CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÖZGÜR VE ÇAMLI -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:13903/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (13903/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaları)  
Yunus Özgür ve Mustafa Çamlı’nın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13  
ubat 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuranlar, Ankara Barosu avukatlarından K. Bayraktar  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1975 ve 1956 doğumlulardır, Đstanbul ve Ankara’da ikamet  
etmektedirler.  
13 Ağustos 2001 tarihinde, bavuranlar, Sincan Cezaevinde hükümlü bulundukları sırada 11  
Ağustos 2001 tarihinde kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdikleri bir mektubu  
avukatlarına yollamılardır.  
Mustafa Çamlı mektubunda, ileri sürülen olayların 11 Ağustos 2001 tarihinde saat 17’ye  
doğru cezaevi 2. müdürünün ve üç infaz memurunun hücre kapısını kapatmak için geldikleri  
sırada meydana geldiğini belirtmitir. Cezaevi 2. müdürü, bavuranlara, kulara yem olarak  
avluya bırakılan ekmek kırıntılarını toplamalarını söylemitir. Bavuran Yunus Özgür, ekmek  
kırıntılarını toplamayı reddettiğini dile getirdiğinde, sinirlenen cezaevi 2. müdürü, Yunus  
Özgür’e doğru ilerlemive birçok kez tokat atıp tekmelemitir. Bu sırada, üç infaz memuru,  
Mustafa Çamlı’yı kollarından tutmuve tekmelemilerdir. Mustafa Çamlı, arkadaları Ercan  
Uçuk’un da aynı saldırılara maruz kaldığını belirtmitir.  
Yunus Özgür, avluya bıraktığı ekmek kırıntıları bahane edilerek saldırıya uğradığını dile  
getirmitir. Yunus Özgür, açlık grevinin 68. gününde iken cezaevi 2. müdürünün kendisine  
yumruk ve tekmelerle vurduğunu belirtmitir.  
16 Ağustos 2001 tarihinde, bavuranların avukatı, bavuranların 13 Ağustos 2001 tarihli  
mektuplarını da eklediği ikayet dilekçesini Sincan Cumhuriyet Basavcılığı’na sunmutur.  
Avukat, bavuranların, doktor muayenesinden geçirilmelerini, olayın aratırılmasını ve  
tanıkların dinlenmesini talep etmitir.  
28 Ağustos 2001 tarihinde, Cumhuriyet Basavcığı, iddia edilen olayın ardından  
bavuranların sağlık muayenelerinin yapılıp yapılmadığına dair cezaevi idaresinden bilgi talep  
etmitir. ayet sağlık muayenesi yapılmadıysa, vücutlarındaki olası darp ve yara izlerinin  
tespit edilmesi için bavuranların sağlık muayenelerinin yaptırılmasını istemitir.  
29 Ağustos 2001 tarihinde, cezaevi idaresi, Yunus Özgür’ün 11 Ağustos 2001 tarihinde,  
sağlık muayenesini reddettiği konusunda Cumhuriyet Basavcılığı’nı bilgilendirmitir.  
Mustafa Çamlı ise sözkonusu tarihte muayene edilmemitir ve vizite kaydında ismine  
rastlanmamıtır.  
2
4 Eylül 2001 tarihinde, Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından bavuranların sağlık muayeneleri  
yapıltır. Sözkonusu muayenenin ardından düzenlenen raporda, üç hafta önce saldırıya  
uğradıklarından ikayetçi olan bavuranların vücutlarında hiçbir darp ve yara izi saptanmadığı  
ifade edilmitir. Raporda, Yunus Özgür’ün karnında 0,5 cm’lik ve uyluk alt iç kısmında 0,7  
cm’lik vasfı tespit edilemeyen eski yara izinin mevcut olduğu belirtilmitir.  
28 Eylül 2001 tarihinde, Cumhuriyet Basavcılığı, sözkonusu üç infaz memurunu dinlemitir.  
Đnfaz memurları, Yunus Özgür’ün, cezaevi 2. müdürünün, avluda bulunan ekmek  
kırıntılarının temizlenmesi isteğini reddettiğini, saldırgan bir tutum sergilediğini ve tehditkar  
bir ekilde cezaevi 2. müdürüne doğru yürüdüğünü ifade etmilerdir. Đnfaz memurlarına göre,  
tutuklular açlık grevinde olduklarından tutuklulara hiçbir müdahalede bulunulmamıtır.  
29 Eylül 2001 tarihinde ifadesi alınan cezaevi 2. müdürü, bavuranlardan avluda bulunan  
ekmek kırıntılarını temizlemelerini istediğini, Mustafa Çamlı’nın uzlamacı bir tutum  
sergilediğini, Yunus Özgür’ün ise iddetle karı çıkıp tepki gösterdiğini, tehditkar bir biçimde  
kendisine doğru yürüdüğünü ifade etmitir. Cezaevi 2. müdürü, olayların meydana geldiği  
dönemde Yunus Özgür açlık grevinde olduğundan olayla ilgili tutanak tutmaya gerek  
duymağını dile getirmitir. 2. müdür ayrıca, açlık grevinde olan insanlara karı güç  
kullanımının sözkonusu olamayacağını ve bu insanlara nasıl davranması gerektiğini bildiğini  
de belirtmitir. Cezaevi 2. müdürü, bavuranların, cezaevi doktoruna muayene olma imkanına  
sahip olduklarını sözlerine eklemitir. Ayrıca Sincan Devlet Hastanesi’nden her sabah gelen  
bir uzman doktor cezaevi doktoru ile birlikte açlık grevindeki tutukluları muayene  
etmekteydi. Cezaevi 2. müdürüne göre, bavuranların, cezaevi doktoruna muayene olmaları  
gerekirdi. Cezaevi 2. müdürü, olay anında Ercan Uçuk’un da bulunduğunu belirtmitir.  
2 Ekim 2001 tarihinde, Cumhuriyet Basavcılığı, suçlanan kiilerin beyanları ve sağlık  
raporları uyarınca bavuranların iddialarının hukuki mesnedi bulunmadığı gerekçesiyle  
takipsizlik kararı vermitir.  
14 Kasım 2001 tarihinde, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranların avukatı tarafından  
düzenlenen itirazı reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, cezaevi personelinin bulunmuolduğu hakaret ve dayak eylemlerinin,  
insanlıkı ve aağılayıcı bir muameleyi tekil ettiğini iddia etmektedirler. Bavuranlar,  
sağlık muayenelerinin yapılmamasından ikayetçilerdir; bavuran Yunus Özgür, sağlık  
muayenesini reddettiğini kabul etmemektedir. Bavuranlar, soruturmanın tam olmadığını,  
kanıtların tamamının toplanmadığını, özellikle diğer tutukluların dinlenmediğini ileri  
sürmektedirler. Bavuranlar, AĐHS’nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini iddia  
etmektedirler.  
AĐHM, sözkonusu ikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
3
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk tarafından öngörülen idari ve sivil bavuru yollarını kullanmadıkları  
gerekçesiyle bavuranların, iç hukuk yollarının tüketilmesi koulunu yerine getirmediklerini  
savunmaktadır.  
Bavuranlar, Hükümet’in argümanlarına karı çıkmaktadırlar.  
AĐHM, bavuranların cezaevi personeli hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na avukatları  
aracılığıyla ikayet dilekçelerini sunduklarını not etmektedir. Bavuranlar, etkili ve yeterli bir  
bavuru yolunu oluturan ikayet dilekçesi ile bavuru yolunu seçmilerdir üstelik  
bavuranların, tazminat davası açarak bir kez daha gördükleri zararın telafisini sağlamaya  
çalıma zorunlulukları da bulunmamaktadır. (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim  
1998).  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuranlar, iddialarını yinelemilerdir. Bavuranlar, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan  
sağlık muayenesinin dile getirilen olaylardan yaklaık yirmi dört gün sonra gerçekletiğini ve  
bavuranlarla aynı hücreyi paylaan diğer kiinin ise tanık sıfatıyla dinlenmediğini  
belirtmektedirler.  
Hükümet, bavuranların iddialarının asılsız olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet,  
olayların meydana geldiği sırada açlık grevinde olan Yunus Özgür’ün Sincan Devlet  
Hastanesi uzman doktoru tarafından gerçekletirilen günlük sağlık muayenesini reddettiğine,  
Mustafa Çamlı’nın ise sağlık muayenesi talebinde bulunmadığına dikkat çekmektedir.  
Hükümet, olağan bir olay sözkonusu olduğundan cezaevi yetkililerinin olay hakkında tutanak  
tutmaya gerek duymadıklarını belirtmektedir.  
Hükümet, ulusal makamlar tarafından etkili bir soruturma yürütüldüğünü de sözlerine  
eklemektedir. Bavuranların, sağlık muayeneleri yapılmıve suçlanan kiiler dinlenmitir.  
1. Kötü muamele iddiaları hakkında  
AĐHM, kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için asgari düzeyde  
vehamet içermesi gerektiğini hatırlatır. Sözkonusu asgari seviye hakkında yapılacak  
değerlendirme özü itibariyle görecelidir: özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel  
sonuçları bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaı, sağlık durumu gibi davanın tüm  
verilerine bağlıdır. Bir kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında, davranıları fiziksel güce  
bavurmayı gerektirmezken kendisine karı fiziksel güç kullanılması, insanlık onuruna halel  
getirmekte ve prensip olarak AĐHS’nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini  
oluturmaktadır (Assenov ve diğerleri).  
Kötü muameleye ilikin iddialar, AĐHM nezdinde uygun delil unsurlarıyla desteklenmelidir  
(Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar). Đddia edilen olayların ortaya konulması için  
4
AĐHM, “her türlü makul üphenin ötesi” delil ilkesinden yararlanmaktadır; böyle bir delil  
ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda  
ortaya çıkabilir (Đrlanda- Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar).  
Mevcut davada, bavuranların dile getirdiği muameleler tekme, yumruk ve hakaret  
içermektedir.  
AĐHM, bavuranların, kötü muamele iddialarını destekler nitelikte kanıt unsurları  
sunmadıklarını tespit etmektedir. Bu bağlamda, AĐHM’nin sahip olduğu tek somut unsur olan  
4 Eylül 2001 tarihli sağlık raporu da sözkonusu boluğu doldurmak için yeterli olmamaktadır.  
Bavuran Yunus Özgür’ün vücudunda tespit edilen iki yara da, bavuranların iddialarını  
hukuki mesnede oturtma imkanı sağlamamaktadır. Ayrıca ileri sürülen olayların ardından  
yaklaık üç hafta sonra sözkonusu bavuranın vücudunda tespit edilen yaralara, cezaevi  
personeli tarafından uygulanan kötü muamelelerin neden olduğunu ifade etmek zordur.  
Bu nokta da AĐHM, bir tutuklunun, cezaevi personeli tarafından uygulanan kötü muamelelere  
ilikin olarak kanıt toplamasının bazı durumlarda kolay olmayacağını kabul etmektedir.  
Bununla birlikte AĐHM, mevcut davada böyle bir durumun sözkonusu olmadığını  
gözlemlemektedir. Bavuranların, dile getirilen kötü muamele izlerini tespit ettirmek amacıyla  
bir doktora bavurma imkanları da bulunmaktaydı. Bu bağlamda AĐHM, cezaevinin, bir  
doktorun hazır bulunduğu sağlık servisinin olduğunu not etmektedir. Ayrıca, açlık grevi  
yapan tutukluların sağlık durumunu kontrol etmek için dıarıdan bir uzman doktor her gün  
cezaevine gelmekteydi. Bavuran Yunus Özgür’ün 11 Ağustos 2001 tarihinde sağlık  
muayenesini reddettiği iddiasına yaptığı itirazı doğru olsa bile, Yunus Özgür, kendisine  
doktora bavurma izini verilmediğini ne ortaya koymune de iddia etmitir. Bavuranlar,  
olayı izleyen günlerde cezaevi doktoruna özgürce bavuramadıkları konusunda bir iddiada  
bulunmamılardır.  
Bu koullarda AĐHM, sahip olduğu unsurların, bavuranların AĐHS’nin 3. maddesine aykırı  
muamelelere maruz kaldığını “her türlü makul üphenin ötesinde” ortaya konulmasını  
sağlayamadığı kanaatindedir.  
2. Soruturmanın etkili niteliği hakkında  
AĐHM, cezaevi personeli ile bavuranlar arasında yaanan olayın 11 Ağustos 2001 tarihinde  
meydana gelmesinin taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını gözlemlemektedir. Olaydan  
iki gün sonra, bavuranlar, avukatlarına, AĐHM nezdinde ifade ettikleri muameleleri dile  
getirdikleri bir mektup göndermilerdir. Bavuranlar, olayın koulları ve cezaevi 2. müdür ile  
infaz koruma memurlarının davranıları hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmulardır.  
AĐHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir ekilde iddia  
ettiğinde, AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi herkese Sözleme’de  
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak” genel yükümlülüğü ile birlikte sözkonusu hükmün  
etkili resmi bir soruturmayı zorunlu kıldığı kanaatindedir. AĐHS’nin 2. maddesi ile ilgili  
soruturmada olduğu gibi bu soruturma da sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması ile  
sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve insanlıkdıı veya aağılayıcı muamele ve cezaların yasaklanmıꢀ  
olması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir soruturma gerçeklemediği takdirde, bu yasak  
uygulamada etkili olmayacak ve bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz  
bir ekilde kontrollerine tabi kiilerin haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Assenov ve  
5
diğerleri, Labita-Đtalya, bavuru no: 26772/95 ve Martinez Sala ve diğerleri-Đspanya, bavuru  
no: 58438/00, 2 Kasım 2004).  
üphesiz ki sözkonusu olan, sonuca ulama yükümlülüğü değil sonuca ulamak için tüm  
imkanları kullanma yükümlülüğüdür. Yetkililerin, olaya ilikin kanıtların toplanabilmesi  
amacıyla makul tedbirler almaları gerekir. Bu kanıtlar özellikle sözkonusu iddiaların sahibi  
olan mağdurun ayrıntılı beyanları, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkii raporları ve  
gerektiğinde yaraların tam ve kesin tanımını yapan sağlık raporları ile özellikle yaraların  
nedenine ilikin klinik saptamalar üzerinde objektif olarak yapılan analiz olabilir. Yaraların  
nedeninin ve sorumlularının belirleme ehliyetine zarar verecek her türlü soruturma hatası, bu  
soruturmanın etkisiz olmasıyla sonuçlanabilir(Bkz. Batı vd.-Türkiye, bavuru numaraları:  
33097/96 ve 57834/00).  
Mevcut davada, bavuranların avukatlarının ikayet dilekçesini sunmasının ardından Sincan  
Cumhuriyet Basavcılığı, bir soruturma balatmıtır. Bu soruturma çerçevesinde, Adli Tıp  
Kurumu tarafından bavuranların sağlık muayeneleri yapılmıve olaya konu olan kiiler  
dinlenmitir. Yine de AĐHM, yürütülen soruturmanın, AĐHS’nin 3. maddesinin gereklerini  
yerine getirmek için yeterince derin ve etkili bir soruturma olduğuna ikna olamamıtır.  
AĐHM, Sincan Savcılığı tarafından yürütülen soruturma çerçevesinde, bavuranlar, iddiaları  
hakkında hiçbir zaman dinlenmemitir. Ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı, bavuranların  
avukatının talebine rağmen olaya tanık olan tutukluların ifadelerini alma giriiminde de  
bulunmamıtır. AĐHM, bavuranların, sağlık muayenesi için Adli Tıp Kurumuna 4 Eylül 2001  
tarihinde yani ikayetlerini sunduktan yaklaık üç hafta sonra sevk edildiklerini  
gözlemlemektedir. Bu bağlamda, bu süre zarfında, bir kimsenin vücudunda bulunan kötü  
muamele izlerini tespit etme olasılığının azalacağını belirtmek gerekmektedir.  
Bavuranların, cezaevi 2. müdürü ve infaz koruma memurları tarafından kötü muameleye  
maruz kaldıkları yönündeki savunulabilir iddiaları hakkında derin ve etkili bir soruturma  
yapılmadığından, AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği kanaatine  
ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar için 15.000 Euro talep  
etmektedirler.  
Hükümet, bu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydetmektedir ve talebi reddetmektedir. Buna karın bavuranlara, 3.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM, önünde yapmıoldukları yargılama masraf ve giderleri için 6.537 Euro  
talep etmektedirler. Bu meblağının hesap dökümü ise u ekildedir: avukatlık ücreti için 3.537  
6
Euro ve masraflar için 3.000 Euro. Bavuranlar, ücret sözlemesi ile Ankara Barosu Avukatlık  
Ücret Tarifesini belge olarak sunmulardır.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yapmıolduğu yargılama masraf ve giderlerinin geri  
ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oldukları ortaya konulduğu sürece elde  
edebilir. Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne aldığında,  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 850 Euro tutarındaki  
adli yardım düülerek bavuranlara ortaklaa 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı  
kanısındadır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye  
çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından bavuranlara, 3.000 Euro (üç bin)  
manevi tazminat ve Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 850 Euro (sekiz yüz elli)  
tutarındaki adli yardım düülerek yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin  
beyüz) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 4 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7