AĐHM, olayların bu baꢁvuruya yol açan kesin nedeniyle ilgili bir ihtilafla karꢁı karꢁıyadır.
Dolayısıyla, öncelikle, meydana geldiği iddia edilen olaylar sırasında bölgede hakim olan
genel durumu göz önünde bulundurmalıdır. Bu vesile ile, AĐHM, sözkonusu tarihlerde,
Türkiye’deki olağanüstü hal bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında ꢁiddetli
çatıꢁmalar olduğunu gözlemlemiꢁtir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu çatıꢁmaya yol açan bu
çift taraflı ꢁiddet, pek çok kiꢁiyi evlerinden kaçmaya zorlamıꢁtır. Ayrıca, ulusal makamlar,
birçok yerleꢁim biriminin sakinini, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için tahliye
etmiꢁtir (Doğan ve Diğerleri – Türkiye, 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Yine de,
AĐHM, benzer bazı davalarda da, güvenlik güçlerinin, baꢁvuranların bazılarının evleriyle mal
ve mülklerini kasten tahrip ettiği, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığı ve Türkiye’nin
olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk etmeye zorladığı sonucuna varmıꢁtır (diğerlerinin
yanı sıra, bkz. Akdivar ve Diğerleri – Türkiye; Selçuk ve Asker – Türkiye; Menteꢀ ve Diğerleri
– Türkiye; Bilgin – Türkiye, 23819/94 ve Dulaꢀ – Türkiye, 25801/94).
Durum böyleyken, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de AĐHM, Türkiye’den,
devletin güvenlik güçlerinin mal ve mülkleri yasaya aykırı olarak tahrip ettiğinin iddia
edildiği benzer davalar için daha önce komisyon soruꢁturmaları yürütmüꢁtür (Akdivar ve
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, 25760/94). O davalarda, AĐHS kurumlarını böyle bir
uygulamaya baꢁvurmaya teꢁvik eden asıl neden, etkili bir ulusal soruꢁturmanın yokluğunda
gerçekleri tespit edememeleridir.
AĐHM, ꢁahitleri tanıklık etmek üzere mahkemeye çağırıp, kendi baꢁına durum tespiti
yaparak bu davadaki gerçekleri tespit etmeye giriꢁemeyeceği için üzüntü duymaktadır. Öte
yandan, AĐHM, böyle bir uygulamanın, davanın gerçek koꢁullarını tespit edecek yeterli delil
sağlamayacağı; bu davada geçen neredeyse on bir yıllık uzun zaman göz önüne alındığında,
tanıklık edecek ꢁahit bulmanın güçleꢁtiği ve ꢁahidin olayları ayrıntılarıyla ve doğru olarak
hatırlayabilmesini güçleꢁtireceği kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, kararını, tarafların
sunduğu elindeki delillere dayanarak vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye, 33646/96, kararında
geçen Pardo – Fransa kararı). Öte yandan, AĐHM, tarafların sunduğu belgelerin
incelenmemiꢁ ya da sorgulanıp sınanmamıꢁ olduğuna, bu nedenle bu davada ulaꢁılabilecek
sonuçlar için potansiyel olarak yanıltıcı bir temel oluꢁturabileceğine dikkat etmelidir.
Daha önce kaydedildiği üzere, sözkonusu tarihlerde Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢁaltılması ve yakılması ile ilgili bağımsız raporlar göz önünde tutularak,
baꢁvuranın devletin güvenlik güçlerince köyünden zorla tahliye edildiği ve eviyle mal ve
mülkünün yakıldığı iddiası, ilk bakıꢁta savunulmaz olduğu için bertaraf edilemez. Ancak,
AĐHM için, AĐHS’de belirtilen amaçlar doğrultusunda istenen delil ölçütü “herhangi bir
ꢁüpheye yer bırakmaz” ve böylesi bir kanıt, yeterince sağlam, açık ve uygun çıkarsamaların
ya da reddedilemeyecek benzer maddi ipuçlarının varlığından ortaya çıkabilir (Đrlanda –
Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar).
Bu bağlamda, AĐHM, baꢁvuranın, güvenlik güçlerinin evi ile mal ve mülkünü yakmasıyla
iliꢁkili hiçbir görgü tanığı ifadesi sunmadığını kaydeder. Baꢁvuran, iddia edilen olaylara
karıꢁan askerlerin kimliği gibi belirli bilgiler de vermemiꢁtir. Ayrıca, baꢁvuranın, Ovacık
Cumhuriyet Savcılığı’nca baꢁlatılan takibat için hazır bulunmadığı ve takibat baꢁlatan
makamlara ꢁikayette bulunması sonrasında davasını takip etmediği anlaꢁılmıꢁtır. Baꢁvuran,
yetkili makamların yürüttüğü soruꢁturmayı takip etmemesine hiçbir açıklama getirmemiꢁtir.
Ayrıca, AĐHM, dosyada Hükümet’in savları ile ulusal makamların tespitlerini çürütecek delile
de rastlamamıꢁtır.
7