AĐHM, ortaya çıkan konuları, bu davada gösterilen yazılı deliller, özellikle de davada
yürütülen adli soruꢀturmalara iliꢀkin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların
yazılı görüꢀleri ıꢀığında inceleyecektir.
AĐHM, rolünün ikincil niteliğiyle ilgili olarak duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın koꢀulları
tarafından kaçınılmaz kılınmadığı hallerde, bir birinci derece yargılama rolünü üstlenme
hususunda temkinli olması gereklidir (bkz örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan
2000). Yerel iꢀlemlerin yapıldığı hallerde, olaylara iliꢀkin kendi değerlendirmelerini, yerel
mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel bir
kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir (bkz. Klaas –
Almanya, 22 Eylül 1993). AĐHM’nin, yerel mahkemelerin kararları ile bağlı olmamasına
rağmen, normal ꢀartlarda, bu mahkemeler tarafından varılan olgusal tespitlerden sapması için
ikna edici unsurlara gerek duyar (bkz. yukarıda anılan Klaas). Bununla birlikte, AĐHS’nin 2.
ve 3. maddeleri kapsamında iddiaların olduğu hallerde, belli birtakım yerel iꢀlemler ve
soruꢀturma yapılmıꢀ olsa dahi, AĐHM’nin özellikle etraflı bir titizlik göstermesi gereklidir
(Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94).
AĐHM öncelikle, bu davanın, Buldan – Türkiye (no. 28298/95, 20 Nisan 2004)
davasındaki aynı olgulardan kaynaklandığını gözlemler.
AĐHM, baꢀvuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet görevlileri tarafından kasten
öldürüldüğümü iddia ettiğini not eder. Bu bağlamda, Savaꢀ Buldan’ın öldürülmesine atıfta
bulunan Susurluk Raporu’na dayanmaktadırlar. Bu Rapor’da, iç hukukta yasaklanmıꢀ bir
örgüt olan PKK’yı destekleyen varlıklı Kürtleri öldürmenin bir Devlet stratejisi olduğu
belirtilmiꢀtir. Ayrıca, bu unsurların Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle de alakalı olduğunu
ortaya koymuꢀtur. Öte yandan, AĐHM, Rapor’un yayınlanmasının ardından yapılan
soruꢀturmada, Đstanbul ve Diyarbakır Polis Teꢀkilatı eski baꢀkanı Hanefi Avcı’nın,
Cumhuriyet Savcısı’na, Devlet görevlilerinden ve sivillerden oluꢀan özel bir timin
kurulduğuna ve Savaꢀ Buldan ile arkadaꢀlarının kaçırılması ve öldürülmesinin, bu timin
faaliyetlerinden birisi olduğuna dair ifade verdiğini gözlemler.
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet
görevlileri tarafından ya da en azından onların göz yummasıyla öldürüldüğüne dair iddiasının
bu nedenle ilk bakıꢀta tutarsız olarak görülüp göz ardı edilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır.
Ancak, AĐHS’nin maksatları açısından gerekli olan kanıt standardının, “hiçbir ꢀüpheye yer
bırakmayacak ꢀekilde” standardı olduğunu ve bu tür bir standardın yeterince güçlü, açık ve
birbiriyle uyumlu çıkarımlar ya da benzeri çürütülmemiꢀ karinelerin bir arada bulunmasıyla
elde edilebileceğini hatırlatır (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978, yukarıda anılan Ülkü
Ekinci ve yukarıda anılan Buldan).
AĐHM, dava dosyasında, Adnan Yıldırım’ın birisi tarafından tehdit edildiği, ya da
ölümünden önce hayatının risk altında olduğuna inanması için nedeni olduğuna dair hiçbir
emare bulunmadığını gözlemler. Ayrıca, öldürmeye kimsenin tanık olmadığını da hatırlatır.
Üstelik baꢀvuranların Susurluk Raporu’na dayanmalarına iliꢀkin olarak, geçmiꢀ
kararlarında (Yaꢀa – Türkiye, 2 Eylül 1998, Özgür Gündem – Türkiye, no. 23144/93),
Susurluk Raporu’nun, belirli bir olaya Devlet görevlilerinin karıꢀtığının gerekli olan kanıt
standardında belirlenmesi için dayanak olarak alınamayacağına hükmetmiꢀtir. Baꢀbakan’ın
talimatıyla hazırlanan ve kendisinin kamuya bildirilmesine karar verdiği Rapor, ancak genel
bir perspektiften, terörle mücadeleyle bağlantılı sorunlara iliꢀkin bilgi sunmak ve bu sorunları
7