CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ÖZGEN vd. -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:28925/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Nisan 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28925/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Raziye Özgen, Huriye Akar (Özgen), Durkadın Karaosmanoğlu1, Ümmehani  
Demir (Özgen), Fatma Yiğit (Özgen), Ummahani Akkanat (Özgen), Osman Özgen, Duran  
Karaosmanoğlu2, Ömer Özkan’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15  
Ağustos 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1919, 1960, 1939, 1951, 1953, 1943, 1947, 1938 ve 1940 doğumlu olup  
Tosmur’da (Alanya) ikamet etmektedirler.  
9 ubat 1959 yılında, Tosmur Köyü (Alanya) muhtarı, köylülerin küçükbahayvanları için  
otlak olduğunu ileri sürerek, 780 parsel numaralı taınmazın köy mülkü olarak kaydedilmesi  
talebiyle Alanya Kadastro Mahkemesi’ne bavuruda bulunmutur.  
Sırasıyla 27 Nisan ve 26 Eylül 1959 tarihlerinde, Hazine ve Oba köyü, ihtilaflı taınmaz  
üzerinde hak talebinde bulunmuve müdahil taraf sıfatıyla yargılamaya katılma talebinde  
bulunmulardır.  
Sözkonusu dava, Bekir Özkan ve Rütü Özgen aleyhine açılmıtır.  
31 Mart 1965 tarihinde, Kadastro Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmive ihtilaflı  
taınmazın müterek olarak Bekir Özkan ve Rütü Özgen adına kaydedilmesine karar  
vermitir.  
29 Kasım 1965 tarihinde, Yargıtay, bu kararı bozmutur.  
Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi 9 Eylül 1977 tarihinde, Bekir Özkan ve  
tü Özgen’in, taleplerini Mayıs 1936 tarihli tapu kaydıyla desteklediklerini tespit etmitir.  
Kadastro Mahkemesi, dava konusu parselin 134.280 m2 lik bir alan olduğunu, davalı tarafın  
sunduğu tapu kaydının ise yalnızca 13.785 m2 lik bir alanı kapsadığını belirlemitir.  
Mahkeme, Hazine’nin yalnızca sözkonusu taınmazın fazla olan kısmını talep ettiği sonucunu  
çıkartır.  
Bilirkii raporlarını temel alarak, Kadastro Mahkemesi, tapu kaydına kaydedilen alanın, dava  
konusu taınmazın gerçek alanına tekabül ettiği sonucuna ulatır. Sonuç olarak Mahkeme,  
sözkonusu taınmazın, Bekir Özkan ve yargılama sırasında 13 Ocak 1970 tarihinde vefat eden  
tü Özgen’in mirasçıları adına müterek olarak tescil edilmesine karar vermitir.  
1 Bavuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, bavuranın Özgen olan soyadı, daha sonra  
Karaosmanoğlu olarak değimitir.  
2 Bavuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, bavuranın Özgen olan soyadı daha sonra  
Karaosmanoğlu olarak değimitir.  
2
Sözkonusu mirasçılar, bavuranın ei Raziye Özkan (Özgen) ile Durkadın Özgen, Ümmehani  
Özgen, Fatma Özgen, Huriye Özgen ve Osman Özgen’di.  
12 Aralık 1978 tarihinde Yargıtay, bu kararı bozmutur.  
27 Nisan 1979 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme bavurusunu reddetmitir.  
Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi, 18 Haziran 1986 tarihinde, tapu  
kaydında geçtiği ekliyle, taınmazın hudutlarının, dar vadilerden olutuğuna, bu nedenle de  
değimez olarak değerlendirilemeyeceğine, öyle ki tapu kaydında tanımlanan alanın değimiꢀ  
ve daha genibir alanı kaplar hale gelmiolmasının mümkün olduğuna kanaat getirmitir.  
Yeni bilirkii raporlarının ve tanıkların dinlenmesinin ardından, Mahkeme, kadastro kaydı  
2
ında kalan 6.917 m lik kayalık bölge haricindeki ihtilaflı taınmazın bavuranlar adına  
tescil edilmesine karar vermitir.  
10 Mayıs 1988 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, ihtilaflı taınmazın zamanaımı  
yoluyla iktisaba konu olup olamayacağını aratırmağına kanaat getirerek, incelemenin  
yetersiz yapıldığı gerekçesiyle bu kararı bozmutur.  
18 Eylül 1989 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme talebini reddetmitir.  
Davayı iadeten inceleyen Kadastro Mahkemesi, 29 Mayıs 1991 tarihinde yeni bilirkii raporu  
ıığında, Kadastro Mahkemesi, ihtilaflı taınmazın 81.335 m2 geniliğindeki kısmının,  
zamanaımı yoluyla iktisap uyarınca 1981 yılında ölen Bekir Özkan’ın mirasçılarının ve  
tü Özgen’in adına müterek olarak tescil edilmesine karar vermitir. Mahkeme ayrıca  
Hazine’nin talebini kısmen haklı bulmuve 52.945 m2 lik alanın da Hazine adına tescil  
edilmesine karar vermitir. Bekir Özkan’ın mirasçıları Emine Özkan, Duran Özkan, Ömer  
Özkan, Osman Özkan ve Ummahani Özkan’dı.  
13 Haziran 1994 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen onamıve  
kanıtların değerlendirilmesinde ve hesaplamada hata yapıldığı gerekçesiyle de kararı kısmen  
bozmutur. Yargıtay, 100 dönüme kadar olan alanlar için davalıların zamanaımı yoluyla  
iktisaptan yararlanma hakkına sahipken bavuranlara verilen alanın yetersiz olduğunu  
belirtmitir. Davalıların, zamanaımı yoluyla iktisap uyarınca ek olarak 59.385 m2 lik alan  
üzerinde hakları bulunmaktaydı.  
15 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay, bavuranların yaptığı karar düzeltme talebini, ilk derece  
mahkemesinin kararını onayladığı kısım için reddetmi, buna karın, kararını bozduğu kısmı  
için kabul etmitir. Bu bağlamda Yargıtay, ihtilaflı taınmazın sulanabilir bir alan olduğunu,  
bu nedenle de 13 Haziran 1994 tarihli kararında belirtildiği gibi 100 dönümlük alana değil 80  
dönümlük alana tekabül ettiğini belirlemitir. Böylece, Yargıtay, böylece bu konudaki kararını  
düzeltmitir.  
Davayı iadeten yeniden gören Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay’ın  
kararına uymuve ek bilirkii raporunu göz önüne alarak kadastro planında ve bilirkii  
raporunda belirtilen sulanabilir alandan 39.385 m2 lik bir bölümün bavuranlara ek olarak  
verilmesi gerektiğine kanaat getirmitir. Taınmazın geri kalan kısmı, Hazine’ye verilmitir.  
3
20 ubat 2001 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu taınmazın 39.385 m2 lik alanının bavuranlara  
terek olarak, geri kalan kısmının da Hazine’ye verilmesine hükmeden ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır. Yargıtay, bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin  
kararının, bavuranlara verilen 39.385 m2 lik alanın içinde yer alan iki alanı belirtmeyi  
atladığını tespit etmitir. Bu eksikliğin, ilk derece mahkemesinin kararının infazı sırasında  
tereddüt oluturabileceğine kanaat getirerek Yargıtay, maddi hata yapıldığı gerekçesiyle  
kararın sadece bu kısmını bozmutur.  
11 Temmuz 2001 tarihinde, Yargıtay, bu karar hakkında yapılan karar düzeltme bavurusunu  
reddetmitir.  
Davayı iadeten gören Kadastro Mahkemesi, 28 Aralık 2001 tarihinde, ilk derece  
mahkemesinin kararının bozulan kısmı haricinde kararın nihai hale geldiğini ve bu konuda  
karar vermeye gerek olmadığını belirtmitir. Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 ve 20 ubat  
2001 tarihli kararlarla tespit edilmesinin ardından bavuranlara verilen alanları belirtmekle  
yetinmitir.  
2 Temmuz 2002 tarihinde, Yargıtay, alanın tespitine ilikin olarak yapılan maddi bir hatanın  
düzeltilmesinin ardından sözkonusu kararı onamıtır.  
Yargıtay 16 Aralık 2002 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmive bu karar bavuranların  
avukatına 17 ubat 2003’te bildirilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMESĐ HAKKINDA  
Bavuranlar, yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa hükümlerinin uygulanmasını ve  
ifadelerin dikkate alınma yöntemlerini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten yoksun  
olmasından ikayetçilerdir. Ayrıca bavuranlar, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1 maddesi  
ile öngörülen “makul süre” ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Yargılamanın hakkaniyetine ilikin  
Özellikle ifadelerin dikkate alınma yöntemini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten  
yoksun olduğu kapsamında bavuranların yapmıoldukları ikayete ilikin olarak AĐHM,  
ulusal bir mahkemenin karar almasını sağlayan olayın unsurlarını değerlendirme yetkisinin  
bulunmadığını zira kendisinin üçüncü veya dördünce derece yargı makamı olmadığını  
hatırlatmaktadır. Ayrıca AĐHM’nin görevi tanıkların ifadelerinin hukuka uygun bir biçimde  
delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda görübildirmek olmayıp, kanıt unsurlarının  
sunulubiçimleri de dahil olmak üzere bütünlük içerisinde değerlendirilen yargılamanın  
hakkaniyete uygun olup olmadığını aratırmaktır (Bkz. Van Mechelen ve diğerleri- Hollanda,  
23 Nisan 1997 tarihli karar). Dosya unsurları göz önüne alındığında mevcut davanın  
hakkaniyete uygun olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, bavurunun bu kısmı açıkça  
dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
4
Yargılamanın hakkaniyetine ilikin olarak yapılan mevzuat değiiklikleri hususundaki iddiaya  
ilikin olarak ise ikayetin genel bir üslupla düzenlendiğini ve bavuranların, bu konuya hiçbir  
açıklık getirmediğini tespit etmek gerekmektedir. Sözkonusu ikayet, hiçbir hukuki mesnede  
dayanmamaktadır. Sonuç olarak, sözkonusu ikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve  
AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca ikayetin reddedilmesi gerekmektedir.  
2. Yargılama süresine ilikin olarak  
Hükümet, baka bir açıklamada bulunmadan iç hukuk yollarlının tüketilmediği gerekçesiyle  
AĐHM’ye sözkonusu ikayeti reddetme çağrısında bulunmaktadır.  
Bavuranlar görübildirmemektedirler.  
AĐHM, Hükümet’in mevcut davada bavuranların tüketmesi gereken iç hukuk yolları ve  
amacı hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığını belirtmektedir. Ayrıca AĐHM, Türk Hukuk  
düzeninin yargılanabilirlere, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yargılama süresi hakkında  
ikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir bavuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme  
imkanı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 23188/02, 22  
Aralık 2005). Sonuç olarak, bavuranların, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapmıꢀ  
oldukları ikayetleri çözüme kavuturacak herhangi bir bavuru yoluna sahip oldukları  
belirtilmemitir. Hükümet’in bu husustaki itirazının kabuledilemez olduğu sonucuna  
ulaılmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, davanın karmaıklığı ile olgusal ve hukuki koullar gibi davanın olağanüstü  
koullarını AĐHM’nin dikkatine sunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, iç hukukta bazılarında  
bavuranların hazır bulunmadığı yüze yakın duruma gerçekletirildiğini belirtmitir. Ulusal  
merciler, keif yaptırmı, tanıkların ifadelerine bavurmuve bilirkii raporları hazırlatmıtır..  
Hükümet, yargılamanın yavalamasına bavuranların katkısı olduğunu ve hiçbir eksikliğin,  
ulusal mercilere isnat edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuranlar, bu argümanlara itiraz etmektedirler.  
Đhtilaflı yargılama 9 ubat 1959’da balamıve 16 Aralık 2002 tarihinde sonlanmıtır. Ancak,  
dikkate alınacak dönem, 28 Ocak 1987 döneminde Türkiye’nin kiisel bavuru hakkını  
tanımasıyla balamaktadır. Bununla birlikte, bu tarihten itibaren geçen sürenin makul  
niteliğini değerlendirmek için, davanın sözkonusu dönemde içinde bulunduğu durumu göz  
önüne almak gerekmektedir. Bu bağlamda sözkonusu tarihe kadar dava zaten yirmi sekiz yıl  
sürmekteydi ve bu tarihten sonra da yaklaık on beyıl daha devam etmitir.  
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koullarını takiben ve mahkeme yerleik  
içtihatları, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer  
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Frydlender-  
Fransa, bavuru no: 30979/96).  
5
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemive AĐHS’nin  
6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir.  
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in davanın  
farklı sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.  
Konuya ilikin içtihadını göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin çok  
uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.  
Bu durumda AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, ihtilaflı yargılama süresinin uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’un 1. maddesi ile  
güvence altına alınan mallarına saygı haklarını ihlal etmesinden de ikayetçidir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM, sözkonusu ikayetin, yukarıda incelenen ikayetle ilgili olduğunu ve kabuledilebilir  
nitelikte olduğunu belirtmektedir.  
AĐHS’nin 6/1 maddesi hakkındaki tespitini göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada ihlal  
edilmiolsa dahi sözkonusu hükmün ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir  
(Zangi-Đtalya, 19 ubat 1991).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maruz kaldıkları maddi zarar için 30.000 Euro ve manevi tazminat  
olarak da 70.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, ihlal edilen tespit ile iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı  
görememektedir ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın AĐHM, bavuranlara  
ortaklaa olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine kanaat getirmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM organları veya ulusal mahkemeler önünde yapmıoldukları masraf ve  
harcamaların geri ödemesini belirlenen süre içerisinde talep etmemilerdir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, yargılamanın çok uzun olması ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi  
kapsamında yapılan ikayetlerinin kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan ikayetin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuranlara ortaklaa  
olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7