CONSEIL  
A V R U P A  
DE L’EUROPE  
K O N SE Y Đ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ŞATIR -TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:36192/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Mart 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36192/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşı) Mahmut Şatır’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ekim 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Đ. H. Gülhan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1930 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
22 Temmuz 1952 tarihinde, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi, Seferihisar’ın (Đzmir)  
Beyler köyünde bulunan 275.700 m2 lik “zeytinliğin” zamanaşımı ile iktisap yoluyla M.Đ. adlı  
kişiye ait olduğuna karar vermiştir. M.Đ.’nin ölümünün ardından taşınmazın mülkiyeti,  
M.Đ’nin hak sahiplerine geçmiş ve sözkonusu taşınmazın tapu kaydı 1964 yılında hak  
sahipleri adına tescil edilmiştir.  
19 Ocak 1988 tarihinde başvuran taşınmazı satın almıştır. Sözkonusu taşınmaz zeytinlik  
olarak başvuran adına tescil edilmiştir.  
1990 yılında yeni bir kadastro çalışması ile ihtilaflı taşınmaz “276 ada parsel 1” olarak tespit  
edilmiştir. Taşınmazın orman alanı olarak Hazine adına tescil edilmesine karar verilmiştir.  
20 Ocak 1994 tarihinde başvuran, Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan tespitin iptali için  
Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü’ne karşı Seferihisar Kadastro Mahkemesi’nde dava  
açmıştır. Başvuran, Kadastro Mahkemesi’nin ihtilaflı taşınmazın orman alanı olarak Hazine  
adına tescil edilmesine ilişkin kararının iptalini talep etmiştir.  
27 Eylül 1995 tarihinde, mahkeme, sözkonusu davanın başka bir dava ile birleştirilmesine  
karar vermiş ve belirtilmeyen bir tarihte ihtilaf konusu taşınmazı satın aldıklarını iddia eden  
ve taşınmazın kendi adlarına tapuya tescilini talep eden üçüncü kişilerin davaya müdahil  
olmalarına izin vermiştir.  
17 Nisan 2002 tarihinde, bilirkişi ve tanıkların eşliğinde mahkeme, ihtilaflı taşınmaza keşifte  
bulunmuştur. Mahalli bilirkişiler ve tanıklar, keşif yerinde dinlenmiştir. Jeolojik, topografik  
ve zirai bilirkişi raporları sırasıyla 26 Nisan, 3 Mayıs ve 28 Mayıs 2002 tarihlerinde dava  
dosyasına eklenmiştir. Orman mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ise 25 Mayıs  
2002 tarihinde dosyaya eklenmiştir. 3 Mayıs 2002 tarihli raporunda topograf 276 ada 1 parsel  
olarak belirlenen taşınmazın üç farklı yerde üç parselden oluştuğu ve başvuran ve mahalli  
bilirkişi tarafından belirtilen parselin 154 ve 197 adalar arasında kaldığı ve 164.930,34 m2 lik  
bir alan olduğu sonucuna ulaşştır.  
28 Haziran 2002 tarihinde, mahkeme, başvuran ve müdahil tarafların taleplerini reddetmiştir.  
Mahkeme, ormanlık alan kapsamında olduğuna kanaat getirerek sözkonusu taşınmazın  
Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.  
2
29 Temmuz 2002 tarihinde, başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran,  
kendisinin ve sonraki diğer maliklerin 1952 yılından beri yasalara uygun olarak iyi niyetle ve  
tapu kayıtlarına güvenerek tapu sahibi olmaları ve jeolog tarafından sunulan bilirkişi raporu  
şında tüm bilirkişi raporları ve tanıkların bu durumu teyit etmeleri nedeniyle esas  
bakımından kararın bozulmasını talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, 28 Haziran 2002 tarihli  
duruşmada avukatının hazır bulunmamasına ilişkin mazereti reddetmesinden dolayı  
mahkemenin, kendisini savunma hakkından yoksun bıraktığını belirtmektedir.  
19 Aralık 2002 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararı onamıştır. Sözkonusu karar, 16 Nisan  
2003 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.  
16 Haziran 2003 tarihinde, müdahil taraflardan biri tarafından yapılan karar düzeltme  
başvurusu reddedilmiştir.  
HUKUK  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuran, tapusunun iptal edilmesinin ve hiçbir tazminat ödenmeden Hazine’ye  
devredilmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mallarına saygı hakkına yönelik  
bir ihlal oluşturduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, Anayasa’nın 169. maddesi  
uyarınca, orman alanının hiçbir şekilde özel mülkiyete devrolunamayacağını ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
1. Altı ay süresine riayet  
Hükümet, Yargıtay’ın 19 Aralık 2002 tarihinde, Seferihisar Kadastro Mahkemesi’nin kararını  
onadığını ve böylece sözkonusu kararın nihai hale geldiğini ancak başvuranın 13 Ekim 2003  
tarihinde yani nihai iç hukuk kararının ardından altı ay sonra AĐHM’ye başvuruda  
bulunduğunu savunmaktadır.  
Başvuran, Hükümet’in argümanına karşı çıkmaktadır. Başvuran, Yargıtay kararının 16 Nisan  
2003 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ve konuya ilişkin belgenin dosyaya eklendiğini  
belirtmektedir.  
AĐHM, sözkonusu kararın 16 Nisan 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmesi ve başvurunun  
13 Ekim 2003 tarihinde yapılması hususuna Hükümet tarafından itiraz edilmediğini not  
etmektedir. Dolayısıyla AĐHM, başvurunun nihai iç hukuk kararını müteakip altı ay süresi  
içerisinde yapıldığı tespitinde bulunmakta ve Hükümet’in altı ay süresine riayet edilmediği  
kapsamında yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.  
2. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi  
Hükümet, AĐHM’den başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemesi nedeniyle de başvurunun  
kabuledilemez ilan edilmesini talep etmektedir. Hükümet, benzer koşullarda Orman Genel  
Müdürğü’nün talebi üzerine tapu kaydı Hazine’ye devredilen bir kişinin tazminat elde ettiği  
3
bir karara atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazın  
niteliği hakkında araştırma yapmadan ilgili kişiye satışını yapmasından dolayı Hazine’nin  
sözkonusu kişiye tazminat ödemesine karar vermiştir.  
Başvuran, sözkonusu argümanlara karşı çıkmaktadır. Başvuran, tapu kaydına ilişkin olarak  
Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü hakkında iptal davası açarak iç hukuk yollarının  
tamamını tükettiğini belirtmektedir. Başvuran, zarara yol açan iptal davasının mevcut hukuka  
aykırı bir eylem olarak değerlendirilmemesi nedeniyle tazminat elde etme imkanının  
bulunmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, ihtilaf konusu taşınmazın kendisine geri  
verilmesini talep etme imkanı da bulunmamaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafından ileri gelen yükümlülüğün, etkili, yeterli ve  
ulaşılabilir normal başvurular ile sınırlı olduğunu anımsatır (Sofri ve diğerleri-Đtalya).  
Özellikle, AĐHS sadece işlenen ihlallere ilişkin müsait ve uygun başvuru yollarının  
tüketilmesini gerekli kılmaktadır. Bu başvuru yolları sadece teoride değil uygulamada da  
yeterli düzeyde emniyeti hasıl olmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkinlik ve ulaşılabilirlikten  
uzak kalırlar (Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996).  
Mevcut davada AĐHM, Hükümet’in böyle bir başvurunun hangi ölçüde etkili, yeterli ve  
ulaşılabilir olabileceğini belirtmediği kanaatindedir.  
Ayrıca AĐHM, mevcut davada, 1994 yılından 2003 yılına kadar sözkonusu taşınmazın niteliği  
hakkındaki kararı bekleyen başvurandan tazminat elde edebilmek için yeniden dava açmasını  
istemenin uygun olmayacağı kanaatindedir (bkz, mutatis, mutandis, Guillemin-France, 21  
Şubat 1997).  
Bu itibarla AĐHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.  
3. Sonuç  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların argümanları  
a) Hükümet  
Hükümet, başvuranın, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca gerekli olan ve mevcut bir  
alacağın doğmasına sebep olabilecek ne “fiili bir mülk” ne de “meşru beklenti” sahibi  
olduğunu savunmaktadır. Zira Hükümet’e göre, Anayasa’nın 169. maddesi kesin ve nettir.  
Orman alanı hiçbir durumda özel mülkiyete devrolunamaz. Seferihisar Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nin M.Đ.’yi ihtilaflı taşınmazın maliki olarak kabul ettiği 22 Temmuz 1952 tarihli  
kararı ile ilgili olarak, Hükümet, Anayasa’nın 169. maddesi nedeniyle M.Đ.’nin hiçbir zaman  
taşınmazın maliki olmadığını belirtmektedir. Her halükarda, sözkonusu karar, sadece davaya  
müdahil olan tarafları bağlamakta ve davaya müdahil olmayan Hazine aleyhine dermeyan  
edilemez.  
4
b) Başvuran  
Başvuran, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22 Temmuz 1952 tarihli nihai kararı ile  
ihtilaf konusu taşınmazın ilk sahibinin mülkiyet hakkının tanındığını ve sözkonusu kararın  
yalnızca davaya müdahil olan tarafları değil kurumları da bağladığını belirtmektedir.  
Başvuran, kendisinin ve sonraki diğer sahiplerin 1952 yılından beri iyi niyetle ve tapu  
kayıtlarına uygun olarak taşınmazın sahibi olduklarını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran,  
tapusunun iptal edilmesinin ve Hazine adına tescil edilmesinin zeytinlik olarak nitelendirilen  
alanın (1952 yılından beri ihtilaflı arsa için sözkonusu durum) ormanlık alan olarak  
şünülemeyeceğini öngören ulusal hükümlere aykırı olduğunu iddia etmektedir. Bu durumda  
başvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile öngörülen kamu yararı olmaksızın mülkiyet  
hakkından yoksun bırakıldığını ifade etmektedir.  
2. AĐHM’nin takdiri  
AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında başvuranların  
mülkiyet haklarına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak değerlendirilmesi gereken bir  
müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (bkz., mutatis mutandis, Brumarescu-Romanya).  
AĐHM, başvuranın sözkonusu mülkün sahipliği konusundaki iyi niyetinin tartışma konusu  
olmadığını belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, Kadastro Müdürlüğü’nün orman alanı olarak  
sözkonusu arazinin Hazine adına tescil edilmesine karar verdiği yeni kadastro çalışmasının  
yapıldığı tarih olan 1990 yılına kadar -ki bu tarih başvuran açısından ancak 16 Nisan 2003  
yılında kesinleşmiştir- iç hukuktaki tüm sonuçları ile birlikte başvuranın malik olduğunu ve  
tapuya kayıtlı senedin geçerliliğine ilişkin meşru olarak “hukuki güvence” beklentisi içinde  
olduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM, başvuranın mülkünden yargı kararları ile onanan idari kararlarla yoksun bırakıldığını  
tespit etmektedir. Taşınmazın niteliğine ve mülkiyet hakkına ilişkin başvuranın itirazlarına  
rağmen, ulusal mahkemeler, taşınmazı ormanlık alanın bir parçası olarak değerlendirerek  
Hazine adına tescil edilmesi gerektiğine ilişkin Kadastro Müdürlüğü’nün tespit işlemini  
onamıştır. Ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeleri göz önünde bulunduran  
AĐHM, başvuranlara uygulanan yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve  
ormanların korunması amacının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci  
cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğini düşünmektedir (bkz., mutatis mutandis,  
Lazaridi – Yunanistan, no: 31282/04, prg. 34, 13 Temmuz 2006 ; Ansay – Türkiye, no:  
49908/99, 2 Mart). Bu çerçevede AĐHM, her ne kadar çevrenin genel olarak korunmasına  
yönelik AĐHS’de özel bir hüküm bulunmasa da (Kyrtatos – Yunanistan, no: 41666/98)  
günümüz toplumunun çevrenin korunması konusundaki duyarlılığının her geçen gün daha da  
arttığını anımsatır (Fredin – Đsveç (no:1), 18 Şubat 1991 tarihli karar). AĐHM, çevrenin  
korunmasına bağlı sorunlara müteaddit defalar değindiğini ve konunun önemine dikkat  
çektiğini kaydeder (bkz., Taşkın ve diğerleri – Türkiye, no: 46117/99, Moreno Gómez –  
Đspanya, no: 4143/02, Fadeïeva – Rusya, no: 55723/00, ve Giacomelli – Đtalya, no: 59909/00).  
Tabiatın ve ormanların ve daha genel olarak da çevrenin korunması, kamuoyunda ve  
dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir  
değerdir. Çevrenin korunmasına ilişkin mülahazalar sözkonusu olduğunda, bilhassa da devlet  
konuyla ilgili olarak bir yasal düzenlemeye gitmişse, ekonomik zorunluluklar ve hatta  
mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar öncelik arz etmemelidirler (Hamer – Belçika,  
no:21861/03).  
5
Bununla birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen adil  
dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip  
yüklemediğinin belirlenmesi için iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması  
gerekir. Bu çerçevede AĐHM daha evvel, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın  
ödenmemesi durumunda mülkten mahrum etmenin aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ve  
hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında  
ancak istisnai koşullarda meşru kabul edilebileceğini ifade etmiştir (Nastou – Yunanistan  
(no:2), no: 16163/02, 15 Temmuz 2005; Jahn ve diğerleri – Almanya, no: 46720/99,  
72203/01 ve 72552/01; Kutsal Manastırlar – Yunanistan, 9 Aralık 1994, N.A. ve diğerleri,-  
Türkiye, başvuru no: 37451/97 ve Turgut ve diğerleri). Mevcut davada malının Hazineye  
devredilmesi nedeniyle başvurana hiçbir ücret ödenmemiştir. AĐHM, tazminat ödenmemesini  
haklı kılmak için Hükümetin istisnai hiçbir koşulu belirtmediğini not etmektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerekleri ile kişinin haklarının  
korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi başvuran aleyhine bozduğu  
kanaatindedir.  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran, mahkemenin konusunda yeterli olmayan bilirkişilerin görüşlerini dikkate alması  
nedeniyle yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, 28  
Haziran 2002 tarihli duruşmada avukatının bulunmamasının mahkeme tarafından mazeret  
kabul edilmediğini iddia etmektedir. Başvuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir (Aksoy  
(Eroğlu)-Türkiye, başvuru no: 59741/00, 31 Ekim 2006; Sadak ve diğerleri – Türkiye, başvuru  
numaraları: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96; Kamil Uzun-Türkiye, başvuru no:  
37410/97, 10 Mayıs 2007). Bununla birlikte işbu davada ortaya konan asıl hukuki sorunla  
ilgili olarak ulaşğı sonucu göz önüne alarak, AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında  
yapılan şikayetleri ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvuran, 300.000 Euro tutarında maddi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran,  
275.000 m2 lik taşınmazının Đzmir’e 70 km uzaklıkta Seferihisar yakınlarında merkezi bir  
bölgede bulunduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, AĐHM’ye tazminat talebini reddetme çağrısında bulunmaktadır. Hükümet’e göre  
AĐHM, ihlal kararı verdiği takdirde, sözkonusu tespit yeterli adil tatmin oluşturacaktır.  
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı  
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve başvuranın, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele  
hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları  
her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 10 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir  
7