CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÖZGÜR RADYO-SES RADYO-TELEVĐZYON YAYIN YAPIM VE TANITIM  
A.. -TÜRKĐYE DAVASI (no:3)  
(Bavuru no: 10129/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Mart 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10129/04) no’lu davanın nedeni Ses Radyo  
Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım Anonim irketi’nin (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 19 Mart 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, K.Öztürk, F. Kılıçgün ve T.Aycık  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Đstanbul’da radyo ve televizyon yayıncılığı alanında faaliyet gösteren bir irkettir.  
27 Ağustos 2003 tarihinde, saat sekiz kırkta bavuran irketin radyosu Özgür Radyo canlı  
yayında, gazetelerden özetlerin okunduğu “Konuan Sayfalar” isimli bir program  
gerçekletirmitir. Yayın sırasında, aynı tarihli Evrensel gazetesinden “Katliam gibi saldırı”  
balık bir yazı okunmutur.  
4 Aralık 2003 tarihinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 3984 sayılı Kanunun 33. maddesi  
uyarınca bavurandan savunmasını istemeye karar vermitir, zira Đzleme ve Değerlendirme  
Dairesi Bakanlığı, sözkonusu yayının içeriğinin, aynı kanunun 4. maddesinin b) bendinde  
(4765 sayılı Kanunun 2. maddesi ile düzenlendiği ekli ile) ifade edilen toplumu iddet, terör  
ve etnik ayrımcılığa sevk eden veya toplumda nefret duyguları oluturacak yayınların  
yasaklanması ilkesine aykırı olduğuna kanaat getirmitir. 22 Aralık 2003 tarihinde, sözkonusu  
karar bavurana tebliğ edilmitir.  
8 Mart 2004 tarihinde, RTÜK, 24 ubat 2004 tarihinde, 3984 sayılı Kanunun 4 b) ve 33.  
maddeleri uyarınca, 30 Mart 2004 tarihinden itibaren otuz gün süreyle sözkonusu radyonun  
yayınının durdurulmasına karar verdiği hususunda bavuranı bilgilendirmitir.  
Bavuran, kararın iptali ve dava süresince yürütmenin durdurulması talebiyle Ankara Đdare  
Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
19 Mart 2004 tarihinde, idare mahkemesi geçici tedbirler yönünden bavuranın talebini haklı  
bulmuve 24 ubat 2004 tarihli kararın yürütmesini durdurmutur.  
9 Haziran 2004 tarihinde, Ankara Bölge Đdare Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını  
bozmuve yürütmenin durdurulması talebini reddetmitir.  
29 Temmuz 2004 tarihinde, RTÜK bavurana 19 Ağustos 2004 tarihinden itibaren yayınların  
durdurulması yönünde verdiği kararı bildirmitir.  
28 ubat 2005 tarihinde, idare mahkemesi bavuranın talebini haklı bulmuve 24 ubat 2004  
tarihli RTÜK kararını iptal etmitir. Mahkeme, yayın sırasında, ihtilaflı makalenin yorumsuz  
2
okunduğunu, gazete hakkında ceza davası açılmadığını ve 3984 sayılı Kanunun 4 b)  
maddesinin ihlal edilmediğini belirtmitir.  
5 Ekim 2005 tarihinde, RTÜK tarafından yapılan bavuru üzerine, Danıtay, ihtilaflı  
makalenin içeriğinin halkı kin ve iddete tevik edecek nitelikte olduğu gerekçesi ile idare  
mahkemesinin kararını bozmutur. Mahkeme, özellikle, “mahalleli, çok iyi tanıdıklarını  
belirttikleri saldırganların sivil polis olduğunu belirtmitir” ifadesinin, güvenlik güçlerinin  
toplumun bir kesimine karı baskı kurduğu ve sözkonusu kesimi korkuttuğu mesajı taıdığını  
tespit etmitir. Mahkeme, bu tarz ifadelerin toplumun bir kesiminde güvenlik güçlerine karı  
nefret uyandırabileceğini belirtmitir. Yorum yapılmamasının mesajların niteliğini  
değitirmediğini de sözlerine eklemektedir.  
28 ubat 2006 tarihinde, idare mahkemesi, Danıtay kararına uymuve aynı gerekçelerle  
bavuranın talebini reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, otuz gün süreyle yayınların durdurulması kararının, AĐHS’nin 10. maddesi ile  
öngörülen bilgi ve fikir verme özgürlüğüne yönelik keyfi bir müdahale oluturduğunu ileri  
sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, AĐHM’ye bavuruda bulunulduğu tarihte sözkonusu davanın ulusal merciler  
önünde halen derdest olduğu gerekçesi ile bavurunun kabuledilemez ilan edilmesi yönünde  
AĐHM’ye çağrıda bulunmaktadır. Ayrıca Hükümet, AĐHM’den, bavuranın 28 ubat 2006  
tarihli idare mahkemesinin kararına karı temyiz bavurusunda bulunmamasından dolayı iç  
hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile de bavurunun kabuledilemez ilan edilmesini talep  
etmitir.  
Bavuran bu iddialara karı çıkmaktadır.  
Altı ay süresine riayet edilmemesine ilikin olarak, AĐHM, bavuru yollarının son aamasının,  
AĐHM’nin kabuledilebilirliğe dair kararını vermeden önce tamamlanması kaydıyla AĐHM’ye  
bavurunun yapılmasından sonra nihayete ermesine müsamaha ettiğini hatırlatmaktadır (bkz,  
mutatis, mutandis, Ringeisen- Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar ve E.K.-Türkiye,  
bavuru no: 28496/95, 28 Kasım 2000 tarihli karar). Sonuç olarak Hükümet’in bu balık  
altındaki itirazı reddedilmektedir.  
Đç hukuk yollarının tüketilmesine ilikin olarak, AĐHM, Hükümet’in, idare mahkemesinin 28  
ubat 2006 tarihli kararında yalnızca 5 Ekim 2005 tarihli Danıtay kararını yerine getirmesi  
nedeniyle, idare mahkemesinin sözkonusu kararını temyiz etmenin hangi ölçüde etkili, yeterli  
ve ulaılabilir olacağını hiçbir ekilde göstermediği kanaatindedir. Bu itibarla AĐHM,  
Hükümet’in bu balık altındaki itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
3
B. Esas  
Hükümet, ihtilaflı müdahalenin yasa ile öngörüldüğünü, demokratik bir toplumda gerekli  
olduğunu ve kamu düzeninin korunması gibi meru amaç izlediğini savunmaktadır.  
Hükümet’e göre, devletin bu konuda takdir yetkisi bulunmaktadır ve bavuran hakkında  
önceden verilen çok sayıdaki cezaların ardından uygulanmıtır. Ayrıca Hükümet, radyo  
yayınlarının etkisi göz önüne alındığında, ifade özgürlüğünü kullanırken bavurana önemli  
görev ve sorumluluklar düğü kanaatindedir. Son olarak Hükümet, izlenen amaç göz önüne  
alındığında otuz gün süreyle yayınların durdurulmasının bavuranın ifade özgürlüğü hakkına  
yönelik orantılı bir müdahale oluturduğunu savunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır. Bavuran, öncelikle, 3984 sayılı Kanunun 4  
b) ve 33. maddelerinin, AĐHS’nin 10. maddesinin öngördüğü öngörülebilirlik koullarını  
karılamadığını iddia etmektedir. Bavuran, bilahare, hiçbir yorum katmadan aktardığı  
haberin yazılı basında geniꢁ ꢁekilde yer aldığını ve bunlardan hiçbiri hakkında herhangi bir  
ceza kovuturmasının balatılmağını ifade etmektedir. Son olarak, bavuran, otuz gün süre  
ile yayınların durdurulması tedbirinin bilgi ve fikir verme özgürlüğüne yönelik keyfi bir  
müdahale oluturmasından ikayetçidir.  
AĐHM, öncelikle, ihtilaflı tedbirin, AĐHS’nin 10/1 maddesi ile güvence altına alınan  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale oluturduğu hususunun taraflar  
arasında ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM, müdahalenin öngörülebilirliğine ilikin bavuranın itirazına rağmen, Özgür Radyo  
(no:1) kararında tespit ettiği üzere, sözkonusu müdahalenin yasa ile öngörüldüğünü ve  
AĐHS’nin 10/2 maddesi anlamında kamu düzeninin korunması gibi bir meru amaç izlediğini  
gözlemlemektedir. AĐHM, mevcut davada farklı bir görüü benimsemek için hiçbir neden  
görememektedir.  
Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmamasının” incelenmesi AĐHM’ye  
mektedir. Bu bağlamda AĐHM, konuya ilikin içtihadından doğan genel ilkelere atıfta  
bulunmaktadır (Bkz, Handyside- Birleil Krallık, 7 Aralık 1976, Özgür Radyo (no:1), Radyo  
France ve diğerleri-Fransa, bavuru no: 53984/00 ve Radyo Twist, A.S. –Slovakya, bavuru  
no: 62202/00…). AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelediğini ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını hatırlatmaktadır  
(Özgür Radyo (no:1) ve Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A..-  
Türkiye (no:2), bavuru no: 11369/03, 4 Aralık 2007).  
Mevcut davada AĐHM, öncelikle, ihtilaf konusu yayının, yazılı basında yer alan ve hakkında  
hiçbir kovuturma balatılmayan bir makaleyi yorumsuz olarak aktarmaktan ibaret olduğunu  
tespit etmektedir. Bilahare AĐHM, sözkonusu yayında bavuranın, alıntı yapıldığını belirterek  
ve alıntı yapılan gazetenin adını ve yayınlandığı tarihi vererek ihtiyatlı davrandığını tespit  
etmektedir; AĐHM, bu noktada gazetecilerden sistematik olarak ve açıkça, yapılan alıntının  
içeriği ile aralarına mesafe koymalarını istemenin, belli bir dönemde var olan olay ve fikirler  
konusunda basının toplumu bilgilendirme görevi ile bağdamadığını hatırlatmaktadır (Bkz,  
Thoma-Lüksemburg, bavuru no: 38432/97). Son olarak AĐHM, her ne kadar sözkonusu  
yayın sırasında okunan bazı cümlelerin anlatılan olaya dümanlığa sevk eden bir anlam  
yüklemiolsa da sözkonusu bölümlerin alıntısı, iddet kullanımına, silahlı direnie veya  
bakaldırıya yönelik bir övgü niteliği taımamaktadır ve kin içeren bir söylem sözkonusu  
4
değildir; AĐHM’ye göre asıl dikkate alınması gereken de bu unsurdur (Bkz, Özgür Radyo  
(no:1) ve bu kararda aktarılan içtihatlar).  
AĐHM, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve  
ağırlığının göz önüne alınacak unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır. Mevcut davada AĐHM,  
bavuranın yayın hakkının otuz gün süreyle durdurulduğunu gözlemlemektedir. AĐHM,  
sözkonusu cezanın ağır olduğuna kanaat getirmektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, geçici yayın yasağını haklı kılmak için ileri sürülen gerekçelerin,  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik yapılan müdahalenin “demokratik  
bir toplumda gerekli olduğu” hususunda AĐHM’yi ikna etmek için yeterli olmadığı  
kanaatindedir. Ayrıca, sözkonusu yasak zorunlu bir sosyal ihtiyacı karılamamaktaydı ve  
izlenen meru amaçla orantılı değildi.  
Sözkonusu görüler ıığında AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 5.840 TL’si faaliyet masrafları ve 2.600 TL’si gelir kaybı olmak üzere toplam  
maddi zararını 8.440 TL (yaklaık 4.959 Euro) olarak açıklamaktadır. Bavuran, bir masraf  
makbuzunu ve RTÜK’e yaptığı aylık reklam geliri beyanını belge olarak sunmaktadır.  
Bavuran, ayrıca, 60.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
AĐHM, dosyada bulunan kanıt unsurlarının, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali nedeniyle  
bavuranın maruz kaldığı gelir kaybını kesin olarak belirleyebilmesine imkan tanımadığı  
kanaatindedir. (bkz, bu anlamda, Özgür Radyo (no: 2)). Buna karın AĐHM, bavurana 4000  
Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
için sırasıyla 728 Euro ve 7.653 Euro talep etmektedir. Bavuran, mahkeme önünde RTÜK’ün  
avukatlık masrafları için ödediği 564 TL’lik ödemeyi (olayların meydana geldiği dönemde  
332 Euro), a minima (en az) 9.500 TL (yaklaık 4.500 Euro) veya bavuran açısından olumlu  
bir sonuç elde edildiğinde bavuran tarafından alınan tazminatın %25 üzerinden yapılan bir  
avukatlık ücret sözlemesini ve Đstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini belge olarak  
sunmaktadır.  
Hükümet, bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM, içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir. Bu  
bağlamda AĐHM, ulusal mahkemeler ve AĐHS organları önünde yapılan harcamaların,  
AĐHS’nin ihlal edildiği iddiasını telafi etme amacı taıdığı kanaatindedir. Mevcut davada,  
sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, tüm  
masraflar için bavurana 3.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
5
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 4000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat  
ödenmesine;  
(ii)bavuran açısından her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri  
için 3.500 Euro (üç bin beyüz Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 10 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6