AĐHM, Türk Hukukunun, Devlete veya Devlet görevlilerine isnat edilebilecek haksız ve konusu
suç teꢀkil eden fiiller aleyhinde baꢀvurulabilecek idari, sivil ve cezai yollar öngördüğünü
vurgulamaktadır.
Anayasa’nın 125.maddesinin kamu görevlileri tarafından mağdur edilen bir kimse için idarenin
objektif sorumluluğu kapsamında idari dava açma hakkını öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte,
AĐHM, AĐHS’nin 2 ve 13.maddelerinin kapsamına giren ꢀikayetler için baꢀvuran, sadece tazminat
ödenmesiyle sonuçlanabilecek bir idari dava açmıꢀ varsayılıyorsa, söz konusu maddelerin, ölümcül
saldırı durumunda, hukuku AĐHS ile bağlı Devletlere dayattığı, sorumluların kimliğinin tespitine ve
cezalandırılmasına yönelik bir soruꢀturma yürütme müeyyidesi etkisiz hale getirilmiꢀ olabilir (Yaꢀa-
Türkiye davası, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Kararların toplamı 1998-IV, § 74). Bu görüꢀ 3.madde
kapsamında kötü muamele vakalarına da aynen uygulanmaktadır (Đlhan-Türkiye davası, 22277/93 no’lu
dava, § 61). Sonuç itibarıyla, baꢀvuranın belirtilen idari davaları ve kamu davalarını açma zorunluluğu
bulunmadığından Hükümet tarafından öne sürülen ön itiraz kabul edilememektedir.
Bunun yanısıra, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3 maddesi çerçevesinde ꢀikayetin belirgin olarak kötü
ꢀekilde oluꢀturulmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, AĐHM, ꢀikayette hiçbir kabul edilemezlik
gerekçesinin bulunmadığına hükmetmiꢀtir. Bu durumda ꢀikayetin kabul edilebilir olduğuna karar
vermiꢀtir.
B. Đçerik hakkında
Hükümet, iꢀkence ve kötü muamele iddialarının temelsiz olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından
verilen raporun baꢀvuranın vücudundaki morlukların eskiden kalma olduklarını açıkça belirttiğini ileri
sürmektedir.
AĐHM, bir kiꢀi gözaltındayken tamamen polis memurlarının gözetiminde olduğu sırada
yaralandığı zaman, bu süre zarfında meydana gelen tüm yaralanmaların güçlü maddi karinelere yer
verdiğini vurgulamaktadır (Salman-Türkiye davası, 21986/93 no’lu dava, § 100). Bu durumda, söz
konusu yaralanmaların nasıl oluꢀtuğu konusunda makul bir açıklama yapması, mağdur kiꢀinin iddialarını
hakkında-özellikle de bu iddiaların tıbbi belgelerle desteklendiği durumda- çürütecek delilleri temin
etmesi Hükümetten beklenmektedir (Selmouni-Fransa davası, 25803/94 no’lu dava, § 87, Berktay-
Türkiye davası, 22493/93 no’lu dava, § 167, 1 Mart 2001, Altay-Türkiye davası, 22279/93, §50, 22
Mayıs 2001).
Baꢀvuranın vücudundaki izlerin muhtemelen baꢀvuranın tarif ettiği kötü muamele sonucu
oluꢀabilecek yaralanmalar olmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, AĐHM, olayda, Hükümetin, yedi gün
boyunca avukatıyla görüꢀtürülmeden alıkonulan baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin oluꢀum
nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemiꢀtir.
Öte yandan, bazı polis memurlarının, Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadede, baꢀvuranı güç
kullanarak tutukladıklarını ve baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin bu durumdan kaynaklanmıꢀ
olabileceğini dolayısıyla da gözaltından önce oluꢀtuğunu ileri sürmelerine rağmen, AĐHM, özellikle de
gözaltından önce baꢀvuranın tıbbi muayenesi yapılmamıꢀ olduğundan, söz konusu izlerin baꢀvuranın
tutuklanması sırasında oluꢀtuğunun kesin olmadığı kanaatindedir (Cangöz-Türkiye davası, 28039/95
no’lu dava, § 30, 4 Ekim 2005).
AĐHM, kendisine sunulan tüm verilerin ıꢀığında ve de Hükümetin hiçbir makul açıklama
getirmemiꢀ olmasından dolayı, olayda Adli Tıp Kurumunun düzenlediği raporda baꢀvuranın vücudunda
4