8 Aralık 1998’de, Samsun psikiyatri hastanesi tarafından hazırlanan tıbbi rapor ilk
derece mahkemesine sunulmuştur. Bu rapora göre, suçun işlendiği sırada birinci başvuran
doğruyla yanlışı ayırt edebilecek yetiye sahipti. Başvuranın avukatı, tıp biliminin bir kişinin
dört yıl önceki ruh halini tespit etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek bu rapora itiraz
etmiştir.
Başvuranlar, ilk derece mahkemesine yazılı savunma dilekçelerini sunmuşlardır.
Birinci başvuran, iddia edilen suçun işlendiği sırada on iki yaşında olduğunu ve iddia edilen
suçun işlenmesinden dört yıl sonra kendisini muayene eden Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesinin tıbbi raporunun bilimsel olarak ikna edici olmadığını ileri sürmüştür. Polis
huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.
Đkinci başvuran, gözaltındayken vermiş olduğu ifade dışında mahkum edilmesini
gerektirecek başka hiçbir kanıt bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuranların örgütten
ayrıldıklarını dile getiren müteveffa Ulaş Şahintürk’ün ifadesine dayanmıştır. Polis huzurunda
vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.
Üçüncü başvuran, aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmiştir. Suç ortaklarının
kendisinden yasadışı örgütün üyesi olmasını istediklerini anlar anlamaz onlarla görüşmeyi
bıraktığını ifade etmiştir. Üçüncü başvuran, ayrıca, sorumlu tutulduğu suçları işlemediğini
iddia etmiş ve polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını ileri
sürmüştür.
22 Aralık 1998’de, ilk derece mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca,
yasadışı bir örgüte üye olma suçundan başvuranlara hüküm giydirmiştir. Đlk derece
mahkemesi, başvuranların suçun işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurarak, ikinci
ve üçüncü başvuranları iki yıl altı ay, birinci başvuranı ise bir yıl on ay on beş gün hapis
cezasına çarptırmıştır. Đlk derece mahkemesi yargıçlar kurulundaki üç yargıçtan biri askeri
yargıçtır.
Başvuranlar, karara itiraz etmiştir. Başvuranlar, itiraz dilekçelerinde, AĐHS’nin 6.
Maddesi’nde teminat altına alınan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir
şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Gözaltındayken polis
tarafından alınan ifadelerinin baskı ve işkence altından alındığını iddia etmişlerdir.
Başvuranlar, ayrıca, iddia edilen suç işlendiği sırada, birinci başvuranın on iki, ikinci ve
üçüncü başvuranın ise on beş yaşında olduğunu belirtmişlerdir.
Yargıtay, 29 Haziran 1999 tarihinde yapılan duruşmanın ardından, başvuranların
itirazını reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır. Yargıtay’ın, 7 Temmuz
1999’da, başvuranların yasal temsilcileri olmadan bildirdiği kararı, 23 Temmuz 1999’da
Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıt bürosuna geri gönderilmiştir.
Başvuranlar, 19 Temmuz 1999’da, Yargıtay kararının düzeltilmesi talebinde
bulunmuşlardır. Başvuranlar, 4390 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, yargıçlar
kurulunda askeri bir hakimin bulunmadığı bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden
yargılanmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
27 Eylül 1999’da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranların düzeltme isteğini
reddetmiştir.