COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
SELĐM YILDIRIM VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 56154/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Ekim 2006  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Davanın nedeni, yedi Türk vatandaı Selim Yıldırım, Hasibe Yıldırım, Leyla Yıldırım,  
Rıdvan Yıldırım, Gülcan Yıldırım, Berivan Yıldırım ve ermin Yıldırım’ın (“bavuranlar”), 2  
ubat 2000 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin  
(“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yaptıkları bavurudur (bavuru no. 56154/00).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
A. Taraflarca sunulduğu ekliyle olaylar  
Bavuranlar sırasıyla 1928, 1955, 1980, 1982, 1984, 1987 ve 1994 doğumludur. Đlk  
bavuran, Diyarbakır’da ve diğer bavuranlar Đstanbul’da yaamaktadır. Đlk bavuran 3  
Haziran 1994 tarihinde öldürülen Adnan Yıldırım’ın babası, ikinci bavuran annesi ve diğer  
bavuranlar çocuklarıdır.  
3 Haziran 1994 günü sabha 4.30’da, Adnan Yıldırım iki arkadaı SavaBuldan ve  
Hacı Karay’la birlikte Đstanbul’un Yeilyurt ilçesindeki Çınar Otel’deki kumarhaneden  
ayrılırken, kurun geçirmez yelek giyen ve silah taıyan yedi veya sekiz kii yanlarına  
yaklatır. Kendilerini polis memurları olarak tanıtmılar ve üç adamı, üç arabaya binmeye  
zorlamılardır.  
Aynı gün, bavuranlar olay hakkında haberdar edilmitir. Kaçırılmaya ilikin daha  
fazla bilgi edinmek için acilen Bakırköy Cumhuriyet Savcısı ve Yeilköy Polis Karakolu ile  
irtibata geçmilerdir. Sözkonusu üç kiinin, gözaltına alınmamıolduğunu öğrenmilerdir.  
Aynı gün SavaBuldan’ın erkek kardei, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’na ikayette  
bulunmu, erkek kardei ve iki arkadaı Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın, kendilerini polis  
memurları olarak tanıtan kiilerce kaçırıldıkları hususunda ikayetlerini sunmulardır.  
3 Haziran 1994 günü 21.00’da Đsmail Tacan, Bolu’daki Yığılca Jandarma Karakolu  
ile irtibata geçmitir. Jandarmalara, balık avlamak için gittiği göl yakınındaki alanda üç ceset  
gördüğünü bildirmitir. 21.15’te jandarmalar, olay mahalline gelmitir. Cesetlerin  
pozisyonları kaydedilmitir. Cesetlerin üzerinde kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak  
belge veya eyaya rastlanmamıtır. Cesetler, incelenmek ü gördüğünü bildirmitir. 21.15’te  
jandarmalar, olay mahalline gelmitir. Cesetlerin pozisyonları kaydedilmitir. Cesetlerin  
üzerinde kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak belge veya eyaya rastlanmamıtır.  
Cesetler, otopsileri yapılmak üzere Yığılca’daki Sağlık Merkezi’ne götürülmütür.  
4 Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eliğinde iki doktor tarafından  
Adnan Yıldırım’ın cesedi üzerinde otopsi yapılmıtır. Otopsi raporunda, 1x1 ölçüsünde bir  
ekimoz ve daha sonra Adnan Yıldırım’a ait olduğu anlaılan ikinci cesedin dizkapağında  
aınma görüldüğü kaydedilmitir. Ayrıca cesedin ön kısmında, sol bacağın üst kısmında, sol  
dizde, genital bölgede ve bata cyanosis kaydedilmitir. Ölüm ardından vücutta oluan  
katılamanın geçmeye baladığı anlaılmıtır. Rapora göre, cesede dokunulduğunda, deri  
soyulmaya balamıtır ve bu, büyük ihtimalle ıslanmıolmasından kaynaklanmaktadır.  
Occipital bölgede mermi giriiyle olumubir boluk, yakın mesafeli ateten kaynaklanan  
yanmısaç ve sağ kulağın arkasında merminin çıktığı bir boluk tespit edilmitir. Ayrıca,  
2
kütlemibir nesnenin yol açtığı travma nedeniyle sol gözde kan pıhtılaması, burun kırılması  
ve burun kanaması kaydedilmitir. Tehisi kanıtlayacak hiçbir belge, değerli eya veya para  
bulunmamıtır. Sağ el ve sağ bilek yüzeyinde, ellerin iple bağlanmasından kaynaklanmıꢀ  
olması muhtemel 1 cm. geniliğinde ekimoz kaydedilmitir. Doktorlar ayrıca ölüm nedeninin  
açıkça beyin kanaması olması nedeniyle klasik bir otopsi yapmanın gerekli olmadığı  
sonucuna varmıtır. Tahmini ölüm zamanı, otopsinin gerçekletirilmesinden 10 saat önce  
olarak verilmitir.  
Cesetlerden çıkarılan mermiler, balistik inceleme için, sırasıyla 6 ve 14 Haziran 1994  
tarihli iki adli tıp raporu hazırlayan Emniyet Adli Tıp Laboratuarı’na gönderilmitir. 14  
Haziran 1994 tarihli rapordan olay mahallinde ele geçirilen bemermi kovanının üç farklı  
tabancadan çıktığını göstermitir. Raporda, sözkonusu bemermi kovanının, 1985’den bu  
yana görülen diğer faili meçhul cinayet mahallerinden alınan mermi kovanları ile  
karılatırılmalarının hiçbir benzerliği ortaya koymadığı sonucuna varılmıtır.  
Mermiler daha sonra 17 Haziran 1994 tarihinde raporunu hazırlayan Jandarma Adli  
Tıp Laboratuarı’na gönderilmitir. Raporda, sözkonusu bemermi kovanının, diğer faili  
meçhul cinayet mahallerinden alınan mermi kovanları ile karılatırılmalarının hiçbir  
benzerliği ortaya koymadığı sonucuna varılmıtır.  
4 Haziran 1994 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı, cesetleri bulan Đsmail Tacan  
eliğinde olay mahallinde bir incelem yapmıtır. Đnceleme esnasında, Aye Araç isimli bir kii  
Cumhuriyet Savcısı’na 3 Haziran 1994 sabahı bir silah sesi duyduğunu belirtmitir.  
4 Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, Çınar Hotel kapı görevlisi  
Sebahattin Uz’un ifadesini almıtır. Uz ifadesinde, otel kumarhanesinin devamlı müterileri  
olan Adnan Yıldırım, SavaBuldan ve Hacı Karay’ın 3 Haziran 1994 sabah 5.00’da oteli terk  
ettiğini, arabalarıyla gelen altı veya yedi kiinin yanlarına yaklatıkları bu üç kiiyi duvara  
yaslayarak üzerlerini aradığını belirtmitir. Daha sonra bu üç kii, 34 CK 420 plakalı koyu  
renk bir Mercedes’e bindirilmitir. Adamlardan birinin polis olduklarını ve ifadelerini aldıktan  
sonra kendilerini serbest bırakacağını söylediğini duymutur.  
Yine 4 Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, Çınar Hotel güvenlik  
görevlisi Hüseyin Kılıç’ın ifadesini almıtır. Kılıç, kurun geçirmez yelek giyen ve silah  
taıyan altı veya yedi kiinin, otelden çıkan üç adama yaklağını, onları beklemekte olan  
arabalara binmeye zorladığını ve üzerlerini aradığını belirtmitir. Bu tanık, arabalardan birinin  
spor araba olduğunu belirtmitir.  
5 Haziran 1994 tarihinde Çınar Hotel önündeki taksi sırasında bekleyen taksi sürücüsü  
Serdar Özdemir Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermitir. Üç adam kumarhaneden  
çıkar çıkmaz altı veya yedi kiinin yanlarına yaklaarak üzerilerini aradığını belirtmitir. Daha  
sonra sözkonusu üç adamın beklemekte olan bir Mercedes, bir Hyundai ve bir spor arabaya  
bindirilerek götürüldüğünü açıklamıtır.  
Yine 5 Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, baka bir taksi sürücüsü  
olan Hüsnü Durmaz’ın ifadesini almıve Durmaz, Özdemir ile aynı noktalara değinmitir.  
9 Haziran 1994 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, 34 CK 420 plakalı bir  
arabanın, bordo renkli 1987 model bir BMW olduğunu ve Đstanbul’da yaayan C.P.’ye ait  
olduğunu tespit etmitir.  
3
18 Haziran 1994 tarihinde ilk bavuran Selim Yıldırım polise, oğlu Adnan Yıldırım’ın  
Çınar Hotel’den kaçırıldığını belirtmitir. Bolu Jandarması, Yığılca’da bulunan üç ceset  
hakkında kendisine bilgi verdiğinde oğlunun cesedini Bolu Devlet Hastanesi’nde tehis  
etmitir.  
Hazırlık soruturmaları, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’nın 23 Haziran 1994 tarihinde  
on yıl geçerli olan devamlı bir arama emri yayınlamasına neden olmutur. Soruturma  
dosyası, yetki alanı içerisinde bulunmuolduğu için 17 Mart 1995 tarihinde Yığılca  
Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmitir.  
Faillerin kimlikleri tespit edilemediği için 31 Ağustos 1995 tarihinde Yığılca  
Cumhuriyet Savcısı cinayetlerin failleri için Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesi bağlamında  
yirmi yıl boyunca geçerli olacak sürekli bir arama emri yayınlamıtır. Cumhuriyet Savcısı  
raporunda ayrıca soruturma sırasında hiçbir delil bulunmadığını belirtmitir.  
Susurluk olayı ardından olay tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Đstihbarat ube  
Müdürü olan Hanefi Avcı, Cumhuriyet Savcısı’na Susurluk olayına ilikin ifade vermitir.  
Đfadesinde SavaBuldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın öldürülmelerine yasadıı bir  
grubun ii olarak değinmitir. Ayrıca, sözkonusu bilginin gizli istihbarata dayanması  
nedeniyle iddiaları kanıtlayacak belgelere sahip olmadığını ifade etmitir. Ancak belirli  
kaynaklara ilikin bir soruturma yapılmıolsa idi sözkonusu iddiaların doğruluğunu tasdik  
eden belgeleri bulunmuolacağı kanısına varmıtır. Belgeleri bulmanın mümkün  
olabileceğine ilikin hususlara değinmek için hazırlıklı bulunmutur. 24 Mart 1997 tarihinde  
Hanefi Avcı bir kez daha Yığılca Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine Ankara’da  
sorgulanmıtır. Đfadesinde cinayetlerin kimin tarafından ve nasıl ilendiğini bilmediğini  
belirtmitir.  
11 Mart 1997 tarihinde Susurluk olayıyla ilgili bir soruturma ile bağlantılı olarak  
gözaltında tutulan polis memurları Ercan Ersoy, Oğuz Yorumaz ve Ayhan Çakır, kaçırılmaya  
ahit olmugörgü tanıkları Hüsnü Durmazel ve Sabahattin Uz’a gösterilmitir. Ancak görgü  
tanıkları, sözkonusu kiileri daha önce görmediklerini belirtmitir.  
Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın’ın foto robotları, Susurluk  
soruturmasıyla bağlantılı olarak gözaltına alınan üpheli Yaar Öz’ün fotoğrafı  
karılatırılmıve robot resimdeki adamın Yaar Öz olabileceği sonucuna varılmıtır. 7 Mayıs  
1998 tarihinde Yaar Öz, Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede 1 Nisan 1994 ve Ekim 1994  
tarihleri arasında Đstanbul’da olmadığını belirtmitir.  
24 Temmuz 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı Yaar Öz hakkında yetkisizlik  
kararı almıve soruturma dosyasını, Ankara DGM’ye göndermitir. 7 Ekim 1998 tarihinde  
Ankara DGM Yaar Öz hakkında yetkisizlik kararı almıve soruturma dosyası, daha sonra  
dosyayı, Yığılca Cumhuriyet Savcısı’na gönderen Düzce Cumhuriyet Savcısı’na havale  
edilmitir.  
2 Kasım 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı, suçun diğer faillerine ilikin  
soruturmaya devam etmeye karar vermive Düzce Cumhuriyet Savcısı’ndan Öz’ü itham  
etmesini istemitir.  
16 Kasım 1998 tarihinde Düzce Cumhuriyet Savcısı, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
bir iddianame sunmuve delillerin, Öz’ün erkek kardei ve iki arkadaının ölümü için  
4
bavuran aleyhinde cezai takibat açılmasını haklı çıkardığını ileri sürmütür. Düzce Ağır Ceza  
Mahkemesi, yargı yetkisine ilikin nedenlerden dolayı davayı inceleyemeyeceği sonucuna  
varmıve dava dosyası, organize suçlar hususundaki davalara bakma yetkisi bulunan Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne havale edilmitir. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
davaya bakma yetkisinin bulunmadığı sonucuna varmıve dava dosyası, yargı yetkisine  
ilikin ihtilafın sonuçlanması için Yargıtay’a gönderilmitir.  
25 ubat 1999 tarihinde Yargıtay Beinci Ceza Dairesi, Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin kararını onayarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin davaya bakma yetkisinin  
bulunduğu sonucuna varmıtır.  
Düzce Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Yaar Öz aleyhindeki cezai takibata ilikin  
yedi duruma gerçekletirilmitir. Yaar Öz, kendisinin cinayetlere dahil olduğunu gösterecek  
hiçbir delil bulunmadığını ve tek yargılanma sebebinin, Avrupa mahkemelerine cinayetlerin  
soruturulmakta olduğunu kanıtlamak olduğunu ifade etmitir. Dokuz görgü tanıdığı da  
durumalar sırasında Yaar Öz’ü daha önce görmemiolduklarını belirtmilerdir.  
18 Kasım 1999 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle  
Yaar Öz’ün beraatine karar vermitir. 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, sözkonusu kararı  
onamıtır.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, bavuranların, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi anlamı dahilinde, mevcut iç hukuk  
yollarını tüketmediklerini iddia etmitir. Bu bağlamda, Adnan Yıldırım’ın ölümüne ilikin  
soruturmanın halen devam etmekte olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, 1 Aralık 2005 tarihli kararında, sözkonusu cezai soruturmanın AĐHS uyarınca  
etkili olarak kabul edilip edilemeyeceğinin, bavuranların, Hükümet’in ön itirazının esaslarla  
birletirilmesi gerektiği eklindeki ikayetleri ile yakından alakalı olduğunu değerlendirdiğini  
yinelemitir. Taraflarca bu konu üzerine sunulan iddiaları kaydeden AĐHM, bu konuya,  
bavuranların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ikayetlerinin konusunun incelenmesi  
sırasında değinmeyi uygun değerlendirmitir.  
Dolayısıyla, AĐHM, cezai soruturmanın etkili olup olmadığına ilikin ön itirazı  
bavuranların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ikayetlerinin esasları ile birletirmitir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Adnan Yıldırım’ın, Devlet’in gizli ajanları veya Devlet’in buyruğu veya  
gizli talimatları altında hareket eden kiiler tarafından kaçırılmasının ardından ikence  
gördüğünü ve öldürüldüğünü iddia etmilerdir. Ayrıca, yetkililerin, onun öldürülmesine  
yönelik etkili ve yeterli bir soruturma yürütmedikleri konusunda ikayetçi olmulardır.  
Bavuranlar, bu iddialarını AĐHS’nin 2. maddesine dayandırmılardır. Sözkonusu madde  
öyledir:  
5
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı  
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç  
kimse kasten öldürülemez.”  
A. Tarafların görüleri  
1. Bavuranlar  
Bavuranlar, Adnan Yıldırım’ın Devlet ajanları tarafından öldürüldüğü ve Devlet’in  
onun yaama hakkını koruyamadığı failleri bulmak için bir soruturma yürütmediğini  
kanıtlamak yönünde yeterli delilin mevcut olduğunu iddia etmilerdir. Bavuranlar, Adnan  
Yıldırım ve arkadaı SavaBuldan’ın Devlet ajanları tarafından öldürüldüğü sonucuna varan  
Susurluk Raporuna birçok atıfta bulunmulardır. Bavuranlara göre, Susurluk Raporu ve  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Đstihbarat Servisi’nin eski bakanı Hanefi Avcı’nın ifadeleri,  
öldürme eyleminin Türk yetkililerinin tam bilgisi dahilinde gerçekletiğini açıkça ortaya  
koymutur.  
Soruturmanın yetersizliği hususunda, bavuranlar, yetkililerin, cinayetlerin polis veya  
Devlet adına veya Devlet’in izni ile hareket eden diğer kiiler tarafından gerçekletirilmiꢀ  
olma ihtimalini göz önüne almadıklarını belirtmilerdir. Bavuranlara göre, yetkililer  
tarafından yürütülen soruturma, Strazburg kurumlarını etkilemek amacıyla gerçekletirilen  
bir formaliteden ibarettir.  
2. Hükümet  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmive Adnan Yıldırım’ın Devlet’in gizli ajanları  
tarafından öldürüldüğünü reddetmitir.  
Etkili bir soruturma yürütme gereğine ilikin olarak, Hükümet, yetkililer tarafından  
yürütülen soruturmanın AĐHS artlarını karıladığını ileri sürmütür.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Adnan Yıldırım’ın ölümü  
Yaam hakkını koruyan ve yaam hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği  
artları ortaya koyan 2. madde, hakkında derogasyona izin verilmeyen, AĐHS’nin en temel  
hükümlerinden birisi olarak yer alır. Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni  
oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza eder. Yaam  
hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği artlar, dolayısıyla dar bir ekilde  
yorumlanmalıdır. Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca,  
2. maddenin, teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ekilde, yorumlanmasını ve  
uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar,  
Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).  
2. madde tarafından sağlanan korumanın önemi ıığında, AĐHM, sadece Devlet  
görevlilerinin hareketlerini değil aynı zamanda o sırada mevcut tüm artları göz önüne alarak,  
yaama hakkından mahrum bırakan durumları en dikkatli ekilde incelemeye tabi tutmalıdır  
(bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).  
6
AĐHM, ortaya çıkan konuları, bu davada gösterilen yazılı deliller, özellikle de davada  
yürütülen adli soruturmalara ilikin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların  
yazılı görüleri ıığında inceleyecektir.  
AĐHM, rolünün ikincil niteliğiyle ilgili olarak duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın koulları  
tarafından kaçınılmaz kılınmadığı hallerde, bir birinci derece yargılama rolünü üstlenme  
hususunda temkinli olması gereklidir (bkz örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan  
2000). Yerel ilemlerin yapıldığı hallerde, olaylara ilikin kendi değerlendirmelerini, yerel  
mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel bir  
kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir (bkz. Klaas –  
Almanya, 22 Eylül 1993). AĐHM’nin, yerel mahkemelerin kararları ile bağlı olmamasına  
rağmen, normal artlarda, bu mahkemeler tarafından varılan olgusal tespitlerden sapması için  
ikna edici unsurlara gerek duyar (bkz. yukarıda anılan Klaas). Bununla birlikte, AĐHS’nin 2.  
ve 3. maddeleri kapsamında iddiaların olduğu hallerde, belli birtakım yerel ilemler ve  
soruturma yapılmıolsa dahi, AĐHM’nin özellikle etraflı bir titizlik göstermesi gereklidir  
(Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Avar – Türkiye, no. 25657/94).  
AĐHM öncelikle, bu davanın, Buldan – Türkiye (no. 28298/95, 20 Nisan 2004)  
davasındaki aynı olgulardan kaynaklandığını gözlemler.  
AĐHM, bavuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet görevlileri tarafından kasten  
öldürülğümü iddia ettiğini not eder. Bu bağlamda, SavaBuldan’ın öldürülmesine atıfta  
bulunan Susurluk Raporu’na dayanmaktadırlar. Bu Rapor’da, iç hukukta yasaklanmıbir  
örgüt olan PKK’yı destekleyen varlıklı Kürtleri öldürmenin bir Devlet stratejisi olduğu  
belirtilmitir. Ayrıca, bu unsurların Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle de alakalı olduğunu  
ortaya koymutur. Öte yandan, AĐHM, Rapor’un yayınlanmasının ardından yapılan  
soruturmada, Đstanbul ve Diyarbakır Polis Tekilatı eski bakanı Hanefi Avcı’nın,  
Cumhuriyet Savcısı’na, Devlet görevlilerinden ve sivillerden oluan özel bir timin  
kurulduğuna ve SavaBuldan ile arkadalarının kaçırılması ve öldürülmesinin, bu timin  
faaliyetlerinden birisi olduğuna dair ifade verdiğini gözlemler.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, bavuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet  
görevlileri tarafından ya da en azından onların göz yummasıyla öldürüldüğüne dair iddiasının  
bu nedenle ilk bakıta tutarsız olarak görülüp göz ardı edilemeyeceği sonucuna varmıtır.  
Ancak, AĐHS’nin maksatları açısından gerekli olan kanıt standardının, “hiçbir üpheye yer  
bırakmayacak ekilde” standardı olduğunu ve bu tür bir standardın yeterince güçlü, açık ve  
birbiriyle uyumlu çıkarımlar ya da benzeri çürütülmemikarinelerin bir arada bulunmasıyla  
elde edilebileceğini hatırlatır (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978, yukarıda anılan Ülkü  
Ekinci ve yukarıda anılan Buldan).  
AĐHM, dava dosyasında, Adnan Yıldırım’ın birisi tarafından tehdit edildiği, ya da  
ölümünden önce hayatının risk altında olduğuna inanması için nedeni olduğuna dair hiçbir  
emare bulunmadığını gözlemler. Ayrıca, öldürmeye kimsenin tanık olmadığını da hatırlatır.  
Üstelik bavuranların Susurluk Raporu’na dayanmalarına ilikin olarak, geçmiꢀ  
kararlarında (Yaa – Türkiye, 2 Eylül 1998, Özgür Gündem – Türkiye, no. 23144/93),  
Susurluk Raporu’nun, belirli bir olaya Devlet görevlilerinin karığının gerekli olan kanıt  
standardında belirlenmesi için dayanak olarak alınamayacağına hükmetmitir. Babakan’ın  
talimatıyla hazırlanan ve kendisinin kamuya bildirilmesine karar verdiği Rapor, ancak genel  
bir perspektiften, terörle mücadeleyle bağlantılı sorunlara ilikin bilgi sunmak ve bu sorunları  
7
analiz etmek ile önleyici ve soruturma bağlantılı tedbirler tavsiye etmek bağlamında ciddi bir  
gayret olarak görülebilir.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, SavaBuldan isminin Rapor’da bahsi geçmesi  
gerçeğine rağmen, merhumun vefat ettiği asıl koulların spekülasyon ve faraziye konusu  
olarak kaldığı sonucuna varmıtır. Buna göre, Adnan Yıldırım’ın, hiçbir üpheye yer  
bırakmayacak ekilde, bavuranlar tarafından iddia edilen koullarda Devlet görevlileri  
tarafından ya da onların göz yummasıyla öldürüldüğü sonucuna varılması için yetersiz bir  
kanıt temeli bulunmaktadır.  
Buna göre, bu bağlamda 2. madde ihlal edilmemitir.  
2.Soruturmanın yetersiz olduğu iddiası  
AĐHM, içtihadına göre, 2. madde kapsamında yaam hakkının korunmasına dair  
yükümlülüğün, Devlet’in 1. madde kapsamındaki “yetkisi dahilindeki herkese AĐHS’de  
tanımlanmıolan hak ve özgürlükleri temin etmek” eklindeki genel yükümlülüğü ile birlikte  
ele alındığında, bireylerin kuvvet kullanımı sonucunda öldürüldükleri durumlarda etkili bir  
resmi soruturma eklinin bulunması gerektiğini hatırlatır. Bu yükümlülük, öldürmenin bir  
Devlet görevlisi tarafından yapıldığının belirlendiği davalarla sınırlı değildir. Aynı ekilde,  
merhumun aile bireylerinin ya da bakalarının öldürmeye ilikin olarak yetkili soruturma  
makamına resmi ikayette bulunup bulunmaması da kati değildir. Bavuranın kardeinin  
öldürülmesinin yetkililere bildirilmesi, 2. madde kapsamında, ölümü çevreleyen koullara  
yönelik etkili bir soruturma yapma yükümlülüğünü doğurmutur (Tanrıkulu – Türkiye [BD],  
no. 23763/94). Bir soruturmanın etkinliğine dair asgari sınırı karılayan titizliğin niteliği ve  
derecesi, her davanın kendi kouluna bağlıdır. Tüm ilgili olgular temelinde ve soruturma  
ilemlerinin uygulamasına ilikin gerçekleri dikkate alarak değerlendirilmelidir (bkz. Velikova  
– Bulgaristan, no. 41488/98 ve yukarıda anılan Ülkü Ekinci).  
Aynı zamanda bu bağlamda ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaa,  
yukarıda anılan, Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94, Tanrıkulu, yukarıda anılan ve Mahmut  
Kaya – Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruturmanın ilerlemesini önleyen  
engeller ve güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya  
kaybolma olaylarını sorutururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, hukukun  
üstünlüğünü korumalarında ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede  
halkın güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (bkz. genel  
olarak, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95 ve Avar, yukarıda anılan).  
Sözkonusu davanın özel koullarına gelinecek olursa, Mahkeme gerçekten de  
bavuranların yakınının kaçırılması ve ölümü hakkında bir soruturma yürütüldüğünü  
kaydeder. Ancak soruturmanın yürütülmesinde çarpıcı eksiklikler bulunmaktadır.  
Bu bağlamda Mahkeme, bavuranların Adnan Yıldırım’ın öldürülmesinde devletin gizli  
ajanlarının rol almıolabileceği hakkındaki kaygılarını 4 Haziran 1994 tarihinde yerel  
mercilere ilettiklerini gözlemler. Mahkemeye göre bavuranların kaygıları yetkililerin  
soruturma kapsamını geniletmelerini sağlamalıydı. Ancak devlet görevlilerinin öldürme  
olayıyla muhtemel ilgisini aratırmak adına yetkililerin ciddi bir giriimde bulunmadıkları  
dava dosyasından anlaılmaktadır. Mahkeme, esasen Adnan Yıldırım’ın öldürülmesi olayının  
Susurluk Raporu’nda bahsedilen özel tim ile bağlantısının Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
24 Kasım 1998 tarihli kararı ile tespit edilmiolduğunu dikkate alır. Düzce Ağır Ceza  
8
Mahkemesi, bu karara varırken Adnan Yıldırım ve arkadaları cinayetinin kiisel nedenlerle  
ilendiği yönünde delil bulunmadığını ifade etmitir. Ne var ki Düzce Ağır Ceza Mahkemesi  
görevsizlik kararı almıve davayı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevketmitir. Dava  
olaylarından da gözlenebileceği gibi bundan sonra Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili  
olarak Yaar Öz’ü yargılamaya hangi mahkemenin yetkili olduğu üzerine uzun süren bir  
tartıma ortaya çıkmıtır. Sonuç olarak Yargıtay 5. Dairesi Yaar Öz hakkındaki iddiaların  
organize suçla ilgisi olmadığına karar vermive davayı Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade  
etmitir. Düzce Ağır Ceza Mahkemesi Yaar Öz’ü delil yetersizliğinden serbest bırakmıtır.  
Sözkonusu yargılama sürecinden ancak Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle özel timin  
faaliyetlerinin bağlantısının ne yazık ki göz ardı edildiği sonucu çıkarılabilir. Mahkeme ayrıca  
Hanefi Avcı’nın 7 ubat 1997 tarihli ifadesinde atıfta bulunduğu belgelerin gerçekte var olup  
olmadığının tespit edilmesi için hiçbir aratırma yapılmadığının görülmesi ile akınlığa  
tür. Bu bağlamda Mahkeme, Avcı’nın, belli kaynaklar hakkında soruturma yapılmıꢀ  
olsaydı Adnan Yıldırım ve arkadalarının yasadıı bir örgüt tarafından öldürüldüğü iddiasının  
doğruluğunu tespit etmek için belgeler bulmanın mümkün olabileceğini belirttiğini hatırlatır.  
Ayrıca bir soruturmanın etkili olabilmesi için ivedilik ve makul süre zorunluluğunun  
bulunduğunu da belirtmek gerekmektedir. Mahkeme bu itibarla davayı inceleyen farklı  
Savcılar arasında gerçekte bir koordinasyon bulunmadığını dikkate alır. Mahkeme bu  
bağlamda Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın olaydan ancak dokuz ay sonra, 17 Mart 1995  
tarihinde dava dosyasını Yığılca Cumhuriyet Savcısı’na ilettiğini hatırlatır. Ne var ki dava  
dosyası bavuranın yakınının kaçırılmasıyla ilgili tanık ifadelerini de içeren önemli bilgileri  
barındırmaktaydı. Sözkonusu bilgiler soruturmasının ilk safhalarında Yığılca Cumhuriyet  
Savcısı için çok faydalı olabilirdi. Ayrıca Çınar Otel’in dıındaki güvenlik kameralarının  
video kayıtları olaydan ancak dört yıl sonra, 29 Eylül 1998 tarihinde talep edilmitir. Bu  
kayıtlar bir ay saklandıktan sonra silindiği için devam etmekte olan soruturmaya büyük  
yararı olabilecek önemli kanıtlar elde edilememitir.  
Yukarıda bahsedilenler ıığında Mahkeme ulusal yetkililerin Adnan Yıldırım’ın  
ölümünü çevreleyen artlar hakkında yeterli ve etkili bir soruturma yürütemedikleri  
kanaatindedir. Bu nedenle Mahkeme, usuli organına göre AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiğine karar vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar ayrıca kardei ile ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia  
etmilerdir. 3. madde u ekildedir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Hükümet bavuranın iddiasının yanlıve asılsız olduğunu belirtmitir.  
Mahkeme herhangi bir devlet görevlisinin doğrudan veya dolaylı olarak bavuranın  
yakınının öldürülmesi olayına karıolduğunun saptanmamıolduğuna dair yukarıdaki  
tespitini hatırlatır. Bu yüzden bavuran tarafından savunulan sözkonusu hükmün ihlaline karar  
verilebilmesi için somut dayanak bulunmamaktadır.  
Bu itibarla Mahkeme, bavuranın yakını Adnan Yıldırım’la ilgili olarak AĐHS’nin 3.  
maddesini ihlal edilmediğini tespit etmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 6 § 1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
9
Bavuranlar, yetkililer tarafından yürütülen soruturmanın AĐHS standartlarını  
sağlamakta yetersiz kaldığını savunmutur.  
Hükümet, Adnan Yıldırım’ın öldürülmesinin, yeterli düzeyde soruturulmuolduğunu  
ileri sürmütür.  
A. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
AĐHM, bavuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamındaki sıkıntılarının,  
soruturmadan sorumlu makamların, Adnan Yıldırım’ın ölümüne ilikin olarak kendilerine  
karı sergiledikleri tutumla ve bunun, kendilerinin iç hukuk yollarını kullanabilmelerine olan  
etkisine ilikin daha genel ikayetlerle bağlantılı olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla  
sözkonusu ikayeti, 13. madde bağlamında Devletler’in AĐHS’ye ilikin ihlaller hususunda  
etkin bir iç hukuk yolu sağlama hususundaki daha genel yükümlülüklerle bağlantılı olarak  
incelemenin uygun olduğu kanısındadır (bkz. Kaya/Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar,  
Raporlar 1998-I, sayfa 329, § 105).  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar  
vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
B. AĐHS’nin 13. Maddesi  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, bir iç hukuk yolunun AĐHS haklarının ve  
özgürlüklerinin temelini, yerel yasal düzende ne ekilde garanti altına alınabilirse icra  
bakımından ulaılabilir olmasını sağladığını yineler. 13. maddenin ilevi, Taraf Devletler’e  
sözkonusu madde uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma tutumlarına ilikin yapılan  
değerlendirme bildirilmesine rağmen, bir iç hukuk yolu maddesinin, AĐHS bağlamında “itiraz  
edilebilir bir ikayet” esası ile ilgilenmesini ve çözüm bulmasını gerekli kılmaktır. 13. madde  
bağlamındaki yükümlülüğün kapsamı, bavuranların AĐHS’ye dayandırdıkları ikayetlerinin  
niteliğine bağlı olarak değiiklik gösterir. Ancak, 13. maddenin gerekli kıldığı iç hukuk yolu,  
pratikte ve kanunen “etkin” olmalıdır. Özellikle, uygulanması sorumlu Devlet’in yetkili  
makamlarının fiilleri veya ihmalleri nedeniyle adil olmayan biçimde engellenmemelidir (bkz.  
Tekdağ/Türkiye, no. 27699/95, § 95, 15 Ocak 2004).  
Yaam hakkının esas önemi gözönünde bulundurulduğunda 13. madde, uygun  
olduğunda tazminatın ödenmesine ek olarak, ikayetçinin soruturma usulüne etkin eriimi de  
dahil olmak üzere, yaamdan mahrum bırakmadan sorumlu kiilerin tespiti ve  
cezalandırılmasına olanak veren tam ve etkin bir soruturmayı gerekli kılmaktadır (bkz.  
Tekirdağ, § 96).  
AĐHM henüz, makul üphenin ötesinde, Devlet’in temsilcilerinin Adnan Yıldırım’ın  
öldürülmesi ile ilikisi olduğunun kanıtlandığı sonucuna varmadığını yineler. Ancak, yerleik  
içtihatına göre, bu 2. maddeye ilikin ikayetin, 13. madde bağlamında “itiraz edilebilir”  
olmasını engellemez (bkz. Orhan, § 386, ve Tekirdağ, § 97).  
Yetkili makamlar, bavuranların yakınının öldürülmesini çevreleyen koullara ilikin  
etkin bir soruturma yürütmekle yükümlü olmutur. Yukarıda kaydedilen nedenlerden dolayı  
(paragraflar 70-72), gerekleri, 2. madde tarafından öngörülen soruturma yükümlülüğünden  
daha geniolan 13. madde ile uyumlu olarak etkin bir cezai soruturmanın gerçekletirilmiꢀ  
olduğu kabul edilebilir (bkz. Buldan, § 105, Tanrıkulu, § 119, ve Tekirdağ, § 98). Bu nedenle  
10  
AĐHM, bavuranların, erkek kardeinin ölümü hususunda etkin bir iç hukuk yolundan ve  
dolayısıyla, tazminat talebi de dahil olmak üzere kullanabileceği mevcut iç hukuk yollarına  
erimekten mahrum bırakıldıkları kanısındadır.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
V. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Adnan Yıldırım’ın, Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğü ve bunun,  
AĐHS’nin aağıda kaydedilen 14. maddesinin ihlaline neden olduğuna ilikin ikayette  
bulunmutur:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi  
baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Hükümet, bu konuya ikayetin olaylara dayanan temelini reddetmek dıında  
değinmemitir.  
AĐHM, yukarıda kaydedilen 2. ve 13. maddenin ihlallerinin tespitine değinmekte ve  
bavuranların ikayetlerini AĐHS’nin 14. maddesi uyarınca ayrı ayrı incelemeyi gerekli  
görmemektedir.  
VI. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
Maddi tazminat olarak, bavuranlar, vefat etmiolan iadamı Adnan Yıldırım’ın kazanç  
kayıplarının tazminini istemilerdir. Bununla ilgili olarak, bavuranlar, Adnan Yıldırım’ın dul  
ei ve beçocuğu için 185.869 euro (EUR) karılığı, 352.796.80 Yeni Türk Lirası (YTL) talep  
etmilerdir.  
Hükümet bavuranların taleplerine itiraz etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin ihlalini tekil ettiği saptanan konu ile –etkili bir soruturmanın  
yapılmaması- bavuranların talep ettiği maddi tazminat arasında hiçbir nedensel bağlantı  
bulmamaktadır. Đçtihat ilkelerine uygun olarak, AĐHM, bavuranın bu balık altındaki  
taleplerinin tamamını reddeder (bkz. yukarıda sözü edilen Buldan, Çakıcı ve Önen – Türkiye,  
22876/93).  
B. Manevi tazminat  
Bavuranlar, Adnan Yıldırım’ın ölümünün sonucu olarak çektikleri sıkıntı için, herhangi  
bir miktar belirtmeksizin manevi tazminat talep etmilerdir.  
11  
AĐHM, yetkili makamların Adnan Yıldırım’ın ölümünü etkili biçimde soruturmamasının,  
Adnan Yıldırım’ın babası, ei ve çocukları için büyük ıstırap ve sıkıntıya neden olduğunu  
gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, tarafsızlık esasıyla, manevi tazminat olarak  
bavuranlara ortaklaa 20.000 euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, bavuruyu yaparken meydana gelen masraflar için toplam 563.30 YTL  
(yaklaık 298 EUR) talep etmilerdir. Đlgili makbuzlarla kanıtlanmıbu meblağa, posta, çeviri  
ve bilirkii raporu masrafları dahildir. Bavuranlar ayrıca, Đstanbul Barosu’nun tavsiye ettiği  
2006 yılı asgari ücret tarifesine göndermede bulunarak, avukatlık ücreti için 46.9000 (yaklaık  
24.800 EUR) talep etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların taleplerine itiraz etmitir.  
AĐHM, tarafsızlık esasıyla ve sunulan taleplerin ayrıntılarını göz önünde bulundurarak,  
bavuranlara ortaklaa, mahkeme masrafları için toplam 6.000 EUR ödenmesine karar  
vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili ön itirazını esaslarla birletirmeye ve  
reddetmeye;  
2. Bavuranların, yakınlarının, Sorumlu Devlet’in ajanlarının sorumluluklarının sözkonusu  
olduğu koullarda öldürüldüğü iddialarıyla ilgili olarak AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal  
edilmediğine;  
3. Sorumlu Devlet’in yetkili makamlarının, bavuranların yakınının ölümü çerçevesindeki  
koullarla ilgili olarak yeterli ve etkili bir soruturma yürütememeleriyle ilgili olarak  
AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
5. Bavuranların AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki ikayetlerinin incelenmesinin  
gerekli olmadığına;  
6. AĐHS’nin 13. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
7. Bavuranların AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki ikayetlerinin ayrı incelenmesinin  
gerekli olmadığına;  
8. (a) Sorumlu Devlet’in, aağıdaki meblağları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
12  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevirip, her türlü vergi ve rüsumdan muaf tutarak bavuranlara  
ortaklaa ödemesine:  
(i) 20.000 EUR (yirmi bin euro) manevi tazminat;  
(ii) Mahkeme masrafları için 6.000 EUR (altı bin euro);  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
9. Bavuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine  
KARAR VERĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 19 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Zabıt Katibi  
Boštjan ZUPANČIČ  
Bakan  
13