C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SAYGILI - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 57916/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mayıs 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli bazı  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (57916/00) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan M. Ali Haydar Saygılı’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 17  
Mayıs 2000 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence  
altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan faydalanan bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. A.  
Kirdök tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti AĐHM önünde temsil edilmek için avukat  
tayin etmemitir.  
2 Eylül 2004 tarihinde, AĐHM davanın kısmen kabul edilemez olduğuna karar vermitir.  
14 Nisan 2005 tarihinde, AĐHM, davanın kabul edilebilirliği ve kalan kısmın içeriği hakkındaki  
kararını AĐHS’nin 29 § § 1 ve 3 maddesi uyarınca vereceğini taraflara yazıyla bildirmitir.  
OLAYLAR  
OLAYIN KOULLARI  
Bavuran 1973 yılında doğmutur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
9 Aralık 1996 tarihinde, bavuran sokakta sorguya çekilmive Đstanbul Emniyet Müdürlüğü  
görevlileri tarafından göz altına alınmıtır. Bavuran, yasa dıı örgüt üyesi olmakla suçlanmıtır.  
16 Aralık 1996 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde Cumhuriyet  
Basavcısının ve hakimin karısına çıkarılmıtır. Bavuran, Basavcının karısında, kendisine yöneltilen  
suçlamaları reddetmitir ve gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmitir. Bavuran,  
gözaltı sırasında kıyafetlerinin çıkarıldığını, dövüldüğünü, soğuk suyla ıslatıldığını iddia etmitir.  
Bavuran, sorgulanması sırasında da gözlerinin bağlanarak kendisine bazı kötü muamelelerde  
bulunulduğunu iddia etmektedir. Bavuran geçici olarak tutuklanmıtır.  
Aynı gün, Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmitir. Verilen raporda  
bavuranın sol omzu üzerinde 2x3 cm’lik eskiden kalma morluk izleri tespit edildiği belirtilmitir.  
Kurum doktoru, söz konusu yaraların bavuran için hayati tehlike tekil etmediğine karar vermi,  
bavurana üç gün igörmemesini salık vermitir.  
13 ubat 1997 tarihinde, bavuran kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları hakkında Cumhuriyet  
Basavcısı tarafından dinlenmitir.  
20 Mart 1997 tarihinde, Cumhuriyet Basavcısı, Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca,  
sorumlu dört polis memuru aleyhinde ceza davası açmıtır.  
23 Ekim 1997 tarihinde, bavuran Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde sivil bir kanat  
oluturulması için talepte bulunmutur. Bavuran, Ağır Ceza Mahkemesi’nde, gözaltında maruz  
kaldığını ileri sürdüğü kötü muameleleri detaylı olarak anlatmıtır.  
26 Ocak 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesindeki durumada bavuran suçladığı dört polis  
memurunun kimliğini tespit etmive B.K. isimli baka bir polis memurunu daha suçlamıtır. Polis  
memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları reddetmilerdir. Polis memurları, bavuranın vücudunda  
tespit edilen izlerin tutuklanması sırasında güç kullanılmasından kaynaklanmıolabileceğini  
ünmektedirler.  
2
30 Mart 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın tanığını dinlemitir. Bavuranın tanığı,  
kendisinin de aynı yerde göz altında bulunduğunu, yandaki hücrede birinin dövüldüğünü duyduğunu  
ama kim olduğunu anlayamadığını beyan etmitir.  
24 Haziran 1998 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi davalı polisleri delil yetersizliğinden  
serbest bırakmıtır. Kararda, aynı zamanda 16 Aralık 1996 tarihli raporda bavuranın morluklarının  
eskiden kalmıolduğunun belirtildiğinin ve bavuranın dava sırasında B.K. isimli baka bir polis  
memurunun kimliğini tespit ettiğinin altı çizilmitir. Mahkeme, B.K. hakkında hukuki bir soruturma  
açılmasına hükmetmitir.  
1 Aralık 1999 tarihli bir kararla, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
15 Haziran 2000 tarihinde, Cumhuriyet Basavcısı, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına uygun  
olarak B.K. adlı kiinin ifadesini almıtır. Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın sorgusuna katıldığını inkar  
etmitir. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göre B.K. uzun yıllar boyunca Terörle Mücadele Biriminin  
hizmetinde çalığından dolayı, göz altına alınan kiiler tarafından tanınmaktadır ve kötü muamele  
iddialarında periyodik olarak suçlanmaktadır.  
Aynı gün, Cumhuriyet Basavcısı, düzenlenen tıbbi raporda morlukların nasıl ve hangi tarihte  
olutuğunun belirtilmediğini içeren bir men-i muhakeme kararı vermitir.  
Bavuran, bu karara itiraz etmemitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinde art koulduğu ekilde bavuranın Đç Hukuktaki bavuru  
yollarını kullanmadığı için AĐHM’nin bavuranın ikayetlerini reddetmesi gerektiğini vurgulamaktadır.  
Bu bağlamda, Hükümet, bavuranın ikayeti üzerine resmi bir soruturma yürütülmüolduğunu ve  
soruturmanın gözaltından sorumlu dört polis memurunun mahkemeye çıkarılmasıyla sonuçlandığının  
altını çizmektedir. Bununla birlikte, beraat kararında, mahkeme baka bir polis memuruna karı dava  
açılmasına karar vermitir. Ceza Kanunu’nun davanın esası ile ilgili olan düzenlemeleri ikence ve kötü  
muamelelerin Đç Hukuk tarafından ağır ekilde cezalandırıldığının ispatıdır.  
Hükümet, aynı zamanda, Borçlar Kanunu veya Anayasa’nın 125. maddesi ya da 2577 no’lu  
kararda davanın esası ile ilgili olan düzenlemelerle sunulan sivil ve idari tazminat alma yollarının  
önemini hatırlatmaktadır. Olayda, bavuran yürürlükteki sivil ve idari bavuru yollarını kullanarak  
zararının tazminini talep edebilecek olmasına rağmen bu yollara hiç bavurmamıtır, B.K. için verilmiꢀ  
olan men-i muhakeme kararına da itiraz etmemitir.  
Bavuran bu argümanları reddetmektedir.  
3
AĐHM, Türk Hukukunun, Devlete veya Devlet görevlilerine isnat edilebilecek haksız ve konusu  
suç tekil eden fiiller aleyhinde bavurulabilecek idari, sivil ve cezai yollar öngördüğünü  
vurgulamaktadır.  
Anayasa’nın 125.maddesinin kamu görevlileri tarafından mağdur edilen bir kimse için idarenin  
objektif sorumluluğu kapsamında idari dava açma hakkını öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte,  
AĐHM, AĐHS’nin 2 ve 13.maddelerinin kapsamına giren ikayetler için bavuran, sadece tazminat  
ödenmesiyle sonuçlanabilecek bir idari dava açmıvarsayılıyorsa, söz konusu maddelerin, ölümcül  
saldırı durumunda, hukuku AĐHS ile bağlı Devletlere dayattığı, sorumluların kimliğinin tespitine ve  
cezalandırılmasına yönelik bir soruturma yürütme müeyyidesi etkisiz hale getirilmiolabilir (Yaa-  
Türkiye davası, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Kararların toplamı 1998-IV, § 74). Bu görü3.madde  
kapsamında kötü muamele vakalarına da aynen uygulanmaktadır (Đlhan-Türkiye davası, 22277/93 no’lu  
dava, § 61). Sonuç itibarıyla, bavuranın belirtilen idari davaları ve kamu davalarını açma zorunluluğu  
bulunmadığından Hükümet tarafından öne sürülen ön itiraz kabul edilememektedir.  
Bunun yanısıra, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3 maddesi çerçevesinde ikayetin belirgin olarak kötü  
ekilde oluturulmağını tespit etmektedir. Bununla birlikte, AĐHM, ikayette hiçbir kabul edilemezlik  
gerekçesinin bulunmadığına hükmetmitir. Bu durumda ikayetin kabul edilebilir olduğuna karar  
vermitir.  
B. Đçerik hakkında  
Hükümet, ikence ve kötü muamele iddialarının temelsiz olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından  
verilen raporun bavuranın vücudundaki morlukların eskiden kalma olduklarını açıkça belirttiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, bir kii gözaltındayken tamamen polis memurlarının gözetiminde olduğu sırada  
yaralanğı zaman, bu süre zarfında meydana gelen tüm yaralanmaların güçlü maddi karinelere yer  
verdiğini vurgulamaktadır (Salman-Türkiye davası, 21986/93 no’lu dava, § 100). Bu durumda, söz  
konusu yaralanmaların nasıl olutuğu konusunda makul bir açıklama yapması, mağdur kiinin iddialarını  
hakkında-özellikle de bu iddiaların tıbbi belgelerle desteklendiği durumda- çürütecek delilleri temin  
etmesi Hükümetten beklenmektedir (Selmouni-Fransa davası, 25803/94 no’lu dava, § 87, Berktay-  
Türkiye davası, 22493/93 no’lu dava, § 167, 1 Mart 2001, Altay-Türkiye davası, 22279/93, §50, 22  
Mayıs 2001).  
Bavuranın vücudundaki izlerin muhtemelen bavuranın tarif ettiği kötü muamele sonucu  
oluabilecek yaralanmalar olmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, AĐHM, olayda, Hükümetin, yedi gün  
boyunca avukatıyla görütürülmeden alıkonulan bavuranın vücudunda tespit edilen izlerin oluum  
nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemitir.  
Öte yandan, bazı polis memurlarının, Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadede, bavuranı güç  
kullanarak tutukladıklarını ve bavuranın vücudunda tespit edilen izlerin bu durumdan kaynaklanmıꢀ  
olabileceğini dolayısıyla da gözaltından önce olutuğunu ileri sürmelerine rağmen, AĐHM, özellikle de  
gözaltından önce bavuranın tıbbi muayenesi yapılmamıolduğundan, söz konusu izlerin bavuranın  
tutuklanması sırasında olutuğunun kesin olmadığı kanaatindedir (Cangöz-Türkiye davası, 28039/95  
no’lu dava, § 30, 4 Ekim 2005).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm verilerin ıığında ve de Hükümetin hiçbir makul açıklama  
getirmemiolmasından dolayı, olayda Adli Tıp Kurumunun düzenlediği raporda bavuranın vücudunda  
4
tespit edilen izlerin, Hükümetin sorumlu olduğu insanlık dıı bir muameleden kaynaklandığının  
kesinliğine hükmetmitir.  
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 13.MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 13.maddesine atıfta bulunarak, bavuran kötü muameleye maruz bırakıldığı yolundaki  
iddialarını ortaya koyabileceği etkin bir bavuru yolunun yokluğundan yakınmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine ilikin tespitini göz önüne alarak, olayda söz konusu maddenin  
ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41.MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
Bavuran, manevi zarara uğradığını ileri sürerek 30 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.  
AĐHM, hakkaniyetle karar vererek, bavurana manevi zararının tazmini için 5 000 Euro  
ödenmesine hükmetmitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, yaptığını beyan ettiği harcamalar için 12 920 Yeni Türk Lirası ( YTL, yaklaık 8 075  
Euro) talep etmektedir. Bunun 300 YTL’lik (yaklaık 187,5 Euro) miktarının, AĐHM’de görülen dava  
kapsamında, çeviri masraflarına, telefon görümelerine, belgelerin çoğaltılması ve sunulmasına  
harcanğını beyan etmektedir. Bavuran bu durumu ispat edecek herhangi bir belge sunmamıtır.  
Hükümet taleplerin abartılı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, Đç Tüzüğünün 60 § 2 maddesi uyarınca, bavuranın hiçbir kanıt belgesi sunmadığından,  
talebi bu ekliyle kabul edemeyeceği görüündedir. Buna rağmen, AĐHM, karmaıklık arz eden bu  
davada, mutlaka, bavuranın, kendisinin mahkemede temsil edilmesi amacıyla avukatların üstlendikleri  
görev için harcama yaptığına hükmetmitir. Bu nedenle, AĐHM, bavurana tüm masraflar için 1 000  
Euro ödenmesini makul karılamaktadır. Bu rakamdan adli yardım için harcanan 715 Euro çıkarılınca  
kalan miktar 285 Euro’dur.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Davanın geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;  
5
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Davanın AĐHS’nin 13. maddesi çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat için 5  
000 Euro (bebin) ve masraf ve harcamalar için 285 Euro (iki yüz seksen be) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine  
uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6