CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYIK vd. -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru numaraları:1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07, 36591/07 ve  
40928/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
08 Aralık 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07,  
36561/07 ve 40928/07) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaları) Hayrettin ayık, Mehmet Ali  
Oğuzhan, Murat Aslan, Turgay Bilge, Fahri Arcagök, Mehmet Özboğan (Aksa) ve Mehmet  
Salih imek’in (bavuranlar) sırasıyla, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık 2006,  
23 ubat 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007 ve 13  
Eylül 2007 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Kendi savunmasını üstlenen Hayrettin ayık dıında, bavuranlar, Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1963, 1969, 1975, 1976, 1974, 1976 ve 1978 doğumlu olup, halen  
Diyarbakır ve Siirt cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır.  
Bavuranlardan Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat  
Aslan ve Fahri Arcagök 1 Kasım 1997 tarihinde, Mehmet Salih imek 10 Aralık 1998  
tarihinde, Hayrettin ayık 26 Haziran 2000 tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan 16 Nisan 2001  
tarihinde yasadıı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karı yürütülen operasyonlarda yakalanarak  
gözaltına alınmıtır. Bavuranlar, yakalandıktan birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından  
tutuklantır. Savcılık, farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerde bavuranları özellikle  
yasaı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla  
yıkmaya teebbüs etmekle suçlamıtır.  
Tarafların sunduğu dosyadaki bilgilere göre, Mehmet Salih imek hakkında açılan kamu  
davası ilk derece mahkemesi önünde görülmeye devam etmekte olup, kendisiyle ilgili henüz  
bir yargı kararı verilmemitir.  
Esas hakimleri, 13 ubat 2008 tarihinde Mehmet Ali Oğuzhan’ı ömür boyu hapis cezasına  
mahkûm etmitir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin kararı temyiz edilmive  
dosyadaki bilgilere göre Yargıtay henüz kararını bildirmemitir.  
Murat Aslan ve Fahri Arcagök ilk derece mahkemesinin 30 Eylül 2005 tarihinde aldığı kararla  
ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmi, ancak sözkonusu karar 12 Mart 2007 tarihinde  
Yargıtay tarafından bozulmutur. 23 Kasım 2007 tarihinde, ilgili ahıslar Diyarbakır Ağır  
Ceza Mahkemesi tarafından aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmitir. Bununla birlikte,  
bir kez daha temyize götürülen bu karar, tarafların sunduğu bilgilere göre Yargıtay önünde  
görülmeye devam etmektedir.  
Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ise, 22 Nisan 1998 tarihinde, esas hakimleri  
tarafından ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmitir. Bununla birlikte, Yargıtay 2 Eylül  
1998 tarihinde, verilen bu kararı bozmutur. 23 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi  
2
bir kez daha mahkûmiyet kararı vermi, ancak 2 Kasım 2004 tarihinde yüksek mahkeme  
sözkonusu kararı bozmutur. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Ekim 2007 tarihli  
kararında, bu bavuranları ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmive 16 Mayıs 2008  
tarihinde Yargıtay da bu mahkûmiyeti onamıtır.  
Hayrettin ayık, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2005 tarihli kararıyla ömür boyu hapis  
cezasına mahkûm edilmitir. Ancak, sözkonusu karar 11 Aralık 2006 tarihinde Yargıtay  
tarafından bozulmutur. Adı geçen bavuran 9 Kasım 2007 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından bir kez daha aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmive bu  
mahkûmiyet 19 Ocak 2009 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıtır.  
Bavuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli makamlar  
tarafından sürekli olarak reddedilmive her defasında « isnad edilen suçun niteliği», « delil  
durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk halinin devamına  
karar verilmitir.  
Sonuç olarak, Mehmet Salih imek halen tutuklu bulunmaktadır. Diğer altı bavuran ise esas  
hakimlerinin verdiği mahkûmiyet kararına kadar tutuklu kalmıtır. Đꢀbu kararın alındığı tarihte  
Mehmet Salih imek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında  
yürütülen davalar ulusal mahkemeler önünde görülmeye devam etmektedir.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
ikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AĐHM, bavuruların  
birletirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aırı uzunluğundan ikâyetçi olmakta ve  
tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını  
savunmaktadır. Sözkonusu ikâyetlerin dile getiriliꢀ ꢀeklini göz önüne alan AĐHM, bunların  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine  
varmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte kalan eski Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesi ve devamında ve yine bu tarihten itibaren  
yürürğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 100. maddesi ve devamında  
öngörülen hükümlere dayanarak tutuklama ve tutukluluk halinin devamı yönündeki kararlara  
itiraz etmediklerini kaydetmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.  
3
Bavuranlar, bu iddialara karı çıkmakta ve esas hakimlerine her duruma sonunda serbest  
bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini  
sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu  
durumu dıında, daha önce Hükümetin benzer itirazlarını reddettiğini hatırlatmaktadır.  
Gerçekten de, AĐHM yeni ceza muhakemeleri usulü kanununun yürürlüğe girmesinden önceki  
durumlarda Türk hukuk sisteminin AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı anlamında davalıların  
tutukluluk halinin yasallığına karı çıkma imkânı sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığını  
tespit etmitir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Koti ve diğerleri davası, no  
74321/01, prg. 20-24, 3 Mayıs 2007, ve Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, no 43256/04, prg.  
43-51, 5 Haziran 2007).  
Hükümetin itirazını yeni ceza muhakemeleri kanunu çerçevesinde dile getirmesini göz önüne  
alan AĐHM, bu ikâyetin bavuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayandırdığı  
ikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esasla birletirilerek  
incelenmesine karar vermektedir.  
Sözkonusu ikâyetlerin baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden  
AĐHM, bavuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esasa ilikin  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı  
Hükümet, tutukluluk hali süresinin özellikle isnat edilen suçların niteliğine, adaletin  
engellenme tehlikesine, öngörülen cezaların ağırlığına ve bavuranların tekrar suç ileme  
ihtimaline oranla aırı bulunamayacağını savunmaktadır.  
Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleik içtihadı bakımından  
AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,  
CEDH 2007-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46,  
18 Temmuz 2006), mevcut kararın alındığı tarihte, Hayrettin ayık’ın beyıl sekiz aydan  
fazla; Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)’nın on bir yıldan fazla ; Murat Aslan ve Fahri  
Arcagök’ün sekiz yıl yedi aydan fazla ; Mehmet Ali Oğuzhan’ın altı yıl dokuz aydan fazla ;  
ve son olarak Mehmet Salih imek’in on yıl on bir aydan fazla tutuklu kaldığını tespit  
etmektedir.  
AĐHM, benzer durumlarda bu kadar uzun süren tutukluluk halinin AĐHS’nin 5. maddesinin 3.  
paragrafını ihlal ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından,  
Türkiye aleyhine Dereci davası, no 7845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine  
Taciroğlu davası, no 25324/02, prg. 18-24, 2 ubat 2006 ve Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 34-  
42). Bavuranlara isnat edilen suçların ciddiyetini, adaletin engellenme tehlikesini,  
bavuranların tekrar suç ileme ihtimalini ve ihtilaflı davaların karmaıklığını kabul etmekle  
birlikte AĐHM,yerleik içtihadı ıığında, mevcut davada da aynı sonuca varmaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmitir.  
4
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı  
AĐHM, gözaltına alınan ya da tutuklanan kimselerin özgürlükten mahrum bırakılmalarının  
AĐHS anlamında « yasallığı » için gerekli usul ve esas gereksinimlerine uyulup uyulmadığını  
sorgulama hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, yetkili mahkemenin « hem [ulusal  
mevzuatın] usule ilikin kurallarının ve tutuklama gerekçesi olan üphelerin makul niteliğinin  
dikkate alınıp alınmadığını ve hem de bu ve gözaltının meru amaca yönelik olup olmadığını  
» denetlemesi gerekir (Birleik Krallık aleeyhine Brogan ve diğerleri davası, 29 Kasım 1988,  
prg. 65, seri A no 145-B). Tutukluluk haline karı yapılan bir itirazı inceleyen yargı organının  
hukuki nitelikli olması ve usule ilikin teminatları sunması gerekir. Yargılama, hem  
“çekimeli” olmalı ve hem de her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların  
eitliği»’ni garanti etmelidir (Đsviçre aleyhine Sanchez-Reisse davası, 21 Ekim 1986, prg. 51,  
seri A no 107, Avusturya aleyhine Toth davası, 12 Aralık 1991, prg. 84, seri A no 224, ve  
Yunanistan aleyhine Kampanis davası, 13 Temmuz 1995, prg. 47, seri A no 318-B). Eğer  
sanığın tutukluluk gerekçesi 5. maddenin 1 c) paragrafı kapsamına giriyorsa, bir duruma  
yapılması zorunlu hale gelir (Almanya aleyhine Schöps davası, no 25116/94, prg. 44, CEDH  
2001-I).  
AĐHM, bavuranların ilk derece mahkemesinde görülen durumalar sırasında birçok defa  
tahliye talebinde bulunduklarını ve bu taleplerin her seferinde reddedildiğini  
gözlemlemektedir. Bu nedenle, AĐHM ulusal mahkemelerin iddiaya göre aırı olan tutukluluk  
haline son verme ve bu suretle bavuranların iddia ettikleri ihlalleri önleme ya da düzeltme  
imkânına sahip olduğu kanaatine varmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Temel ve Takın  
davası (karar), no 40159/98, 14 Kasım 2002, Türkiye aleyhine Acunbay davası, no 61442/00  
ve 61445/00, prg. 48, 31 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Çobanoğlu ve Budak davası, no  
45977/99, prg. 37-39, 30 Ocak 2007).  
Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce benzer davalarda incelediğini belirten  
AĐHM, bir yandan uygulamada makul bir baarı ansı sunmadığı (bakınız, diğerleri arasından,  
Koti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 22) ve diğer yandan yargı organının hukuki nitelikli  
olması ve usule ilikin teminatları sunması zorunluluğuna ve özellikle yargının çekimeli  
olması ve taraflar arasında silahların eitliği gibi ilkelere uyulmaması dolayısıyla (bu  
bağlamda, bakınız Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 51) bu itiraz yolunun etkisiz kaldığına  
hükmettiğini hatırlatmaktadır.  
Bununla birlikte AĐHM, itiraz davasıyla ilgili mevzuatın 4 Aralık 2004 tarihinde değiikliğe  
uğradığını gözlemlemektedir. Yeni CMK’nın 271. maddesi gereğince, « kanunda yazılı olan  
hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli  
görülğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir ». Böylece, yeni CMK  
hükümleri bir tutuklunun müdafi veya vekilinin itiraz talebi incelendiği sırada adli makamlar  
tarafından dinlenmesini mümkün kılmaktadır.  
Bu itiraz yolunun etkinliği hakkında spekülasyon yapmadan mevcut davanın özel koullarıyla  
sınırlı kalmayı hedefleyen AĐHM, yine de Hükümetin yeni kanun hükümlerine göre yürütülen  
bir itiraz davasında çekimeli olma ilkesine uyulduğunu gösteren bir örnek sunmadığını  
kaydetme ihtiyacı duymaktadır. Gerçekten de, sözkonusu hüküm okunduğunda, bir yandan  
itiraz davasının durumasız yürütüldüğü vurgulanmakta ve diğer yandan da aynı davada bir  
duruma yapılmasının tutuklu veya vekilinin talebinden bağımsız olarak mahkemenin  
takdirine bırakıldığı görülmektedir.  
5
AĐHM, aldığı kararın mevcut dava koullarıyla sınırlı kaldığını ve tutuklama veya tutukluluk  
halinin devamına hükmedildiği durumlarda bunun asla bir itirazın bavurulması gereken bir  
hukuk yolu oluturmağı anlamına gelen genel bir söylem olarak yorumlanmaması  
gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, ayrıca mevcut davadaki unsurların daha önce bu itiraz  
yolunun AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının gereksinimlerini karılamadığı yönündeki  
hükmünden farklı bir sonuca varmak için yeterli olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla AĐHM,  
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dayalı ön itirazını reddetmekte ve mevcut  
davada adı geçen hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, davalarının makul süre içerisinde görülmediğinden ve aynı zamanda haklarında  
yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun  
bulunmadığından ikâyetçi olmakta ve bu balık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların mevcut bavuruyu ulusal mahkemeler önünde kesin karar elde  
edilmeden sundukları gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir.  
Hükümete göre, bu bağlamda tüm bavurular zamanından önce sunulmutur. Hükümet, ayrıca  
bavuranların hem hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz konusu  
yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını ve hem de idari mahkemeler önünde tam  
yargı davası açarak tazminat talep etmediklerini savunmaktadır.  
Hükümetin ilk itirazıyla ilgili olarak AĐHM, süresinin çok uzun olmasından ikayet edilen bir  
yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından, bu ön itirazın  
ceza yargılaması süresine dayalı ikâyetin niteliğiyle bağdamadığı kanaatine varmaktadır  
(bakınız Türkiye aleyhine Erhun davası, no 4818/03 ve 53842/07, prg. 24, 16 Haziran 2009).  
Đkinci itirazla ilgili olarak ise AĐHM, Hükümetin buna benzer itirazlarını daha önce de  
reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no  
23188/02, prg. 36-39, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazlarını  
reddetmektedir.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Bavuranların yargılama süresinin uzunluğuna dayalı ikâyeti hakkında Hükümet, davanın  
karmaıklığına, dosyaların büyüklüğüne, bavuranlara isnat edilen suçların niteliğine, ilenen  
suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve mağdurların sayısına  
bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki zorluklar dikkate  
alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının söylenemeyeceğini ve ayrıca  
ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk davranmadığının iddia  
edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuranlar, bu argümanlara karı çıkmaktadır.  
6
AĐHM, süreçlerin yargılanmalarla baladığını, yani, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)  
için 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat Aslan ve Fahri Arcagök için 1 Kasım 1997 tarihinde,  
Mehmet Salih imek için 10 Aralık 1998 tarihinde, Hayrettin ayık için 26 Haziran 2000  
tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan için ise 16 Nisan 2001 tarihinde baladığını tespit  
etmektedir.  
AĐHM, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ile Hayrettin ayık hakkında açılan  
davaların sırasıyla 16 Mayıs 2008 ve 19 Ocak 2009 tarihlerinde Yargıtay’ın ilk derece  
mahkemelerinin bavuranları ömür boyu hapse mahkûm eden kararlarını onamasıyla son  
bulduğunu not etmektedir. AĐHM, öte yandanMehmet Salih imek, Mehmet Ali Oğuzhan,  
Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında açılan davaların görüldüğü kadarıyla mevcut kararın  
alındığı tarihte ulusal mahkemeler önünde halen görülmekte olduğunu kaydetmektedir.  
Sonuç olarak, iki dereceli yargılama için Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) hakkında  
yürütülen ceza davası yaklaık on iki yıl altı ay; Hayrettin ayık hakkında yürütülen ceza  
davası sekiz yıl altı aydan fazla ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza  
davası on iki yıldan fazla sürmütür. Mehmet Ali Oğuzhan hakkında yürütülen ceza davası  
bugün itibariyle karara bağlanan tek dereceli yargılama için imdiden sekiz yıl yedi aydan  
fazla sürmütür. Mehmet Salih imek hakkında yürütülen ceza davası ise bugün itibariyle  
henüz hiçbir yargı kararı alınmamasına rağmen imdiden on yıl on bir aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koullarına göre ve bata  
davanın karmaıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kıstaslar ile bavuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,  
CEDH 1999-II).  
Öte yandan AĐHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü  
olduğu bir konumda – bavuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu bulundurduklarını  
ve Mehmet Salih imek’in ise hâlâ tutuklu olduğunu gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri  
arasından, Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve  
Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005).  
AĐHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık,  
davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle  
bazı karmaıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaıklık tek baına  
bir yargılamanın sekiz yıl yedi aydan fazla ya da yaklaık on iki yıl altı ay sürmesini haklı  
gösteremez.  
Konuyla ilgili yerleik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili  
bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, no 10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve  
mevcut dava koullarını dikkate alan AĐHM, ihtilaflı yargılamaların uzun sürdüğü ve  
dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine  
varmaktadır.  
Bu itibarla, söz konusu ikâyetle ilgili olarak AĐHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal  
edilmitir.  
AĐHS’nin 13. maddesine dayandırılan ve Hükümetin görübildirmediği ikâyetle ilgili olarak  
AĐHM, buna benzer bir ikâyeti daha önce inceleme fırsatı bulduğunu ve Türk hukuk  
sisteminin davalılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında ceza yargılamasının uzunluğundan  
7
ikâyet etmelerine olanak sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığı sonucuna vardığını  
hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Tendikve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 34-39, ve Türkiye  
aleyhine Vurankaya davası, no 9613/03, prg. 31 ve 32, 10 Mayıs 2007). AĐHM, mevcut  
durumda öncekilerden farklı sonuca varmayı gerektirecek bir neden görememektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, bavuranların davalarının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında  
belirtildiği ekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulatırılması haklarını kullanabilmelerine  
olanak sağlayan bir bavuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı AĐHS’nin  
13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Uğradıkları manevi zararın karılığı olarak Hayrettin ayık 20.000 Euro, Mehmet  
Salih imek 35.000 Euro, Turgay Bilge, Mehmet Özboğa (Aksa) ve Mehmet Ali Oğuzhan  
herbiri için 50.000 Euro, ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök herbiri için 55.000 Euro talep  
etmektedir. Bavuranlar ayrıca, rakam belirtmeksizin kendilerini ziyarete gelen ailelerinin yol  
masrafları ile tutukluluk süresince cezaevinde yaptıkları harcamaların karılığı olarak bir  
maddi tazminat talep etmektedir. Bavuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt  
belgesi sunmaksızın ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama gider ve masrafları için  
ayrıca bir tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AĐHM, bavuranların  
taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu  
balık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karın, AĐHM  
manevi tazminat olarak bavuranlardan Hayrettin ayık’a 4.000 Euro, Mehmet Ali Oğuzhan’a  
6.500 Euro, Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün herbirine 9.000 Euro, Turgay Bilge ve  
Mehmet Özboğa (Aksa)’nın herbirine 11.000 Euro ve Mehmet Salih imek’e 11.500 Euro  
ödenmesi ve bu tutarlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasının hakkaniyete  
uygun olacağı kanaatindedir.  
Bundan ayrı olarak, Mehmet Salih imek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve  
Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza davalarının aradan sekiz yıl yedi ay geçmesine  
rağmen hâlâ görülmekte olduğunu ve Mehmet Salih imek’in on yıl on bir aydan fazla bir  
süredir hâlâ tutuklu bulunmasına dikkat çeken AĐHM, iyi bir adalet yönetiminin gereklerini  
yerine getirmek suretiyle tespit edilen ihalin uygun bir ekilde sona erdirilmesi ve söz konusu  
davaların en kısa zamanda karara bağlanması gerektiğini kaydetmektedir (Türkiye aleyhine  
Yakıan davası, no 11339/03, prg. 49, 6 Mart 2007).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;  
8
4. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından, aağıdaki miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine:  
(i) Hayrettin ayık’a 4.000 Euro (dört bin Euro);  
(ii) Mehmet Ali Oğuzhan’a 6.500 Euro (altı bin beyüz Euro);  
(iii) Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün her birine 9.000 Euro (dokuz bin Euro);  
(iv) Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa’nın (Aksa) her birine 11.000 Euro (on bir bin Euro)  
(v) Mehmet Salih imek’e 11.500 Euro (on bir bin beyüz Euro)  
(vi) sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 08 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9