edilmediğine karar vermelidir (bkz. Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli
karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, § 154).
31. Yakalanan kiꢀinin suçu iꢀlediğine dair makul ꢀüphenin devamı, devam etmekte
olan gözaltının geçerliliği için mutlaka aranılan bir ꢀarttır (sine qua non) ancak, belli bir süre
sonra, artık yeterli olmaz. Bu durumda AĐHM, adli makamlarca öne sürülen gerekçelerin,
özgürlükten mahrum bırakmayı haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir (bkz.,
Ilijkov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/Đtalya [BD], no.
26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).
32. AĐHM, sözkonusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin 27 Aralık
2001 tarihinde baꢀladığını ve sözkonusu tarihte henüz reꢀit olmayan baꢀvuranın tutuksuz
yargılanmaya baꢀlandığı 1 Mayıs 2002 tarihinde bittiğini belirtmiꢀtir. Sonuç olarak dört aydan
fazla devam etmiꢀtir. Bu süre boyunca Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın
gözaltında tutulmasını, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve gözaltı süresinin uzunluğunu
gözönüne alarak” gibi benzer kalıplaꢀmıꢀ terimler kullanarak uzatmıꢀtır.
33. Hükümet’in görüꢀlerinde, tutuklu yargılama süresinin uzatılmasıyla yerel
makamların, baꢀvuranın kaçma veya benzer bir suç iꢀleme riskini engellemeyi amaçladıkları
belirtilmektedir. Hükümet ayrıca, baꢀvuranın gözaltında tutulmasının uzamasının kamu
yararına olduğunu ileri sürmüꢀtür. AĐHM bu noktada, kaçma riskinin yanısıra, Hükümetçe
önesürülen diğer iddiaların, yerel mahkemelerin kararlarında kullanılmamıꢀ olduğunu
hatırlatır.
34. AĐHM öncelikle, kaçma tehlikesinin, yalnızca riske atılan hükümlünün gücüne
dayanarak değerlendirilemeyeceğini, fakat ilgili bir grup diğer ek unsurlara değinilerek
değerlendirilmesi gerektiğini; sözkonusu unsurların, bu tür bir suçun mevcudiyetini
doğrulayabileceğini veya tutuklu yargılamayı haklı çıkaramayacak kadar zayıf kalacağını
yineler (bkz. Muller/Fransa, 17 Mart 1997 tarihli karar, Raporlar 1997 II, § 43;
Letellier/Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Ağır ceza beklentisi
ve delilin ispat kuvveti, durumla ilgili olsa da kesin değildir ve garanti temin etme
olasılığının, doğabilecek bir riski ortadan kaldırmak için kullanılmak durumunda kalınmıꢀ
olması mümkündür (bkz. Baginski/Polonya, no. 37444/97, § 72, 11 Ekim 2005). Bu bağlamda
AĐHM ayrıca, sözkonusu davada baꢀvuranın avukatı, yerel mahkemeye garanti vermeyi teklif
etmiꢀ olduğu halde, dava dosyasından sözkonusu teklifin, ulusal mahkemelerce
değerlendirmeye alınmadığının anlaꢀıldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle yerel
mahkemeler, baꢀvuranın kaçma riskinin mevcudiyetini gösteren fiili gerçek durumları dile
getirmemiꢀlerdir. Bununla birlikte yetkili makamlar, önceden verilmiꢀ ve baꢀvuranın serbest
bırakılması halinde yeni bir suç iꢀlemesine iliꢀkin makul bir endiꢀeye mahal verebilecek
hiçbir mahkumiyet kararına değinmemiꢀlerdir (bkz. Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991 tarihli
karar, A Serisi no. 224, § 70). Kamuya yöneltilen tehlike hususunda sözkonusu iddia, dava
koꢀulları altında tek baꢀına ikna edici bir nitelik taꢀımamaktadır (bkz. Romanov/Rusya, no.
63993/00, § 94, 20 Ekim 2005). AĐHM ayrıca, genelde “delil durumu”nun deyimi, ciddi suç
göstergelerinin mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olma ihtimali olsa da,
sözkonusu davada tek baꢀına, baꢀvuranın ꢀikayette bulunmuꢀ olduğu gözaltının uzunluğunu
haklı çıkaramaz (bkz. Letellier, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi, no.
241-A, Mansur/Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no. 319-B, § 55).
35. Son olarak AĐHM, baꢀvuranın avukatının devamlı olarak, yetkili makamların
dikkatini, baꢀvuranın henüz reꢀit olmadığı gerçeğine çekmiꢀ ve Birleꢀmiꢀ Milletler Çocuk