[GC], no: 22277/93, § 63, CEDH 2000-VII, ve Finucane-Birleşik Krallık, no: 29178/95, § 67,
CEDH 2003-VIII).
Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde
cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC] no 21594/93, §
88, CEDH 1999-III). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlarla ilişkin bir yükümlülüktür.
Yetkili mercilerin, olaylara ilişkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık
olan tedbirleri almaları gerekmektedir (Tanrıkulu-Türkiye, [GC], no: 23763/94, § 109, CEDH
1999-VI ve Salman-Türkiye [GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII). Sorumlu kişi ya da
kişilerin tespit edilmesine yönelik yapılan soruşturmanın kapasitesini etkileyebilecek her türlü
eksiklik, soruşturmanın etkili olmamasına neden olabilir ( Aktaş-Türkiye, no: 24351/94, § 300,
CEDH 2003-V).
İvedi ve özenli olma zorunluluğu bu bağlamda zımnen mevcuttur. Özel bir durumda
soruşturmanın ilerlemesini önleyen engel veya güçlüklerin olabileceğinin elbette kabul
edilmesi gerekmektedir. Fakat ölümle sonuçlanan zor kullanımı üzerine yürütülen bir
soruşturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin ivedilikle cevap vermesi, halkın yasallık
ilkesine uyulduğuna dair duyduğu güvenin korunması ve yasadışı faaliyetlere karışıldığı ya da
göz yumulduğu yönündeki her türlü izlenimin önüne geçilmesi açısından genellikle temel
önem arz etmektedir (McKerr-Birleşik Krallık, no: 28883/95, § 114, CEDH 2001-III).
AİHM, mevcut davada, hiçbir şeyin Fikri Özgen’in öldürüldüğünü ispatlamadığını not
etmektedir. Bu nedenle, yukarıda ifade edilen yasal hükümlülükler, devlet görevlilerinin
şiddete başvurmaları sonucu kasıtlı olarak adam öldürme sözkonusu olduğunda geçerlidir.
AİHM, bu zorunlulukların aynı zamanda hayati tehlike teşkil ettiği düşünüldüğünde, bir
kişinin kaybolduğu vakalar için de geçerli olduğunu düşünmektedir. Kaybolduğu düşünülen
bir insandan ne kadar uzun bir süre haber alınamazsa, ölmüş olabileceği gerçeği de o kadar
kuvvetlidir ( Tahsin Acar, adıgeçen, § 226).
Mevcut davada, dosyadan Cumhuriyet Başsavcısı’nın, kaybolma olayından haberdar
olduğu anda, bir soruşturma başlattığı sonucu çıkmaktadır. Mağdurun güvenlik güçleri
tarafından kaçırıldığına ilişkin iddiaları incelemek amacıyla, bölgedeki diğer Cumhuriyet
Savcılıklarından, Emniyet Müdürlüklerinden ve Jandarma Komutanlığı’ndan bilgi istemiştir.
Ayrıca başvuranlar tarafından verilen plakanın hangi araca ait olduğunun tespit edilmesini
istemiştir. Sık sık Jandarma Komutanlığı’na ve Emniyet Müdürlüğü’ne Fikri Özgen’in akıbeti
hakkında araştırmalar yapmalarını hatırlatmıştır. Özgen ailesinin yeni adreslerini bırakmadan
taşınmalarından sonra bile taşındıkları yeri bulmuş ve soruşturmasına devam etmiştir.
İlk bakışta yürütülen soruşturma, AİHS’nin 2. maddesinde belirtilen zorunlulukları
yerine getirmiş gibi görünse de, AİHM, aşağıdaki sebeplerden dolayı, soruşturmanın
yürütülme şeklinin eksiksiz ve tatmin edici olduğunun düşünülemeyeceğini belirtmektedir.
Olaya bakan Cumhuriyet Başsavcısı, sözkonusu olaya tanık olmuş olabilecek kişileri
tespit etme ve dinleme gereği duymamıştır. Oysa ki, başvuranlar Cumhuriyet Savcılığı’nda,
meydana geldiği iddia edilen olayların sokakta, bir lokantanın önünde yaşandığını ve
şahitlerin ikinci başvurana, babasını kaçıran kişilerin büyük olasılıkla polis olduklarını
söylediklerini iddia etmişlerdir. Ayrıca, delil unsurları, soruşturma süresince bazı polis
ekiplerinin ya da jandarmanın, gözaltı kayıtlarına kaydetmeyi unutarak, Fikri Özgen’i
tutuklayıp tutuklamadıklarının kontrol edilip edilmediği yönünde bilgi vermemektedir.