başvuranın da aralarında bulunduğu otuz beş sanığı kapsamaktadır. Tanıkların ve müdahil
tarafların mahkemeye gelmemesi ve iki kez Yargıtay’a temyize gidilmesi muhakeme
usulünün uzamasına neden olmuştur. Son olarak başvuranlar altı duruşmaya katılmayı
reddederek muhakeme usulünün yavaş ilerlemesine neden olmuşlardır.
Hükümet bu koşulların muhakeme usulünün süresini açıkladığını ve adli makamların
hiç bir ihmalinin bulunmadığım belirtmiştir.
Başvuranlar hükümetin iddialarına itiraz etmiştir,
AİHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin başvuranların tutuklandığı tarih
olan 17 ve 18 Kasım 1993 tarihlerinde başladığı ve Yargıtay’ın aldığı karar tarihi olan 7
Haziran 1999 tarihinde sona erdiği sonucuna varmıştır.
AİHM, muhakeme usulü süresinin makul olup olmadığını değerlendirmek için
özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi içtihatmm yer
verdiği kriterleri göz önünde bulundurmanın gerekli olduğunu hatırlatmıştır (Bkz. Pelissier ve
Sassi-Fransa, no: 25444/94, §67, 1999-11).
AİHM, yetkili mahkemelerin yasadışı bir çok suçtan haklarında kovuşturma yapılan
başvuranın da aralarında bulunduğu otuz beş sanığı kapsayan bir davaya bakması nedeniyle
dava konusu ceza muhakemeleri usulünün karmaşık olduğunu saptamıştır. Bu koşul ve
suçların niteliği olayların yeniden tasarlanması, kanıtların toplanması ve her müdahil tarafın
üzerine düşen yükümlülüklerinin tespiti gibi uzun bir çalışmayı gerektirmektedir.
AİHM, başvuranların tutumu hakkında, bu kişilerin muhakeme usulü süresinin
uzamasına neden olduklarının ortaya çıkarılmadığını saptamıştır.
AİHM, adli makamların tutumu hakkında, ilk temyize gidildiğinde Yargıtay önündeki
yargılamanın iki yıl bir ay sürdüğünü saptamıştır. Bu da oldukça uzun bir süredir. Ancak,
AİHM, muhakeme usulünün ivedi olmaması dışında, yerel makamların faaliyet göstermediği
bir dönemin bulunmadığını saptamıştir. Sonuç olarak ilk derece mahkemesi ve ikinci temyizin
ardmdan Yargıtay önündeki muhakeme usulünün süresi eleştirilemez.
AİHM, muhakeme usulünün genel süresini göz önünde bulundurduğunda “makul
sürenin” aşılmadığı dolayısıyla AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediği kanaatine
varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,
A. Manevi Tazminat
Başvuranlar, manevi tazminat adı altında birinci ve ikinci başvuranların her biri için 10
000 euros (EUR) ve diğer üç başvuranların lıer biri için 5 000 euros (EUR) talep etmişlerdir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna
dikkati çekmektedir (sözü edilen Çıraklar kararı, S. 3074, §49).
AÎHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6§1 maddesine göre tarafsız ve
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en
uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden
yargılamanın olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27).
B. M asraf ve Harcam alar
Başvuranlar, hiçbir gerekçe göstermeksizin AİHM’deki işlemlere ilişkin masraf ve
harcamalar için 3 000 EUR talep etmişlerdir.
3