COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
AYLI – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 33243/96)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐ SĐ  
STRAZBURG  
2 ubat 2006  
NĐHAĐ  
03/07/2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaı Abbas aylı’nın (“bavuran”), Đnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) eski 25. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”), 5 Eylül  
1996 tarihinde yapmıolduğu 33243/96 no’lu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Ö. Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından temsil  
edilmitir.  
Bavuran, devletin güvenlik güçlerinin evini ve eyalarını tahrip edip, ikametgahını terk  
etmeye zorladığını iddia etmitir. Bavuran, AĐHS’nin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. Maddeleri ile  
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edildiğini iddia etmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1956 doğumlu bavuran, iddia edilen ve bavuruya neden olan olaylar sırasında Otlubahçe  
köyünde ikamet etmekteydi. Davanın olayları, taraflar arasında ihtilaf konusu olup, aağıdaki  
gibi özetlenebilir.  
A. Bavurana göre davanın olayları  
Bavuran, 1994 yılının Ekim ayına kadar, Türkiye’de o zamanlar olağanüstü hal bölgesi  
olan Tunceli’nin Ovacık ilçesindeki Otlubahçe köyünde ikamet etmitir. 1994 yılında terörist  
eylemler bu bölgede endie verici ciddi bir sorundu. 1980’li yıllardan bu yana, bölgede,  
güvenlik güçleriyle, Kürt nüfusun bir Kürt özerk bölgesi kurma amacında olan kesimleri,  
özellikle de PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) üyeleri arasında iddetli çatımalar sürüyordu.  
Bavuranın köyündeki köylüler “teröristlere yardım ve yataklık etmekten” zan altında idiler;  
bu nedenle köyün yakınında konulanmıolan jandarmalar tarafından titizlikle ve sıklıkla  
denetleniyorlardı.  
Güvenlik güçleri, 5 Ekim 1994 tarihinde, bavuranın köyünün etrafını sarmıve köylüleri  
köy meydanına toplamıtır. Küfürlü sözler kullanarak, köylülere, köyün derhal boaltılacağını  
ve geri dönme olasılıkları bulunmadığını söylemilerdir. Bavuran beraberinde götürebileceği  
ne varsa almıve köyü terk etmitir. Köyün boaltılmasından hemen sonra, askerler evleri ve  
mahsulleri atee vermilerdir.  
Bavuran, geçici olarak, Ovacık yakınlarındaki, felaket sonrası için kurulmudevlete ait  
prefabrik konutlara taınmıtır.  
ikayet konusu olayları müteakiben, bavuran, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na bir  
dilekçe vermive köyünün jandarmalar tarafından yakılmasından ve köyü boaltmaya  
zorlanmalarından ikayetçi olmutur.  
2
Dava, güvenlik güçlerinin yaptığı iddia edilen eylemlerle ilgili soruturmaya ilikin  
olduğundan, Ovacık Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vermive Memurin Muhakematı  
Kanunu’na uygun olarak, dilekçeyi Ovacık Bölge Valisi’ne havale etmitir.  
Bölge Valisi, Ovacık Jandarma Komutanlığı’na bir yazı göndermive bavuranın  
iddialarıyla ilgili bilgi istemitir.  
Jandarma Komutanı, 1 Kasım 1994 tarihli yazısında, Bölge Valisi’ni bilgilendirmive  
güvenlik güçlerinin bölgede yaptığı operasyonlar sırasında hiçbir evi yakmadığını belirtmitir.  
Buna göre, Ovacık Đdare Kurulu jandarmalar aleyhindeki cezai takibatın devam etmemesi  
kararı vermitir.  
Ovacık Bölge Valisi, 25 Ekim 1995 tarihinde bavurana gönderdiği yazıda, Ovacık  
Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli yazısına dayanarak, bavuranın iddialarından  
ikna olmadığını belirtmitir. Ayrıca yazıda, Danıtay’ın yürürlükteki içtihadı uyarınca, itham  
edilen memurun kimliği belirlenmedikçe, soruturma açmanın mümkün olmadığını  
belirtmitir. Bu nedenle, yetkili makamların, iddia edilen olaylarla ilgili soruturma  
balatmayacağını ifade etmitir.  
Bu yazı bavurana ulamamıtır. Bavuran, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik  
kararıyla, Ovacık Đdare Kurulu’nun kararını diğer köylülerden öğrenmitir.  
B. Hükümet’e göre davanın olayları  
PKK üyeleri, 1994 yılında, Ovacık bölgesindeki köylerde, örgüt için propaganda  
kampanyaları balatmıtır. PKK militanları bu köylerden genç erkekleri kaçırmıve bunları  
örgüte katılmaya zorlamı, köylülere tehdit ve tacizlerde bulunmutur. Köylüler PKK’nin  
uygulağı baskı sonucunda evlerini terk etmilerdir.  
Yetkili makamların yürüttüğü soruturma, bavuranın köyünün, güvenlik güçleri  
tarafından değil, askeri üniforma giymiteröristler tarafından yakıldığını ortaya koymutur.  
Bavuran, soruturmayı yürüten yetkililere verdiği ifadelerde, iddia ettiği suçun faillerini  
belirleyememitir.  
C. Tarafların sağladığı belgeler  
Taraflar, iddialarını doğrulamak amacıyla çeitli belgeler sunmulardır. Bu belgelerin  
ilgili kısımları aağıdaki gibi özetlenebilir.  
1. Bavuranın sunduğu belgeler  
(a) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın (“TIHV”) Yıllık Raporları  
Merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum kuruluu olan Đnsan Hakları Vakfı’nın 1993  
Raporu’na göre, 1990 ile 1993 yılları arasında 913’den fazla köy ve mezra boaltılmıtır.  
1993 yılına ait Rapor, köy boaltmaların 1993 yılında fazlalağını ve daha çok, köy korucusu  
olarak hizmet etmeyi reddeden köylülerin köylerinin hedef alındığını ifade etmitir.  
1994 yılına ait Rapor ise, Hükümet’in politikasının, köy boaltma ve sonrasında yol açılan  
tahribata, PKK terörü, fakirlik ve doğal faktörlerin neden olduğunu iddia etmek olduğunu ileri  
3
sürmektedir. Aynı rapora göre, olağanüstü hal yönetimindeki her bölgede 50 ila 60 köy  
yakıltır.  
1995 Raporu’na göre, 1995 yılında 400’den fazla köy boaltılmıtır. 1996 Raporu ise,  
Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin bir seferde, toplam 918 köy ve 1767 mezranın çeitli  
nedenlerle boaltıldığını belirttiğini ancak boaltmaların güvenlik güçleri tarafından  
gerçekletirildiğini hiç itiraf etmediğini ifade etmitir.  
1997 ile 1998 Raporları, Hükümet’in köy boaltma politikalarını, 1990’lardan bu yana  
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıtır.  
(b) Đnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı “Yakılan/Boaltılan Köyler ve Göç” adlı kitaptan  
alıntılar  
Alıntılar, ubat 1990’dan Ocak 1999’a dek yakılan ve/veya boaltılan köylerin kapsamlı  
bir listesini vermitir. Liste, boaltılan ve tahrip edilen köyler arasında Otlubahçe’ye yer  
vermemitir.  
Alıntılar, Ülkede Gündem adlı günlük gazetede çıkan ve köylerin boaltılması ve bunun  
yerinden olmukiiler üzerindeki kötü etkileriyle ilgili makaleleri içermektedir. Makaleler,  
bazı köylülerin Devlet makamlarına dilekçeler verip, köylerinin güvenlik güçleri tarafından  
yakıldığından ikayetçi oldukları üzerinde durmutur.  
Makaleler ayrıca, Hükümet’in, yerinden edilmiköylülerin köylerine geri dönmesine izin  
verdiği yönünde halka yönelik verdiği beyanların güvenilmez olduğunu vurgulamıtır.  
Köylüler ne zaman bunu yapmaya kalkısalar, köylerine girmelerine fiziksel olarak karı  
konulmutur.  
(c) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerleim birimlerinin boaltılmasını müteakiben yerinden  
edilmikiilerin sorunlarına iaret etmek için alınacak önlemlerle ilgili Türkiye Büyük Millet  
Meclisi Soruturma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu  
Bu rapor, meclisin 10 üyesinden oluan Soruturma Komisyonu tarafından hazırlanmıtır.  
Bu rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2923 mezranın sakinleri tahliye edilmiꢁ  
ve ülkenin baka bölgelerine taınmaya zorlanmılardır.  
Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesine de yer vermitir.  
Hatipoğlu, görevi sırasında, askeri makamların ara sıra köyleri boalttığının dikkatine  
sunulduğunu belirtmi, çok nadir olsa da, köylerin yakılmasıyla ilgili ikayet aldığını ifade  
etmitir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK’nın zorlamasıyla boaltılmıolduğunu ileri  
sürmek olanaksızdır. Hükümet’in yerinden edilmiinsanların sağlıklı bir biçimde yeniden  
yerletirilmeleri için gerekli önlemleri alamadığını iddia etmitir.  
Rapor, Đnsan Hakları Vakfı Bakanı Yavuz Önen tarafından hazırlanıp, 1995 yılında  
Soruturma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu - Türkiye’ye de atıfta bulunmutur.  
Bu raporun bir bölümü, yerlerinden göçenlerle boaltılan köylere ayrılmıtır. Rapor, 1995  
yılında köy ve mezraların boaltılması uygulamasının çok yaygın olduğunu öne sürmütür.  
Köylerdeki pek çok ev ya tahrip edilmiya da oturulamaz hale getirilmitir. Đnsanlar bölgeden  
göç etmeye zorlanmı, köylüler köylerini terk edene dek üzerlerine baskı uygulanmıtır. 1995  
yılının ilk aylarında, köylüleri köy korucusu olmayı kabul eden köy ve mezralar haricinde,  
içinde yaanan hemen hemen hiçbir köy ve mezra kalmamıtır.  
4
Soruturma Komisyonu’nun raporu, aynı zamanda, ırnak Milletvekili Salih Yıldırım’ın,  
3 Haziran 1997 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, boaltılmıköyler üzerine  
yaptığı bir konumaya da yer vermitir. Yıldırım, diğer hususlar meyanında, köylerin ya  
örgüte karı çıkanları sindirmek için PKK tarafından ya da köyleri koruyamadıkları veya o  
köylerin köylüleri köy korucusu olmayı reddettikleri veya PKK’ya yardım yaptıklarından  
üphelenildikleri için yetkili makamlar tarafından boaltılmıolduğunu ifade etmitir.  
Sonuç olarak, raporda, yerleim birimlerinde ikamet edenlerin, mezralar yerine,  
yaadıkları yerlere yakın bölgelerdeki ilçelerde, kazalarda ya da merkez köylerde yeniden  
iskan edilmeleri ve öncelik göç edenlere verilerek, bölgede ikamet edenlere isağlamak  
amacıyla gerekli mali önlemlerin alınması önerilmitir.  
2. Hükümet’in sunduğu belgeler  
(a) Bavuranın sahip olduğu mal ve mülke ilikin Nisan 2004 tarihli Rapor  
Yetkili makamların yürüttüğü soruturmanın ardından, bavuranın, tapu ve kadastro  
dairesi kayıtlarına göre, bir ev ve 19.506 metrekarelik bir arsaya sahip olduğu ortaya  
konmutur. Belediyenin tapu kayıtlarına göre ise, bavuranın, 31.000 metrekare  
büyükğünde baka bir arsası daha bulunmaktadır. Bavuranın, sahip olduğu arsalardan  
816.000.000 Türk Lirası gelir elde edebileceği hesaplanmıtır. Bavuranın kayıtlı ağacı  
bulunmamaktadır. Resmi kayıtlara göre, vergi ödemediğinden, herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmadığı anlaılmıtır.  
(b) Halit aylı ve Hasan Süzgün’ün iki jandarma tarafından alınan 10 Mart 2004 tarihli ifadeleri  
Ovacık ilçesi Otlubahçe köyünde ikamet eden iki ahidin ifadeleri, AĐHM’ye bavuran  
bavuranın durumunu belirlemek amacıyla alınmıtır. ahitler, bavuranın, Ovacık  
civarındaki Pulur’da ikamet ettiğini ifade etmilerdir. ahitler, Otlubahçe’de elektrik, okul  
veya telefon olmadığını da kaydetmilerdir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, 29 Nisan 2005 tarihli ek görüünde, 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul edilen  
“Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karılanması Hakkında Kanun” ıığında, iç  
hukuk yollarının tüketilmediği ile ilgili ön itirazda bulunmutur. Bu Kanun, yetkili  
makamların terörle mücadelesi sırasında zarar gören bavuranın AĐHS mağduriyetini telafi  
edebilecek uygun bir çare sağlamıtır. Bu nedenle, Hükümet, AĐHM’den, bu bavurunun  
incelenmesini askıya almasını ve bavurandan iç hukuka getirilen yeni bavuru yolundan  
yararlanmasını istemesini talep etmitir.  
Bavuran Hükümet’in itirazına itiraz etmi, AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından sonra  
kendisinden yeni bir hukuk yoluna bavurmasının istenemeyeceğini savunmutur.  
AĐHM, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında zaten, bavuranın ikayetleriyle  
ilgili etkili bir soruturmanın yapılmamıolması nedeniyle, bavurandan iç hukukta baka bir  
yola bavurmasının istenmemesine karar vermiolduğunu anımsar. AĐHM, bu itirazın,  
5
bavuru hakkında kabuledilebilirlik kararı verildikten sonra yapıldığını kaydeder. Bu nedenle,  
Hükümet’in, esas itibarıyla bu aamada kabuledilebilirliğe itiraz etme hakkının iptal edildiği  
farzedilebilir. Bu nedenle Hükümet’in itirazı takibatın bu aamasında gözönünde  
bulundurulamaz (bu hususlar meyanında bkz. Amrollahi – Danimarka, 56811/00, Nikolova –  
Bulgaristan [BD], 31195/96).  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ ĐLE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.  
MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, devletin güvenlik güçleri tarafından Otlubahçe köyünden tahliye edilmesi ile  
evi ile mal ve mülklerinin tahrip edilmesinin, AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile Ek 1 No’lu  
Protokolün 1. Maddesi’nin ihlaline yol açtığını iddia etmitir. Đlgili Maddelere göre:  
Madde 3  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Madde 8  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın  
veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,  
zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı  
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası  
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını  
düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için  
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. “  
Bavuran, devletin güvenlik güçlerince ocağından zorla tahliye edilmesi ve mal ve  
mülkünün kasten tahrip edilmesinin, mal ve mülk dokunulmazlığı ile aile hayatına saygı  
gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Bavuran ayrıca, mal ve mülkünün tahrip  
edilmesiyle köyünden tasfiye edilmesi etrafındaki koulların insanlık dıı ve alçaltıcı  
muameleye edeğer olduğunu da iddia etmitir.  
Hükümet bavuranın ikayetlerinin somut temellerini yadsımı, asılsız olduklarını ileri  
sürmütür. Bu vesile ile Hükümet, bavuranın köyünün güvenlik güçleri tarafından  
boaltılmağını ve yakılmadığını öne sürmütür. Bavuran köyünü PKK’nin bölgede  
yürütğü yoğun terör eylemleri nedeniyle terk etmitir. Yetkili makamların yürüttüğü  
soruturma, bavuranın köyünün askeri üniforma giymiteröristler tarafından yakılmıꢁ  
olabileceğini ortaya koymutur.  
6
AĐHM, olayların bu bavuruya yol açan kesin nedeniyle ilgili bir ihtilafla karı karıyadır.  
Dolayısıyla, öncelikle, meydana geldiği iddia edilen olaylar sırasında bölgede hakim olan  
genel durumu göz önünde bulundurmalıdır. Bu vesile ile, AĐHM, sözkonusu tarihlerde,  
Türkiye’deki olağanüstü hal bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında iddetli  
çatımalar olduğunu gözlemlemitir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu çatımaya yol açan bu  
çift taraflı iddet, pek çok kiiyi evlerinden kaçmaya zorlamıtır. Ayrıca, ulusal makamlar,  
birçok yerleim biriminin sakinini, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için tahliye  
etmitir (Doğan ve Diğerleri – Türkiye, 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Yine de,  
AĐHM, benzer bazı davalarda da, güvenlik güçlerinin, bavuranların bazılarının evleriyle mal  
ve mülklerini kasten tahrip ettiği, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığı ve Türkiye’nin  
olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk etmeye zorladığı sonucuna varmıtır (diğerlerinin  
yanı sıra, bkz. Akdivar ve Diğerleri – Türkiye; Selçuk ve Asker – Türkiye; Menteve Diğerleri  
– Türkiye; Bilgin – Türkiye, 23819/94 ve Dula– Türkiye, 25801/94).  
Durum böyleyken, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de AĐHM, Türkiye’den,  
devletin güvenlik güçlerinin mal ve mülkleri yasaya aykırı olarak tahrip ettiğinin iddia  
edildiği benzer davalar için daha önce komisyon soruturmaları yürütmütür (Akdivar ve  
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, 25760/94). O davalarda, AĐHS kurumlarını böyle bir  
uygulamaya bavurmaya tevik eden asıl neden, etkili bir ulusal soruturmanın yokluğunda  
gerçekleri tespit edememeleridir.  
AĐHM, ahitleri tanıklık etmek üzere mahkemeye çağırıp, kendi baına durum tespiti  
yaparak bu davadaki gerçekleri tespit etmeye giriemeyeceği için üzüntü duymaktadır. Öte  
yandan, AĐHM, böyle bir uygulamanın, davanın gerçek koullarını tespit edecek yeterli delil  
sağlamayacağı; bu davada geçen neredeyse on bir yıllık uzun zaman göz önüne alındığında,  
tanıklık edecek ahit bulmanın güçletiği ve ahidin olayları ayrıntılarıyla ve doğru olarak  
hatırlayabilmesini güçletireceği kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, kararını, tarafların  
sunduğu elindeki delillere dayanarak vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye, 33646/96, kararında  
geçen Pardo – Fransa kararı). Öte yandan, AĐHM, tarafların sunduğu belgelerin  
incelenmemiya da sorgulanıp sınanmamıolduğuna, bu nedenle bu davada ulaılabilecek  
sonuçlar için potansiyel olarak yanıltıcı bir temel oluturabileceğine dikkat etmelidir.  
Daha önce kaydedildiği üzere, sözkonusu tarihlerde Türkiye’nin güneydoğusundaki  
köylerin boaltılması ve yakılması ile ilgili bağımsız raporlar göz önünde tutularak,  
bavuranın devletin güvenlik güçlerince köyünden zorla tahliye edildiği ve eviyle mal ve  
mülkünün yakıldığı iddiası, ilk bakıta savunulmaz olduğu için bertaraf edilemez. Ancak,  
AĐHM için, AĐHS’de belirtilen amaçlar doğrultusunda istenen delil ölçütü “herhangi bir  
üpheye yer bırakmaz” ve böylesi bir kanıt, yeterince sağlam, açık ve uygun çıkarsamaların  
ya da reddedilemeyecek benzer maddi ipuçlarının varlığından ortaya çıkabilir (Đrlanda –  
Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar).  
Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın, güvenlik güçlerinin evi ile mal ve mülkünü yakmasıyla  
ilikili hiçbir görgü tanığı ifadesi sunmadığını kaydeder. Bavuran, iddia edilen olaylara  
karıan askerlerin kimliği gibi belirli bilgiler de vermemitir. Ayrıca, bavuranın, Ovacık  
Cumhuriyet Savcılığı’nca balatılan takibat için hazır bulunmadığı ve takibat balatan  
makamlara ikayette bulunması sonrasında davasını takip etmediği anlaılmıtır. Bavuran,  
yetkili makamların yürüttüğü soruturmayı takip etmemesine hiçbir açıklama getirmemitir.  
Ayrıca, AĐHM, dosyada Hükümet’in savları ile ulusal makamların tespitlerini çürütecek delile  
de rastlamamıtır.  
7
Yukarıda belirtilen hususlar ıığında ve bavuranın iddialarını doğrulayamaması  
sonucunda, AĐHM, bavuranın güvenlik güçlerince evinin yakılmasının ya da köyünden zorla  
tahliye edilmesinin gerekli ölçüde ispatlanmıolduğu kanısında değildir.  
Bu durum karısında, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.  
Maddesi’nin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, evinin tahrip edilmesi ile Otlubahçe köyünden tahliye edilmesi çevresinde  
gelien koulların, AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nde belirlenen kii özgürlüğü ve güvenliği  
hakkını ihlale de edeğer olduğunu iddia etmitir. Bu maddeye göre:  
“Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen  
yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
Hükümet davanın bu yönü hakkında yorum yapmamıtır.  
AĐHM, 5 § 1. Madde’nin içeriğindeki öncelikli meselenin Devlet’in haklardan keyfi  
olarak mahrum bırakmasından korumak olduğunu hatırlar.  
Bu davada, bavuran ne gözaltına alınmıya da tutuklanmı, ne de özgürlüğü elinden  
alınmıtır. Bavuranın, iddiasına göre evini ve mal ve mülkünü kaybetmesinden doğan  
güvensiz özel koulları, 5 § 1. Madde’de öngörülen, kiinin güvenliği kavramıyla  
örtümemektedir (bkz. yukarıda belirtilen Çaçan kararı ve Kıbrıs – Türkiye [BD], 25781/94).  
Yukarıda anılanlar ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediği  
sonucuna varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, evinin tahrip edildiğinin, köyünden zorla tahliye edildiğinin ve kiisel haklarını  
savunmak için bir mahkemeye bavurmasının engellendiğinin kabul edilmeyerek, etkili  
bavuru yollarından yoksun bırakıldığından ikayetçi olmutur. Bavuran, AĐHS’nin 6 § 1. ile  
13. Maddelerine dayanmıtır. Sırasıyla, bu maddelerin ilgili kısımlarına göre:  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … [bir]  
mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
Bavuran, iddialarıyla ilgili, yetkili makamların etkili bir soruturma yürütmediğini,  
dolayısıyla, kiisel haklarını savunmak için mahkemeye bavurmasının engellendiğini ileri  
sürmütür. Bavurana göre, etkili bir soruturma olmadan, hukuki yargılamadan tazminat elde  
edebilme olanağı bulunmamaktadır.  
8
Hükümet, bavuranın iç hukukta mevcut bulunan yolları denemediğini öne sürmütür.  
Hükümet’e göre, bavuran, dava açsaydı, etkili bavuru hakkından yararlanabilirdi.  
AĐHM, bavuranın, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen nedenlerden  
ötürü asliye hukuk mahkemelerinde dava açmadığını kaydeder. Bu nedenle, bavuran takibat  
balatılmasına yol açsaydı, ulusal mahkemelerin bavuranın iddialarıyla ilgili bir karara varıp  
varamayacağını saptamak mümkün değildir. AĐHM’ye göre, bavuranın ikayetleri, güvenlik  
güçleri tarafından evi ile mal ve mülklerinin kasten tahrip edilmesi ve köyünden zorla tahliye  
edilmesiyle ilgili etkili bir soruturmanın yapılmadığı iddialarıyla ilgilidir. Bu nedenle,  
AĐHM, bu ikayeti, AĐHS’nin ihlal edildiği iddiaları hususunda etkili bavuru yolları  
sağlamaları için Devletler’e daha genel bir yükümlülük getiren 13. Madde bakımından  
inceleyecektir (bkz. yukarıda adı geçen Selçuk ve Asker, § 92).  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini belirlemenin  
gerekli olmadığı kanısındadır.  
B. AĐHS’nin 13. Maddesi  
Bavuran, AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamında, AĐHS’den doğan mağduriyeti hakkında  
etkili bavuru yollarının mevcut bulunmadığından ikayetçi olmutur.  
Hükümet, soruturmada ihmal bulunmadığını ve yetkili makamların bavuranların  
iddialarıyla ilgili etkili bir tahkikat yürüttüğünü iddia etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. Maddesi’nin, iç hukuk düzeninde her ne biçimde korunuyor  
olurlarsa olsunlar AĐHS’nin tanıdığı hak ve özgürlüklerin esasının, ulusal düzeyde yürürlüğe  
konması amaçlı bavuru yollarının açık olduğunu temin ettiğini yinelemitir. Dolayısıyla, 13.  
Madde’nin etkisi, Sözlemeye Taraf Devletler’e bu hüküm altında AĐHS yükümlülüklerini  
yerine getirmek bakımından takdir yetkisi tanımasına rağmen, iç hukuk yollarının  
hükümlerinin, “tartıılabilir bir ikayet”in içeriğini, AĐHS kapsamında incelemesini  
gerektirmek ve uygulanabilecek doğru yöntemi yaratmasını sağlamaktır. Yükümlülüğün 13.  
Madde uyarınca kapsamı, bavuranın AĐHS uyarınca yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak  
değimektedir. Bununla beraber, 13. Madde’nin kotuğu hukuk yolu, hem uygulamada hem  
de yasada “etkili” olmalı, özellikle uygulaması, Sorumlu Devlet’in yetkili makamlarının  
eylemleri ya da ihmalleriyle haksız yere engellenmemelidir (bkz. yukarıda adıgeçen, Dula§  
65 ve Yöyler § 87).  
AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, devletin güvenlik güçlerinin, iddia  
edildiği gibi, bavuranın evini tahrip ettiğinin veya bavuranı zorla tahliye ettiğinin, istenen  
delil ölçütünde kanıtlanmadığı kanısına vardığını hatırlatır. Öte yandan, bu durum, bavuranın  
ikayetlerinin 13. Madde’de belirtilen amaçlar doğrultusunda, bu Madde’nin kapsamı dıında  
kaldığı anlamına gelmez (D.P. ve J.C. – Đngiltere, 38719/97). Bu ikayetlerin, açıkça  
dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle kabuledilmez oldukları kararı verilmemi,  
dolayısıyla esaslar hakkında inceleme yapılması gerekmitir. Ayrıca, AĐHM, 2 Eylül 2003  
tarihli kabuledilebilirlik kararında, bavuranın, ikayetleriyle ilgili titiz ve etkili bir  
soruturmanın yapılmaması nedeniyle iç hukuk yollarını daha fazla aındırmamasının maruz  
görülğünü zaten belirtmitir.  
Dolayısıyla, AĐHM, 13. Madde’nin koullarını tam anlamıyla göstermesine rağmen, baka  
bir hükmün gerçek bir ihlalinin varlığının, sözü edilen Madde’nin uygulanması için önkoul  
9
olmadığını yineler (Boyle ve Rice - Đngiltere). Dolayısıyla, AĐHM, kabuledilebilirlik  
kararındaki tespitler ile bavuranın iddialarının, ilk bakıta savunulmaz olarak gözardı  
edilemeyeceğiyle ilgili vardığı sonucu göz önünde tutarak, bavuranın ikayetlerinin,  
AĐHS’nin 13. Maddesi’nde belirtilen amaçlar doğrultusunda, AĐHS’nin ihlal edildiği  
biçiminde savunulabilir iddialara yol açtığı sonucuna varmıtır (bkz. mutatis mutandis,  
AĐHS’nin 6. Maddesi’nin uygulanabilirliğinin ortada olduğu Mennitto – Đtalya [BD],  
33804/96).  
Davanın ayrıntılı olaylarına dönersek, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik  
kararını müteakiben, Ovacık Đlçe Belediyesi Đdare Kurulu’nun, bavuranın iddialarıyla ilgili  
soruturma balattığını kaydeder. Ancak sözkonusu soruturma, Jandarma Komutanlığı’ndan,  
bavuranın iddialarıyla ilgili bilgi vermesinin istenmesiyle sınırlıydı. Bavuranın, evi ile mal  
ve mülkünün yakılmasının failleri olarak açıkça jandarmaları suçlamasına rağmen, soruturma  
sırasında güvenlik gücü mensuplarıyla görüülmesi için çaba harcandığına dair belirti  
bulunmamaktadır. Yetkili makamların, bavuranın iddialarının doğruluğunu incelemek için,  
iddia edilen olay mahallini ziyaret etmeyi düündüğüne dair belirti de bulunmamaktadır.  
Aksine, güvenlik güçlerinin verdiği bilgilerden tatmin olmulardır. Bu vesile ile, AĐHM’nin,  
yetkili makamların, güvenlik gücü mensuplarının böyle bir olayın failleri olabileceğini genel  
olarak düünmediğini sürekli olarak gözlemlemesi kayda değerdir (bkz. yukarıda belirtilen  
Selçuk ve Asker, § 68, Đpek, § 206; Yöyler, § 92). Esasında, Ovacık Bölge Valisi’nin bu  
davada verdiği yanıt, AĐHM’nin önceki tespitlerini teyit etmektedir. Sonuç olarak, jandarma  
yetkililerinin bavuranın iddialarını reddetmesini müteakiben, Ovacık Đlçe Belediyesi  
yetkilileri soruturmayı daha fazla sürdürmemitir.  
AĐHM, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının, hükümete hiyerarik olarak  
bağımlı devlet memurlarından oluması ve üst düzey bir yöneticinin, haklarında soruturma  
yürütülen güvenlik güçlerine bağlı olması nedeniyle, bağımsız bir soruturma yürütebilme  
yetileri hakkında ciddi üpheleri olduğunu daha önce ifade etmitir (bkz. Güleç – Türkiye,  
21593/93, § 80, Yöyler § 93 ve Đpek § 207). Soruturmada tespit edilen ciddi noksanlıklar,  
AĐHM’nin bu davada farklı bir karar vermesini mümkün kılmamaktadır.  
Bu koullar altında, yetkili makamların, bavuranın Otlubahçe’deki mülkünün tahrip  
edildiği iddialarıyla ilgili titiz ve etkili bir soruturma yürüttükleri söylenemez.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. Maddesi ihlal edilmitir.  
V. AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ  
ĐLE BAĞLANTILI OLARAK AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Kürt kökenli olması nedeniyle, AĐHS’nin 6., 8. ve 13. Maddeleri ile Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. Maddesi’nin ihlal edilerek  
ayrımcığa maruz kaldığını ileri sürmütür. 14. Madde’ye göre:  
“[Bu] Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi baka  
bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Bavuran, evi ile mal ve mülkünün tahrip edilmesinin, Kürt kökenli olması nedeniyle  
ayrımcılık tekil eden resmi politikaların ürünü olduğunu savunmutur.  
Hükümet bavuranın iddialarını reddetmitir.  
10  
AĐHM, bavuranın iddialarını kendisine sunulan deliller ıığında incelemi, bunların  
asılsız olduğu kanısına varmıtır. Bu nedenle AĐHS’nin 14. Maddesi ihlal edilmemitir.  
VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran ikayet edilen müdahale ve kısıtlamaların, AĐHS’yle uyumayan amaçlar  
doğrultusunda dayatıldığını iddia etmitir. Bavuran AĐHS’nin 18. Maddesi’ne atıfta  
bulunmutur. Bu Madde’ye göre:  
“[Bu] Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak  
öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
AĐHM, bu iddiayı, kendisine sunulan iddialar ıığında zaten incelediğine ve iddianın  
asılsız olduğu kanısına vardığına iaret eder. Dolayısıyla, bu hükmün ihlal edildiği  
saptanmamıtır.  
VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, evinin yakılması ile 1994 yılından bu yana yeniden elde edemediği ekonomik  
durumunun sonucunda çektikleri için, toplam 261.500.000.000 Türk lirası (TL)1 maddi  
tazminat talep etmitir.  
Hükümet, AĐHS’nin ihlal edilmemesi nedeniyle bavuranın adil tazmininin yerine  
getirilmemesi gerektiğini öne sürmütür. Ayrıca, AĐHS’nin hükümlerinden herhangi birinin  
ihlal edilmesi durumunda bile, bavuranın talep ettiği meblağın fahiolduğunu ve bölgenin  
ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranın talep ettiği tazminatla AĐHS’nin ihlali arasında neden-sonuç ilikisi  
bulunması gerektiğini ve bunun, isabetli bir davada gelirin kaybedilmesi konusunda bir  
tazminatı kapsayabileceğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve  
Jabardo – Đspanya, §§ 16-20). Öte yandan, AĐHM, bu davada, bavuranın güvenlik güçlerince  
evinin yakılmasının ya da köyünden zorla tahliye edilmesinin istenen delil ölçütünde  
ispatlanmamıolduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, AĐHS’nin ihlalini tekil etmeye bağlı husus ile  
–etkili bir soruturmanın yapılmaması- bavuranın talep ettiği tazminat arasında neden-sonuç  
ilikisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bavuranın iddiasını bu balık altında reddeder.  
B. Manevi tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak toplam 20.000 Euro talep etmitir. Bununla ilgili  
olarak, Otlubahçe’deki köyünden zorla tahliye edilmesiyle, evi ile mal ve mülkünün tahrip  
edilmesinin ardından çektiği sıkıntı ve fakirliğe göndermede bulunmutur.  
1 Yaklaık 160.000 Euro.  
11  
Hükümet, bu meblağın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, ulusal makamların, AĐHS’nin 13. Maddesi’ni ihlal ederek, bavuranın iddialarıyla  
ilgili etkili ve titiz bir soruturma yürütmedikleri sonucuna varmıtır. Dolayısıyla, manevi  
tazminat ödenmelidir. AĐHM, iddiaların ciddiyetini göz önünde bulundurarak ve tarafsızlık  
esasıyla, bavurana, ödeme günündeki kurdan Türk lirasına çevrilerek, 4000 Euro ödenmesine  
karar vermitir.  
C. Mahkeme masrafları  
Bavuran, davanın AĐHS organları huzurunda hazırlanması ve sunulmasına ilikin oluan  
mahkeme masrafları için toplam 6.370 Euro talep etmitir. Bu tutar, bavuranın yaptığı  
masrafları da (62 saat 20 dakikalık hukuki çalıma ve telefon görümeleri, posta ve çeviri  
masrafları ile sabit masraflar) kapsamaktadır.  
Hükümet, bu meblağın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmütür. Bavuranın  
iddialarını kanıtlamak için hiçbir fatura ya da belge sunmadığını savunmutur.  
AĐHM, bavuranın AĐHS uyarınca öne sürdüğü iddialarını savunmayı ancak kısmen  
baardığına iaret eder. Ancak, bu dava, ayrıntılı incelenmesi gereken deliller ile yasaya  
ilikin karmaık meseleleri içermektedir. AĐHM, yalnız gerekli olduğu için ve gerçekten  
yapılan hukuki masrafların AĐHS’nin 41. Maddesi uyarınca geri ödeneceğini yineler.  
Bavuranın sunduğu ikayetlerin ayrıntılarını gözönünde bulundurarak, AĐHM, tabi  
olabilecek katma değer vergisi hariç 2.150 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümet’in ön itirazlarının reddine;  
2. AĐHS’nin 3. ve 8. Maddeleri ile Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 5 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini belirlemenin gerekli olmadığına;  
5. AĐHS’nin 13. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
6. AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13. Maddeleri ve Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi ile bağlantılı  
olarak, AĐHS’nin 14. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
7. AĐHS’nin 18. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
12  
8. (a) Sorumlu Devlet’in, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevirerek, bavuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırmasına:  
(i)  
4.000 Euro (dört bin Euro) maddi tazminat;  
(ii)  
mahkeme masrafları için 2.150 Euro (iki bin yüz elli Euro);  
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermitir.  
9. Bavuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmitir.  
Đꢁbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3.  
Maddesi uyarınca 2 ubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
13