HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran mahkumiyetinin düşünce, ifade ve toplanma özgürlüğünü ihlal
ettiği şikayetinde bulunarak bu bağlamda AİHS'nin 9,10 ve 11. maddelerine
atıfta bulunmaktadır. AİHM bu şikayetleri AİHS'nin 10. maddesinin ışığı
altında incelemenin uygun olduğu sonucuna varmıştır.
AİHM söz konusu mahkumiyetin Sözleşme'nin 10 §1 maddesi ile
güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği
hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığına dikkat çekmektedir.
AİHS'nin 10 § 2 maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru
bir amacı içeren ve yasa ile öngörülen müdahaleye karşı da itirazda
bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran
2002). AİHM bu takdiri kabul etmiştir. Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin
"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM daha önce bu davanınkine benzer sorulan gündeme getiren başka
davalar da incelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmıştır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye,
no: 22479/93, § 74, İbrahimAksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve
34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no:
27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin
davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit
etmiştir. AİHM siyasi konuşmada kullanılan terimleri ve bu konuşmanın
yapıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve incelenmek üzere kendisine
sunulan davanın koşullarını, özellikle de terörle mücadeleye bağlı zorluklan
göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve
İncal, adı geçen karar,s. 1568, § 58).
İlgili konuşmada, "kurt halkının dili ve ulusal değerleri" konusunda
hükümetin yürüttüğü politika şiddetli bir biçimde eleştirilmektedir.
AİHM İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin konuşmayı, halkı kin ve
düşmanlığa tahrik ettiği yönünde değerlendirdiğini hatırlatır.
AİHM iç hukuk kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli
görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye
(no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu
konuşmanın bazı bölümlerinin, Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir
tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da
konuşmanın şiddet kullanmaya, silahlı direnişe ve başkaldırmaya teşvik
etmediğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir konuşma olmayışının, göz
önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz.
a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve
Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
AİHM, müdahalenin oranlılığı söz konusu olduğunda verilen cezaların
niteliği ve ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatır.
Mahkeme bu bağlamda başvuranın başta 2 216 666 (iki milyon ikiyüz on altı
bin altı yüz altmış altı) TL. ağır para cezasına çarptınlmış olduğuna dikkat
çeker. Para cezasının tutan indirilmiş ve nihayetinde ödeme ertelenmiş de
olsa, bundan doğan çeşitli sonuçlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuran
hakkında ceza hükmünün verilmesinin gözetilen amaçlarla orantısız olduğu ve