son hüküm ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiği masumiyet karinesi ilkesini muhafaza eder.  
Netice itibariyle tutuklu yargılanma süresine ilişkin ilke olarak ayrı bir sorun gündeme  
gelmemektedir. Zira bu alanda sözkonusu ilkeye saygının temini hedefine 5 § 3 maddesinde  
ulaşılmıştır.  
Yukarıda ifade olunan hususların ışığında AİHS’nin 5 § 3 maddesine ilişkin olarak yaptığı  
tespiti göz önünde bulunduran AİHM sözkonusu hükmün ihlal edilip edilmediğinin ayrıca  
incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmıştır.  
IV. AİHSNİN 5 § 3 VE 6 § 2 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Gözaltı süresi sebebiyle mağdur olduğu iddiasında bulunan başvuran AİHS’nin 5 § 3  
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran, kendisini yargılayan DGM’nin  
bünyesinde askeri bir yargıç bulunudurması sebebiyle AİHSnin 6 § 1 maddesi anlamında  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını ileri sürmektedir.  
6
A . G özaltı süresi hakkında  
AİHM başvuranın gözaltı süresinin bir DGM hakimi önüne çıkarıldığı 21 Kasım 1996  
tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir.  
AİHM, Türk Hukukunda gözaltı süresine itiraza etmek için bir başvuru yolu bulunmadığını  
tespit etmektedir (bkz. Sakık ve diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar).  
Başvuru yolu bulunmadığı hallerde altı ay süresi, başvuruda suçlanan eylemin meydana  
geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar (bkz., diğerleri arasında, Ayşe Öztürk - Türkiye, no:  
59244/00, 20 Kasım 2001, ve M J; - Birleşik Krallık, no: 10389/83, 17 Temmuz 1986 tarihli  
karar).  
Bu hususta AİHM başvuranın gözaltı süresinin 21 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğini oysa  
başvurunun bu traihten yaklaşık yedi yıl soma 2 Eylül 2003 tarihinde yapıldığını tespit  
etmektedir.  
Bu itibarla başvuranın bu şikayeti AİHS’nin 35 § 1 maddesi uyarınca kabuledilemez ilan  
edilmelidir.  
B. Devlet Güvenlik M a h k e m e sin in tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında  
AİHM başvuran aleyhinde yapılan yargılamanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen  
devam ettiğini derhal tespit etmiştir. Bu itibarla AİHM bu şikayetin erken yapılmış bir şikayet  
olduğunu değerlendirmektedir.  
İçhukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle bu şikayet AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi  
uyarınca reddedilmelidir.  
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak 86.750 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı kuramayan AİHM  
bu talebi reddeder. AİHM başvuranın belli bir manevi zarara maruz uğradığı kanaatindedir,  
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro ödenmesine hükmeder.  
B . M a s r a f v e h a r c a m a l a r  
Başvuran, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için ayrıca 5.200 Euro talep  
etmektedir. Bu talebini delillendirmek üzere başvuran herhangi bir belge ya da avukatlık  
ücreti makbuzu sunmamıştır.  
7
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AÎHM’nin içtihadına göre bir başvuran, masraf ve harcamalarının iadesini ancak bu masraf ve  
harcamaların gerçek, zorunlu ve makul olduğunu kanıtladığı sürece elde edebilir. AİHM  
mevcut davada başvuranın ulusal mahkemeler önünde ya da AİHM önünde yaptığı masraf ve  
harcamalarla ilgili herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Ancak AÎHM kendi  
huzurunda bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın mutlaka belli harcamalar yapmış  
olması gerektiği kanaatini taşımaktadır. Dava koşullarını göz önünde bulunduran AÎHM  
masraf ve harcamaları için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına  
hükmetmektedir.  
C . G ecikm e faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
(
'
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE  
1.  
Tutuklu yargılama süresi, yargılama süresi ve masumiyet karinesi hakkının ihlaline  
ilişkin şikayetlerin kabuledilebiîir, geriye kalanının ise kabıdedüemez olduğuna;  
2 .  
3.  
4 .  
A İ H S ’ n i n 5 § 3 m a d d e s i n i n ihlal edildiğine;  
A İH S’nin 6 § 1 m addesinin ihlal edildiğine;  
A İH S ’n in 5 § 3 m ad d esi y ö n ü n d en y ap ılan şik ay etin A İH S ’n in 6 § 2 m ad d esi  
açısından ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
5.  
a ) A İ H S ’ n i n 4 4 § 2 m a d d e s i g e r e ğ i n c e k a r a r ı n k e s i n l e ş t i ğ i t a r i h t e n i t i b a r e n ü ç a y  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi  
tazminat olarak 10.000 Euro (on bin), masraf ve harcamaları için ise î .000 Euro (bin)  
ödenmesine;  
^
b ) s ö z k o n u s u s ü r e n i n b i t t i ğ i t a r i h t e n i t i b a r e n ö d e m e n i n y a p ı l m a s ı n a k a d a r H ü k ü m e t  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6.  
A dil tatm ine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AÎHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
8