no 75569/01, prg. 28, 27 Haziran 2006), bir karikatürde (Romanya aleyhine Cumpănă ve
Mazăre davası [GC], no 33348/96, prg. 22, CEDH 2004-XI), bir reklam anonsunda
(Avusturya aleyhine Krone Verlag GmbH & Co. KG davası (no 3), no 39069/97, prg. 11,
CEDH 2003-XII, ve Đspanya aleyhine Casado Coca davası, 24 ꢁubat 1994, prg. 50, seri A
no 285-A), reklam sloganıyla birlikte sunulan bir çizimde (Fransa aleyhine Leroy davası,
no 36109/03, prg. 6 ve 27, 2 Ekim 2008), basın yoluyla propagandada (Türkiye aleyhine
Hünkar Demirel davası, no 10365/03, prg. 5, 6 ve 9, 14 Haziran 2007) ve cep telefonlarıyla
gönderilen kısa mesajlarda (Türkiye aleyhine Bahçeci ve Turan davası, no 33340/03, prg. 5 ve
6, 16 Haziran 2009) ifade özgürlüğünün uygulandığı yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır.
Eksiksiz olmayan bu içtihat ıꢀığında AĐHM, veciz ve çarpıcı niteliği öne çıkarılarak, özellikle
güncel bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek üzere reklam ve siyasi propaganda amaçlı
kullanılan bir sloganın da AĐHS’nin 10. maddesi kapsamına girdiği kanaatindedir.
Mevcut davada AĐHM, ulusal mahkemelerde baꢀvuranlar aleyhine açılan ceza davasının,
ihtilaflı sloganları attıkları ve PKK lehine propaganda yaptıkları için onları mahkûm etmek
amacını taꢀıdığını not etmektedir. AĐHM’nin takdirine sunulan dosyadaki unsurlara
bakıldığında, ihtilaflı sloganları atmadıklarını savunsalar da baꢀvuranların, esas itibariyle,
Nevruz bayramı dolayısıyla ꢀarkı söyleyip, dans ederek ifade özgürlüğü haklarından
yararlandıkları anlaꢀılmaktadır. Bu itibarla, AĐHM, ilgili ꢀahısların ulusal mahkemeler
önünde « en azından özü itibariyle» AĐHS’nin 10. maddesine dayalı ꢀikâyetlerini dile
getirdikleri kanaatine varmaktadır (Türkiye aleyhine Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon
Yayın Yapım Ve Tanıtım A.ꢁ. davası (no 1), no 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00 ve
64184/00, prg. 68, 30 Mart 2006). Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının
tüketilmediğine dayalı bu itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
Hükümet, daha sonra baꢀvuranların AĐHS’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatının
olmadığına dayalı bir kabuledilemezlik itirazı dile getirmektedir. Hükümete göre, Van Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranların mahkûmiyetini iptal eden kararı, aynı zamanda bağlı
olan tüm sonuçları da iptal etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, Hükümetin bu savına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuranlar, Van Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin 13 Ağustos 2003 tarihinde lehte karar verdiğini kabul etmektedir. Bununla
birlikte, baꢀvuranlara göre, bu kararın alınmasından önce yine de iki yıl beꢀ ay sekiz gün
süreyle hapis yatmıꢀlardır.
AĐHM, 34. maddedeki « mağdur » ibaresinde ihtilaflı eylem ya da ihmalden doğrudan
etkilenen ve 41. madde kapsamında ele alınan bir zarar oluꢀmasa bile AĐHS hükümlerinden
birinin ihlaline maruz kalan kiꢀinin tanımlandığı yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır. Bu
itibarla, ulusal yetkililer açıkça ya da özünde onaylamadıkça ve AĐHS’nin ihlalinden dolayı
kiꢀi tazmin edilmedikçe, baꢀvuran lehinde alınan bir karar ya da önlem o kiꢀiyi “mağdur”
statüsünden çıkarmaya yeterli olamayacaktır (Saime Özcan-Türkiye, no 22943/04, 15 Eylül
2009, et Öztürk-Türkiye [BD], no 22479/93).
AĐHM, mevcut davada 4963 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ve slogan atmanın eski Türk
Ceza Kanunu’nun 169. maddesi anlamında ꢀuç teꢀkil etmemesi dolayısıyla Van Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin 13 Ağustos 2003 tarihinde baꢀvuranları mahkûm eden hapis
cezasının infazını tüm sonuçlarıyla birlikte kaldıran ve ilgili ꢀahısları serbest bırakan kararı
verdiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, bu kararın ancak 13 Ağustos 2003 tarihinde, yani
baꢀvuranların ilk mahkûmiyetinden bir yıl sekiz ay sonra alındığını hatırlatmak yerinde
olacaktır. Bu süre içerisinde, baꢀvuranlar hapis cezalarının bir kısmını çekmiꢀlerdir (Türkiye
5