C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÖZGÜR RADYO-SES RADYO TELEVĐZYON YAYIN  
YAPIM VE TANITIM A..-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
30 Mart 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00,  
64184/00) bavuru no’lu bedavanın nedeni, bu ülke vatandaı Özgür Radyo-Ses Radyo  
Televizyon Yayın Yapım ve Tanıtım A..’nin (bavuran irket) 13 Kasım 2000 tarihinde  
Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran irket, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından Faruk Ertekin ve Tahsin Aycık tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran irket, merkezi Đstanbul’da bulunan ve radyo yayınları yapan bir anonim  
irkettir.  
A. 64181/00 no’lu bavuru (bildiri)  
1.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından verilen ceza  
4 Mayıs 1998 tarihinde, bavuran irket tarafından yönetilen radyo, haftada bir  
yayınlanan ve canlı olarak gazete ve dergi haber ve yazılarının okunup değerlendirildiği  
“Tersname” adlı bir program yayınlanmıtır. Programda, 22 Nisan 1998 tarihinde Emek  
Gazetesi’nde yayınlanan bir yazıya yer verilmitir.  
11 Haziran 1998 tarihinde, program sırasında okunan bazı bölümlerden dolayı  
bavuran irket, 3984 sayılı Kanun’un 4 j) ve 33. maddesi uyarınca RTÜK tarafından  
uyarıltır.  
RTÜK kararında, sözkonusu programın suçlayıcı içerikte bir program olduğu  
belirtilmitir.  
RTÜK, bavuran irketin eletiri sınırlarını aan, bakalarını küçük düürmeye ve  
suçlamaya yönelik program yapılamayacağını öngören Kanun’da belirtilen ilkeyi ihlal ettiğini  
tespit etmitir.  
Bu uyarıya ilikin tebliğname, 17 Haziran 1998 tarihinde bavuran irkete tebliğ  
edilmitir.  
2. Đdari yargılama süreci  
Bavuran irket, 17 Haziran 1998 tarihinde, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal  
edilmesi talebiyle Ankara 1. Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur.  
Đdare Mahkemesi’nde bavuran irket sözkonusu programı yayınladığını inkar  
etmemifakat RTÜK’ün programın içeriği ile ilgili olarak yaptığı hukuki nitelemeye itiraz  
etmitir. Bavuran irket, dava konusu cezanın, Türkiye tarafından kabul edilen bazı  
uluslararası anlamalarla güvence altına alındığı gibi, haber alma ve verme özgürlüğünü ihlal  
ettiğini ileri sürmektedir.  
2
Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, bavuran irketin sözkonusu  
programda yer alan bazı bölümlerden dolayı 3984 sayılı Kanun’nun 4. maddesinin j) bendinde  
düzenlenen ilkelere uymadığına karar vermitir.  
1 Mart 1999 tarihinde bavuran irket Danıtay’a bavurmutur.  
Bavuran irket, Đdare Mahkemesi’nde aynı gerekçeleri ileri sürmüve canlı olarak  
yayınlanan programın gazetelerde yayınlanan ve toplumu ilgilendiren konularda okuyucuyu  
bilgilendirme amacını taıdığını belirtmitir.  
Danıtay, 26 Mart 2001 tarihinde dava konusu program içeriğinin bakalarını suçlayıcı  
ve küçük düürücü nitelikte olduğu gerekçesiyle, bavuran irketin talebini reddederek ilk  
derece mahkemesi kararını onamıtır.  
Danıtay, 10 Nisan 2002 tarihinde, bavuran irket tarafından yapılan kararın  
düzeltilerek bozulması talebini reddetmitir.  
B. 64184/00 no’lu bavuru (bildiri)  
1. RTÜK tarafından verilen ceza  
5 Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine ilikin “Kadınlar Kadınlarımız”  
adında bir program yayınlanmıtır.  
Programa katılan konumacılardan birinin yapmıolduğu konuma nedeniyle  
bavuran irket, 11 Haziran 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4 g) maddesi uyarınca  
RTÜK tarafından uyarı almıtır.  
RTÜK bavuran irketin, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen  
toplumu iddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluturacak  
yayınlara imkan verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmitir. Karar, 17 Haziran 1998  
tarihinde bavuran irkete tebliğ edilmitir.  
2. Đdari yargılama süreci  
Bavuran irket aynı gün, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle  
Ankara Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur. Dava konusu konumanın, haber ve düünceleri  
iletme özgürlüğü ve basının kamuyu bilgilendirme görevi kapsamında ele alınması gerektiğini  
ileri sürmütür.  
Bavuran irket aynı zamanda canlı yayına müdahale etmenin zor olduğunu ifade  
etmitir.  
Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihinde, bavuran irketin program sırasında  
yapılan konumalar nedeniyle, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen  
ilkelere uymadığına karar vermitir.  
Bavuran irket, 1 Mart 1999 tarihinde Danıtay’a yürütmenin durdurulması ve kararın  
iptal edilmesi talebinde bulunmutur. 20 Mart 2001 tarihinde, Danıtay, bavuran irketin  
talebini reddederek kararı onamıtır  
3
Danıtay, 11 Nisan 2002 tarihinde, bavuran irket tarafından yapılan kararın  
düzeltilerek bozulması talebini reddetmitir.  
C. 64179/00 no’lu bavuru (bildiri)  
1. RTÜK tarafından verilen ceza  
12 Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine ilikin “Kadınlar Kadınlarımız”  
adında bir program yayınlanmıtır.  
Programa katılan konumacılardan birinin yapmıolduğu konuma nedeniyle  
bavuran irket, 28 Temmuz 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4 g) maddesi uyarınca  
RTÜK tarafından uyarı almıtır.  
RTÜK kararına göre, sözkonusu programın içeriği ayrımcılığa dayalıdır.  
Konumacıların bir kısmı güneydoğu illerinden bazılarını “Kürt illeri” olarak tanımlamıve  
bazı kiilerin kaybolmasının, Türk makamlarının yasadıı eylemlerinin bir sonucu olduğunu  
ifade etmitir.  
RTÜK, bavuran irketin, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendinde  
düzenlenen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve  
milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı yayın yapılmaması kuralını ihlal ettiğini tespit  
etmitir.  
Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde bavuran irkete tebliğ edilmitir.  
2. Đdari yargılama süreci  
Bavuran irket, 5 Ağustos 1998 tarihinde, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal  
edilmesi talebiyle Ankara Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur.  
Bavuran irket, Đdare Mahkemesi’nde sözkonusu programı yayınladığını inkar  
etmemi, fakat aleyhindeki suçlamaları reddetmitir. Bavuran irket yayın içeriğinin, ülke  
gündemini özellikle de “Susurluk” sonrası meydana gelen olayları ele aldığını belirtmive  
konumacıların yayın sırasında değinilen bilgilerden daha önce haberdar olduklarını ve bu  
olayların basında tartııldığının altını çizmitir.  
Bavuran irket, yayın konusunun kamu yararı taıdığını ve bu nedenle bu programın  
ayrımcığa yol açtığının değerlendirilemeyeceğini ifade etmive aynı zamanda canlı yayın  
sırasında, program sunucusunun yayına müdahale etmesinin zor olduğunun altını çizmitir.  
Bavuran irket, vatandaların bilgi edinme ve ifade özgürlüklerine atıfta bulunmutur.  
Bavuran aynı zamanda, RTÜK üyelerinin seçilme ekilleri dikkate alındığında bu  
kurulun daha ziyade siyasi bir organ olduğunu ve tarafsız olarak nitelendirilemeyeceğini ileri  
sürmütür.  
Đdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, yayın sırasında değinilen konuları  
dikkate alarak, bavuran irketin 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin a) bendinde belirtilen  
ilkeleri ihlal ettiğine karar vermitir.  
4
Bavuran irket, 1 Mart 1999 tarihinde, Danıtay’a bavurmutur. Bavuran irket,  
konumaların, ülkenin mevcut siyaset tartımasında önemli bir yere sahip olan gerçekleri  
yansıtğını belirtmitir.  
Danıtay, sözkonusu konumaların toplumu iddete, terör ve etnik ayrımcılığa  
sevkeden konumalar olduğu gerekçesiyle 20 Mart 2001 tarihli bir kararla, iptali istenen  
kararı onamıtır.  
Danıtay, 9 Nisan 2002 tarihinde bavuran irket tarafından yapılan kararın  
düzeltilerek bozulması talebini reddetmitir.  
D. 64183/00 no’lu bavuru (erteleme)  
1. RTÜK tarafından verilen ceza  
Bavuran irket, 8 Haziran 1998 tarihinde, haftada bir olarak yayınlanan “Tersname”  
adında bir program yayınlamıtır. Program sunucusu, 2 Haziran 1998 tarihinde, bir gazetede  
yayınlanan bir makaleye değinmitir. Makale yazarı, Harp Okulu’nun bahçesinde heykeli  
dikilen tanınmıkiilerin seçimlerini eletirmi, özellikle de Muğlalı Mustafa Paa’yı hedef  
almıve bu kiinin 1943 yılında, otuz üç Kürt köylüsünü kuruna dizdirdiği için mahkum  
edildiğini hatırlatmıtır. Program sırasında, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde  
yayınlanan makale okunmutur.  
RTÜK 28 Temmuz 1998 tarihinde, sözkonusu bölümler nedeniyle bavuran irket  
yayının, 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendi uyarınca, geçici olarak durdurulmasına  
karar vermitir.  
RTÜK, bavuran irketin, toplumu iddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve  
toplumda nefret duyguları oluturacak yayınlara imkan verilmemesi hususunu düzenleyen  
kanunu ihlal ettiğini tespit etmitir.  
RTÜK, bavuran irketin, yayınlanan baka bir program nedeniyle, 3984 sayılı  
Kanun’un aynı maddesi uyarınca, 5 Mayıs 1998 tarihinde uyarı aldığını belirtmektedir. Suçun  
tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, bavuran irketin yayınlarının 90 gün süreyle geçici  
olarak durdurulmasına karar vermitir.  
Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde bavuran irkete tebliğ edilmitir.  
2. Đdari yargılama süreci  
Bavuran irket, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle, 5 Ağustos  
1998 tarihinde, Ankara Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur. Bavuran irket, haber bülteni  
içeriğinin yorum yapılmaksızın, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde yayınlanan bir  
makalenin okunmasından ibaret olduğunu ileri sürmüve Mahkemeden dava konusu cezanın  
ertelenmesini talep etmitir.  
Ankara Đdare Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte, sözkonusu tedbirlerin ertelenmesi  
konusunda bavuran irket tarafından yapılan talebi reddetmitir. Mahkeme, esasa ilikin  
olarak, 23 ubat 1999 tarihli bir kararla, sözkonusu konumaların, toplumu iddete  
5
sevkedecek ve toplumda nefret duyguları uyandıracak türden olduklarına kanaat getirerek,  
bavuran irketin talebini reddetmitir. Ayrıca, haber bülteninde, daha önce yayınlanmıolan  
bir makalenin okunmuolmasının mevcut durumu değitirmediğini belirtmitir.  
Bavuran irket, 5 Nisan 1999 tarihinde Danıtay’a bavurmutur. Toplumu iddete,  
teröre ve etnik ayrımcılığa sevkedebilecek makaleleri kaleme alan yazarların soruturulmasını  
öngören yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen, Ceza Mahkemeleri’nin, dava konusu  
makaleyi yayınlayan gazete hakkında soruturma balatmadıklarını ileri sürmüve bu  
durumun RTÜK’ün keyfi uygulamasının bir göstergesi olduğunu iddia etmitir.  
Danıtay, 16 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yayının, toplumda nefret  
duyguları uyandırabilecek türden olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararını  
onamıtır.  
E. 64178/00 no’lu bavuru (erteleme)  
1. RTÜK tarafından verilen ceza  
Bavuran irket tarafından yönetilen radyo, haber bülteninde, yasadıı silahlı bir  
örgütün üyesi olan Abdullah Öcalan’ın yakalanması sonrasında yapılan gösterilere ilikin bir  
yazıya yer vermitir.  
RTÜK, 18 Mart 1999 tarihinde 3984 sayılı Kanun’un 4. maddesinin g) bendi uyarınca,  
haber bülteni sırasında sözkonusu yazının okunması nedeniyle, bavuran irketin yayınlarının  
durdurulmasına karar vermitir.  
RTÜK, bavuran irketin, 3984 sayılı Kanun’unda düzenlenen, toplumu iddete, teröre  
ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluturacak yayınlara imkan  
verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmitir.  
RTÜK ayrıca, bavuran irketin, 5 Mayıs 1998 tarihinde yayınlanan baka bir program  
nedeniyle 3984 sayılı Kanun’un aynı maddelerine dayanılarak uyarı aldığını belirtmektedir.  
Suçun tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, bavuran irketin yayınlarının 365 gün süreyle  
geçici olarak durdurulmasına karar vermitir. Bu karar, 24 Mart 1999 tarihinde bavuran  
irkete tebliğ edilmitir.  
2. Đdari yargılama süreci  
Bavuran irket, 24 Mart 1999 tarihinde, haber bülteninin içeriğinin nesnel ve tarafsız  
nitelikte olduğunu ve hiçbir bilginin gizli olmadığını belirterek, sözkonusu ceza aleyhine  
Ankara Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur. Bavuran irket, sözkonusu yazının, kiilerin  
güvenliğine ilikin olduğunu belirtmive bu nedenle iddete, nefrete ya da ayrımcılığa sevk  
ettiğinin düünülemeyeceği konusunda ısrar etmitir.  
Bavuran irket, aynı zamanda dava konusu haberlerin, baka radyolar ve televizyon  
kanalları tarafından da yayınlandığını ve bu radyo ve kanalların bu türden bir ceza  
almadıklarını ifade etmitir. Bavuran irkete göre, sözkonusu haberlerin yayınlanması,  
polisler tarafından alınan önlemlerin anlatılması ve böylece göstericileri olası takınlıklara  
kapılmamaları konusunda ikna etmek amacı taımaktadır. Bavuran irkete göre, RTÜK  
kararı orantısız bir karardır. Bavuran irket, Đdare Mahkemesi’nden RTÜK kararının dava  
6
süresince geçici olarak askıya alınmasını ve iptal edilmesini talep etmitir.  
Ankara Đdare Mahkemesi ilk aamada, 7 Nisan 1999 tarihli bir kararla, cezanın askıya  
alınması talebini reddetmitir. Bavuran, Ankara Bölge Đdare Mahkemesi’nde kararın  
temyizine gitmitir. 14 Nisan 1999 tarihinde Mahkeme bavuranın bu talebini reddetmitir.  
Bavuran irket daha sonra, alınan bu karara karı Danıtay’a bavurmutur.  
Esasa ilikin olarak, 20 Eylül 1999 tarihli bir kararla Ankara Đdare Mahkemesi,  
bavuran irketin, radyo tarafından sunulan haberler nedeniyle 3984 sayılı Kanun’un 4.  
maddesinin g) bendinde belirtilen ilkeyi ihlal ettiğine karar vermitir.  
Bavuran irket 9 Kasım 1999 tarihinde, 20 Eylül 1999 tarihli kararla ilgili olarak  
Danıtay’a bavurmuve RTÜK kararının dava süresince askıya alınması yönündeki talebini  
yinelemitir. Bavuran irket özetle, dava konusu tedbirin haber alma ve verme özgürlüğünü  
ihlal ettiğini ileri sürmütür. Ayrıca, dava konusu haberlerin ayrımcılığa ve iddete sevkeden  
haberler olarak nitelendirilmeyeceğini belirtmektedir.  
Danıtay, 17 ubat 2000 tarihli bir kararla, alınan geçici tedbirlerle ilgili olarak  
bavuran irketin talebini reddetmitir. Bu zaman zarfında, RTÜK tarafından verilen ceza  
ileme konulmutur.  
Danıtay, 25 Aralık 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yazının toplumu nefrete ve  
manlığa sevkedecek türden bir yazı olduğu gerekçesiyle, 20 Eylül 1999 tarihli kararı  
onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, RTÜK’ün verdiği kapatma cezaları nedeniyle AĐHS’nin 10. ve 14.  
maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabul edilebilirliğe ilikin  
1. Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Hükümet, Ahmet  
Sadık-Yunanistan kararın atıfta bulunarak (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Hükümler  
ve Kararlar 1996-V), AĐHS’nin 35. maddesinin, yalnızca yetkili ulusal makamların  
görevlendirilmesini gerekli kılmakla kalmayıp aynı zamanda AĐHM’de dile getirilmesi  
ünülen ikayetlerin bu mahkemelere de sunulması hususunu içerdiğini belirtmektedir.  
Oysa mevcut davada bavuran irket ikayetlerini iç hukukta dile getirmemitir.  
Bavuran irket Hükümet’in savına itiraz etmekte ve yerel mahkemeler nezdinde dile  
getirdiği ikayetlerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, ilgilinin, AĐHM’de dile getirmeyi düündüğü ikayetlerini, yerel  
mahkemelerde özet olarak ve iç hukukta belirtilen süre ve koullarda sunmasının yeterli  
7
olduğunu hatırlatmaktadır (Castells-Đspanya, 23 Nisan 1992, A serisi no: 236, § 27; ve  
Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996, Derleme 1996-IV, §§ 65-69). Mevcut davada,  
AĐHM, gerek idari mahkemelerde gerekse de Danıtay’a yaptığı bavurular sırasında  
bavuran irketin, medyanın toplumu bilgilendirmek suretiyle yerine getirdiği ilevi üzerinde  
ısrarcı olduğunu ve sözkonusu haberlerin genel çıkarı ilgilendiren sorularla ilgili olduğunu,  
iddete ve nefrete sevkeden ifadeler taımadığını iddia ettiğini gözlemlemektedir. Bavuran  
tarafından çeitli bavurularında dile getirdiği nedenler, hiç kukusuz AĐHS’nin 10. maddesi  
uyarınca ifade özgürlüğüne atıfta bulunmaktadır. Ayrıca bavuran, diğer medya araçlarına  
nazaran olası bir ayrımcılık yapıldığı iddiasında bulunmaktadır.  
Sonuç olarak bavuran irketin, yerel mahkemeler nezdinde, AĐHM önünde dile  
getirdiği ekliyle ikayetlerini özü itibariyle de dile getirdiği sonucuna varılabilmektedir.  
Bu nedenle AĐHM ön itirazı reddetmektedir.  
2. Diğer kabul edilebilirlik kriterleri  
AĐHM, içtihadından doğan kriterler ıığında ve elindeki mevcut deliller göz önüne  
alındığında, AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine ilikin ikayetin esastan  
incelenmesi gerektiğine karar vermitir. Bunun dıında baka hiçbir kabul edilemezlik  
gerekçesi bulunmamaktadır.  
B. Esasa ilikin  
Bavurana göre, RTÜK tarafından verilen cezalar ve yapılan uyarılar, düünce ve  
haber alıp verme özgürlüğüne yönelik yapılan bir ihlaldir.  
1. Bir müdahalenin varlığı hakkında  
Hükümet, yayının 90 gün ve 365 gün süreyle geçici olarak durdurulması kararının  
verildiği her iki durumda da, bavuran irketin ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal olduğu  
hususuna itiraz etmemektedir. Buna karın, haberlerin radyo yayınıyla yayınlanmasında engel  
bulunmadığı dikkate alındığında, bavurana yapılan uyarıların ifade özgürlüğüne yönelik bir  
ihlal tekil ettiği konusuna itiraz etmektedir.  
Bavuran irket bu sava karı çıkmaktadır  
AĐHM, yayınların tamamen durdurulmasına ilikin cezaların, bavuranın ifade  
özgürğüne yönelik bir ihlal oluturduğu kanaatindedir. Yapılan uyarılarla ilgili olarak, 3984  
sayılı Kanun’un 33. maddesi, sözkonusu Kanun’da yer alan ilkelere aykırı yayın yaptığı  
ünülen özel basın ve yayın kurulularına RTÜK tarafından, bu türden cezalar  
verebilmesine olanak tanımaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, §  
72, CEDH 2000-VI). Sonuç olarak, bavuran irkete yapılan uyarılar, AĐHS’nin 10 § 1.  
maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal tekil etmektedir.  
2. “Kanunla öngörülmüolmak” ve meru amaç  
AĐHM, müdahalenin 3984 sayılı Kanun’la öngörüldüğü ve AĐHS’nin 10 § 2. maddesi  
uyarınca, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün ve ya kamu emniyetinin korunması gibi meru  
amaçlar taıdığı konusunda tarafların itirazda bulunmadıklarını gözlemlemektedir  
8
(Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AĐHM, bu kararından  
ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Buna karılık, burada sözkonusu  
müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusudur.  
3. “Demokratik toplumda gereklilik”  
Hükümet, dava konusu programların toplumu iddete sevkedecek, toplumda nefret ve  
ayrımcılık duyguları uyandıracak, Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü ve toprak bütünlüğünü  
tehlikeye düürebilecek türden olduklarında sözkonusu tedbirlerin gerekli olduklarını  
belirtmektedir.  
Bavuran irket, Hükümet’in görüüne katılmamaktadır. Sözkonusu programlarda ele  
alınan konuların, kamu yararını ilgilendiren konularda yapılan tartımalar olarak  
değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bavuran irket, yapılan konumaların ne  
teröre ne de iddete sevkettiğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak, dava konusu tedbirlerin  
AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı uyarınca zorunlu tedbir niteliği taımadığını ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin 1. paragrafı ile tanınan ifade özgürlüğünün,  
demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluturduğunu hatırlatmaktadır. 10.  
maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız  
veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düünceler için değil aynı zamanda kırıcı, çarpıcı  
veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir; bunlar çoğulculuğun, hogörünün ve açık  
fikirliliğin gerekleridir. (Bkz. diğerleri arasında, Handyside-Birleik Krallık, 7 Aralık 1976  
tarihli karar, A serisi no: 24, § 49; ve adıgeçen Castells,§ 42).  
AĐHM, birkaç kez basının demokratik bir toplumdaki yerine değinmitir. ayet  
basının, özellikle de kamu düzeninin korunması gibi, bir takım sınırları amaması  
gerekiyorsa, basına görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına ilikin haber ve  
fikirleri iletme görevi dümektedir. Basının haber yapma görevine aynı zamanda kamuoyunun  
haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Thorgeir Thorgeirson-Đzlanda, 25  
Haziran 1992 tarihli karar, A serisi no: 239, § 63; ve Colombani ve diğerleri-Fransa, no:  
51279/99, § 55, CEDH). AĐHM ayrıca demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemlerinin, adli  
ve yasal güçlerin, basının ve aynı zamanda kamuoyunun denetimi altında bulunması  
gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. adıgeçen Castells, § 46).  
AĐHM bu ilkelerin, hem yazılı hem de sözlü basın için önemli bir yere sahip olduğu  
görüündedir (Groppera radio AG ve diğerleri-Đsviçre, 28 Mart 1990 tarihli karar, A serisi no:  
173, Komisyon görüü, § 138; Jersild-Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar A serisi no:  
298, § 31; Fransa Radyosu ve diğerleri-Fransa, no: 53984/00, CEDH 2004, § 33).  
AĐHM, dava konusu yayınlarda kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları koullara dikkat  
etmektedir. Bununla ilgili olarak, incelemesine sunulan durumu çevreleyen koulları, özellikle  
de terörle mücadele konusunda karılaılan zorlukları dikkate almaktadır (Bkz. Đbrahim  
Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000, ve Đncal-Türkiye, 9  
Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1568, § 58).  
Bununla birlikte, AĐHM mevcut davada dava konusu programların, yolsuzluk,  
güvenlik güçlerinin terörist eylemlerle mücadelesi ya da Devlet’le mafya arasında olası bir  
bağlantının olması gibi, basında da geniyer tutan çeitli sorulara değindiğini  
9
gözlemlemektedir. AĐHM, kamu yararını ilgilendiren soruların sözkonusu olduğunu ve bu  
konularda haber yayınlanmasının, demokratik bir toplumda medyanın kendisine verilen  
“bekçi köpeği” görevini yerine getirmesinden ibaret olduğundan üphe etmemektedir (Bkz.  
Fuentes Bobo-Đspanya, no: 39293/98, § 48, 29 ubat 2000).  
Sözkonusu bilgilerin daha önce kamuoyuna sunulduğu hususunun da altını çizmek  
gerekmektedir. Dava konusu olan yayınlardan bazıları (bavuru no: 64181/00 ve 64183/00),  
haklarında herhangi bir takibat yapılmayan gazetelerde yayınlanmıolan haberlerin yorum  
yapılmaksızın tekrarından ibarettir. Bu bakımdan, AĐHM kamuya duyurulan bazı haberlerin  
yayının engellenmesinin gereklilik arz etmediği konusunda daha önce karar aldığını  
hatırlatmaktadır (mutatis mutandis, Vereniging Weekblad Bluf-Hollanda, 9 ubat 1995, A  
serisi no:306-A, § 44, ve Weber-Đsviçre, 22 Mayıs 1990, A serisi no: 177, § 49).  
AĐHM bavuranın, bu yayınlar sırasında her defasında alıntı yapıldığını ve sözkonusu  
bölümlerin yayınlandığı gazetenin adını ve yayınlandığı tarihi belirttiğini gözlemlemektedir  
(Bkz. Thoma-Lüksemburg, no: 38432/97, § 64, CEDH 2001-III). AĐHM, gazetecilerin bir  
alıntının içeriğinden sürekli ve açık olarak uzak kalmalarını istemenin basının belli bir  
dönemde var olan olay ve fikirler konusunda toplumu bilgilendirme görevleri ile  
bağdamadığını hatırlatmaktadır ( adıgeçen, Thoma, § 64).  
Son olarak AĐHM, her ne kadar yayınların sert ifadeler taıyan bazı bölümlerinin  
yazıya dümanlığa sevkeden bir anlam yüklese de, bu bölümlerin iddete, silahlı direnie,  
isyana tevik etmediğini gözlemlemektedir. AĐHM’nin değerlendirmeye alması gereken asıl  
nokta budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-  
IV, ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).  
AĐHM, verilen cezaların türünün ve ağırlığının da, müdahalenin orantılı olup  
olmadığının tespit edilmesinde dikkate alınacak unsurlar olduğunu belirlemektedir. Bavuran  
irkete yapılan uyarılar sonrasında, bavuran irketin yayın yapmasının Radyo ve  
Televizyonların Kuruluve Yayınları Hakkındaki Kanun tarafından öngörülen azami cezayla,  
yani 90 gün ve 365 gün süreyle yasaklandığını gözlemlemektedir.  
Sonuç olarak, bavuran irkete uygulanan cezaların, öngörülen amaçlarla orantılı  
olmadığı ve buna bağlı olarak da demokratik bir toplumda gereklilik arz etmediği  
anlaılmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 10. maddesinin tek baına ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle AĐHM,  
14. maddeye ilikin ikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran irket, AĐHS’nin 13. maddesinin içeriğine atıfta bulunarak, RTÜK  
tarafından alınan kararlara itiraz edebileceği etkili iç hukuk yollarının bulunmadığını ileri  
sürmektedir.  
Bununla ilgili olarak bavuran irket, dava konusu kararların yürürlüğe konmasının  
askıya alınması yönündeki taleplerinin sürekli olarak idari mahkemeler tarafından  
reddedildiğini iddia etmektedir.  
10  
AĐHM, AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne ekilde tanınmıolursa  
olsun, Sözleme’nin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını  
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözlemeci  
Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne ekilde uydukları konusunda  
belli bir takdir payından yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AĐHS’ye  
dayalı “savunulabilir bir ikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin  
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır.  
Hiç kukusuz bazı durumlarda, 13. maddede belirtilen bavuru yollarının etkili olup  
olmadığı hususu, bunların AĐHS’ye aykırı olan ve geri dönüü olmayan sonuçlar  
doğurabilecek tedbirlerin uygulanmasını engelleyebilecekleri hükmünü içermektedir (Bkz.  
Conka-Belçika, no: 51564/99, § 79, CEDH 2002-I, ve, mutatis mutandis; Jabari-Türkiye,  
no:40035/98, § 50, CEDH 2000-VIII). Bu bakımdan, AĐHS’nin 13. maddesinden doğan  
yükümlülüğün kapsamının, yapılan ikayetin niteliğine bağlı olarak değitiğini  
hatırlatmaktadır.  
AĐHM, 3984 sayılı Kanun uyarınca verilen RTÜK kararlarının, idare mahkemelerine  
bavurularak iptal edilebileceğini not etmektedir. Bu kararlar Danıtay’ın denetimine de  
tabidir.  
AĐHM mevcut davada, bavuran irketin dava konusu tedbirlerin iptal edilmesi  
yönünde, Đdare Mahkemeleri’ne ve Danıtay’a bavuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Bir  
avukat tarafından temsil edilen bavuran irket, ikayetlerin esasına ilikin görübildiren bu  
mahkemelerde ikayetlerini dile getirme imkanı bulmutur (Bkz., örneğin, Matos ve Silva,  
Lda., ve diğerleri-Portekiz, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Derleme 1996-IV, § 64). AĐHM,  
AĐHS’nin 13. maddesinin, bavuranın talep ettiği sonuca ulamasını garanti etmediğini  
hatırlatmaktadır (Amann-Đsviçre [GC], no: 27798/95, § 88, CEDH 2000-II).  
Mevcut davada, Türk Mahkemeleri verilen cezaların ertelenmesi taleplerini reddetmiꢀ  
ve verilen cezalar uygulanmıtır. Bu durumda, esasa ilikin dava sonucunda bavuran irketin  
idare mahkemelerinde davayı kazandığı varsayılsa bile, yayın yapma yasağından kaynaklanan  
nedenlerden dolayı uğradığı zararların tazmin edilmesi yönünde idare mahkemelerine  
bavurma hakkına sahip olabilirdi.  
AĐHM, bavuranın uğrayabileceği zararların ekli ve dava koulları dikkate  
alındığında, her ne kadar ulusal mahkemeler, bavuranın, cezanın infazının ertelenmesi  
yönündeki talebini reddetmiolsalar bile, 13. madde uyarınca geçici olarak durdurma yetkisi  
bulunmasının yeterli olacağı kanaatindedir. (a contrario, Jabari-Türkiye, no: 40035/98, § 50,  
CEDH 2000-VIII)  
Diğer konularla ilgili olarak, bavuran irket mevcut davada kullanmıolduğu bavuru  
yollarının, hangi sebeple 13. maddede belirtilen etkili bavuru yolundan yoksun olduğu  
konusunda yeterli açıklama yapmamaktadır. Bu nedenle, AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.  
maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, bavurunun bu kısmının  
reddedilmesine karar vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
11  
A. Tazminat  
Bavuran irket, 455 gün süreyle yayın yapma yasağı getirilmiolmasından dolayı  
395.306 Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Bavuran irket ayrıca 1.113.000 Euro değerinde manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, iddia edilen gelir kayıplarına ilikin olarak sunulan delillerin, bavuran irket  
için, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan gelir kaybının kesin bir  
ekilde tespitine olanak vermediği kanaatindedir (aynı konuda, Bkz. Karakoç ve diğerleri-  
Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AĐHM bu  
talebi reddetmektedir.  
AĐHM, manevi tazminatla ilgili olarak, dava koulları dikkate alındığında bavuran  
irketin birtakım sıkıntılar yaamıolabileceğini kabul etmektedir. Bu konuda, bir radyo  
istasyonunun kurulması ve yayınlanması için gerekli olan yüksek maliyeti gözönünde  
bulundurmaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinde de belirtildiği üzere hakkaniyete uygun  
olarak bavuran irkete 15.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran irket aynı zamanda AĐHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve  
harcamalar için 49.607 Euro talep etmektedir. Bununla ilgili olarak herhangi bir kanıt  
sunmamaktadır.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM,  
bavuran irkete tüm masraflarla birlikte 2.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat  
getirmitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine ilikin ikayetlerin kabul edilebilir  
olduğuna, diğer ikayetlerin ise kabul edilemez olduğuna;  
3. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 10. maddesi ile birlikte 14. maddesinin ayrıca incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
12  
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümetin bavuran irkete:  
i. manevi tazminat için 15.000 Euro (on bebin Euro) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine:  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit  
oranda basit faizi uygulamasına;  
6. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 30 Mart 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
13