C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZGÜR RADYO-SES RADYO TELEVĐZYON YAYIN YAPIM VE TANITIM A.. -  
TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no: 11369/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11369/03) no’lu davanın nedeni Özgür Radyo  
Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım Ve Tanıtım A..’nin (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 11 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. N. Ertekin ve T. Ayçık tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Đstanbul’da radyo ve televizyon yayıncılığı alanında faaliyet gösteren bir irkettir.  
Özgür Radyo’da 9 Temmuz 2000 tarihi saat 13:30 itibariyle ‘Önsöz’ adlı programda bir arkı  
yayınlanmıtır.  
Bavuran 28 Temmuz 2000 tarihinde, Kültür Bakanlığı tarafından satıına izin verilmiꢁ  
olanlar dahil olmak üzere, yayınlanması radyo yayıncılığına ilikin mevzuata aykırı olan  
müzik albümlerinin listesini Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) talep etmitir.  
RTÜK, 8 Ağustos 2000 tarihinde bavurana gönderdiği mektupta, böylesi bir listeyi temin  
edemeyeceğini ve bu meselenin kendi yetki alanında değil Kültür Bakanlığının yetkisinde  
olduğunu belirtmitir.  
23 Ağustos 2000 tarihinde RTÜK bu arkıda geçen sözlerin 3984 sayılı kanunun 4. fıkrasının  
g) bendinde ifade edilen, toplumu iddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda  
nefret duyguları oluturacak yayınlara imkân verilmemesi ilkesine aykırı olduğu kanaatine  
varmıtır. Bavuran hakkında daha önce de bu ilkeye aykırı hareket ettiği gerekçesiyle uyarı  
cezası verildiğini tespit eden RTÜK, 3984 sayılı kanunun 33. maddesi uyarınca yayınının 31  
Temmuz 2001 tarihinden itibaren balamak üzere 365 gün süreyle durdurulmasına karar  
vermitir.  
Bavuran, kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Ankara Đdare Mahkemesine  
bavurmutur. Bu maksatla ifade özgürlüğüne atıfta bulunan bavuran, Türkiye’de serbestçe  
üretilerek satıa sunulmuve hakkında hiçbir yasaklama kararı olmayan bir albümde yer alan  
bir müzik parçasını yayınladığına dikkat çekmitir. Bavuran ayrıca, 1971 yılında meydana  
gelmiolaylarla ilgili olan bu arkının halihazırda iddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk  
edecek ya da toplumda nefret duyguları oluturacak nitelikte olmadığını ileri sürmütür.  
Bavuran ayrıca ihtilaf konusu yayın durdurma cezasının keyfi ve orantısız olduğunu iddia  
etmitir.  
Đdare Mahkemesi yürütmenin durdurulması talebini 6 Ekim 2000 tarihinde reddetmitir.  
Sözkonusu arkının içinde yer aldığı kaset ve CD’lerin satıına izin verilmesinin ihtilaf  
konusu kararın iptalini haklı çıkaracak nitelikte bir unsur olmadığına dikkat çeken Mahkeme  
kararın iptali talebini 20 Ekim 2000 tarihinde reddetmitir.  
2
Danıtay 7 Mayıs 2002 tarihinde aldığı kararla ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Bu karar 12 Eylül 2002 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
Bavuran AĐHS’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkını kullanması  
noktasında kendisine ayrımcılık yapıldığını iddia etmektedir.  
Bu hususta bavuran ayrıca AĐHS’nin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, altı ay süresi kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHM’yi bu ikayeti  
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet bu hususta, 11 Mart 2003 tarihli bavuru formunun  
üzerine AĐHM tarafından vurulan damgadan da görüleceği üzere 14 Mart 2003 tarihinde  
AĐHM’ye ulağını, oysa ulusal mahkemeler tarafından son kararın 7 Mart 2002 tarihinde  
verildiğini belirtmektedir. Hükümet, kararın bavurana tebliğ edildiği tarihin altı ay süresinin  
balangıcı olarak alınması durumunda -12 Eylül 2002- dahi bavurunun 12 Mart 2003  
tarihinden önce yapılması gerektiğini belirtmektedir.  
Bu iddialara itiraz eden bavuran, altı ay süresinin kararın tebliğ edildiği 12 Eylül 2002  
tarihinden itibaren ilemeye baladığına dikkat çekmektedir. Ancak bavuran, 11 Mart 2003  
tarihinde faksla bavuruda bulunduğunu ve böylelikle altı süresi kuralına riayet ettiğini  
belirtmektedir.  
AĐHM, yerleik içtihadı uyarınca, bir bavurunun yapıldığı tarih için, bavuranın bavuruda  
bulunma niyetinde olduğunu belirterek bavurma nedenleri hakkında bilgi verdiği ilk  
irtibatının esas alındığını hatırlatmaktadır (Chalkley – Birleik Krallık, no: 63831/00, 26 Eylül  
2002 tarihli karar). Halihazırda bavuran ilk bavurusunu 11 Mart 2003 tarihinde yani 12  
Eylül 2002 tarihinde tebliğ edilen 7 Mayıs 2002 tarihli Danıtay kararından itibaren altı ay  
içerisinde faksla yapmıtır. Bu nedenle AĐHM, Hükümetin altı ay süresine uyulmaması  
yönünden yaptığı itirazı reddeder.  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca ikayetin bakaca bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet ihtilaf konusu müdahalenin mesnetli olduğunu ve kamu düzeninin korunması meru  
hedefini gözettiğini savunmaktadır. Bu müdahale ayrıca Devletin takdir hakkına değgin olup  
bavuran hakkında daha önce verilen cezaların devamı niteliği taımaktaydı. Hükümet ayrıca  
ihtilaf konusu arkının kin ve dümanlığa sevk ettiğine dikkat çekmektedir. Hükümete göre,  
radyo yayınlarının etkisi dikkate alındığında daha önemli ödev ve sorumlulukları olduğunun  
kabul edilmesi gereken bavuranın bu hususlara dikkat ederek ifade özgürlüğünü kullanması  
gerekirdi.  
3
Medya FM ve Đletiim Hizmetleri A.. – Türkiye davasını (no: 3284/02, 14 Kasım 2006) emsal  
gösteren Hükümet, bavuran hakkında daha evvel verilen cezalar dikkate alındığında ihtilaf  
konusu müdahalenin orantılı olduğunu savunmaktadır. Son olarak radyoların tamamının aynı  
mevzuata bağlı olduğunu belirten Hükümet ayrımcılık yapıldığı yönündeki tüm iddiaları  
reddetmektedir.  
Bavuran ihtilaf konusu arkının 29 yıl önce 1971 askeri darbesi sırasında meydana gelen  
olaylara atıfta bulunduğuna dikkat çekmektedir. Bavuran, Kültür Bakanlığı tarafından satıa  
sunulmasına izin verilmi, herkesin ulaabileceği bir müzik albümünde yer aldığını  
anımsatmaktadır. Bavuran ayrıca, yayınlanması sakıncalı olabilecek müzik albümleri  
konusunda RTÜK’ten bilgi talebinde bulunduğuna dikkat çekmektedir. RTÜK’ün elinde  
yayınlanmasında sakınca bulunan müzik albümlerini gösteren bir liste olmamasından yakınan  
bavuran hangi arkıların yayınlanmasının sakıncalı olduğunu bilmesi için elinde herhangi bir  
imkan olmadığını belirtmektedir.  
AĐHM, ihtilaf konusu tedbirin bavuranın AĐHS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasıyla korunan  
ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluturduğu hususunda tarafların hemfikir olduğunu  
kaydetmektedir. Ayrıca bu müdahalenin 10. maddenin 2. fıkrası anlamında kamu düzeninin  
korunması gibi meru bir hedef gözettiği ve yasayla öngörülmüolduğu hususlarında da bir  
ihtilaf mevcut değildir (bkz., Yağmurdereli – Türkiye, no: 29590/96, prg. 40, 4 Haziran 2002).  
AĐHM (bu hususlarda taraflarla aynı kanaattedir. ) bu değerlendirmelere itirak etmektedir.  
Halihazırda ihtilaf, sözkonusu müdahalenin ‘demokratik bir toplumda zorunlu’ olup olmadığı  
meselesine dayanmaktadır.  
AĐHM bu husustaki içtihadından doğan genel ilkeleri esas almaktadır (bkz., diğerleri arasında,  
Handyside – Birleik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, prg. 49, Özgür Radyo-Ses Radyo  
Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.., adıgeçen, prg. 77-78, Radio France ve diğerleri –  
Fransa, 53984/00, prg. 32-33, ve Radyo Twist, A.S. – Slovakya, no: 62202/00, prg. 47-53).  
Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup toplumun ilerlemesinin ve her  
bireyin gelimesinin balıca koullarından birini oluturur. AĐHS’nin 10. maddesinin 2.  
fıkrasına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük, yalnızca olumlu karılanan ya da zararsız veya  
önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’ için değil; ok edici, zedeleyici yahut kaygı verici  
bilgi ve fikirler içinde geçerlidir. ‘Demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun,  
hogörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır. AĐHM, bu ilkelerin yalnızca yazılı basın için  
değil aynı zamanda radyo yayıncılığı için de özel bir önemi haiz oldukları kanaatindedir  
(Groppera Radio AG ve diğerleri – Đsviçre, 13 Ekim 1998 tarihli Komisyon raporu, prg. 138).  
AĐHS’nin 10/2 maddesi bağlamında ‘zorunlu’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal ihtiyacın’ varlığı  
kastedilmektedir. Đfade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahalenin ‘zorunluluğu’  
ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kukusuz, müdahaleyi haklı kılacak nitelikte bir  
ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal mercilerin görevidir ve ulusal  
merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu takdir hakkı, AĐHM’nin mevzuat  
ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde uyguladığı denetimiyle birlikte  
değerlendirilir.  
Denetim yetkisini kullanırken AĐHM, müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde ve ihtilaf konusu  
arkının sözlerinin muhtevası ve arkının yayınlandığı bağlam dikkate alınmak suretiyle  
değerlendirmelidir. Özellikle de nizalı tedbirin ‘izlenen meru hedeflerle orantılı’ olup  
4
olmadığı ve müdahaleyi haklı kılmak için ulusal mercilerce dile getirilen gerekçelerin ‘uygun  
ve yeterli’ gerekçeler olup olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevidir. Bu maksatla AĐHM,  
ulusal makamların sözkonusu olayları makul bir ekilde değerlendirmek suretiyle 10. maddede  
belirtilen ilkelere uygun kuralları uyguladıklarından emin olmalıdır.  
Halihazırda AĐHM, bavuranın FM bandında yayın yapan bir radyoda bir arkı yayınlamaktan  
dolayı mahkum edildiğini tespit etmektedir. 31 Mayıs 1971 tarihinde bir çok THKO üyesinin  
ölmesini konu alan lirik bir ağıt olan bu arkının güvenlik güçlerini eletirmesi sebebiyle siyasi  
bir simgeye dönüğü hususu inkar edilmez. Ölenlere saygı anlamı taıyan anıtırıcı ve  
betimleyici nitelikteki bu arkının angaje olmakla kalmayıp güvenlik güçlerine karı belli bir  
sertlik içerdiği de gözlenmektedir. Bununla birlikte arkının Kültür Bakanlığı tarafından satıꢁ  
izni verildiği dolayısıyla herkes için ulaılabilir nitelikte olduğunu tespit etmek gerekir. Üstelik  
bu arkı anlattığı olayların üzerinden yaklaık otuz yıl kadar bir süre sonra yayınlanmıtır.  
Dolayısıyla arkıdaki mesajın etkisi ve arkının kin gütme niteliği inkar edilemez bir biçimde  
zayıflamıtır.  
Bu itibarla AĐHM, bavuran hakkında kovuturma balatıldığı dönemde, halk tarafından bilinen  
ihtilaf konusu arkının 365 gün yayın yasağı konulmasını haklı çıkaracak düzeyde Hükümetçe  
iddia edildiği gibi ‘kin’ ve ‘dümanlık’ duyguları oluturacak nitelikte bir arkı olduğu  
hususunun ortaya konulamadığı ve bu cezanın son derece ağır olduğu kanaatine varmaktadır.  
Netice olarak AĐHM, bavuran hakkında verilen geçici yayın yasağını desteklemek üzere  
sunulan gerekçelerin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahelenin  
‘demokratik bir toplumda zorunlu’ olduğu konusunda ikna etmek için yeterli olmadığı  
kanaatindedir. Bu cihetle AĐHM, sözkonusu yayın yasağının acil bir toplumsal ihtiyaca cevap  
vermediğini ve izlenen meru hedefle orantılı olmadığını değerlendirmektedir.  
Bu mülahazaların ıığında AĐHM AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
Vardığı bu sonucu göz önünde bulunduran AĐHM AĐHS’nin 14. maddesi yönünden yapılan  
ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (Özgür Radyo-Ses Radyo  
Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A.., adıgeçen, prg. 86).  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi tazminat olarak 150.000 YTL (yaklaık 84.662 Euro) talep etmektedir.  
Bavuran bu talebini öyle ayrıntılandırmaktadır: Yayında olmadığı halde ileyiini sürdürmek  
üzere yaptığı masraflar (elektrik masrafı, maaödemeleri, sigorta harcamaları, kira) için  
120.000 YTL (yaklaık 67.736 Euro) ve reklam sözlemelerinin iptalinden doğan zararın  
tazmini için 30.000 YTL (yaklaık 16.926 Euro) tazminat talep etmektedir. Bavuran bu  
iddialarını belgelemek için bir masraf makbuzuyla birlikte için RTÜK’e yaptığı reklam geliri  
beyanını sunmaktadır. Kapatılmasından üç ay öncesine dayanan bu beyanından bavuranın  
reklam gelirinin 200.000.000 TL olduğu görülmektedir.  
Bavuran ayrıca 100.000 YTL (yaklaık 56.779 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
5
AĐHM, dosyada bulunan kanıt unsurlarının AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali nedeniyle  
bavuranın maruz kaldığı zararın ya da gelir kaybını kesin olarak belirleyebilmesine imkan  
tanımağı kanaatindedir (bu anlamda bkz., Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım  
ve Tanıtım A.., adıgeçen, prg. 100). Buna karın AĐHM manevi tazminat olarak bavurana  
5.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 1.353 YTL (yaklaık  
768 Euro) talep etmektedir.  
Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için ise 11.573 YTL (yaklaık 6.571  
Euro) talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavurana yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu  
masraf ve harcamaların gerçekliği, zorunluluğu ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu  
müddetçe mümkündür. Bu hususta AĐHM, ulusal mahkemeler ve AĐHM organları önünde  
yapılan masrafların AĐHS’nin iddia edilen ihlalinin telafisine dönük olduğu görüündedir.  
Elinde bulunan bilgileri ve yukarıda ifade edilen ölçütleri göz önünde bulunduran AĐHM  
mevcut davada bavurana tüm masrafları için 5.200 Euro ödenmesinin makul olacağına  
hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM,  
1. Oybirliğiyle bavurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliğiyle AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 10. maddesiyle bağlantılı olarak 14. madde yönünden yapılan  
ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına ;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, bavurana manevi tazminat olarak 5.000 Euro (bebin Euro) ve yargılama  
masraf ve giderleri için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak 5.200  
Euro (bebin iki yüz Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Đkiye karı beoyla adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
6
Karar vermitir.  
Đꢁbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 4 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7