A. Ordu İş Mahkemesi’nde görülen dava
AİHM, davanın Yargıtay’ın 11 Nisan 2005 tarihinde nihai kararını vermesiyle sona
erdiğini gözlemler. Mevcut başvuru 1 Ağustos 2006 tarihinde yapıldığı için, AİHM bu davaya
ilişkin şikayetlerin altı aylık süre bittikten sonra sunulduğunu, AİHS’nin 35/1 ve 2 maddesi
uyarınca reddedilmesi gerektiğini kaydeder.
B. Ordu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava
1. Davanın adilliği
Başvuran, Ordu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, tazminat talebini reddederken Adli Tıp
Kurumu’nun hazırladığı ve yetersiz delile dayandığı iddia edilen rapora dayanması nedeniyle,
AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca davasının adil olmadığından şikayetçi olmuştur.
Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Öncelikle, tıbbi rapordaki tespitlerin iş
mahkemesinde görülen dava esnasında başvurana açıklanması nedeniyle, ulusal
mahkemelerin, tarafların eşitliği ilkesini ihlal etmediğini ifade etmiştir. Başvuran karşı
iddialarını sunma fırsatına sahipti. Ayrıca, Hükümet, Adli Tıp Kurumu’nun, raporunu
hazırlarken, başvuranın tıbbi hikayesi ile 1993 ve 1997 yılları arasında çeşitli hastanelerin
hazırladığı tıbbi raporları göz önünde bulundurduğunu ifade etmiştir. Hükümet’e göre, Adli
Tıp Kurumu etraflı bir incelemenin ardından başvuranın 1993 yılında düşmesiyle 1997 yılında
bacağının kesilmesi arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Son olarak
Hükümet ulusal yargılama esnasında keyfi davranıldığına ilişkin emare bulunmadığını ifade
etmiştir.
AİHM, öncelikle, ulusal mahkeme kararları için temyiz mahkemesi veyahut kimi
zaman da değinildiği gibi dördüncü derece mahkemesi olarak hareket etme görevi
bulunmadığını yineler. İçtihadına göre, tanıkların güvenilirliğini ve davaya ilişkin hususlarla
kanıtlar arasındaki bağlantıyı en iyi yerel mahkemeler değerlendirebilir (bkz. diğer içtihatların
yanısıra Vidal – Belçika ; Edwards – İngiltere). AİHM ayrıca, adil yargılamanın daha geniş
kapsamlı kavramlarının yalnızca bir unsuru durumunda olan tarafların eşitliği ilkesinin,
taraflara, davalarını, karşı tarafla karşılaştırıldığında önemli ölçüde zarar uğramayacakları
koşullarda sunmaları için makul bir fırsat tanınmasını gerektirdiğini yineler. Çekişmeli
yargılama hakkı, bir ceza davasında, hem iddia makamına hem de savunmaya dosyada ileri
sürülen savları ve diğer tarafça sunulan delillerden haberdar olma ve bunlar hakkında
yorumda bulunma fırsat verilmesi anlamına gelmektedir (bkz. K.S. – Finlandiya, 29346/95).
Davanın olaylarına dönecek olursak, AİHM, başvuranın İş Mahkemesi’nin
tamamlanmamış bir dosyaya dayandığı iddia edilen tıbbi rapora atıfta bulunmasına ilişkin
şikayetinin, 11 Nisan 2005 tarihinde sona eren yargılamayla ilişkili olduğunu ve bu yüzden
AİHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre sınırlamasını aştığını gözlemler. Dava
dosyasından, Ordu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17 Temmuz 2005 tarihindeki kararını
verirken yalnızca İş Mahkemesi’nin kararına atıfta bulunduğu ve bu kovuşturma sırasında
yeni bir bilirkişi raporu istemediği anlaşılmaktadır. İş Mahkemesi başvuranın iş kazası
geçirdiğini açıklayan bir tespit kararı vermeyi reddettiği için, Ordu Asliye Hukuk Mahkemesi,
başvuranın eski işvereninin maddi yükümlülüğü bulunmadığı sonucuna varmış, başvurana
tazminat verilmemesine hükmetmiştir. Dava dosyasının etraflıca incelenmesinin ardından,
AİHM, ulusal mahkemenin, olayların tespitinde ve kanunun yorumlanmasında keyfi veya
3