COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ŞEKER - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 52390/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Şubat 2006  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Şeker – Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Başkan J.-P. COSTA,  
Yargıçlar R.TÜRMEN,  
K.JUNGWIERT,  
M.UGREKHELIDZE,  
A.MULARONI,  
E.FURA-SANDSTRÖM,  
D.JOCIENE ve  
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı S.NAISMITH’in katılımı ile 1 Şubat 2005 ve 31 Ocak  
2006 tarihlerinde kapalı oturumda toplanmış ve anılan son tarihte izleyen kararı vermiştir.  
USUL  
1.Dava, Mehmet Mehdi Şeker (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 4 Kasım 1999  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34.  
maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı başvurudan (no.  
52390/99) kaynaklanmaktadır.  
2.Başvuran, P. Leach ve daha sonra A. Stock, M. Muller, T. Otty ve K. Yıldız isimli,  
Londra’daki Kürt İnsan Hakları Projesi’ne (KHRP) bağlı avukatlar tarafından temsil  
edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki yargılama için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3.Başvuran, oğlunun, Devlet görevlileri tarafından kaçırıldığını ve öldürüldüğünü ve  
ulusal yetkililerin yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmediğini iddia etmiştir. AİHS’nin 2., 3.  
5., 6., 8., 13.. ve 14. maddelerine atıfta bulunmuştur.  
4.Başvuru, AİHM’nin İkinci Dairesi’ne tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü, 52 § 1.  
madde). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 26 § 1.  
maddesinin gerektirdiği gibi oluşturulmuştur (AİHS’nin 27 § 1. maddesi)  
5.1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (25 § 1.  
madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş olan İkinci Daire’ye tevzi edilmiştir (52 § 1. madde).  
6.AİHM, 1 Şubat 2005 tarihli bir kararla, başvuruyu kabuledilebilir ilan etmiştir.  
7. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmiştir (59 § 1. madde). Taraflar,  
birbirlerinin görüşlerine yazılı olarak cevap vermiştir.  
2
OLAYLAR  
I.DAVA OLAYLARI  
8.Başvuran, 1957 doğumludur ve Bismil’de ikamet etmektedir. Başvuru, başvuruya  
neden olan olayların meydana geldiği tarihte, başvuranın, 23 yaşında olan Mehmet Şah Şeker  
isimli oğlunun kaybolması ile ilgilidir. Başvuranın oğlunun kaybolmasını çevreleyen olaylara  
ilişkin olarak taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.  
A.Başvuranın verdiği bilgilere göre olaylar  
9.9 Ekim 1999 tarihinde, yaklaşık olarak saat 6’da, başvuranın oğlu Mehmet Şah  
Şeker, tesisatçı olarak çalıştığı Bismil’deki işyerinden evine gitmek üzere ayrılmıştır. Yaya  
olarak bu genellikle yaklaşık olarak on dakika kadar sürmekteydi. Ancak, Şeker eve  
dönmemiştir.  
10.12 Ekim 1999 tarihinde, iki kişi, başvurana, 9 Ekim 1999 veya bu tarih civarında,  
dört kişinin bir şahsı beyaz bir arabaya zorla bindirdiğini gördüklerini söylemiştir. Bu şahsın  
oğlu olduğunu düşünmüştür.  
11.Başvuran, 11 Ekim 1999 ve 5 Kasım 1999 tarihleri arasında Bismil Cumhuriyet  
Savcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağanüstü Hal  
Bölge Valiliği ve bölge jandarma komutanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları  
Komisyonu ve İçişleri Bakanlığı’na birçok dilekçe yazmıştır. Yetkililerin Mehmet Şah  
Şeker’in kaybolmasına yönelik bir soruşturma başlatmasını ve oğlunun nerede olduğunun  
kendisine bildirilmesini talep etmiştir.  
12.Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, 2000’de, başvuranla irtibata  
geçmiş ve kendisinden, DNA’sını, Hizbullah evlerinde bulunan cesetlerin DNA’larıyla  
karşılaştırmak amacıyla kan örneği vermesini talep etmişlerdir. Başvuran 21 Şubat 2000’de  
kan örneği vermiştir.  
13.14 Ekim 2004 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, cesetlerin kemiklerinde  
yetersiz DNA olduğundan, bir DNA analizi yapılamadığını başvurana bildirmiştir.  
14.Mart 2005’te, başvuranın yasal temsilcilerinden biri, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde Hizbullah liderleri aleyhine açılan dava dosyasında Mehmet Şah Şeker’in  
üniversite kimlik kartının bir kopyasını gördüğünü başvurana bildirmiştir. Başvuran, akabinde  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’ndan bu belgeyi kendisine sunmasını talep  
etmiştir. Ancak, Cumhuriyet Savcısı sözkonusu belgeyi dava dosyasında bulamamıştır.  
B.Hükümet’in verdiği bilgilere göre olaylar  
15.11 Ekim 1999 tarihinde, başvuranın dilekçesini aldıktan sonra, Bismil Cumhuriyet  
Savcısı, Bismil Emniyet Müdürlüğü’nden iddiaları incelemesi talebinde bulunmuştur.  
16. Bu talebin ardından, Bismil Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı iki polis memuru,  
başvuranın, Mehmet Şah Şeker’in işvereninin ve iki iş arkadaşının ifadesini almıştır.  
3
17.20 Ekim 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, başvuranın dilekçesinin  
alınmasının ardından bir soruşturma başlatmıştır. Cumhuriyet Savcısı, oğlunun kaybolmasıyla  
ilgili olarak başvuranın ifadesini almıştır. Ayrıca, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ile irtibata  
geçmiş ve kaybolmaya yönelik bir soruşturma başlatılmasını talep etmiştir.  
18.1999 ve 2000 yıllarında çeşitli tarihlerde, Bismil ve Diyarbakır’daki Emniyet  
Müdürlükleri, Mehmet Şah Şeker’in gözaltına alınmadığını ve aramanın devam ettiğini  
Cumhuriyet Savcılığı’na bildirmiştir.  
19.7 Temmuz 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, olayların Bismil’de  
meydana geldiğine karar vererek ratione loci görevsizlik kararı vermiş ve dava dosyasını  
Bismil Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir.  
20.Şubat 2002’ye kadar, iddia edilen kaçırmaya yönelik olarak güvenlik güçleri  
tarafından kanıt toplama doğrultusunda çok az gayret sarf edilmiştir. Özellikle, muhtemel  
tanıkları belirlemek için yetkililer kendi inisiyatifleriyle hiçbir adım atmamıştır. Ayrıca,  
başvuranın oğlunun kaybolduğu tarihte polis gözaltında bulunan kişilerin ifadeleri  
alınmamıştır.  
21.15 Şubat 2002 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü, Bismil Cumhuriyet Savcılığı’ndan, Mehmet Şah Şeker’in kaybolmasına  
yönelik etkili soruşturma yapmasını talep etmiştir.  
22.Bu talebin ardından, Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları, gözaltı kayıtlarını  
incelemiş, başvuranın ve Diyarbakır ve Bismil Emniyet Müdürlükleri’nde gözaltında olan  
kişilerin ifadesini almıştır.  
23.Mehmet Şah Şeker’in kaybolmasına yönelik soruşturma halen devam etmektedir.  
C.Taraflarca sunulan belgeler  
24.Taraflar, iddialarını desteklemek amacıyla çeşitli belgeler sunmuştur. Bu belgeler,  
konuyla ilgili olduğu kadarıyla, aşağıdaki gibi özetlenebilir:  
1.Başvuran tarafından sunulan belgeler  
25.Aşağıdaki bilgi, başvuran tarafından sunulan belgelerden elde edilmiştir.  
26.Başvuran, 11 Ekim 1999 tarihinde, Bismil Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe  
yazmıştır. Yetkililerin, oğlunun nerede olduğuna yönelik bir soruşturma yapmasını talep  
etmiştir.  
27.Başvuran, 20 Ekim 1999 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçeler yazmıştır. Oğlunun  
nerede olduğunun bildirilmesini talep etmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’ndan,  
dilekçesini bölge jandarma komutanlığına iletmesini talep etmiştir.  
28.Başvuran, aynı gün, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve bölge jandarma  
komutanlığına dilekçe yazmıştır. Bu dilekçelerde, oğlunun on iki gündür kayıp olduğunu  
ifade ederek bilgi talep etmiştir.  
4
29.24 ve 27 Ekim 1999 tarihlerinde, başvuran, oğlunun kaybolmasıyla ilgili olarak,  
Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na dilekçeler yazmıştır. Başvuran,  
bu dilekçelerinde, oğlunun kaybolmadan bir ay önce bir sivil polisle kavgaya karıştığını ve bu  
tarihten beri polis tarafından tehdit edildiğini belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, çeşitli mercilere  
başvurduğunu, ancak dilekçelerine cevap alamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, İnsan Hakları  
Komisyonu’ndan, oğlunun kaybolmasına yönelik bir soruşturma başlatmalarını talep etmiştir.  
30.2 Kasım 1999 tarihinde, Mazlum-Der Başkanı Yılmaz Ensaroğlu, İçişleri  
Bakanlığı’na bir dilekçe yazarak Mehmet Şah Şeker’in kaybolduğunu bildirmiş ve bir  
soruşturma yapılmasını talep etmiştir.  
31.Başvuran, 5 Kasım 1999 tarihinde, İçişleri Bakanlığı’na bir dilekçe daha yazmış ve  
bilgi talebinde bulunmuştur.  
32.21 Aralık 1999 tarihinde, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sema  
Pişkinsüt, Ensaroğlu’na bir yazı yazarak Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün Mehmet Şah  
Şeker’e ilişkin olarak kayıp kişiler hakkında bir form hazırladığını ve bu formun kopyalarını  
Bismil İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiğini ifade etmiştir.  
33.Başvuran, 14 Ekim 2004 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe  
yazarak DNA analizinin sonucu hakkında bilgi istemiştir.  
34.Aynı gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, başvurana, ceset kemiklerinde yetersiz  
DNA olması ve mevcut DNA’nın bozulmuş olması sebebiyle, cesetlerden birinin oğluna ait  
olup olmadığının belirlenemediğini bildirmiştir.  
2.Hükümet tarafından sunulan belgeler  
35.Aşağıdaki bilgiler, Hükümet tarafından sunulan belgelerde yer almaktadır:  
36.11, 14 ve 15 Ekim 1999 tarihlerinde, iki polis memuru, başvuran, Mehmet Şah  
Şeker’in işvereni, iki iş arkadaşı ve kuzeninin ifadesini almıştır. Başvuran, ifadesinde,  
oğlunun kaybolmasına ilişkin olarak kimseden şüphelenmediğini ileri sürmüştür. Mehmet Şah  
Şeker’in iş arkadaşlarının ve kuzeninin, kendisinin nerede olduğuna dair bilgisi yoktu.  
İşvereni, Mehmet Şah Şeker’in kaybolduğu gün, bir tamirat için A.Y. isimli kişinin binasına  
gittiğini ifade etmiştir.  
37.15 Ekim 1999 tarihinde, Bismil Emniyet Müdürlüğü, Mehmet Şah Şeker’in  
kaybolmasına ilişkin olaylara yönelik soruşturmanın devam ettiğini ancak kendisinin  
bulunamadığını Bismil Cumhuriyet Savcısı’na bildirmiştir.  
38.20 Ekim 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, oğlunun kaybolmasına ilişkin olarak  
başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, ifadesinde, birkaç kişinin, kendisine oğlunun polisler  
tarafından gözaltına alındığının ve sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünün  
söylendiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, oğlunun, kendilerini polis memuru olarak tanıtan  
kişilerce kaçırılmış olabileceğini ifade etmiştir. Son olarak, Emniyet Müdürlüğü’ndeki gözaltı  
kayıtlarının incelenmesini talep etmiştir. Aynı gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı,  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bir yazı göndererek bir soruşturma yapılmasını talep  
etmiştir.  
5
39.10 Kasım 1999 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcısı’na başvuranın oğlunun gözaltına alınmadığını bildirmiştir.  
40.17 Kasım 1999 tarihinde, Bismil Cumhuriyet Savcısı, Bismil Emniyet  
Müdürlüğü’nden, Mehmet Şah Şeker’in kaybolduğunu ülkedeki bütün emniyet  
müdürlüklerine bildirmesini talep etmiştir.  
41.22 Kasım 1999 tarihinde, Bismil Emniyet Müdürü, Bismil Cumhuriyet Savcısı’na  
bir yazı göndererek, Mehmet Şah Şeker’in kaybolduğunun Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne  
bildirildiğini ve kayıp şahıslara ilişkin bir form hazırlandığını ifade etmiştir. Ayrıca,  
başvuranın oğlunun aranmasına devam edildiğini belirtmiştir.  
42.24 Aralık 1999 tarihinde, Bismil Cumhuriyet Savcısı, başvuranın ifadesini almıştır.  
Başvuran, oğlunun hala kayıp olduğunu ve nerede olduğunun bilinmediğini ileri sürmüştür.  
43.8 Mart 2000 tarihinde, Bismil Cumhuriyet Savcısı, Bismil Emniyet Müdürlüğü ve  
Jandarma Komutanlığı’ndan, 8-11 Ekim 1999 tarihli gözaltı belgelerini sunmalarını talep  
etmiştir. Bu kayıtların kopyalarına göre, başvuranın oğlu, sözkonusu tarihte polis ya da  
jandarma gözaltına alınmamıştır.  
44.7 Temmuz 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu olayların  
Bismil’de meydana geldiğini belirterek görevsizlik kararı vermiştir. Buna göre, dava  
dosyasını Bismil Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir.  
45.15 Şubat 2002 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü, Bismil Cumhuriyet Savcılığı’na bir yazı yazarak, Mehmet Şah Şeker’in  
kaybolmasına yönelik etkili soruşturma yapılmasını talep etmiştir. Adalet Bakanlığı,  
Cumhuriyet Savcısı’ndan özellikle, başvuranın kaybolduğu tarihte polis gözaltında olanların  
ve kaçırmaya tanık olduğu iddia edilenlerin ifadelerinin alınmasını talep etmiştir. Bakanlık  
ayrıca, yasadışı bir örgüt olan Hizbullah’ın, bölgede birçok kaçırma ve kaybolma olayından  
sorumlu olduğunu belirtmiş ve soruşturmanın özellikle Hizbullah faaliyetlerine yönelik olarak  
yürütülmesini talep etmiştir. Son olarak, soruşturmadaki gelişmelerle ilgili olarak güvenlik  
güçlerinin bilgi vermeye davet edilmesini talep etmiştir.  
46.27 Şubat 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden, 9, 10 ve 11 Ekim 1999 tarihli gözaltı raporlarını  
sunmasını talep etmiştir. Aynı gün, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, evvelki ifadelerini  
yinelemiştir. Başvuran, oğlunun kaçırıldığını kendisine söyleyenlerin isimlerini vermek  
istemediğini ifade etmiştir.  
47.8 Mart 2002 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi  
Müdür Yardımcısı, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na yukarıda anılan gözaltı kayıtlarının bir  
kopyasını göndermiş ve Hizbullah faaliyetlerine karıştığı şüphesiyle Mehmet Şah Şeker’le  
ilgili bir arama emri çıkarıldığı bildirilmiştir.  
48.Mart ve Kasım 2003 tarihleri arasında, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 10 – 18  
Ekim 1999 arasında değişik tarihlerde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında  
tutulmuş olan on dört kişinin ve 7 – 9 Ekim1999 tarihleri arasında gözaltında tutulmuş bir  
kişinin ifadesini almıştır. Bu on beş kişi, sözkonusu tarihlerde Mehmet Şah Şeker’i Diyarbakır  
6
Emniyet Müdürlüğü’nde görmediklerini teyit etmişlerdir. 10 Ekim 1999 tarihinde Bismil  
Emniyet Müdürlüğü’nde olan M.Ç. isimli bir kişinin ifadesi de alınmıştır. Gözaltı süresinde  
başvuranın oğlunu görmediğini ifade etmiştir.  
49. 30 Ekim 2003 tarihinde Bismil Cumhuriyet Savcısı başvuranın yeniden ifadesini  
almıştır. Başvuran daha önce vermiş olduğu ifadeleri değiştirmeyerek oğlunun bulunmasını  
talep etmiştir.  
50. 1999 ve 2005 yılları arasında Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Müdürlüğü, Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları ve güvenlik güçleri arasında  
yazışmalar olmuştur. Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet Savcılarından soruşturmanın sonucuna  
ilişkin bilgi talep etmiştir. Cumhuriyet Savcıları sırayla, güvenlik güçleri ve jandarma  
komutanlarının, Mehmet Şah Şeker’in aranmasının sonucuna ilişkin bilgi sağlamalarını talep  
etmiştir. Sözkonusu taleplere cevaben polis ve jandarma, kayıp kişilerin bulunamamış  
olduğunu ve soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir. Adalet Bakanlığı’na ayrıca,  
Cumhuriyet Savcıları tarafından güvenlik güçlerince verilen cevaplar bildirilmiştir.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
51. Sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukukun tanımı, Tekdağ/Türkiye  
davasında bulunabilir (no. 27699/95, §§ 40-51, 15 Ocak 2004).  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI  
52. Hükümet başvuranın, AİHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında mevcut olan iç hukuk  
yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranın oğlunun ortadan  
kaldırılmasına ilişkin soruşturmanın devam etmekte olduğuna dikkat çekmiştir.  
53. Başvuran cevap olarak, yetkili makamlara birçok dilekçe sunmuş olduğunu ileri  
sürmüş ve oğlunun kaçırılmasını çevreleyen olayların soruşturulmasını talep etmiştir. Dava  
koşulları altında bu tür yolların zahiri, etkisiz ve yetersiz olması nedeniyle iç hukuk yollarını  
tüketme zorunluluğu bulunmadığını iddia etmiştir.  
54. AİHM, 1 Şubat 2005 tarihli kararında cezai takibatın, AİHS bağlamında etkin  
olduğunun kabul edilip edilemeyeceği konusunun, başvuranın şikayetleriyle yakından ilgili  
olduğunu ve esaslara eklenmesi gerektiği kanısına vardığını yineler. Bu hususta taraflarca  
sunulan iddiaları gözönüne alan AİHM, konuyu AİHS’nin 2. maddesi uyarınca başvuranın  
şikayetinin esasını incelerken ele almayı uygun görür.  
55. Sonuç olarak AİHM, soruşturmanın etkinliğine ilişkin ön itirazı, başvuranın  
Sözleşmenin 2. maddesi çerçevesinde yaptığı şikayet ile birleştirmektedir.  
II. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
56. Başvuran, Mehmet Şah Şeker’in kaçırılması ve ortadan kaybolmasına ilişkin  
koşulların, AİHS’nin 2. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmüştür. Ayrıca, yetkili  
makamların oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin koşullara dair uygun ve etkin bir  
soruşturma yapmadıklarını iddia etmiştir. AİHS’nin 2 § 1. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
7
“Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan  
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.”  
A. Tarafların Görüşleri  
1. Başvuran  
57. Başvuran, sivil polislerin ölen oğlunu kaçırdığını, müteakiben oğlunun gözaltında  
öldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, yerel makamların oğlunun ortadan kaybolmasına ve  
güvenlik güçlerinin elindeyken ölümüne ilişkin etkin ve tam bir soruşturma yürütmediklerini  
belirtmiştir. Özellikle yetkili makamlar, A.Y. ve Mehmet Mehdi Şeker’in ortadan kaybolduğu  
gün çalışmakta olduğu, A.Y.’ye ait binada yaşayan diğer kişiler ile birlikte aile mensupları,  
arkadaşlar ve başvuranın oğlunun iş arkadaşlarının ifadelerini almamıştır. Başvuran ayrıca  
yetkili makamların, oğlunun kaçırılmasına şahit olmuş bir görgü tanığı belirleme girişiminde  
bulunmadıklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, yetkili makamların tehdidinden korktukları  
için oğlunun kaçırılmasına tanık olan kişilerin isimlerini vermediğini belirtmiştir. Başvuran  
ayrıca yetkili makamların, Mehmet Mehdi Şeker’in ortadan kaybolduğu gün bölgedeki polis  
karakollarında nöbetçi olan polis memurlarını sorgulamadıklarını ileri sürmüştür. Ayrıca, 9 ve  
11 Ekim 1999 tarihleri arasında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan 15  
kişiden alınan ifadeler, bu kişilerin çoğunun 11 Ekim 1999 tarihinde yakalanmış olmaları  
nedeniyle yetersizdir. Başvuran, Hükümet’in oğlu için çıkarılan tutuklama emrine ilişkin  
ıklamada bulunmadığını belirtmiştir. Yetkili makamların, DNA’larını Hizbullah üyelerinin  
evinde bulunan cesetlerin DNA’ları karşılaştırmadığını belirtmiştir. Son olarak başvuran,  
yetkili makamların oğlunun kimlik kartının kopyasının, Hizbullah liderlerine karşı ılan dava  
dosyasında bulunmasının, yetkili makamlarca gözönüne alınmadığını ileri sürmüştür.  
2. Hükümet  
58. Hükümet başvuranın, AİHS’nin 2. maddesine dayanarak sunduğu iddianın somut  
temellere dayandığını reddetmiştir. Mehmet Şah Şeker’in, iddia edildiği gibi polis tarafından  
gözaltına alınmadığını belirtmiştir. Başvuranın oğlu, hiçbir cezai suç işlememiş olduğu için  
gözaltına alınması için neden olmadığını ileri sürmüştür. Ancak Hükümet, kabuledilebilirlik  
sonrası görüşlerinde, başvuranın oğlunun hem kayıp bir kişi hem de bir şüpheli olarak  
arandığını ve yakalanmış olsaydı, bu bilginin, gözaltı kayıtlarına girmiş olacağını ileri  
sürmüştür. Hükümet, yerel makamların başvuranın oğlunun yerini tespit etmek için etkin  
adımlar atma yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğunu belirtmiştir.  
B. AİHM’nin değerlendirmesi  
1. Yaşam hakkının korunmadığı iddiası  
59. AİHM, yaşam hakkını teminat altına alan 2. maddenin, AİHS’nin istisna  
getirilmesine müsaade edilmeyen en temel maddelerinden biri olarak kabul edildiğini yineler.  
3. madde ile birlikte, Avrupa Konsey’ini oluşturan demokratik toplumların temel  
değerlerinden birini koruma altına alır. Yaşamdan mahrum bırakılmanın haklı görülebileceği  
koşullar, bu nedenle, ciddi bir şekilde yorumlanmalıdır. Kişileri korumak için bir araç niteliği  
taşıyan AİHS’nin kapsam ve amacı, 2. maddenin getirdiği teminatların pratik ve etkin  
8
olmasını sağlayacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir (bkz.  
Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 97, ECHR 2000-VII).  
60. 2. maddenin sağladığı korumanın önemi gözönüne alındığında AİHM, yalnızca  
Devlet mercilerinin faaliyetlerini değil, tüm diğer koşulları da gözönüne alarak yaşamdan  
mahrum bırakılma durumlarını dikkatle incelemelidir (bkz. Tekirdağ, § 73).  
61. AİHM, tarafların yazılı görüşleri ile birlikte, sözkonusu davada ortaya konan yazılı  
deliller ışığında ortaya çıkan konuları inceleyecektir.  
62. Başvuran, oğlunun Devlet görevlilerince kaçırıldığını ve öldürüldüğünü ileri  
sürmektedir. Bu hususta iddialarını, Hizbullah eylemlerine dahil olduğu şüphesi temel  
alınarak Mehmet Şah Şeker için yayınlanan arama emrine dayandırmaktadır (bkz. paragraf  
47). Sonuç olarak başvuranın, oğlunun Devlet yetkililerince yakalandığına ve öldürüldüğüne  
ilişkin iddiası, ilk bakışta (prima facie) savunulamaz olarak görülüp göz ardı edilemez.  
63. Bu bağlamda AİHM delilleri değerlendirirken, “makul şüphenin ötesinde” kanıt  
standardını uyguladığını yineler (bkz. Orhan/Türkiye, no. 25656/94, § 264, 18 Haziran 2002).  
Bu tür bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu çıkarımlarının veya çürütülmemiş  
benzer maddi karinelerin bir arada yer almasından kaynaklanabilir (bkz. İrlanda/İngiltere, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 65, § 161; ve Ülkü Ekinci/Türkiye, no.  
27602/95, § 142, 16 Temmuz 2002).  
64. AİHM, başvuranın oğlunun kaçırılmasının Devlet yetkililerince gerçekleştirildiği  
yönündeki iddiasının, inandırıcı bir delille desteklenmediği kanısındadır. Bu bağlamda  
AİHM, tanık ifadelerinin veya başvuranın ifadesini, karar verilmesini sağlayacak bir noktaya  
kadar destekleyen delillerin sunulmadığına dikkat çeker. Ayrıca başvuran yerel makamlara,  
Mehmet Şah Şeker’in sivil polislerce kaçırıldığına tanık oldukları iddia edilen kişilerin  
isimlerini vermekten kaçınmıştır.  
65. Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, başvuranın oğlunun ortadan  
kaybolmasının ardında yatan koşulların, spekülasyondan öteye gidemediği ve dolayısıyla,  
başvuranın oğlunun makul şüphenin ötesinde başvuran tarafından iddia edildiği gibi Devlet  
yetkililerince kaçırıldığı ve öldürüldüğü sonucuna varmak için yeterli delillere dayanan bir  
temel bulunmadığı kanısındadır.  
66. Dolayısıyla, bu hususta AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası  
67. AİHM, içtihadına göre, 2. madde uyarınca yaşam hakkını koruma  
yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca “kendi yetki alan[ı] içinde bulunan herkese ...  
Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[ma]” görevi ile bağlantılı  
şekilde ele alındığında, kişilerin güç kullanımı sonucu öldürülmeleri halinde etkin bir resmi  
soruşturma şekli olmasını gerektirdiğini hatırlatır. Bu yükümlülük, adam öldürmeden bir  
Devlet yetkilisinin sorumlu olduğunun tespit edildiği davalarla sınırlı değildir. Ölen kişinin  
aile mensuplarının veya diğerlerinin, soruşturmadan sorumlu yetkili makama cinayete ilişkin  
resmi bir şikayet sunup sunmadıkları da belirleyici bir önem taşımamaktadır. Yetkili  
makamlara, bir kişinin öldürüldüğünün bildirilmiş olması gerçeği, kendiliğinden (ipso facto)  
9
AİHS’nin 2. maddesi uyarınca ölümün ardındaki koşullara ilişkin etkin bir soruşturma  
yürütme yükümlülüğünü getirir (bkz. Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101 ve 103,  
ECHR 1999-IV). Bir soruşturmanın etkinliğinin en düşük eşiğini tatmin eden araştırmanın  
niteliği ve derecesi, her bir davanın koşullarına bağlıdır. Bu durum, tüm ilgili olaylar temel  
alınarak ve soruşturma işinin pratik gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilmelidir  
(bkz. Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, ECHR 2000-VI, ve Ülkü Ekinci, § 144).  
68. Ayrıca bu bağlamda hızlı hareket ederek işi mümkün olduğunca süratli yürütme  
gereği bulunmaktadır. Bu konuda bazı engeller ve zorluklarla karşılaşılabileceği kabul  
edilebilir. Ancak, yetkili makamların bir kaybolma olayını soruşturmak için hızlı biçimde  
harekete geçmeleri, kamuoyunun hukukun üstünlüğünün korunduğuna ilişkin güveninin  
sürmesi ve yasa dışı eylemlere karşı herhangi bir işbirliği veya müsamaha gösterildiği  
izlenimini edinmemesi bakımından önem taşımaktadır.  
69. AİHM, Mehmet Şah Şeker’in öldürülmesine ilişkin bir kanıt olmadığını kaydeder.  
Yukarıda kaydedilmiş olan usuli yükümlülükler, Devlet yetkililerince güç kullanımı sonucu  
ortaya çıkan kasıtlı cinayetlere ilişkin davaları da kapsamına alır ancak, bu davalarla sınırlı  
değildir. AİHM, sözkonusu yükümlülüklerin, bir kişinin yaşamına tehdit oluşturduğu kabul  
edilen koşullar altında ortadan kaybolduğu davalara da uygulanabileceği kanısındadır. Bu  
bakımdan, ortadan kaybolan kişiden haber alınmaksızın daha çok zaman geçtikçe, ölmüş  
olabileceği ihtimalinin yükseldiği kabul edilmelidir (bkz. Tahsin Acar/Türkiye [BD], no.  
26307/95, § 226, ECHR 2004-III).  
70. Sözkonusu davada, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasına ve iddia edilen  
ölümüne ilişkin bir soruşturma yapılmıştır. Ancak, soruşturmanın yürütülmesinde önemli  
eksiklikler bulunmuştur.  
71. AİHM, 1999 senesi Ekim ayında Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları’nca  
Mehmet Şah Şeker’in ortadan kaybolmasına ilişkin başlatılan soruşturmalar bağlamında,  
Cumhuriyet Savcılarının atmış olduğu tek ciddi adımın, dört kişinin ifadesini almak ve  
Bismil’deki Emniyet Müdürlüğü’nden ve Jandarma Komutanlığı’ndan 8-11 Ekim 1999 tarihli  
gözaltı kayıtlarını talep etmek olduğunu gözlemler (bkz. paragraflar 15-19).  
72. Ancak AİHM, başvuranın Mehmet Şah Şeker’in kaçırılmasına tanık oldukları  
iddia edilen kişilerin adlarını vermekten çekindiğini belirtir. Başvuranın, bu endişeleri  
kanıtlayacak deliller sunamaması nedeniyle sözkonusu kişilerin yetkili makamların tehdidine  
maruz kaldıklarından korktuklarına ilişkin iddiasını ikna edici bulmamıştır. AİHM’nin  
görüşüne göre, yerel makamlarla işbirliğinde bulunmamasının, Mehmet Şah Şeker’in ortadan  
kaybolmasına ilişkin soruşturmanın etkinliğini olumsuz yönde etkilediği kabul edilmelidir  
(bkz. Nesibe Haran/Türkiye, no. 28299/95, § 76, 6 Ekim 2005).  
73. Başvuranın tutumu, soruşturma işinin pratik gerçeklerinin sınırları dahilinde yerel  
makamları ortadan kaybolmanın ardında yatan koşulları soruşturmaktan alıkoymaz (bkz.  
Nesibe Haran, § 77). Sözkonusu davada, Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları  
muhtemel tanıkları teşhis etmek için kendi inisiyatifleriyle adım atmamıştır. Başvuranın  
oğlunun kaçırıldığının iddia edildiği bölgede delil toplama girişiminde de bulunmamıştır.  
74. AİHM ayrıca 1999 senesi Ekim ayı ve 2002 senesi Şubat ayı arasında iddia edilen  
kaçırılma ve ortadan kaybolma hususlarında delil elde etmek için ciddi girişimlerde  
bulunulmadığını gözlemler. Başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından  
10  
Hükümet’e bildirilmesini müteakiben ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Müdürlüğü’nün talebi üzerine, ancak 2002 senesi Şubat ayında, Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcısı harekete geçmiş ve ilgili tarihte gözaltına alınmış kişilerin ifadelerini almak amacıyla  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden 9, 10 ve 11 Ekim 1999 tarihli gözaltı kayıtlarını  
istemiştir.  
75. Müteakiben 2003 Mart ve Ekim ayları arasında Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, on  
beş kişinin ifadesini almıştır. Ancak, sözkonusu kişilerin büyük çoğunluğu, 11 Ekim 1999  
tarihinde gözaltına alınmıştır. Yetkili makamlar, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu gün  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde bulunan kişilerin ifadesini almamıştır. Ayrıca, ilgili  
tarihte Diyarbakır ve Bismil Emniyet Müdürlüklerinde nöbetçi olan polis memurlarının  
ifadeleri alınmamıştır.  
76. AİHM, yukarıda kaydedilen eksikliklerin, yetkili makamların Mehmet Şah  
Şeker’in ortadan kaybolmasını çevreleyen koşullara ilişkin tam ve etkin bir soruşturma  
yapmamış oldukları sonucuna varmak için yeterli olduğu kanısındadır. Sonuç olarak,  
Devlet’in 2. madde uyarınca yaşam hakkını korumaya ilişkin usuli yükümlülüğü ihlal  
edilmiştir.  
77. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmasına  
dayanan ilk itirazını reddeder (bkz. paragraf 52) ve AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş  
olduğu sonucuna varır.  
III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
78. Başvuran, oğlunun güvenlik güçlerince kaçırılması ve ortadan kaybolmasının ve  
oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin maruz kaldığı sıkıntının, AİHS’nin aşağıda kaydedilen  
3. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu gösterdiğini öne sürmektedir.  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  
A. Tarafların görüşleri  
79. Başvuran, oğlunun, hakkında tutuklama emrinin olduğu bir durumda ortadan  
kaybolduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, Devlet güvenlik güçleri mensuplarının  
faaliyetlerinde birtakım kayıpların ve açıklanamayan ölümlerin yaşanmış olduğunu iddia  
etmiştir. Son olarak, oğlunun nerede olduğuna dair bilgi ortaya çıkarma girişimlerine,  
yetkililerin vermiş olduğu karşılık şeklinin kötü muamele oluşturduğunu ileri sürmüştür.  
80. Hükümet, başvuranın oğlunun ortadan kaybolması olayına bir Devlet görevlisinin  
karışmamış olması nedeniyle AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğunu ileri  
sürmüştür.  
B. AİHM’nin değerlendirmesi  
81. Mehmet Şah Şeker’in güvenlik güçleri tarafından kötü muameleye maruz  
bırakıldığı şikayetine ilişkin olarak, AİHM, başvuranın oğlunun, başvuran tarafından iddia  
edildiği şekildeki şartlarda kaçırıldığı ve alıkoyulduğunun kesin olarak veya her türlü makul  
şüpheden uzak olarak kanıtlanmış olmadığı kararına atıfta bulunur. Ayrıca, başvuranın  
11  
oğlunun, güvenlik güçleri tarafından kötü muameleye veya işkenceye maruz bırakıldığı  
kararına varmak için de yeterli delil mevcut değildir.  
82. Oğlunun ortadan kaybolması dolayısıyla başvuranın çektiği acıya ilişkin şikayete  
dair, AİHM, bir aile üyesinin AİHS ihlalinden zarar gören kişi olup olmadığının o kişinin  
sıkıntısına, ciddi bir insan hakları ihlalinden zarar gören bir kişinin akrabalarının kaçınılmaz  
olarak gördüğü duygusal sıkıntıdan farklı bir özellik ve boyut katan özel faktörlerin var  
olmasına bağlı olacağını belirtir. İlgili unsurların arasında, aile bağlarının yakınlığı – bu  
bağlamda, evlilik bağına belli bir ağırlık verilmektedir – ilişkinin özel durumları, aile üyesinin  
sözkonusu olaylara ne ölçüde tanıklık ettiği, aile üyesinin kayıp kişi hakkında bilgi edinme  
girişimleri ile ilgisi ve yetkililerin bu soruşturmalara ne şekilde yanıt verdiği vardır. Böyle bir  
ihlalin esası, aile üyesinin “ortadan kaybolma”sı gerçeğine dayanmaktan daha çok  
dikkatlerine sunulduğunda yetkililerin duruma tepkileri ve tutumları ile ilgilidir. Özellikle bu  
son belirtilen duruma ilişkin olarak, bir akraba, yetkililerin davranışından zarar gören kişi  
olduğunu doğrudan iddia edebilir (yukarıda anılan, Çakıcı, § 99).  
83. Bu davada, AİHM, yetkililerin başvuran tarafından yapılan soruşturmalara  
verdikleri karşılığın içeriğinde veya tarzında, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele olarak  
tanımlanabilecek bir şey olmadığını gözlemler. Oğlunun ortadan kaybolmasına yönelik  
yetersiz soruşturma, başvuranda üzüntü ve manevi acı yaratmış olsa da, AİHM, başvuranın  
kendisine ilişkin olarak, AİHS’nin 3. maddesinin ihlali tespitini haklı çıkaracak özel  
faktörlerin mevcut olduğunun kanıtlanmadığını değerlendirir (bkz., yukarıda anılan, Tahsin  
Acar § 239).  
84. Dolayısıyla AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.  
IV. AİHS’NİN 5, 6 VE 8. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
A. Tarafların görüşleri  
85. Başvuran, AİHS’nin 5. maddesi uyarınca, tutukluluğunun kayıtlara geçirilmemiş  
olması nedeniyle oğlunun keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakıldığını ve iddialarına yönelik  
çabuk ve etkili bir soruşturmanın olmadığını iddia etmiştir. AİHS’nin 6 ve 8. maddeleri  
uyarınca, oğlunun polis nezaretinde olduğu sürede avukat yardımından yararlanmasının ve  
ailesi ile iletişim kurmasının reddedilmiş olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, kabuledilebilirlik  
sonrası görüşlerinde, ayrıca, AİHS’nin 8. maddesi uyarınca, yetkililerin kendisinden, oğlunun  
kaçırılmasına ilişkin nedenlere ve şartlara ışık tutabilecek bilgiler saklamış olduğunu ileri  
sürmüştür.  
86. Hükümet, başvuranın iddialarının asılsız olduğunu ileri sürmüştür, zira, oğlu polis  
nezaretine alınmamıştır.  
B. AİHM’nin değerlendirmesi  
87. Başvuranın, yetkililerin kendisinden, oğlunun kaçırılmasına ilişkin nedenlere ve  
şartlara ışık tutabilecek bilgiler saklamış olduğuna dair AİHS’nin 8. maddesi uyarınca olan  
şikayetine ilişkin olarak, AİHM, bu şikayetin, konuya ilişkin olarak taraflar arasında görüş  
alışverişi yapılmasına fırsat verecek kadar erken belirlenmediği ve incelenmediğini kaydeder.  
12  
Davanın şartlarına bakarak, işlemlerin bu aşamasında konuyu ayrı olarak incelemenin uygun  
olmadığını değerlendirir (bkz. Nuray Şen – Türkiye (no.2), no. 25354/94, § 200, 30 Mart  
2004).  
88. Başvuranın, AİHS’nin 5, 6 ve 8. maddeleri uyarınca olan diğer şikayetlerine ilişkin  
olarak, AİHM, herhangi bir Devlet görevlisinin veya Devlet yetkilileri adına hareket eden bir  
kişinin başvuranın oğlunun iddia edilen kaçırılması ve tutuklamasında yer aldığının kesin  
olarak veya her türlü makul şüpheden uzak olarak kanıtlanmamış olduğunu yineler.  
89. Bu nedenle, AİHS’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6. maddesi (adil  
yargılama hakkı) veya 8. maddesinin (özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı;  
bkz. yukarıda anılan, Tahsin Acar § 242) ihlal edildiği sonucuna götürecek bir somut temel  
yoktur.  
90. AİHM, bu hükümlerin ihlal edilmediğine karar verir.  
V. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
91. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesinin anlamı dahilinde etkili bir başvuru yapabilme  
hakkının reddedilmiş olduğundan şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:  
Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili  
bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. Tarafların görüşleri  
92. Başvuran, oğlunun ortadan kaybolmasının Devlet tarafından düzgün ve tam olarak  
soruşturulmasını sağlamak amacıyla her türlü makul adımı atmış olmasına rağmen, yetkililer  
tarafından yürütülen soruşturmanın AİHS’nin 13. maddesinin şartlarını karşılamakta yetersiz  
kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca, sorumlu Devlet’in, Kürt kökenlilere ilişkin kayıp iddialarına  
yönelik etkili olmayan soruşturmalara göz yumduğunu ileri sürmüştür.  
93. Hükümet, yerel yetkililerin, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasına yönelik  
etkili bir soruşturma yürüttüğünü ileri sürmüştür.  
B. AİHM’nin değerlendirmesi  
94. AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS hakları ve özgürlüklerinin esasını  
yürürlüğe koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde erişilebilirliğini, yerel yasal düzende her  
ne şekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı,  
dolayısıyla, AİHS uyarınca “savunulabilir bir şikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve  
yerinde bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü şart koşmaktır, bununla beraber,  
Sözleşme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AİHS yükümlülüklerine uyma  
şekillerine ilişkin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün  
kapsamı, başvuranın AİHS uyarınca yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla  
beraber, 13. madde tarafından şart koşulan hukuk yolu, uygulama ile birlikte usulde de  
“etkili” olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin  
13  
fiiliyatları veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., yukarıda anılan,  
Tekdağ § 95).  
95. Yaşamı koruma hakkının temel önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun  
olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, yaşama hakkından mahrum etmekten  
sorumlu kişilerin teşhis edilmesi ve cezalandırılmasını sağlayabilen ve şikayetçinin  
soruşturma sürecine etkili erişimini içeren tam ve etkili bir soruşturmayı gerektirir (bkz.,  
yukarıda anılan, Tekdağ § 96).  
96. AİHM, Devlet görevlilerinin başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasını  
gerçekleştirdiklerinin veya bu olaya karıştıklarının kesin olarak veya her türlü makul  
şüpheden uzak olarak kanıtlanmamış olduğuna karar verdiğini yineler. Ancak, yerleşik  
içtihadına göre, bu, 2. madde ile ilgili şikayetin, 13. maddenin maksatları ısından  
“savunulabilir” olmasını engellememektedir. (bkz., yukarıda anılan, Orhan § 386 ve yukarıda  
anılan, Tekdağ § 97).  
97. Yetkililerin, dolayısıyla, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu sırada mevcut  
olan şartlara yönelik etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü vardı. Yukarıda ortaya konan  
gerekçeler dolayısıyla, 2. madde tarafından yüklenen soruşturma yükümlülüğünden daha  
kapsamlı şartları olan 13. maddeye uygun olarak etkili bir cezai soruşturmanın yürütülmüş  
olduğu değerlendirilemez (bkz. yukarıda anılan, Orhan § 387, yukarıda anılan, Tanrıkulu §  
119 ve yukarıda anılan, Tekdağ § 98).  
98. Dolayısıyla, AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararına varır.  
VI. AİHS’NİN 2, 3, 5, 6, 8 VE 13. MADDELERİ İLE BİRLİKTE ELE ALINAN, 14.  
MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
99. Başvuran, etnik kökene dayalı ayrımcılık şeklinde bir idari uygulama olduğunu  
iddia etmiştir. AİHS’nin 14. maddesine istinat etmiştir. 14. madde şöyledir:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal  
veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum  
veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
100. Başvuran, oğlunun kaybolmasına yönelik soruşturma ile 2001 yılında Diyarbakır  
Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın öldürülmesine yönelik soruşturma arasındaki farkların,  
Kürtlere karşı uygulanan ayrımcılığı gözler önüne serdiğini iddia etmiştir.  
101. Hükümet, başvuranın iddialarının yalan ve asılsız olduğunu ileri sürmüştür.  
102. AİHM başvuranın iddiasını incelemiştir. Ancak, dava dosyasında, başvuranın  
iddiasını destekleyecek veya sözkonusu hükmün ihlal edildiğini açığa çıkarabilecek bir delil  
olmadığını tespit etmiştir.  
103. AİHM, AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.  
VII. AİHS’NİN 38. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
14  
104. Başvuran, kabuledilebilirlik sonrası görüşlerinde, AİHM’den, sorumlu Devlet’in  
AİHM’ye davada gerekli tüm kolaylıkları sağlamak yükümlülüğünü yerine getirmediğine  
karar vermesini talep etmiştir. Özellikle, Hükümet’in, oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin  
çok önemli belgeleri AİHM’ye sunmamış olduğunu ileri sürmüştür. Bu belgeler arasında  
Mehmet Şah Şeker’e ilişkin olarak çıkarılan tutuklama emri, ilgili tutuklama kayıtları,  
Hizbullah üyelerinin evlerinde bulunan cesetler üzerinde yürütülen DNA testleri hakkında  
bilgiler ve Hizbullah liderlerine karşı ılan davanın dosyasında görülmüş olan üniversite  
kimlik kartının bir nüshası vardır. Başvuran, AİHS’nin 38. maddesine istinat etmiştir. Bu  
maddenin ilgili kısmı şöyledir:  
“1. Mahkeme, kendisine gelen başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,  
a) Olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte başvuruyu incelemeye devam eder  
ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacakları bir soruşturma  
yapacaktır;  
…”  
105. Hükümet, bu konuya değinmemiştir.  
106. AİHM, 15 Haziran 2004 tarihinde, Hükümet’ten, başvuranın oğlunun ortadan  
kaybolmasına yönelik olarak Bismil Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmaya  
ilişkin sahip olduğu tüm belgeleri sunmasının istendiğini ve Hükümet’in talep edilen belgeleri  
23 Ağustos 2004 tarihinde sunduğunu gözlemler. Bu nedenle, AİHM, Hükümet’in, bu  
hususta, AİHS’nin 38 § 1(a) maddesi uyarınca olan yükümlülüklerini yerine getirmediğini  
değerlendirmez.  
107. Mehmet Şah Şeker’in ortadan kaybolmasına yönelik soruşturmaya ilişkin olarak  
başvuran tarafından sözü edilen belgeler ve bu belgelerin olmamasının sözkonusu  
soruşturmanın etkisi ve yeterliliği üzerindeki olumsuz etkisi konusunda, AİHM, davada etkili  
bir hukuk yolunun ve etkili bir soruşturmanın olmaması gerekçesiyle AİHS’nin 2 ve 13.  
maddelerinin ihlal edildiği kararını verdiğini belirtir. Dolayısıyla, başvuranın, AİHS’nin 38.  
maddesi uyarınca olan iddialarının daha fazla incelenmesinin gerekli olmadığını değerlendirir.  
VIII. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 41. MADDESİNİN  
UYGULANMASI  
108. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
109. Başvuran, oğlunun tesisatçı olarak çalıştığını ve on çocuğun en büyüğü olarak,  
ailesinin geçimine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu belirtmiştir. Başvuran, Mehmet Şah  
Şeker’in gelirinin lehdarları adına ve kendi adına, beş yıl beş ayı aşkın bir sürelik gelir  
15  
kaybının karşılığında 12.300 Euro talep etmiştir. Ayrıca, yetkilerin etkili bir soruşturma  
yürütmemeleri nedeniyle 12.300 Euro talep etmiştir. Başvuran, aynı zamanda, AİHS’nin 14.  
maddesinin ihlalinin tespiti durumunda, bu rakamların %50 oranında arttırılmasını istemiştir.  
110. Hükümet, taleplerin asılsız olduğunu ileri sürmüştür.  
111. AİHM içtihadı, AİHS ihlali ve başvuran tarafından talep edilen tazminat arasında  
ık bir sebep sonuç ilişkisi olması gerektiğini ve bunun, uygun davalarda, gelir kaybına  
ilişkin tazminatı kapsayabileceğini ortaya koymuştur (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Toğcu  
– Türkiye, no. 27601/95, § 154, 31 Mayıs 2005).  
112. Ancak, AİHM, AİHS ihlalleri oluşturduğu değerlendirilen konular – etkili bir  
soruşturma ve etkili bir hukuk yolunun olmaması – ve başvuran tarafından iddia edilen maddi  
tazminat arasında bir sebep sonuç ilişkisi görmemektedir. Dolayısıyla, AİHM, başvuranın bu  
başlık altındaki talebini reddeder.  
B. Manevi tazminat  
113. Başvuran, oğlunun kaybolması ve ölümü ile birlikte soruşturmanın yetersizliğine  
ilişkin olarak, kendi adına, 61.000 Euro talep etmiştir. Aynı gerekçelerle, oğlunun gelirinin  
lehdarları adına, 61.000 Euro daha talep etmiştir.  
114. Hükümet, taleplerin haddinden fazla olduğunu ileri sürmüştür.  
115. AİHM, AİHS’nin 2. maddesi uyarınca dava usulüne ait yükümlülüklere aykırı  
olarak, yetkililerin, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu sırada mevcut olan şartlara  
yönelik etkili bir soruşturma yürütmediklerini yineler. Ayrıca, AİHS’nin 13. maddesine aykırı  
olarak, başvuranın, etkili bir başvuru yapabilme hakkı olmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak  
ve benzer davalarda verilen tazminat kararlarını gözönünde tutarak (bkz., yukarıda anılan,  
Toğcu § 158 ve Dündar – Türkiye, no. 26972/95, § 109, 20 Eylül 2005), AİHM, hakkaniyet  
temelinde, başvurana ve Mehmet Şah Şeker’in mirasının lehtarlarına, ortaklaşa, 10.000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
C. Mahkeme masrafları  
116. Başvuran, başvurunun yapılmasındaki ücretler ve masraflar karşılığı toplam  
8.281,66 Sterlin (yaklaşık 12.090 Euro) talep etmiştir. Avukatlarının ücretleri karşılığı  
taleplerine destek olarak, başvuran, ayrıntılı bir masraflar listesi sunmuştur.  
117. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.  
118. AİHM, sözkonusu masraflar gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar  
ısından makul olduğu takdirde mahkeme masraflarına ilişkin tazminat ödenmesine karar  
verebilir (bkz. Sawicka – Polonya, no.37645/97, § 54, 1 Ekim 2002). AİHM, bu davada,  
mahkeme masraflarının tamamının gerçekten ve gerektiği için yapıldığı konusunda ikna  
olmamıştır. Özellikle, dört farklı avukat ve bir stajyer tarafından yürütülen adli çalışmanın  
toplam saati de dahil olmak üzere, tüm adli masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığının ispatlanmamış olduğunu tespit eder.  
16  
119. Mevcut bilgilere dayanarak kendi kararını veren AİHM - tabi olabilecek her türlü  
katma değer vergisi hariç – başvuran tarafından belirtildiği şekliyle, İngiltere’de başvuranın  
temsilcilerinin banka hesabına Sterlin olarak yatırılmak üzere, başvurana mahkeme masrafları  
olarak 7.000 Euro ödenmesine karar verir.  
D. Gecikme faizi  
120. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. Hükümet’in ön itirazının esaslara eklenmesine ve reddine;  
2. Başvuranın, oğlunun Devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü şeklindeki  
iddiası hususunda AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Ulusal makamların, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu sırada mevcut olan şartlara  
yönelik yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmemeleri nedeniyle AİHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
4. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
5. AİHS’nin 5, 6 ve 8. maddelerinin ihlal edilmediğine;  
6. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
7. AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
8. Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 38. maddesi uyarınca olan yükümlülüklerini karşıladığına;  
9. (a) Sorumlu Devlet’in, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödemesine:  
(i) Ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönüştürülmek ve başvuranın  
banka hesabına yatırılmak üzere başvurana ve Mehmet Şah Şeker’in mirasının  
lehtarlarına, ortaklaşa olarak, 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) Ödeme günündeki kur üzerinden Sterlin’e dönüştürülmek ve başvuran tarafından  
belirlenen İngiltere’deki temsilcilerinin banka hesabına yatırılmak üzere mahkeme  
masrafları olarak 7.000 Euro (yedi bin Euro);  
(iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
17  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
10. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 21 Şubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. NAISMITH  
J.-P. COSTA  
Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı  
Başkan  
18