CONSEIL  
A V R U PA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SELAHATTĐN ÇETĐNKAYA VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 31504/02  
)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (31504/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Selahattin Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı,  
Mustafa Yalçı, Abdurrahman Yalçı ve Melike Yalçı’nın (bavuranlar) 22 Temmuz 2002  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme ’n i n ( Av r up a Đnsan Hakları Sözleme s i - AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. N. Yalçı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Devlet Hazinesi, 10 Ekim 1952 tarihinde Karaberan köyündeki arazilerin birçok parseliyle  
ilgili olarak Bismil Kadastro Mahkemesi önünde itiraz davası açmıtır.  
3 Kasım 1957 tarihinde mahkeme, 1952 tarihli kadastro planını iptal etmitir.  
Yargıtay, 10 Mart 1958 tarihinde bu kararı bozmuve davayı ilk derece mahkemesine geri  
göndermitir.  
22 Ocak 1968 tarihinde mahkeme, ihtilaflı parsellerden bir bölümünün tapu siciline S.Ö.  
adına kaydedilmesine karar vermitir.  
Yargıtay, 19 Eylül 1968 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
13 Mart 1969 tarihinde mahkeme, davaların parsellere göre ayrılmasına karar vermitir. Bu  
iki dava 1968/213 ve 1969/1 dosya numarasıyla mahkeme kayıtlarına geçmitir.  
13 Haziran 1973 tarihinde, bavuranların dedeleri Abdülkerim Çetinkaya ve Sabri  
Çetinkaya mağdur taraf sıfatıyla davaya müdahil olmayı talep etmilerdir. Đlgili ahıslar,  
ecdatları adına düzenlenmitapu senedine ve iktisabi zamanaımına dayanarak, arazi  
üzerindeki on yedi parselin kendi adlarına tahsisini talep etmilerdir.  
27 Ekim 1995 tarihinde, bavuranların murisleri Pirozhan Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya  
ve Selahattin Çetinkaya’nın davaya mağdur sıfatıyla müdahil olma talepleri mahkeme  
tarafından kabul edilmitir.  
Pirozhan Çetinkaya, 20 Mart 2000 tarihinde vefat etmitir. Mirasçıları Mahfuz Yalçı,  
A b d ü l k e r i m Y a l ç ı , M u s t a f a Y a l ç ı , A b d u r r a h m a n Y a l ç ı v e M e k i y e Y a l ç ı d a v a d a t a r a f  
olmulardır.  
Mahkeme, 24 Aralık 2002 tarihinde bavuranların 1968/213 sayılı dava kapsamındaki  
taleplerini reddetmitir. Kararın nüshaları 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde bavuranların  
2
temsilcilerine tebliğ edilmitir. Bavuranların temsilcileri itiraz etmediği için bu davayla ilgili  
karar kesinlemi tir.  
22 Ocak 2003 tarihinde, mahkeme bavuranların 1969/1 sayılı dava kapsamındaki  
taleplerini reddetmitir.  
6 Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, temyiz edilen kararı bozmuve davayı yeniden ilk  
derece mahkemesine geri göndermitir. Hüküm bozulduktan sonra, dava 2007/10 dosya  
numarasıyla tescil edilmitir. Dosyadaki bilgilere göre, dava bugün itibariyle hâlâ Bismil  
Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmektedir.  
1952 yılından bugüne kadar yüzlerce duruma yö ne t e n ma hke me , b u d ö ne m z a r f ı nd a ,  
dosyayı oluturmu, çeitli mercilerden bilgi ve belgeler talep etmi, tarafların özellikle  
sözkonusu yerlerin bilirkii tarafından incelenmesi talebini yerine getirmi, tarafların ihtilaflı  
araziye üçüncü ahısların müdahil olmasını engellemeye yönelik taleplerini incelemive  
tanıkları dinlemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, yargılama süresinin, özellikle, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında  
öngörülen « makul süre » ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu sava karı çıkmakta ve davanın çok karmaık olduğunu savunmaktadır.  
Bununla birlikte, AĐHM, öncelikle söz konusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
paragrafı anlamında herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmekte ve  
bu nedenle bavuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.  
Esasa ilikin olarak AĐHM, bavuranların ikâyet ettikleri yargılamaların 10 Ekim 1952  
tarihinde baladığını, ancak ecdatlarının mağdur taraf sıfatıyla müdahil olma taleplerinin  
ma hke me t a r a fı nda n 1 3 H a z ira n 197 3 t ar i h i nd e kab ul edi ld i ğini kaydetmektedir.  
Öte yandan AĐHM, dosyadaki unsurlara göre, 1968/213 sayılı dava yargılamasının temyize  
gitmeyen bavuranlar için 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde son bulduğunu tespit etmektedir.  
1969/1 (2007/10) sayılı dava ise, tarafların dosyada sunduğu bilgilere göre, kararın alındığı  
tarihte henüz sonuçlanmamıtır.  
1968/213 sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde, Türkiye’nin  
bireysel bavuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerine  
kadar yaklaık on altı yıl geçmitir.  
1969/1 (2007/10) sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde ise, 28  
Ocak 1987 tarihinden bugüne kadar yaklaık yirmi üç yıl geçmitir. AĐHM, bu hesaplamayla  
29 Ocak 1987 tarihinden önce on üç yıldan fazla bir sürenin geçtiğini kaydetmektedir.  
3
Oysa, AĐHM mevcut davadakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmıve  
konuyla ilgili yerleik içtihadında ortaya çıkan kıstasları dikkate alarak « makul süre »  
gereksiniminin yerine getirilmediğini tespit etmitir (bakınız, diğer birçoğu a r a s ı n d a n , Fransa  
aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43-45, CEDH 2000-VII ve Türkiye  
aleyhine Cankoçak davası, no 25182/94 ve 26956/95, prg. 25, 20 ubat 2001).  
Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir unsur göremeyen AĐHM,  
aynı gerekçeler doğrultusunda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği kanaatine  
varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, ayrıca Türkiye’de yargılamanın aırı uzunluğuna itiraz etme imkânı veren bir  
hukuk yolunun bulunmamasından ikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla onun  
da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
AĐHM, bireyin, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen, davanın makul bir süre  
içerisinde görülmesi zorunluluğuna uyulmaması gibi ikayetlerini ulusal bir mahkeme önünde  
dile getirebileceği etkin bir bavuru yapma hakkının 13. maddede garanti altına aldığını  
hatırlatmaktadır (bakınız Polonya aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH  
2000-XI). AĐHM, Hükümetin buna benzer davalarda dile getirdiği iddia ve argümanların daha  
önce de reddedildiğini (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri  
davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005 ; Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak  
davası, no 60176/00, prg. 106, 30 Mayıs 2006) ve mevcut davada farklı sonuca varmayı  
gerektirecek herhangi bir neden göremediğini kaydetmektedir.  
Bu durumda, AĐHM, olayda, bavuranların davalarının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafında belirtildiği ekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulatırılması haklarını  
kullanabilmelerine olanak sağlayan bir bavuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı  
A ĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.  
III. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, ayrıca mülklerini elli yıldan fazla bir süredir kullanamadıklarından  
y a k ı n m a k t a v e b u k o n u y l a i l g i l i o l a r a k 1 N o l u E k P r o t o k o l ’ ü n 1 . m a d d e s i n e a t ı f t a  
bulunmaktadır.  
Hükümet, bu sava itiraz etmekte ve tapu senetleriyle ilgili olaylar 1987 yılından önce  
me yd a na ge l d i ği için bu ikâyetin AĐHS’nin hükümleriyle zaman bakımından bağdama d ı ğını  
savunmaktadır.  
AĐHM, anlaıldığı kadarıyla bavuranların mülkiyet haklarıyla ilgili davanın ulusal  
ma hke me l e rd e hal e n gö rül me k t e ol d u ğunu kaydetmektedir. Dosyadaki unsurların tamamını  
inceleyen AĐHM, 1 Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesine dayalı ikâyet hakkında karar  
4
verebilmek için, iç hukukta görülen davanın sonucunu bilmenin gerekli olduğu kanaatindedir.  
Bunun sonucu olarak, ulusal mahkemeler önünde görülen davanın bu aamasında, söz konusu  
ikâyetin zamanından önce sunulduğu anlaılmaktadır. Bu nedenle, bavuranın 1 Nolu Ek  
Protokol’ün 1. maddesine dayalı ikâyeti, AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları  
anlamında iç hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilemez niteliktedir.  
Yukarıdaki tespitleri göz önüne alan AĐHM, Hükümetin zaman bakım ından itirazı  
hakkında karar vermeyi gereksiz bulmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Pirozhan Çetinkaya’nın mirasçıları (Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı, Mustafa Yalçı,  
A b d u r r a h m a n Y a l ç ı v e M e k i y e Y a l ç ı ) u ğradıkları maddi zararın karılığı olarak herbiri için  
28 491 Euro (EUR) talep etmektedir. Mehmet Çetinkaya’nın mirasçıları (Mehmet Mekkin  
Çetinkaya, Abdülkadir Çetinkaya, Nurhan Çetinkaya (Aygül), Đlmiye Çetinkaya (Olgun),  
Muhterem Çetinkaya ve Ahmet Çetinkaya) bu balık altında herbiri için 118 715 Euro talep  
etmektedir. Öte yandan, Selahattin Çetinkaya’nın mirasçılarından Makbule Çetinkaya 35 610  
Euro talep ederken, diğer on mirasçı (Aysel Çetinkaya (Dağ), Mehmet Veysi Çetinkaya,  
Mehmet Erdal Çetinkaya, Mehmet Vasfi Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, Đpek Çetinkaya  
(engül), Mehmet Faruk Çetinkaya, Osman Çetinkaya, Nedret Çetinkaya ve Süleyman  
Çetinkaya) kii baına 10 683 Euro istemektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile istenen meblağlar arasında nedensellik bağı görememekte ve  
dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.  
Bavuranlar, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir. Yargılama  
ma s r a f v e gid e r ler i i ç i n hi çb i r t a l ep d i l e ge t ir il me mi tir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, her eyden önce AĐHS’nin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili  
ahsa uğradığı zarar karılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini  
hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve  
belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası [GC],  
no 35382/97, prg. 29, CEDH 2000-IV; Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri  
davası [GC], no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve  
diğerleri davası [GC], no 38311/02, prg. 39, 15 ub a t 2 0 0 8 ) .  
Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca  
y ö n e l i k g e r e k ç e l e r l e a ç t ı ğı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6.  
ma d d e s i ni n ç i ğnendiği tespit edilirse, bavuranların herbiri, prensip itibariyle ve uygulanacak  
kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız,  
özellikle, Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası [GC], no 27278/03, § 29,  
CEDH 2008-... ; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası [GC], no 38311/02,  
prg. 41, 15 ubat 2008).  
Bir grup bavuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece balangıçtaki tek tarafıyla  
arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum  
farklıdır. Örneğin balangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin bavurması  
y a d a i f l a s s o n r a s ı n d a m a l v a r l ı ğını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi  
durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AĐHM’nin tutar üzerinde  
5
karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle bavuranların çok sayıda  
olduğu durumlarda, onların sayısındaki artıın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.  
Mevcut davada bavuranlar, ihtilaflı yargılamanın balangıçtaki tarafı olan anne-  
babalarının ebeveynlerinin miraslarını bıraktığı kendi anne-babaların mirasçısı olmulardır.  
(yukarıdaki ilgili paragraflar).  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavuranlara beraberce 20 000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine ve bu tutara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklemek suretiyle ge cikme fa izinin ekle nmesine hük me tme kted ir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf  
tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavuranlara ortaklaa 20.000 (yirmi bin) Euro  
ma n e vi t a z mi n a t öde nme s i n e ;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir  
6