COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
SELÇUK/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 21768/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Ocak 2006  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Selçuk/Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),  
Sn. Nicolas BRATZA , Bakan,  
Sn. G. BONELLO,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. K. TRAJA,  
Sn. L. GARLICKI,  
Sn. J. BORREGO BORREGO  
Sn. L. MIJOVIĆ, yargıçlar,  
Ve Bölüm Sekreteri Sn. M. O’BOYLE’nin katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmı,  
8 Aralık 2005 tarihindeki gizli görüme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiolan aağıdaki karara varmıtır:  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
1.Davanın nedeni, Türk vatandaı Vehbi Selçuk’un (“bavuran”), 27 Mayıs 2002  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”)  
yaptığı bavurudur (bavuru no. 21768/02).  
2.Bavuranı, görevlerini Đzmir’de ifa etmekte olan avukat S. Kayaalp temsil etmitir.  
Türk Hükümeti (“Hükümet”), bu dava için bir Ajan tayin etmemitir.  
3. 8 Kasım 2004 tarihinde AĐHM, bavuruyu Hükümet’e tebliğ etmeye karar vermitir.  
AĐHS’nin 29 § 3. maddesi uyarınca bavurunun esaslarını, kabuledilebilirliği ile birlikte  
incelemeye karar vermitir.  
OLAYLAR  
4. Bavuran, 1985 doğumludur ve Đzmir’de yaamaktadır.  
5. 27 Aralık 2001 tarihinde, sözkonusu tarihte on altı yaında olan bavuran, bir  
ilkokulda yapılan soyguna ilikin devam etmekte olan soruturma ile bağlantılı olarak  
Karıyaka Polis Karakolu polis memurlarınca yakalanmıtır. Polise vermiolduğu ifadesinde  
bavuran, iki arkadaı ile birlikte 26 Kasım 2001 tarihli bir soyguna dahil olduğunu itiraf  
etmitir. Arkadalarına, ilkokuldan bir bilgisayar taımalarında yardım ettiğini açıklamıtır.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıtır ve polise vermiolduğu ifadeyi  
tekrarladığı Karıyaka Sulh Mahkemesi tetkik hakimi huzuruna çıkarılmıtır. Dosyada mevcut  
delilleri ve bavuranın kaçma riskini gözönünde bulunduran tetkik hakimi, bavuranın  
yetikinlerle birlikte bir hapishanede tutuklu yargılanmasını öngörmütür.  
6. Bavuranın temsilcisi, Karıyaka Ceza Mahkemesi huzurunda verilen sözkonusu  
karara itiraz etmive dosyada mevcut delilin, müvekkilinin gözaltında tutulması için yeterli  
olmadığını ileri sürmütür. AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine dayanarak bavuranın, serbest  
bırakılmasını talep etmitir.  
7. 10 Ocak 2002 tarihinde Karıyaka Cumhuriyet Savcısı, Karıyaka Ceza  
Mahkemesi’nde bulunan bavuran aleyhinde cezai takibat balatmıtır. Bavuranı, Ceza  
Kanunu’nun 493. maddesi uyarınca soygun suçuyla itham etmitir.  
8. 14 Ocak 2002 tarihinde Karıyaka Ceza Mahkemesi, bavuran aleyhindeki  
yargılamayı balatmıtır. Suçun ciddiyetini ve dava dosyasındaki delili gözönünde bulunduran  
Mahkeme, bavuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermitir.  
9. 16 Ocak 2002 tarihinde bavuranın temsilcisi, sözkonusu karara itiraz etmitir.  
Đtirazını, AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine dayandırarak, dava dosyasında müvekkilinin  
gözaltında tutulması için yeterli delil olmadığını iddia etmitir. Ayrıca, CMUK’un 104.  
maddesi uyarınca kiinin, yalnızca kaçma ve/veya delili değitirme riski bulunması halinde  
tutuksuz yargılanabileceğini ileri sürmütür. Yetkili makamların, bavuranın nerede  
oturduğunu bildiklerini ve bavuranın kaçmaya çalıacağına inanmak için bir gerekçe  
olmadığını belirtmitir. Ayrıca, avukata göre, davaya ilikin deliller yetkili makamlarca zaten  
toplanolduğu için, delillerin değitirilmesi gibi bir risk bulunmamaktadır.  
10. 30 Ocak 2002 tarihinde Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın, suçlamanın  
niteliği ve ciddiyeti ile dava dosyasındaki delillere dayanarak serbest bırakılma talebini  
reddetmitir.  
11. 8 ubat 2002 tarhinde düzenlenen duruma sırasında Karıyaka Ağır Ceza  
Mahkemesi, bavuranın ifadesini dinlemitir. Bavuran, Mahkeme huzurunda kendisine  
yöneltilen suçlamaları reddetmive soyguna dahil olmadığını belirtmitir. Bavuranın reit  
olmadığını vurgulayan temsilcisi, Mahkeme’den müvekkilinin serbest bırakılmasını istemitir.  
Suçun niteliğini ve gözaltında geçirilen süreyi gözönünde bulunduran Mahkeme, bavuranın  
gözaltında tutulmasının devamına karar vermitir.  
12. 7 Mart 2002 tarihinde bavuranın temsilcisi, Karıyaka Ceza Mahkemesi’nden  
müvekkilinin serbest bırakılmasını istemitir. 27 Aralık 2002 tarihinden bu yana gözaltında  
tutulduğunu ileri sürmüve gözaltında tutulmasının devamı için yeterli delillerin mevcut  
olmadığını belirtmitir. Mahkeme bir kez daha talebi reddetmitir.  
13. 28 Mart 2002 tarihinde bavuranın temsilcisi ayrıca AĐHS’nin 5. maddesine  
değinerek müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmitir. Mahkeme’nin, serbest bırakılma  
taleplerini etraflıca incelememekte olduğunu belirtmitir. Bavuranın serbest bırakılmasının,  
kamu düzeni için bir tehdit oluturmayacağını ileri sürmütür. Buna ek olarak, bavuranın  
kaçma riski bulunmadığını garanti etmeye hazır olduğunu belirtmitir.  
14. 29 Mart 2002 tarihinde Karıyaka Ceza Mahkemesi, bavuranın dosyada bulunan  
delillere ve suçun ciddiyetine dayanarak sunduğu talebi reddetmitir.  
15. 5 Nisan 2002 tarihinde Karıyaka Ceza Mahkemesi, sonucunda bavuranın tutuklu  
yargılanmasına devam edilmesi kararını verdiği baka bir duruma düzenlemitir.  
16. 9 Nisan 2002 tarihinde bavuranın avukatı, Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi  
huzurunda sözkonusu karara itiraz etmitir. Müvekkilinin henüz reit olmadığını ve bu kadar  
uzun bir süre gözaltında tutulmaması gerektiğini ileri sürmütür. Bu hususta iddiasını,  
AĐHS’nin 5. maddesine ve BirlemiMilletler Çocuk Hakları Sözlemesi’nin 37. (b)  
maddesine dayandırmıtır.  
17. 10 Nisan 2002 tarihinde Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki  
delillerin niteliğine, gözaltında harcanan süreye ve suçun niteliğine dayanılarak sunulan  
serbest bırakılma talebini reddetmitir.  
18. 1 Mayıs 2002 tarihinde, yaklaık dört ay boyunca tutuklu olarak yargılanması  
ardından, bavuranın tutuksuz yargılanmasına balanmıtır.  
19. Bavuran aleyhindeki takibat halen devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
A. AĐHS’nin 5 § 1. (c) maddesine ilikin  
20. Bavuran, AĐHS’nin 5 § 1. (c) maddesine dayanarak kendisinin suçu ilediğine  
dair “makul bir üphe” bulunmaması nedeniyle kanuna aykırı olarak gözaltına alınmıolduğu  
hususunda ikayette bulunmutur.  
21. Hükümet, iddiaları reddetmitir. Bavuranın, soyguna dahil olduğundan üphe  
edildiği için gözaltına alınmıolduğunu belirtmitir.  
22. AĐHM, yakalamanın gerekçesi olarak gösterilmesi gereken üphenin “makul  
olması” durumunun, keyfi olarak yakalamaya ve AĐHS’nin 5 § 1. (c) maddesinde belirtilen  
gözaltına almaya karı alınan tedbirin önemli bir parçasını oluturduğunu hatırlatır. Bu durum  
objektif bir gözlemciyi, makul olduğu kabul edilen durum, tüm dava koullarına bağlı olacağı  
halde, ilgili kiinin suçu ilemiolabileceğine ikna edecek bazı olay veya bilgilerin  
mevcudiyetini gerektirir (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/Đngiltere, 30 Ağustos 1990 tarihli  
karar, A Serisi no. 182, sayfa 16, § 32).  
23. Ayrıca sözkonusu maddede ortaya konan makul üphenin, üphelinin ilediği  
suçun tespit edilmesi ve yakalandığı zaman kanıtlanması gerektiği anlamına gelmediğini  
gözlemler. 5 § 1. maddenin (c) alt paragrafı bağlamındaki gözaltı sırasında sorgulamanın  
amacı, yakalamanın temelindeki somut üpheyi doğrulama veya giderme yoluyla ceza  
soruturmasını devam ettirmektir. Bu nedenle üphe uyandıran olayların, mahkumiyeti haklı  
çıkarmak için gerekli olaylarla, hatta cezai takibat sürecinin bir sonraki aamasında getirilen  
suçlama ile bile aynı seviyede olması gerekmez (bkz. Brogan ve Diğerleri/Đngiltere, 29 Kasım  
1988 tarihli karar, A Serisi no. 145-B, sayfa 29, § 53, ve Murray/Đngiltere, 28 Ekim 1994  
tarihli karar, A Serisi no. 300-A, sayfa 27, § 55).  
24. AĐHM bu bağlamda bavuranın, 26 Kasım 2001 tarihinde bir ilkokulda  
gerçekleen soygunla ilgili yürütülen soruturma sırasında yakalanmıolduğunu belirtir. Bu  
koullar altında bavuran aleyhindeki üphe, özgürlükten mahrum bırakmanın amacı,  
bavuranın soyguna dahil olmasına ilikin üpheyi doğrulamak veya gidermek olduğu için  
bavuran aleyhindeki üphenin, 5 § 1. (c) maddenin gerektirdiği seviyeye ulaolduğu  
ünülebilir. Dolayısıyla olaylar, AĐHS’nin 5 § 1. (c) maddesinin ihlal edildiği gibi bir  
bulguyu ortaya koymamaktadır.  
25. Bu nedenle bavurunun sözkonusu kısmı, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri  
bağlamında temelden yoksun olduğu için reddedilmelidir.  
B. AĐHS’nin 5 § 3. maddesine ilikin  
26. Bavuran, tutuklu yargılanmasının, AĐHS’nin aağıda kaydedilen “makul süre”  
gereğini aolduğu hususunda ikayette bulunmutur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır.  
Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet sözkonusu iddiaya itiraz etmitir.  
1. Kabuledilebilirlik  
27. AĐHM sözkonusu ikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden  
yoksun olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için baka bir  
gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
2. Esaslar  
28. Hükümet, bavuranın yaklaık dört ay süren tutuklu yargılanmasının, dava  
koulları altında makul olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini belirtmitir. Bu bakımdan,  
bavuranın itham edildiği suçun, ciddi bir nitelikte olduğunu ve bavuranın gözaltına  
alınmasının, baka suçlar ilemesine veya kaçmaya çalımasına engel olmak için gerekli  
olduğunu ileri sürmütür. Hükümet ayrıca yerel mahkemelerin, görgü tanıklarını  
etkilemesinden veya delilleri değitirmesinden korkmaları nedeniyle, bavuranı serbest  
bırakmaktan kaçınmıolduklarını belirtmitir. Son olarak, gözaltında tutulmasının devamının,  
kamu yararına olduğunu ileri sürmütür.  
29. Bavuran, sözkonusu iddialara itiraz etmitir. Serbest bırakılma talebini incelerken,  
yerel mahkemelerin yalnızca dava dosyasındaki delile ve itham edildiği suçun niteliğine  
dayanarak karara vardıklarını belirtmitir. Bavurana göre, gerçekten bir kaçma ya da delili  
değitirme riskinin mevcut olup olmadığı hiçbir zaman tespit edilmemiolduğu için talepleri,  
mahkemeler huzurunda etraflıca değerlendirilmemitir.  
30. AĐHM, bakılan bir davada, yargılanmasına devam edilen suçlunun gözaltında  
tutulmasının, makul süreyi amamıolduğunu garanti etmenin öncelikle yerel adli  
makamların yükümlülüğünde olduğunu yineler. Bu amaçla, masumiyet karinesi ilkesini  
gözönünde bulundurarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralını terketmeyi haklı çıkaran gerçek bir  
kamu yararı gereğinin mevcut olduğunu veya olmadığını ortaya koyan tüm olayları incelemeli  
ve bunları, serbest bırakılma bavurularında verdikleri kararlarda gözönüne sermelidirler.  
Öncelikle sözkonusu kararlarda gösterilen nedenlere ve bavurularında bavuran tarafından  
sunulan saptanmıgerçeklere dayanarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip  
edilmediğine karar vermelidir (bkz. Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli  
karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, § 154).  
31. Yakalanan kiinin suçu ilediğine dair makul üphenin devamı, devam etmekte  
olan gözaltının geçerliliği için mutlaka aranılan bir arttır (sine qua non) ancak, belli bir süre  
sonra, artık yeterli olmaz. Bu durumda AĐHM, adli makamlarca öne sürülen gerekçelerin,  
özgürlükten mahrum bırakmayı haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir (bkz.,  
Ilijkov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/Đtalya [BD], no.  
26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).  
32. AĐHM, sözkonusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin 27 Aralık  
2001 tarihinde baladığını ve sözkonusu tarihte henüz reit olmayan bavuranın tutuksuz  
yargılanmaya balandığı 1 Mayıs 2002 tarihinde bittiğini belirtmitir. Sonuç olarak dört aydan  
fazla devam etmitir. Bu süre boyunca Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın  
gözaltında tutulmasını, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve gözaltı süresinin uzunluğunu  
gözönüne alarak” gibi benzer kalıplaterimler kullanarak uzatmıtır.  
33. Hükümet’in görülerinde, tutuklu yargılama süresinin uzatılmasıyla yerel  
makamların, bavuranın kaçma veya benzer bir suç ileme riskini engellemeyi amaçladıkları  
belirtilmektedir. Hükümet ayrıca, bavuranın gözaltında tutulmasının uzamasının kamu  
yararına olduğunu ileri sürmütür. AĐHM bu noktada, kaçma riskinin yanısıra, Hükümetçe  
önesürülen diğer iddiaların, yerel mahkemelerin kararlarında kullanılmamıolduğunu  
hatırlatır.  
34. AĐHM öncelikle, kaçma tehlikesinin, yalnızca riske atılan hükümlünün gücüne  
dayanarak değerlendirilemeyeceğini, fakat ilgili bir grup diğer ek unsurlara değinilerek  
değerlendirilmesi gerektiğini; sözkonusu unsurların, bu tür bir suçun mevcudiyetini  
doğrulayabileceğini veya tutuklu yargılamayı haklı çıkaramayacak kadar zayıf kalacağını  
yineler (bkz. Muller/Fransa, 17 Mart 1997 tarihli karar, Raporlar 1997 II, § 43;  
Letellier/Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Ağır ceza beklentisi  
ve delilin ispat kuvveti, durumla ilgili olsa da kesin değildir ve garanti temin etme  
olasılığının, doğabilecek bir riski ortadan kaldırmak için kullanılmak durumunda kalınmıꢀ  
olması mümkündür (bkz. Baginski/Polonya, no. 37444/97, § 72, 11 Ekim 2005). Bu bağlamda  
AĐHM ayrıca, sözkonusu davada bavuranın avukatı, yerel mahkemeye garanti vermeyi teklif  
etmiolduğu halde, dava dosyasından sözkonusu teklifin, ulusal mahkemelerce  
değerlendirmeye alınmadığının anlaıldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle yerel  
mahkemeler, bavuranın kaçma riskinin mevcudiyetini gösteren fiili gerçek durumları dile  
getirmemilerdir. Bununla birlikte yetkili makamlar, önceden verilmive bavuranın serbest  
bırakılması halinde yeni bir suç ilemesine ilikin makul bir endieye mahal verebilecek  
hiçbir mahkumiyet kararına değinmemilerdir (bkz. Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991 tarihli  
karar, A Serisi no. 224, § 70). Kamuya yöneltilen tehlike hususunda sözkonusu iddia, dava  
koulları altında tek baına ikna edici bir nitelik taımamaktadır (bkz. Romanov/Rusya, no.  
63993/00, § 94, 20 Ekim 2005). AĐHM ayrıca, genelde “delil durumu”nun deyimi, ciddi suç  
göstergelerinin mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olma ihtimali olsa da,  
sözkonusu davada tek baına, bavuranın ikayette bulunmuolduğu gözaltının uzunluğunu  
haklı çıkaramaz (bkz. Letellier, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi, no.  
241-A, Mansur/Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no. 319-B, § 55).  
35. Son olarak AĐHM, bavuranın avukatının devamlı olarak, yetkili makamların  
dikkatini, bavuranın henüz reit olmadığı gerçeğine çekmive BirlemiMilletler Çocuk  
Hakları Sözlemesi’nin 37. (b) maddesine dayanarak Mahkeme’den, bavuranın serbest  
bırakılmasını talep etmitir (bkz. Paragraf 16). Dava dosyasından, yerel makamların,  
bavuranın gözaltında tutulmasının devamına karar verirken yaını gözönüne almadıkları  
anlaılmaktadır.  
36. Yukarıda kaydedilenler ve özellikle, bavuranın sözkonusu tarihte henüz reit  
olmadığı gerçeği ıığında AĐHM, yetkili makamların, bavuranın dört aydan fazla gözaltında  
tutulması için bir gerekçe göstermedikleri sonucuna varmıtır.  
37. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II.  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
38. AĐHS’nin 41. maddesi aağıda kaydedilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
39. Bavuran, maddi zarar için 2,000 Euro ve manevi zarar için 10,000 Euro tazminat  
talep etmitir.  
40. Hükümet, sözkonusu taleplerin haddinden fazla olduğunu ileri sürmütür.  
41. AĐHM, tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında nedensel bir  
bağlantı görememitir; bu nedenle, sözkonusu talebi reddetmitir. Diğer yandan, bavurana  
manevi zarar için 750 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme Masrafları  
42. Bavuran ayrıca haberleme ve tercüme masrafları için 360 Euro ve avukat  
masrafları için 5,000 Euro tazminat talep etmitir.  
43. Hükümet, sözkonusu taleplerin gerekçeleri olmadığını ileri sürmütür.  
44. AĐHM içtihatına göre bavuran, masraf ve harcamaların gerektiği için yapıldığının  
ve miktarlarının makul olduğunun gösterilmesi durumunda, masraflarının telafi edilmesi  
hakkını kazanır. Sözkonusu davada, huzurunda sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen  
kriterleri gözönünde bulunduran AĐHM, idari masraflara ilikin sunulan sözkonusu taleplerin,  
gerektiği için sunulduğunun kabul edilebileceği ve bu balık altında bavurana 1,500 Euro  
tazminat verilmesinin makul olduğu kanısındadır.  
C. Gecikme Faizi  
45. AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranın tutuklu yargılanmasının uzunluğuna ilikin ikayetin kabuledilebilir,  
bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna,  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilmiolduğuna,  
3. a) sorumlu Devlet’in, kararın AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’ne göre kesinlik kazandığı  
tarihten itibaren üç ay içerisinde bavurana, uygulanabilecek her tür vergi çıkarıldıktan  
sonra, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden sorumlu Devlet’in ulusal para birimine  
çevrilmek üzere aağıdaki miktarları ödemesine:  
(i) manevi zarar için 750 Euro (yedi yüz elli Euro),  
(ii) masraf ve harcamalar için 1,500 Euro (bin beyüz Euro),  
b) yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz  
oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü  
olduğuna karar vermi,  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 10 Ocak 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Michael O’BOYLE  
Sekreter  
Nicolas BRATZA  
Bakan