CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÖZKAYA - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:42119/98)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
30 Kasım 2004  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42119/98) başvuru no'lu  
davanın nedeni Zübeyir Özkaya'nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonuna 15 Mayıs 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin  
(AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul  
Barosu avukatlarından Karalı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1955 doğumlu olan başvuran, Çanakkale'de ikamet etmekte ve inşaat  
işçiliği yapmaktadır. Başvuran İnsan Hakları Derneği üyesi olup, Çanakkale'de  
"Newroz" bayramı düzenleyenlerden birisidir ve 21 Mart 1997 tarihindeki  
kutlamada söz alarak "yerleşik rejim’in politikasını sert bir dille eleştirmiştir.  
14 Nisan 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Başsavcısı başvuranı Türk Ceza Kanunu'nun 312 § 2  
maddesinde öngörülen halkı sınıf, ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve  
şmanlığa tahrik etmekle itham etmiştir. Başvuran hakkındaki suçlamalara  
itiraz etmiştir.  
17 Ekim 1997 tarihli kararla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
başvuranı Türk Ceza Kanunu'nun 312 § 2 maddesini ihlal etmekten suçlu  
bulup 2 216 666 (iki milyon iki yüz onaltı bin altı yüz altmışaltı) TL. para cezası  
ödemeye mahkum etmiş ve başvuranın mahkeme oturumlanndaki iyi hali  
nedeniyle ceza indirimi uygulayıp, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyannca  
cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Aynı gün başvuran ifade  
özgürlüğü temelinde, hakkında verilen karara karşı Yargıtay'a temyiz  
başvurusunda bulunmuştur.  
9 Şubat 1998 tarihinde Yargıtay İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin  
verdiği karan onamıştır.  
Bu başvurunun AİHM tarafından kabul edilmesinin ardından başvuran bu  
kez Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyannca PKK'ya yardım etmek  
suçundan bir mahkumiyet daha aldığını AİHM'ye bildirmiştir. İstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi 26 Kasım 1999 tarihli kararıyla başvuranı üç yıl dokuz ay  
hapis cezasına mahkum etmiş ve deliller arasında, bu başvurunun nedenini  
teşkil eden bir önceki mahkumiyet kararını göstermiştir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran mahkumiyetinin düşünce, ifade ve toplanma özgürlüğünü ihlal  
ettiği şikayetinde bulunarak bu bağlamda AİHS'nin 9,10 ve 11. maddelerine  
atıfta bulunmaktadır. AİHM bu şikayetleri AİHS'nin 10. maddesinin ışığı  
altında incelemenin uygun olduğu sonucuna varmıştır.  
AİHM söz konusu mahkumiyetin Sözleşme'nin 10 §1 maddesi ile  
güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği  
hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığına dikkat çekmektedir.  
AİHS'nin 10 § 2 maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru  
bir amacı içeren ve yasa ile öngörülen müdahaleye karşı da itirazda  
bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran  
2002). AİHM bu takdiri kabul etmiştir. Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin  
"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer sorulan gündeme getiren başka  
davalar da incelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmıştır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye,  
no: 22479/93, § 74, İbrahimAksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve  
34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no:  
27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin  
davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit  
etmiştir. AİHM siyasi konuşmada kullanılan terimleri ve bu konuşmanın  
yapıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve incelenmek üzere kendisine  
sunulan davanın koşullarını, özellikle de terörle mücadeleye bağlı zorluklan  
göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve  
İncal, adı geçen karar,s. 1568, § 58).  
İlgili konuşmada, "kurt halkının dili ve ulusal değerleri" konusunda  
hükümetin yürüttüğü politika şiddetli bir biçimde eleştirilmektedir.  
AİHM İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin konuşmayı, halkı kin ve  
şmanlığa tahrik ettiği yönünde değerlendirdiğini hatırlatır.  
AİHM iç hukuk kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli  
görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye  
(no:4), no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu  
konuşmanın bazı bölümlerinin, Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir  
tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da  
konuşmanın şiddet kullanmaya, silahlı direnişe ve başkaldırmaya teşvik  
etmediğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir konuşma olmayışının, göz  
önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz.  
a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve  
Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin oranlılığı söz konusu olduğunda verilen cezaların  
niteliği ve ağırlığının da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatır.  
Mahkeme bu bağlamda başvuranın başta 2 216 666 (iki milyon ikiyüz on altı  
bin altı yüz altmış altı) TL. ağır para cezasına çarptınlmış olduğuna dikkat  
çeker. Para cezasının tutan indirilmiş ve nihayetinde ödeme ertelenmiş de  
olsa, bundan doğan çeşitli sonuçlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuran  
hakkında ceza hükmünün verilmesinin gözetilen amaçlarla orantısız olduğu ve  
"demokratik bir toplumda gerekli" olmadığı sonucuna vararak AİHS'nin 10.  
maddesi ihlal edildiği karanna varmıştır.  
II. AİHS'NİN 6 § l MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran kendisim yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle "bağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında  
bulunmaktadır. Bu doğrultuda başvuran AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile  
getirildiğini ve bunların AİHS'nin  
6
§
l
maddesinin ihlali yönünde  
sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz., Özel-Türkiye, no: 42739/98 § § 33-  
34, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00 § § 35-36, l O Temmuz  
2001).  
AÎHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde  
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır.  
Mahkeme, ceza kanununda öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik  
Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir hakimin yer  
aldığı mahkeme heyeti karşısına çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuranın, Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz  
bir yargı karan almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle  
başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki  
şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Bkz. adı geçen Incal s. 1573, §  
72 ).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin AİHS'nin 6 § l maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme niteliğim taşımadığı sonucuna varmıştır.  
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran 25.540 (yirmi beş bin beş yüz kırk) Euro değerinde bir maddi  
zarara uğradığım iddia etmektedir. Bu tutar, başvuranın her iki davada  
ödemek zorunda kaldığı dava masrafları ile avukatlık ücretlerini ve ikinci  
mahkumiyet kararının infazı gereği cezaevinde kaldığı süre boyunca  
mesleğini icra edememesinden ötürü uğradığı gelir kaybını içermektedir.  
Başvuran diğer yandan 25.000 (yirmi beş bin) Euro değerinde manevi  
tazminat talep etmektedir. Bu hususta başvuran Türk Ceza Kanununun 312.  
maddesi uyarınca hüküm giymesinin, toplanma özgürlüğü hakkını ciddi bir  
şekilde kısıtladığını hatırlatmaktadır.  
Hükümet başvuranın talepleri hakkında görüş bildirmemiştir.  
İddia edilen gelir kaybına istinaden AİHM, başvuranın iddia ettiği zarar ile  
Sözleşme'nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı bulunması gerektiğini ve  
adil tazminin, gerektiğinde, mesleki gelir ve diğer gelir kaynağı kayıpları  
başlığı altında verilecek bir tazminatı içerebileceğini kaydeder (Bkz. örneğin,  
Çakıa-Türkiye, no: 23657/94, § 127, AİHM 1999-IV). AİHM, başvuranın iddia  
ettiği maddi zarar ile Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlali arasında nedensellik  
bağı bulunmadığı tespitinde bulunmuştur. Dolayısıyla Mahkeme başvuranın  
maddi tazminat talebini reddetmiştir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, ilgili kişinin davanın koşulları  
nedeniyle bir tür karmaşaya maruz kaldığına kanaat getirerek, AİHS'nin adil  
bir tazmin öngören 41. maddesi gereğince başvurana 3.000 (üçbin) Euro  
tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının,  
Sözleşnıe'nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir  
mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin, başvuranın, kendisinin de talep etmesi kaydıyla, gecikmeksizin,  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olacağı  
kanaatine varmıştır (Gencel- Türkiye, no: 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AÎHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve  
harcamalara ilişkin 3.100 (üç bin yüz) Euro tazminat talebinde bulunarak  
kamtlayıcı belge niteliğinde, geçerli en düşük avukatlık ücret tarifesini,  
avukatlık ücreti karşılığında kesilen makbuzları ve tercüme masraflarını  
belgeleyen makbuzları göstermiştir.  
Hükümet bu hususta görüş bildirmemiştir.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda  
(Bkz. diğerleri arasında, Nikolova-Bulgaristan, no:31195/96, § 79), AİHM tüm  
masraflarla birlikte başvurana 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. 1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal  
edildiğine;  
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.'ye çevrilmek  
üzere Savunmacı Hükümetin başvurana  
i. manevi tazminat için 3.000 (üç bin) Euro ödemesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödemesine;  
iii. KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara  
yansıtılabilmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına  
kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§  
2 ve 3. maddelerine uygun olarak 30 Kasım 2004 tarihinde yazıyla  
bildirilmiştir.