C O U N C I L O F  
E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
SEÇKĐN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no: 56016/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşları olan Burak Seçkin, Hakan Kocaoğlu ve Uğur  
Erdoğan’ın (“başvuranlar”), Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin  
(“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no:56016/00).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 7 Aralık 1981, 26 Ekim 1979 ve 6 Mayıs 1979 doğumlu olup  
Samsun’da ikamet etmektedir.  
Dava olayları, taraflarca sunulduğu ve sundukları belgelerden anlaşıldığı şekliyle  
şöyledir:  
Başvuranlar, 15 Kasım 1996 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan DHKP/C’nin  
eylemlerine yönelik bir araştırma sırasında yakalanmış ve Samsun polis karakolunda  
gözaltına alınmıştır. Birinci ve üçüncü başvuran, 16 Kasım 1996 tarihinde serbest  
bırakılştır.  
Đkinci başvuran Hakan Kocaoğlu, 18 Kasım 1996 tarihinde Samsun Cumhuriyet  
Savcısı huzuruna çıkmış, yasadışı bir örgüt üyesi olduğunu ve böyle bir örgütün herhangi bir  
eylemini gerçekleştirdiğini inkar etmiştir. Başvuran, birinci başvuran ile başka bir kişi  
duvarlara sloganları yazarken sadece onlara baktığını ifade etmiştir. Cumhuriyet Savcısı,  
ikinci başvuranın serbest bırakılması emrini vermiştir.  
Başvuranlar, 18 Kasım 1996 tarihinde tıbbi muayeneden geçmiştir. Samsun Adli Tıp  
Kurumu tarafından hazırlanan tıbbi raporlara göre, başvuranların vücutlarında herhangi bir  
kötü muamele izine rastlanmamıştır.  
9 Aralık 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
aynı mahkemeye başvuranları yasadışı bir örgüt olan DHKP/C’ye yardım ve yataklık etmekle  
suçlayan bir ithamname vermiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, birinci başvuranın, Mart 1996’da DHKP/C sloganları bir  
ilkokulun ve evlerin duvarlarına yazılırken bu olayı izlediğini iddia etmiştir. Đkinci başvuran,  
“insanların örgüte katılmaları amacıyla DHKP/C propagandası” yapmakla suçlanmıştır. Đkinci  
başvuran, ayrıca, 1996 yılının Mart ve Mayıs aylarında bir ilkokulun, bir apartman binasının  
ve bir doğumevinin duvarlarına sloganlar yazılırken bu olayı izlemekle suçlanmıştır. Üçüncü  
başvuran ise, 9 Ekim 1995 tarihinde, bir lisede DHKP/C broşürlerini dağıtmakla ve 20 Aralık  
1995 tarihinde ise DHKP/C sloganlarını yazmakla suçlanmıştır.  
Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5.  
Maddesi uyarınca başvuranların hüküm giyip ceza almalarını istemiştir. Cumhuriyet Savcısı,  
ayrıca, mahkemeden birinci ve üçüncü başvuran hakkında hüküm verirken Türk Ceza  
Kanunu’nun 55 § 3 Maddesi’ni gözönünde bulundurmasını talep etmiştir. Ceza Kanunu’nun  
55 § 3 Maddesi, 15 ila 18 yaşları arasındaki kişiler için cezaların üçte birinin düşürülmesini  
öngörmektedir.  
23 Aralık 1996’de, biri askeri yargıç olmak üzere üç yargıçtan oluşan Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Birinci Dairesi (buradan itibaren “ilk derece mahkemesi”),  
başvuranların ve diğer on iki suçlunun duruşmasını birlikte başlatmıştır.  
10 Temmuz 1997’de, ilk derece mahkemesi, ikinci başvuranı Ceza Kanunu’nun 168 §  
2 Maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlu bulmuş ve sekiz yıl dört ay hapis  
cezasına çarptırmıştır. Kalan iki başvuran, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi’ne aykırı bir suç  
olan yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulunmuştur. Birinci başvuran, iki  
yıl altı ay, üçüncü başvuran ise üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Đlk derece  
mahkemesi, birinci ve ikinci başvuran hakkında hüküm verirken, Ceza Kanunu’nun 55 § 3  
Maddesi’ni dikkate alarak hapis cezalarının süresini düşürmüştür.  
Duruşmanın ayrıntılı kayıtlarından ve mahkemenin yukarıda bahsedilen kararından,  
başvuranların cezai takibat sırasında bir avukat tarafından temsil edilmedikleri  
anlaşılmaktadır.  
Başvuranlar, bu kez bir avukatın yardımıyla, mahkumiyetlerine itiraz etmişlerdir.  
Birinci başvuran, suçun işlendiği sırada 15 yaşından küçük olduğunu ve ilk derece  
mahkemesinin 15 yaşın altındaki kişilerin “doğruyla yanlışı ayırt edememeleri” (doli capax)  
durumunda bu kişilere ceza verilemeyeceğini öngören Ceza Kanunu’nun 54. Maddesi’ni  
gözönünde bulundurmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin  
başvuranın “doğruyla yanlışı ayırt edip edemediğini” araştırmış olması gerekiyordu.  
Đkinci başvuran, ilk derece mahkemesinin, kendisinin DHKP/C üyesi olduğu sonucuna  
varırken suç ortaklarından biri olan Ulaş Şahintürk’ün ifadelerini esas aldığını ileri sürmüştür.  
Ancak, Ulaş Şahintürk “muhbir olduğu varsayımıyla örgüt tarafından” cezaevinde  
öldürülğü için, ifadelerinin doğruluğunun tespiti mümkün olamamıştır.  
Üçüncü başvuran, suç işlendiği sırada 18 yaşının altında olmasına ve Ceza  
Kanunu’nun 55 § 3 Maddesi uyarınca cezasının üçte birinin düşürülmesinden  
yararlanabilecek olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin hapis cezasının süresini  
şürmediğini iddia etmiştir.  
Yargıtay, 2 Temmuz 1998’de, ilk derece mahkemesinin başvuranlar ve diğer suç  
ortakları hakkında vermiş olduğu kararı bozmuştur. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin,  
birinci ve üçüncü başvuranın suç işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurmadığına  
karar vermiştir. Yargıtay, ayrıca, ilk derece mahkemesinin ikinci başvuranla ilgili olarak suçu  
yanlış yorumladığı görüşündedir.  
Davanın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne tekrar gönderilmesinin ardından,  
başvuranlar aleyhindeki cezai takibat 31 Temmuz 1998 tarihinde yeniden başlatılmıştır. Bu  
cezai takibat sırasında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Samsun hastanesinden suç  
işlendiği sırada birinci başvuranın “doğruyla yanlışı ayırt edebilme” yetisine sahip olup  
olmadığını belirlemesini istemiştir.  
8 Aralık 1998’de, Samsun psikiyatri hastanesi tarafından hazırlanan tıbbi rapor ilk  
derece mahkemesine sunulmuştur. Bu rapora göre, suçun işlendiği sırada birinci başvuran  
doğruyla yanlışı ayırt edebilecek yetiye sahipti. Başvuranın avukatı, tıp biliminin bir kişinin  
dört yıl önceki ruh halini tespit etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek bu rapora itiraz  
etmiştir.  
Başvuranlar, ilk derece mahkemesine yazılı savunma dilekçelerini sunmuşlardır.  
Birinci başvuran, iddia edilen suçun işlendiği sırada on iki yaşında olduğunu ve iddia edilen  
suçun işlenmesinden dört yıl sonra kendisini muayene eden Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları  
Hastanesinin tıbbi raporunun bilimsel olarak ikna edici olmadığını ileri sürmüştür. Polis  
huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.  
Đkinci başvuran, gözaltındayken vermiş olduğu ifade dışında mahkum edilmesini  
gerektirecek başka hiçbir kanıt bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuranların örgütten  
ayrıldıklarını dile getiren müteveffa Ulaş Şahintürk’ün ifadesine dayanmıştır. Polis huzurunda  
vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.  
Üçüncü başvuran, aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmiştir. Suç ortaklarının  
kendisinden yasadışı örgütün üyesi olmasını istediklerini anlar anlamaz onlarla görüşmeyi  
bırakğını ifade etmiştir. Üçüncü başvuran, ayrıca, sorumlu tutulduğu suçları işlemediğini  
iddia etmiş ve polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını ileri  
sürmüştür.  
22 Aralık 1998’de, ilk derece mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca,  
yasaşı bir örgüte üye olma suçundan başvuranlara hüküm giydirmiştir. Đlk derece  
mahkemesi, başvuranların suçun işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurarak, ikinci  
ve üçüncü başvuranları iki yıl altı ay, birinci başvuranı ise bir yıl on ay on beş gün hapis  
cezasına çarptırmıştır. Đlk derece mahkemesi yargıçlar kurulundaki üç yargıçtan biri askeri  
yargıçtır.  
Başvuranlar, karara itiraz etmiştir. Başvuranlar, itiraz dilekçelerinde, AĐHS’nin 6.  
Maddesi’nde teminat altına alınan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir  
şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Gözaltındayken polis  
tarafından alınan ifadelerinin baskı ve işkence altından alındığını iddia etmişlerdir.  
Başvuranlar, ayrıca, iddia edilen suç işlendiği sırada, birinci başvuranın on iki, ikinci ve  
üçüncü başvuranın ise on beş yaşında olduğunu belirtmişlerdir.  
Yargıtay, 29 Haziran 1999 tarihinde yapılan duruşmanın ardından, başvuranların  
itirazını reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır. Yargıtay’ın, 7 Temmuz  
1999’da, başvuranların yasal temsilcileri olmadan bildirdiği kararı, 23 Temmuz 1999’da  
Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıt bürosuna geri gönderilmiştir.  
Başvuranlar, 19 Temmuz 1999’da, Yargıtay kararının düzeltilmesi talebinde  
bulunmuşlardır. Başvuranlar, 4390 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, yargıçlar  
kurulunda askeri bir hakimin bulunmadığı bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden  
yargılanmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir.  
27 Eylül 1999’da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranların düzeltme isteğini  
reddetmiştir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN ALTINCI MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar, AĐHS’nin 6. Maddesi’ne göre, yargıçlar kurulunda askeri bir hakim  
bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmayan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından yargılanıp hüküm giymelerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca,  
gözaltındayken yasal yardım alma haklarından yoksun bırakıldıklarından şikayetçi  
olmuşlardır. Başvuranlar, son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yaşlarını  
dikkate almadığını, bu nedenle de, çocuk mahkemelerinde izlenen usulleri uygulamadığını  
iddia etmişlerdir. Bunun için, AĐHS’nin 6. Maddesi’ni ileri sürmüşlerdir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca, bu şikayetlerin asılsız olmadığını  
belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, bu şikayetlerin kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe  
bulunmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir oldukları yönünde karar  
verilmelidir.  
B. Esaslar  
1. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in ve demokratik düzenin  
bütünlüğünü bozmak için işlenmiş suçlar ile doğrudan Devlet’in dahili ve harici güvenliğiyle  
ilgili suçlarla ilgilenmek üzere kurulduklarını ifade etmiştir.  
Hükümet, 4338 sayılı Kanun’un 18 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmesinin  
ardından, askeri yargıçlar yerine sivil yargıçların getirildiğini belirtmiştir. Ayrıca, 5170 sayılı  
Kanun’un 22 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin tamamı kaldırılmıştır.  
AĐHM, daha önce benzer davalar incelemiş ve bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
yargıçlar kurulunda askeri bir hakim bulunması sebebiyle, AĐHS’nin 6. Maddesi’nin ihlal  
edildiği sonucuna varmıştır (bkz, özellikle, Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,  
Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 61-73; ayrıca bkz, Akgül / Türkiye, no. 65897/01, § 25,  
16 Ocak 2007).  
AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemektedir. Bir  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri için  
kovuşturulan başvuranların, bir subay ve askeriyenin bir üyesinin de içinde bulunduğu bir  
yargıçlar kurulu tarafından yargılanma konusunda tedirgin olmaları anlaşılır bir durumdur. Bu  
nedenle, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliğiyle hiçbir alakası olmayan  
şüncelerden haksız yere etkilenebileceğinden korkmaları normaldir. Başka bir deyişle,  
başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin korkuları  
objektif olarak savunulabilir.  
AĐHM, yukarıdaki unsurları dikkate alarak, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği  
sonucuna varmıştır.  
2. Başvuranların kovuşturmanın hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetleri  
AĐHM, başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde  
yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki saptamasını gözönünde bulundurarak,  
başvuranların AĐHS’nin 6. Maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetlerinin kalan kısmını  
incelemenin gereksiz olduğu görüşündedir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Buna göre, AĐHM, başvuranlara  
bu bağlamda tazminat ödenmesi konusunda herhangi bir çağrı bulunmadığı görüşündedir.  
AĐHM, her koşulda, AĐHS’nin 6. Maddesi’nin ihlalinin saptanmasının, başvuranların  
bu bakımdan görmüş oldukları manevi zarar için tek başına yeterli tazminat oluşturduğu  
görüşündedir (bkz, Incal, yukarıda kaydedilen, § 82).  
AĐHM, ayrıca, sözkonusu davada olduğu gibi, bir kişinin, AĐHS’nin bağımsızlık ve  
tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından hüküm giydiği bir durumda,  
istendiği takdirde yeniden yargılanmasının veya davanın yeniden açılmasının, esas itibariyle  
ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz, Öcalan / Türkiye, no.  
46221/99 [GC], § 210, son kısmında, ECHR 2005-IV).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Başvuranları suçlu bulan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi yargıçlar kurlunda askeri bir  
hakimin bulunması nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Geri kalan şikayetleri AĐHS’nin 6. Maddesi uyarınca ayrıca incelemeye gerek olmadığına;  
4. Bir ihlalin saptanmasının, başvuranların görmüş olduğu manevi zarar için tek başına adil  
tazmin oluşturduğuna karar vermiştir.  
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış olup 3 Mayıs 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Stanley NAISMITH  
Sekreter Yardımcısı  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan