AİHS’nin 2. maddesi uyarınca ölümün ardındaki koşullara ilişkin etkin bir soruşturma
yürütme yükümlülüğünü getirir (bkz. Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101 ve 103,
ECHR 1999-IV). Bir soruşturmanın etkinliğinin en düşük eşiğini tatmin eden araştırmanın
niteliği ve derecesi, her bir davanın koşullarına bağlıdır. Bu durum, tüm ilgili olaylar temel
alınarak ve soruşturma işinin pratik gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilmelidir
(bkz. Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, ECHR 2000-VI, ve Ülkü Ekinci, § 144).
68. Ayrıca bu bağlamda hızlı hareket ederek işi mümkün olduğunca süratli yürütme
gereği bulunmaktadır. Bu konuda bazı engeller ve zorluklarla karşılaşılabileceği kabul
edilebilir. Ancak, yetkili makamların bir kaybolma olayını soruşturmak için hızlı biçimde
harekete geçmeleri, kamuoyunun hukukun üstünlüğünün korunduğuna ilişkin güveninin
sürmesi ve yasa dışı eylemlere karşı herhangi bir işbirliği veya müsamaha gösterildiği
izlenimini edinmemesi bakımından önem taşımaktadır.
69. AİHM, Mehmet Şah Şeker’in öldürülmesine ilişkin bir kanıt olmadığını kaydeder.
Yukarıda kaydedilmiş olan usuli yükümlülükler, Devlet yetkililerince güç kullanımı sonucu
ortaya çıkan kasıtlı cinayetlere ilişkin davaları da kapsamına alır ancak, bu davalarla sınırlı
değildir. AİHM, sözkonusu yükümlülüklerin, bir kişinin yaşamına tehdit oluşturduğu kabul
edilen koşullar altında ortadan kaybolduğu davalara da uygulanabileceği kanısındadır. Bu
bakımdan, ortadan kaybolan kişiden haber alınmaksızın daha çok zaman geçtikçe, ölmüş
olabileceği ihtimalinin yükseldiği kabul edilmelidir (bkz. Tahsin Acar/Türkiye [BD], no.
26307/95, § 226, ECHR 2004-III).
70. Sözkonusu davada, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasına ve iddia edilen
ölümüne ilişkin bir soruşturma yapılmıştır. Ancak, soruşturmanın yürütülmesinde önemli
eksiklikler bulunmuştur.
71. AİHM, 1999 senesi Ekim ayında Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları’nca
Mehmet Şah Şeker’in ortadan kaybolmasına ilişkin başlatılan soruşturmalar bağlamında,
Cumhuriyet Savcılarının atmış olduğu tek ciddi adımın, dört kişinin ifadesini almak ve
Bismil’deki Emniyet Müdürlüğü’nden ve Jandarma Komutanlığı’ndan 8-11 Ekim 1999 tarihli
gözaltı kayıtlarını talep etmek olduğunu gözlemler (bkz. paragraflar 15-19).
72. Ancak AİHM, başvuranın Mehmet Şah Şeker’in kaçırılmasına tanık oldukları
iddia edilen kişilerin adlarını vermekten çekindiğini belirtir. Başvuranın, bu endişeleri
kanıtlayacak deliller sunamaması nedeniyle sözkonusu kişilerin yetkili makamların tehdidine
maruz kaldıklarından korktuklarına ilişkin iddiasını ikna edici bulmamıştır. AİHM’nin
görüşüne göre, yerel makamlarla işbirliğinde bulunmamasının, Mehmet Şah Şeker’in ortadan
kaybolmasına ilişkin soruşturmanın etkinliğini olumsuz yönde etkilediği kabul edilmelidir
(bkz. Nesibe Haran/Türkiye, no. 28299/95, § 76, 6 Ekim 2005).
73. Başvuranın tutumu, soruşturma işinin pratik gerçeklerinin sınırları dahilinde yerel
makamları ortadan kaybolmanın ardında yatan koşulları soruşturmaktan alıkoymaz (bkz.
Nesibe Haran, § 77). Sözkonusu davada, Bismil ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcıları
muhtemel tanıkları teşhis etmek için kendi inisiyatifleriyle adım atmamıştır. Başvuranın
oğlunun kaçırıldığının iddia edildiği bölgede delil toplama girişiminde de bulunmamıştır.
74. AİHM ayrıca 1999 senesi Ekim ayı ve 2002 senesi Şubat ayı arasında iddia edilen
kaçırılma ve ortadan kaybolma hususlarında delil elde etmek için ciddi girişimlerde
bulunulmadığını gözlemler. Başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından
10